Asarok ve Haydut Çetesi kitap kapağı

26. bölüm / 27

Yelesiz Aslan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Yelesiz Aslan

Asarok, gene birşeyi becerememişti. Bir yük arabasını yağmalamak için kendini hazırlamış, sonrada o hazırlığın hiçbir işe yaramamasını sağlamıştı.
Şimdi ise bu soğuk ormanın ağaçlarının tepesinde yalnız ve üşür bir halde yaslanmış, içindeki yeni acılara karşı durarak savaşıyordu. Ormanda gezinen sert rüzgar,
Asarok'u heryerinden kuşatıp dahada çok üşümesini sağlıyordu.
Pek bir işe yaramacağını bilsede kendini sıkabildiği kadar sıktı.
Tüm kaslarını hiç olmadığı kadar kasmıştı. Tenindeki ürperme artık öyle bir raddeye gelmiştiki, sanki derisine birsürü iğne batıyordu.
Gene ağlamaya başladı. "Ağlamam hiçbir işi düzeltmeyecek" dedi kendine. Fakat hala ağlamaya devam etti.
"Kalbimdeki bu boşluk beni içimden yakıyor" diye haykırdı. Sesi, başlayan fırtına tarafından soğuruldu.
"Bu şey...
Bu şey benim lanetim ve ben sadece izliyorum.
"Nasıl bu kadar başarısız olabildim?"
Yarı oturur yarı yattığı kalın dalın tam üstünde bi anlığına gene o belirdi.
"Tanrılar tarafından verilen gücü Potansiyel..." Dedi.
Asarok bu gücünü unutumuştu. Hiçbir zamanda işe yaramamıştı zaten.
"Oysa annen ne kadar haklıydı Asarok"
Asarok, annesini unutmuştu halbuki, niye şimdi ona hatırlatmıştıki?
Karşısında duran herife hiçbir şey söyleyemedi. Boğazı tamamen düğünlenmişti.
Soğuk gitgide arttı. Etrafa hızlı fakat küçük taneleri olan bir kar yağıyordu.
Adam hala bir cevap beklercesine durup ona bakıyordu.
"Git" diyebildi sadece, çok kısık bir sesle.
"Lütfen... Git" gözleri kapandı. İçini güzel bir sıcaklık hissi kaplıyordu.

Grim, "artık gidiyorum" dedi kendi kendine son bir kez. Olaysız ve temiz geçen günlerin ardından Grim sonunda karar verebilmişti.
İçinde nedenini anlamadığı boşluk ve sanki birşeyleri yanlış veya eksik yapma hissi onu yiyip bitiriyordu.
Lakin eninde sonunda bu hissi önemsemeye karar verdi ve tüm eşyalarını topladı.
Hali hazırda aylar önce şehrin dışına çıkmıştı. Fakat şehrin pek uzağında kalmayan surlara oldukça yakın olan birkaç eski konaktan birinde kalıyordu.
Şimdiki amacı ise kendini eskiden de yaptığı gibi olabildiğince gizli tutarak bu konaktan çıkmaktı.
Sonrada uzaklara gidecekti. Çok uzaklara, "Kuş Adalarına"
Eşyalarını küçük, tek atla kullanılan bir yük arabasına yükledi. Eşyalarıda pek fazla değildi zaten. Zırh parçaları, eski demircilik eşyaları ve kılıcı.
Eşyaların arasında en büyük şeyi kılıcıydı. Fakat en hafifide kılıcıydı.
Eşyalarının hepsini kuş adalarına gitmeden önce satmayı planlıyordu. Fakat kılıcı...
"Onu satamam" diye düşündü. Eşyaların arasından kılıcını eline aldı. Devasa kılıcı yılların verdiği güç ve kılıcın hafif, özel çeliği sayesinde zorlanmadan tek elle kaldırıyordu. Kılıcı kabzasından çıkarmadan bir süre süzdü. Tutma yeri gümüşi bir parlaklıkla parıldıyordu. Hissi pürüzsüzdü.
Kılıcı geri bırakıp miğferine baktı. "Uzun zamandır ne miğfer ne maske takıyorum" diye düşündü. Aylar boyunca sadece kafasını örten başlıklar takıyordu.
O bunları düşünürken aklına maskesi geldi. "Yelesiz bir aslan nedirki?" Bir anlığına içindeki boşluk hissi hiç olmadığı kadar arttı. Yaptığı tüm başarılar, eğittiği öğrencileri, hizmet ettiği kral...
