8. bölüm / 26
Asarok ve Haydut ÇetesiGüllerin anlamı
Bölümler 26Şu an: Güllerin anlamı
- 1 Lanetli Çocuk733 kelime
- 2 Kitap1.132 kelime
- 3 Farklı bir adam1.990 kelime
- 4 Oyun Masası1.642 kelime
- 5 Şans günahı1.351 kelime
- 6 Saray3.441 kelime
- 7 Mezar Açan1.031 kelime
- 8 Güllerin anlamı1.515 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Kötü Şaka1.243 kelime
- 10 Sınav3.259 kelime
- 11 Şafak3.230 kelime
- 12 Hediye2.825 kelime
- 13 Sohbet2.789 kelime
- 14 Emir644 kelime
- 15 Hayal1.791 kelime
- 16 Kutsanan1.615 kelime
- 17 Darkrose5.755 kelime
- 18 Greenroses1.122 kelime
- 19 Yüce savaşçı2.868 kelime
- 20 Sorgu1.384 kelime
- 21 Kuzey akını3.689 kelime
- 22 Kötü toplantı2.194 kelime
- 23 Düğün2.031 kelime
- 24 Haydut1.733 kelime
- 25 Dürüstlük ve acı898 kelime
- 26 Yelesiz Aslan2.532 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Güller ne manaya gelir bilir misin Asarok?" Diye sordu amcası Borgrin Blackrose.
Sebattan döneli onlarca gün geçmişti. Babası Zeon, Asarok ve diğer iki büyük kardeşi Saul'la Hild'i eğitilip bazı şeyleri öğrenmeleri için Blackrose kalesine bağlı bir kasaba olan, Kuzeyden Uzaktaya göndermişlerdi. 5 günlük uzun bir yolun sonunda ulaştıkları kasabada onlara babalarından büyük, kahyadan küçük olan amcaları Borgrin Blackrose bakıyordu.
Amcaları cüsseli biriydi, kır saçları gözleri gibi gıpgriydi. Çoğu zaman sarhoş olur, kafadan kırık halde gezerdi. Bunlara rağmen amcası, hanedanlıkta geleneklere her zaman en çok önem veren kişiydi. Kuzeyden Uzakta onun tarafından yönetiliyor ve korunuyordu. Şimdi ise kasabanın yüksek kalan bir bölgesinde kasabayı ve Asarok'a adını bile söylemediği kızla dolaşan Saul'u izliyolardı.
Saul'a bakınca amcasının sorusu aklına geldi, "aşkı?" Dedi. Amcası kafa salladı, sarhoş olmadığı nadir zamanlardan biriydi. Amcası bu değerli zamanı Saul'u kollayan Asarokla geçirmeyi tercih etmişti.
"Aşk olmadan gül olmaz, güller gücünü aşktan alır, aşkta güllerden. Aşk farklı türlere bölünür, bu yüzden her türe bir gülün rengi düşer. Tabi bazı güller nerdeyse aynı anlama gelir ama çok sıkıntı değil" dedi amcası tüm bilgili sesini kullanarak. "Saul şuan doğru olanı yapıyor, bırak aşık olsun aşk ruhunu dolduran temel duygu olsun. Aşk onu emin ol çok güçlü yapıcaktır, mesala bir zamanlar biz kardeşler arasında aynı senin gibi en küçük kardeş olan, sonra hanedanlığını değiştirip İcerose olan ve aşk uğruna hayatını feda eden Bren'i düşün. Dediğim gibi Asarok aşık olmak önemli birşey sende aşık olmalı ve onun için çabalamalısın."
Asarok amcasının dediklerini düşündü sonrada aşağıda konuştuğu kızla oturmuş Saul'a baktı. Saul çok mutluydu, Asarok abisinin tipinden anlayabiliyordu içinde nasıl mutluluk patlamaları koptuğunu.