"Hayır" dedi kendi kendine. "Bunları artık düşünmemeliyim."
Yük arabasını atının eyerlerine bağladı. Atının gücüne güveniyordu. Yıllardır onu o taşımıştı. Artık ona alışık sayılırdı.
Atının yelesini sakince okşadı. Hem atını hemde kendisini sakinleştirmek için.
"Bu son yolculuğumuz dostum" dedi. Biraz daha ona baktıktan sonra üstüne bindi ve onu ileriye doğru mahmuzladı.
Eşyalarını hazırladığı yer, yıkık dökük, tahta iki sütunla ayakta duran, yanındaki küçük konakla birleşik bir çardaktı.
Atını sürerken bir yandanda Sebat dışındaki halkı düşündü. Forgatten Land'de ustasıyla gezdiği yıllardan beri hiçbirşey değişmemişti.
Nereye gidilirse gidilsin herkes sefildi. Halkın En büyük tarlalarından bile çıkan ekinler bir ambarı anca dolduruyordu.
Grim, fark etmişti ki normal bir şekilde bu dünyada doğup normal bir insan gibi hayat sürmek imkansızdı.
Ya savaşacaktın ya büyük bir kumar kazanacaktın ya da sefil bir şekilde yaşayıp ölecektin.
"Bu dünyanın en iğrenç yanı bu işte" diye söylendi. O sırada zarzor ayakta duran bir evin önünde iki çocuğun mutlu bir şekilde koşuşturduğunu gördü.
"Belki hiç birşeyleri yok fakat insanlar her zaman bir şekil mutlu olabiliyor" derdi ustası.
"Belki hiç güzel görkemli, sağlam evleri yok. Fakat bir şekil ısınabiliyorlar."
Grim, bunları korumak için yemin etmişti. Şimdi ise kaçıyordu, bir korkak gibi.
"Yelesiz bir aslan..."
Atını saatlerce sürdü. "8-12 saat arası sürdüm galiba" diye düşündü. "Ama neden yorulmadım?" Hiçbirşey hissetmiyordu. Sadece gidiyordu. Ne mutsuz ne mutluydu. Ne aç ne de uykuluydu.
Bir ormana geldi. Bu ormanı biliyordu. En az 20 tane macera yaşamıştı bu ormanda.
Nedendir bilinmez hiçbir zaman kimse buraya isim koymamıştı. Grim'de koymamıştı.
Normalde gitmesi gereken Gartin adlı Tarafsız bir kasabaya ormandan çıkıp oraya doğru giden patikadan daha hızlı ulaşabilirdi. Lakin nedensiz ormandan gitme isteği kaplamıştı içini.
"İyice çocuklaştım" diye düşündü. "Böyle saçma şeyler yapmaya devam edersem boşluk hissi dahada artacak."
Ormanda ilerledikçe ilerledi. Hava iyice kararmıştı. Ormanın için girdikçe farkettiki etrafa kar yağıyordu. "Kuzeye yakınlaştım" diye söylendi.
Etrafın soğuğu giydiği kalın kıyafetlere rağmen üşüttü. Bir yandan etrafa bakıyor, ormanın normalden çok daha siyah ve karanlık olduğunu düşünüyordu.
Tam o sırada ensesine doğru havayı kesen keskin sesi farketti.
Yıllar boyu aldığı eğitimin ve yıllar boyu yaptığı herşeyin tecrübesi işte tam orada onu kurtarmıştı.
Başka biri olsa çok büyük bir ihtimalle o saldırıyı engelleyemezdi.
Sağ koluna takılı kalın bir metal tabakası olan bilekliğiyle kendisine gelen kılıç saldırısını savuşturdu.
Yumruğunu sıkıp bileğiyle kılıcı ittirerek kılıç tutan kişiyi ve kılıcı ileri fırlattı.
Hızlıca atın üstünden zıpladı. Etrafına bakındı. Burnuna güzel ama kötü hissettiren bir koku geliyordu.
Etrafta hiçkimse yoktu. Sanki bir yanılsama görmüştü.

"Önceden anlattığım, sizi görünmez yapan kıyafet muhtemelen her canlıda işe yarayacaktır. Fakat ormanın en iyi gözlerine sahip yılan sizi farkedebilir. Lakin yılana karşı ne yapacağınızı size anlatmıştım zaten."
İkinci bir saldırı, öncekinden daha hızlı geldi. Grim bu saldırıyı geç farketti. Cezasınıda sırtında hafif bir kesiğin açılması ve kıyafetinin yırtılmasıyla ödedi.
Grim, bir süre daha gözlem yaptıktan sonra karşısındakini göremeyeceğini anladı. Gözlerini kısıp tamamiyle kendini sessizleştirdi.
"Bir ayıya karşı savaşırken, (ki bunu tavsiye etmem) devasa bir cüsseye sahip olmalı veya ona görünmeden kör noktalarından saldırmalısınız. Eğer güçsüzseniz ve elinizdeki silah fazla keskin değilse içinizdeki heyecana ve korkuya hakim olmalı, kontrollü davranmalısınız."
Üçüncü saldırı, tam sağ arkasından geliyordu. Kolunun alt tarafı hedeflenmişti. Hızlı bir şekilde arkasına bakmadan arkaya atıldı. Düşman görüşüne girmişti.
"Oh doğru unuttum. Aslanlar! Ormanın en güçlüleri aslanlar...
Size söyleceğin şu ki değerli okurlarım. Bir aslanla asla savaşmayın. Çünkü onların hem yılan gibi gözleri vardır. -Giydiğiniz kıyafet ne olursa olsun sizi bulur.- Hemde dev gibi cüsseleri vardır. Asla devrilmezler. Sizi tekrardan uyarıyorum:
Bir aslanı ayıyla karıştırmayın!"
Asarok, karnına yediği tekmeyle ormanda metrelerce yuvarlandı.
En son bir ağaca çarptığında muhtemelen daha ayağa kalkamazdı. Bir çok yeri hareket edemeyecek kadar incinmiş hissediyordu. Fakat, kalktı.
Bir şekilde sanki hiçbirşey olmamış gibi ayağa kalktı. İçinde hiçbirşey yoktu. Kalbindede öyle.
"Sadece aptal bir boşluk!"
İleri doğru hışımla atıldı. Adama görünüp görünmek umrunda değildi.
"İstersen en güçlü aslan ol!" Diye bağırdı. Tüm ormanda onun sesi yankılanıyordu.
"Seni öldüreceğim!"
"Tıssss"
Grim, karşısındaki şapkalı ve maskeli adamın kendisinin yarısı kadar olduğunu farketti. Üstüne doğru hızla geldiğini görünce, uzun birkaç adımla yük arabasına ulaştı ve arabaya sabitlediği kabzadan kılıcını çekti.
Asarok kafasına gelen devasa siyah çelikten ucu ucuna kaçtı. Sonrada kendini geriye attı. Adamın devasa kılıcı simsiyahtı. Etrafa kutsal bir güç yayıyor. Yerde bitmiş ince kar tabakasının beyazlığını sanki içine sömürüyordu.
Kafasında Kendisinin bile beklemeyeceği kadar hızlı bir plan kurup tekrar saldırıya geçti.
Grim, yılların gücüyle kılıcını üstüne gelen herife savurdu.
Asarok, kılıçtan pelerinin bir ucunu feda ederek zıplayarak kaçtı. Zıplamasının gücünü hemen yolun dibindeki ağaca verdi ve ağaçtan güç alıp yanlamasına zıpladı.
Adamın yarı üstünden geçerken kılıcını onun omzuna savurdu. Havada dengesiz olduğu için kılıcı gene kısa bir kesik bırakabildi.
Grim, omzuna aldığı kesiğin acısını umursamadan yere yeni inmiş, arkası dönük adamın sırtını kesti.
Asarok, sırtındaki sıcaklığı umursamadan tekrar aynı planı daha iyi bir şekilde uygulamak için hazırlandı. "Bu sefer kafası!"
Kendi kendine bilerek yük arabasının etrafından döndü. Olabildiğince adamın dikkatini dağıtarak ağaçlara yakın tarafa gelmesini sağladı.
İleriye doğru atıldı. Adamın saldırısından bu sefer kusursuz kaçtı. Zıplamasına gerek olmadığını farkedip kılıcını adamın karnına doğru savurdu.
Adam kılıcı diklemesine ters tutarak saldırının sanki bir kayaya vurmuş gibi olmasını sağladı.
"Kılıcı çok sağlam" diye düşündü Asarok. Fakat sorun değildi.