Asarok hiç aşık olmamıştı, belki vakti gelmemişti. Lakin Asarok'un hiç aşk yaşamak gibi bir düşüncesi yoktu. Hala okumakta olduğu, Sebat'ın saray kütüphanesinden aldığı "Güller ve Kılıçları" adlı kitapta birçok tarihi figür okumuştu. Gül hanedanlıklarının en güçlüleri hep manyak derecede sırılsıklam bir kadına aşık olanlardı. Lakin Asarok, farkettiki deli gibi aşık olanlar biryerden sonra zayıflayıp, güçten düşüyolardı. Yaşamları hep kötü sonla bitiyordu, amcasının anlattığı amcasınıda biliyordu. Amcası Bren kuzeydeki en korkutucu klan yada kendilerine göre kabile olan, soylarının antik kuzeylilere dayandığını iddia eden Donuklar karısı Allys'i kaçırmıştı. Donuklar onun kanının kutsal olduğuna inanmış ve onu kurban olarak öldürmek için kaçırmışlardı. Borgrin'den önce Kuzeyden Uzaktayı yöneten Bren İcerose tabi o zamanlar Blackrose, tüm yönetimi başıboş bırakıp kuzeye gitmiş, karısını kurtarmış lakin bedelsiz kalmamıştı. Kendisi donukları yenemeyeceğini anlayınca Kuzeyden Uzaktadaki tüm ordusunu toplamış ve donuklara saldırmış. Savaşı ezici bir üstünlükle Donuklar kazanmış. Ele geçirdikleri Bren, bir anda içindeki aşkın gücünü kullanarak, çok nadir olan Hanedanlık değiştirmeyi yapmış ve Blackrose yerine İcerose olmuş. Güçlerini kullanarak Donukların onlarca belki yüzlerce yıl kapatamayacağı zararlar vermiş.
Ama en sonunda gücün onu çok sömürmesiyle iradesi dayanamamış ve kendi kendini öldürmüş. Asarok hikayede aynı diğer hikayelerde farkettiği gibi birşey farketmişti. Aşk, insanı kör eder ve onu sömürür. Asarok'un teorisi yada düşüncesi buydu. Bundan dolayı aşık olmayı pek mantıklı bulmuyordu, çünkü sonu hep kötü bittiğine inanıyordu. Gerçi ne kadar istemesede muhtemelen ailesi tarafından birine aşık olunması zorlanacaktı. Çünkü geleneklere göre aşık olmayan gül, solup giderdi. Bundan dolayı güllerin dışında halkları bile aşka büyük önem verip insanların birbirine aşık olmasını teşvik ederdi.
Sonra aklına kitapta olan, daha o kısma gelmemesine rağmen göz ucuyla baktığı bölüm geldi. Aşağıdaki Saul'u izlemeyi bırakıp yanında duran amcasına döndü. "Hey amca siyah gül (yani Blackrose) hangi aşkı temsil eder?" Diye sordu. Amcası bu soruya karşı gözleri parıldamıştı. Yeğenin böyle şeyleri merak etmesi gurur vericiydi. "Siyah gül kara sevdadır aşk için gözünü kör edenlerdir. Rivayete göre Hanedanlık böyle doğmuştur. Bir rivayettede siyah gül, bir adamın ölümün ucunda olmasına rağmen aşka tutunması sayesinde doğmuş ve filizlenmiş. Böylece o adam üstün bir güce sahip olup yaşama tutunmuş" Dedi amcası.
Asarok anladım edasıyla kafasını salladı. Asıl sorusu şimdi geliyordu.
"Peki amca ya Darkrose? Hani şu siyahtan daha siyah olan" diye sordu.
Kasabadaki hatta tüm dünyadaki sesler kesilmişti sanki. Etraf kararmış gibiydi. Amcasının gri gözleri bile siyahlaşmıştı.
Amcası gözlerini tüm gücüyle açarak Asarok'a baktı. "Sen! Onları nereden biliyorsun çocuk?" Ses Asarok'u ürkütmüştü. Sesi korkuyla öfke karışımıydı.
Amcası Borgrin, Asarok'un cevap vermesine fırsat bulamadan konuştu. "Onların ailesi yoktur, onlar aşık olmazlar, hepsi nefretin tohumlarıdır." Dişlerini sıktı.
Onlar karanlıktır,
Yıkımdır,
Katliamdır,
Ölümü getiren bir dengedir." Her kelime yeri inletiyordu sanki. Tüm dünya susmuştu.