Adam kılıcını düz tutana kadar, etrafında dönüp arkasına geçip saldırdı.
Adam eskisinin 2 hayır, 3 katı hızla arkasına doğru kılıcını savurdu.
Ve Asarok farketmeden bir kumar oynadı ve kazandı.
Sağdaki ağaca zıplayarak tekrardan ağaçtan güç alıp adamın kafasına saldırdı. Biraz yanlış yapmıştı.
"Lakin bu tek şansım ve ulaşabilmemin tek yolu" dedi kendi kendine.
Kılıç, adamın tam ensesine ulaşıyorken, kılıcını sonrada kendinin fazla yukarı ve ileri gittiğini farketti.
Grim, kafasının üstündeki adamı kılıcının düz tarafıyla havadan ittirdi.
Adam tepe taklak bir şekilde yük arabasına çarptı. Yanındaki ata çarpıp onun ürkmesine sebep oldu. Sonrada atın kendi kendine kişneyip zıplamasıyla dahada savrulup yere düştü.
Adam üstüne devasa kılıcını kaldırmış son vuruşunu yapmak için geliyordu.
"Bu kadar gelmişken" diye düşündü Asarok. "Bu kadar olmuşken mi öleceğim?"
"Hayır!"
Belinden sakladığı şeyi çıkardı.
"Sana bugün kaybetmeyeceğim. Hiçbir zaman size kaybetmeyeceğim. Benim işim bitmedi.
Ben!
Asarok Darkrose'um!"
Grim yerdeki adama tam kılıcı inmişken kılıcı sadece yere girdi. Havaya sıçramış adam, belinden kalın bir kendisine iple bağlanmış, bir hançer fırlattı.
Hançer Grim'in tam yüzünü paramparça edecekken, hançeri tuttu. Hançer ucu ucuna kaşlarının arasına girmişti.
Hançeri tüm gücüyle kendisine çekti. Adam, hançerle beraber ona geldi.
Asarok, kaybetmişti.
Yerde yatan, yüzündeki maskeyle şapkanın düşmüş olduğu ve artık çocuk olduğunu anladığı rakibinin üstüne yavaş yavaş geldi Grim. Sonrada kılıcını onun yanına sapladı.
Asarok, yenilmiş fakat içindeki o nefret dolu hırçın ve tiz ses gitmemişti.
"Neden öldürmüyorsun beni? Birkaç dakikada nasıl fikrin değişti?" Diye sordu hırçın hırçın.
Grim ona sessizce baktı bir süre. "Seni hiçbir zaman öldürmeyecektim" dedi omuzlarını ovuşturarak. Uzun zamandan sonra ilk defa savaşıyordu. "Sadece hamlamışım ve bundan dolayıda işimiz fazla uzun sürdü."
Asarok, ölmeyeceğini anlayınca yerinden doğrulup kendini rahat hissedeceği bir şekilde, yerin eğimli kısmına oturdu. Devasa kılıç, tam sağında kalıyordu. Karşısında düşmanının olması nedensiz umrunda değildi.
Grim'de Asarok'un yanına oturdu. Kılıç, onunda solunda kalıyor tam tersinde duruyordu.
"Saçın beyaz" dedi Grim. "Lanetli misin?" Asarok, her zaman aldığı bir soruymuşta artık cevaplamaktan sıkıldığı bir soruymuş gibi "evet" dedi. "Peki burada ne yapıyorsun. Bir ailen yok mu?"
"Ben Blackrose Hanedanlığının en küçük oğluyum" dedi direk. Grim şaşkınlıkla baktı çocuğa. Şok olmuştu, kalbinde büyük bir acı hissetti.
"Ah özür dilerim evlat" dedi. Sonrada bir süre sessizlik içinde ormanın sesini dinlediler. Kar yağmayı bitirmiş, tüm fırtına dinmişti. Yerdeki ince kar tabakası erimiş, çimenleri ve toprağı bir güzel sırılsıklam etmişti.
Asarok la Grim'in burnuna ıslak toprağın hoş kokusu geldi. İçleri nedensiz bir şekilde biraz iyi hissetti.
İçlerindeki boşluk azalmıştı. Bir süre sonra Grim, bir burun çekme sesi duydu.
"Tıssss"
Grim yerinden sıçradı. Hemen önünde kapkara bir şey belirmişti. Kara bir gül. "Bunu nasıl yaptın" diye sordu direk yanındaki çocuğa.
"Benim yaptığımı nereden biliyorsun?" "Bilmiyordum sadece tahmin ettim." Gülü dikkatlice inceledi. Güzel ama kötü hissetiren bir kokusu vardı. "Gülden gelen büyü, senden geliyormuş gibi hissettiriyor."
Asarok, yüzünde bir şeyler varmış gibi silerek, Grim'e döndü. "Bu şeylerin içinde büyü varmı?" Grim kafasını salladı. Büyüden pek anlamazdı. O şövalyeydi, fakat genede yıllar boyu büyü hep yanında veya karşısında olmuştu.
Asarok, bir anlığına şaşırmış gibi gözüksede sonra tekrar rahat bir ifade takındı. "Ne olursa olsun. Onlar umurumda değil. Onları bilerek kendi isteğimle yapmıyorum. Gözümü açıp kapatıyorum ve bir anda burada oluyorlar. Yerden filizlendiklerinde etrafa yaydıkları o sikik kokudan başka birşeyleri yok!"
Grim, çiçeği yerden alıp kopardı. Çok kolay kopmuştu. Toprağın altında hiç kökü yoktu anlaşılan. İyice inceledi gülü. Sapı, yaprakları hepsi tamamen simsiyahtı. Kendi kılıcına baktı. Onun çeliğiyle aynı renge sahipti çiçek. İkiside kapkara ışığı içine sömürüyordu.
Gül, bir süre sonra elindeki şeyin nedensiz bir şekilde bir çöp parçası gibi hissetmişti. Bir daha bakınca elindeki sadece bir kül parçası, bir çöp gibi duruyordu. Grim elindeki şeyi yere attığında farketti.
"Yerden kopardığımda içindeki büyüleri gidiyor ve bir hiçliğe dönüşüyorlar" diye düşündü.
"Diğer güller, bunu yapabiliyor mu? Yani renk renk yerden gül çıkarabiliyormu?" Asarok başını hayır anlamında salladı.
"Bu bir Blackrose değil bir Darkrose. Aralarında farklar var. Tüm güller aşktan ve sevgiden güç alıyorken, bu gül nefretten alıyor." Sonra kitaptan okuduğu parçayı sesli bir şekilde okudu.
"Eğer bir rose hanedanlığı mensubu, saf nefretle dolarsa bu gül onun önünde ortaya çıkar. Bu olay, kişinin hanedanlığını değiştirdiğini ve bir Darkrose olduğunu gösterir."
"Bunu bir kitaptan mı aldın?" Diye sordu Grim. "Ben herşeyi kitaptan alırım" dedi Asarok bıkkın bir sesle. Grim çocuğun dediği şeyi düşündü.
Sonra çocuğun üstündeki pelerini farketti. Çocuk, pelerinini ormanın renkleriyle uyumlu boyamıştı. "Demek bu yüzden görünmezdi" diye hayret etti kendi kendine.
"Peki bu yaptığın pelerin. Buda mı kitaplardan?" Diye sordu Grim. Asarok, artık adamın sorularını kaldıramıyordu. "Sana dedim ya be lanet olası! Ne diye birdaha soruyorsun?"
Grim büyük bir hayranlık ve şaşkınlıkla çocuğa baktı. Sonrada kahkaha attı. Devasa adamın kahkası gür ve güçlü sesiyle birleşince orman resmen inliyordu. Ormanın derinliklerindeki diğer canlılar veya insanlar ister istemez korkuya kapılıyordu. Tabi Grim, bunu asla bilemeyecekti.
Grim, gülmesi bitince tekrar yere oturdu. Asarok, adamın gülüşünü pek umursamamış gibi duruyordu. Grim bu sefer sessizliği sürdürmedi. "Kuş adalarını biliyor musun?" Diye sordu. Asarok, adama baktı. Sanki "orası şimdi ne alaka" der gibi bakıyordu. Cevap almayınca devam etti.
"Forgatten Land, (Unutulmuş Diyar) unutmuş insanlar, unutulmuş insanlar ve daha nice unutkanlıklarla dolu dünyanın hatırlanmayan parçası, ve bizde bu parçanın küçük bir noktasıyız sadece. Bizde unuttuk ve bizde unutulacağız. Karanlık zamandan aydınlık zamana ve daha ilerisine kadar bu hiç değişmeyecek bundan eminim çocuk. Beni tanıdınmı diye sormayacağım muhtemelen daha ilk saldırında beni tanımıştın. Fakat kahramanlıktan önce ben bir şövalyeydim.