"Çürük bir çınardır, Pis bir kandır, acımasız bir katildir ve en önemlisi saf nefrettir. Onlardan sakın birdaha bahsetme Asarok! Onları sakın düşünme, bana güven onlar gül falan değiller" dedi amcası.
Sonra etraftaki korkutucu sessizlik kesildi. Resmen dünya nefesini tutmuş şimdide bırakmıştı. Asarok'da rahatlamıştı,
"tamam amca birdaha asla bahsetmeyeceğim" dedi. Lakin kafasında hala merak kalmıştı. "Kitabı okurum artık, amcama birdaha sorarsam kafama baltalarından birini geçirecek" diye düşündü irkilerek.
Biraz daha ayakta dikilerek Saul'u izledikten sonra amcası arkasına dönüp kasabanın tüm işlerinin yönetildiği, kendi ailesinin ve Asarokla kardeşlerinin kaldığı merkez binaya yola koyuldu. "Birazdan akşam yemeği yiyeceğiz napıp edip Saul'la beraber gel" dedi amcası giderken.
Amcası gittikten sonra gökyüzünü ve deniz kadar büyük olmasada gölün güzel manzarasını seyretti.
Kasabanın gölde bir limanı vardı, göl küçük ve düz bir nehirle kolayca denize bağlanıyordu. Asarok okuduğu az sayfalı denizcilik hakkında şeylerden bahseden bir kitapta, Kuzeyden Uzakta'dan yola çıkıp kuzeye varmak 29 gün sürüyordu. Asarok kuzeylilerin nasıl burayı bulduklarını merak etti. "Muhtemelen onları bir gül getirdi buraya yerleşmeleri için" diye teori kurdu kafasında. Asarok burda kaldığından beri kuzeylilere merak salmıştı.
Bren İcerose'un karısı Allys, Bren tarafından hamile kalmıştı. Çocuk ancak Bren öldükten sonra doğmuştu.
Çocuğun annesi kocasının ölümüne kahrından dolayı oda gözlerini kapatmıştı.
Şuan ailesiz kalan çocuğa Borgrin bakıyordu. O çocukta yani Karlin Asarok'un kuzeni, Asarok'a kuzey hakkında birsürü şey anlatmış ve Asarok'un kuzeye merak salmasında büyük rol oynamıştı.
Saul konuştuğu kızla vedalaşıp son kez sarıldı. Birbirlerinden ayrıldıklarında Saul direk yukarda duran Asarok'u gördü. Birbirleriyle bakışan kardeşler gülümsedi.
"Yemek yenilecek çabuk gel" diye bağırdı kardeşine Asarok. Saul başını sallayıp hızlı bir tempoyla yürümeye başladı. Onun geldiğini gören Asarokta merkez binaya gitti.
Binada aynı Büyük Ocak gibi büyük bir salon ve uzun bir masa vardı. Masanın en ucunda amcası Borgrin ve kuzeyli halası Syvilla vardı.
Hemen onların sağında en büyük amca olan Kahya Burnett vardı. Oda ona en çok saygı duyan kardeşiyle beraber vakit geçirmek istemiş ve gönderilen üç kardeşle beraber gelmişti.
Geriye kalan bir kaç sıra boyunca kasabanın önde gelen, amcasının yakın arkadaşları olan adamlar vardı.
Asarok her zamanki gibi sağ tarafta en sağ köşeye oturmuştu. Birkaç sıra ötelerinde oturan kız kardeşi Hild ile kuzeni Karlin, Asarok'u görüp yemek tabaklarını ve iki tane daha tabak alarak Asarok'un yanına ve karşısına geçtiler.
Yemekleri normalde amcaları Borgrin Blackrose bizzat yapardı lakin bu akşam misafirleri olduğu için kendisinden daha iyi yemek yapan adamlardan ve karısı Syvilla'dan yardım almıştı.
Yemek kuzu etiydi. Birsürü baharatla ve sebzelerle tatlandırılmıştı. Asarok kendisine koyulan etin bir kısmını kesip ağzına attı. O sırada Karlin Asarok'a döndü.
Karlin, uzun ve siyah saçlıydı, saçlarını kafasının ortasından ikiye ayırmış kendine has bir stil yapmıştı. Gözleri beyazla mavinin karışımı bir renkteydi.
14 yaşındaydı lakin yaşına göre iri cüsseliydi. Herhangi bir silah kullanmada ustaydı. Üstünde koyu mavi renklerle boyanmış kaynatılmış yün ve hafif deri zırh giyiyordu.
"Şu lanet olası Saul... O kızı nasıl beğenebiliyor?" Diye sordu Karlin. Asarok soruyu komik bulup kahkaha attı.
Kaledeyken Lyonla Saul nasıl Asarokla dalga geçiyorsa burada Karlinle Asarok Saul'la dalga geçiyordu.
"Demeyin öyle o kız Saul'un hep iyiliğini düşünüyor o Saul'u seviyor" dedi Hild hüzünlü bir sesle. "Hadi ama Hild, şakasına diyoruz zaten" dedi Karlin yumuşak bir sesle.
"Neymiş o şaka banada söyleyin bakalım" diye girdi bir anda Saul, Karlin'in yanına otururken. Karlin elini geçiştirircesine salladı "hiçbir şey" dedi.
Karlinle Asarok birbirlerine baktı sonrada yavaş yavaş sinirlenmeye ve yüzü kızarmaya başlayan Saul'a baktı.
İkiside aynı anda kahkaha attı. Saul birşeyler desede kuzenlerin gülmesinden pek birşey anlaşılmadı. En son hepside sustu normal birşekilde yemek yemeye devam ettiler.
Sonra bir hizmetçi arkalarından hepsine şarap verdi Asarok hariç. Bu sefer gülme sırası Sauldaydı. "Birileri hala altında bezle geziyor galiba" dedi, Karlinle beraber güldüler.
"Emin olun sizden çok daha iyi bir içiciyim" dedi Asarok kendinden emin bir sesle.
"Madem öyle şarabın nerde o zaman bebek?" Dedi Saul şarabını hafifçe yudumlarken. Asarok ablası Hild'in önündeki şarabı kaptı. Kız kardeşi ilk başta şaşırsada sonra birşey demedi.
Karlin kaşlarını çattı, "Asarok emin misin içeceğine?" Diye sordu. Saul başını onaylarcasına salladı. "Evet Asarok şaka biryana bu yaşta alkol kullanmamalısın daha küçüksün" dedi.
Asarok eliyle silkeleme hareketi yaptı ve "sana fikrini soran olmadı bay aşık gül" dedi.
Dedikleri bardağı taşıran son damlaydı. Karlin tam gülücektiki Saul ayağa kalktı ve beline sakladığı hançeri çıkardı. "Son sıralar fazlasıyla Karlin'e güvenerek benle dalga geçmeye çalışıyorsun bunun bedelini ödeyeceksin. Asarok Blackrose seni düelloya davet ediyorum" dedi bağırarak.
Masadaki diğer herkes Saul'a bakıyordu. Herkes sessizleşmişti. Asarok bir etrafına bakındı sonrada Saul'a döndü.
"E bende reddediyorum" dedi Asarok ellerini yana açarak. Masadaki diğer herkes gülmeye başlamıştı. Saul kıpkırmızı olan yüzüyle yerine oturup yemeğini yemeye devam etti ve arada Asarok'a birkaç küfür savurdu.
Yemek bitince kasabanın önde gelenleri Asarok'u övüp yaptığının hem komik hemde doğru olduğunu söylediler. Asarok bunu zaten bildiği için övgüleri pek umursamadı.
Kardeşleriyle beraber misafir edildikleri odada yattılar. "Hey Saul gece beni bıçaklıyım deme sakın! Özür dilerim" dedi Asarok hemen karşısında yatan Saul'a. Saul tamam
der gibi şeyler mırıldandı ve direk uyudu. "Kızla konuşurken baya yoruldu galiba" diye düşündü Asarok. Sonra oda esnedi "izlemek bile yorucuydu gerçi" dedi kendi kendine, Oda uyuyakaldı.
Bölüm etkileşimi