Aslında şuanda şövalyeyim. İnsanları korumak için Unutulmuş tanrıya ve ustama bir yemin ettim. Onlarca birsürü yeminler. Öyle yeminlerdiki hepsini yerine getirdiğimi sanarken, hiçbirini yapamamıştım.
Bu diyarda herşeyin unutulduğundan bahsetmiştim değil mi? Ama kuş adalarında işler farklıdır.
Orada kuşların soyunu tüketebilecek ejderhalar ve insanlar yoktur. Orada onları kollayan ankanın külleri vardır. Kuş adalarında kuşlar, bir diyardan diyara uzun uzun gezer. Her seferinde yeni şarkılarla yeni seslerle gelirler. Orada yaşayan kuşlarla bağlantı kuran insanlar onlarla onların dilinde konuşur.
Sonra hep beraber şarkı söylerler. Sonra yine söylerler. Kuşlar unutmaz...
Kuşlar şarkılarını herzaman hatırlar."
Anlatırken gitgide gözleri yaşlanmıştı. En son akan burnunu hafifçe çekti.
Çocuğ'a baktı. Çocuk onu hayretle gözleri tamamen açılmış şekilde izliyor ve dinliyordu.
"Ben... Ben dediğim gibi yeminlerimi yerine getiremedim. Ve bu diyarda kaldığım sürece yerine getiremediğim yeminlerimle beraber yelesiz bir aslan olarak unutulacağım. Fakat ben ne kadar bencilcede olsa hatırlanmak istiyorum! Kuşların şarkılarında geçmek istiyorum. Bu diyarda bir etkim olmasada orada olmak istiyorum. Kuşların Grim Wortworld için bir şarkı söylemesini istiyorum."
İçindeki boşluk dinmişti. Nedensiz kendini rahat hissediyordu. Kısa bir sessizlikten sonra çocuğun "bende birşeyler istiyorum" dediğini duydu.
"Lakin hiçbir zaman bu isteğimi bulamadım. Ve muhtemelen bu isteğim asla gerçekleşmeyecek." Sonra kısa bir süre düşündü. "Ah evet cidden gerçekleşmeyecek."
"Neden gerçekleşmesin çocuk? Eminimki sen bunu yapabilirsin" ayağa kalktı elini çocuğa uzattı. Çocuk ise ele tokat attı.
"Ah hadi ama senin daha uzun bir yolun var. Çok geçmeden yola çık ve kendini hatırlat!" Dedi Grim'e.
Grim birşeyler diyecekken, Asarok adama baktı. "Dediğini ne çabuk unuttun şövalye sanırım cidden haklısın. Bu diyarda hızlıca unutuyoruz. Lakin genede dediğin gibi ben lanetliyim."
Grim, çocuğa bir cevap veremedi. Öylece ayakta kalakalmıştı. Sonra içini bir kararlılık kapladı. "Sen bana yardım ettin" Dedi en otoriter sesiyle. "Ve ben sana yarım etmeden gitmeyeceğim çocuk. Bana ismini söyle ve son yeminim olsunki yerine getireyim. O ismi unutmayacak ve yardım edeceğim."
Asarok, adama birşeyler diyecekki yüzündeki kararlılığı ve azmi gördü. Adamın gür, düz saçlarının griden beyaza çaldığını farketti. Adamın Gri gözleri kendinkileriyle buluştu. Eli tuttu.
"Asarok Darkrose" dedi ayağa kalkarken.
Grim kılıcını yerden çekip omzuna yaslayarak atına gitmeye başladı. "Yerdeki maskeni ve şapkanı unutma! Muhtemelen sana lazım olacaklar" dedi. Bir yandan Asarok'un yere düşürdüğü kılıcını ve fırlatma hançerini ayaklarının ucuna attı.
Atına binip üzengilerini çekiştirdi. At yavaş yavaş ilerlerken Grim bağırdı "Beni bulmak istersen Gartindeyim. Yeminimi sakın bozdurtma bana Asarok Blackrose!"
Asarok ona karşı gelecekken sustu. Zaten onu duyamayacak kadar uzaklaşmıştı. Yere tekrar oturdu.
Canı nedensiz bir şekilde şarap çekmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…