20. bölüm / 26
Asarok ve Haydut ÇetesiSorgu
Bölümler 26Şu an: Sorgu
- 1 Lanetli Çocuk733 kelime
- 2 Kitap1.132 kelime
- 3 Farklı bir adam1.990 kelime
- 4 Oyun Masası1.642 kelime
- 5 Şans günahı1.351 kelime
- 6 Saray3.441 kelime
- 7 Mezar Açan1.031 kelime
- 8 Güllerin anlamı1.515 kelime
- 9 Kötü Şaka1.243 kelime
- 10 Sınav3.259 kelime
- 11 Şafak3.230 kelime
- 12 Hediye2.825 kelime
- 13 Sohbet2.789 kelime
- 14 Emir644 kelime
- 15 Hayal1.791 kelime
- 16 Kutsanan1.615 kelime
- 17 Darkrose5.755 kelime
- 18 Greenroses1.122 kelime
- 19 Yüce savaşçı2.868 kelime
- 20 Sorgu1.384 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Kuzey akını3.689 kelime
- 22 Kötü toplantı2.194 kelime
- 23 Düğün2.031 kelime
- 24 Haydut1.733 kelime
- 25 Dürüstlük ve acı898 kelime
- 26 Yelesiz Aslan2.532 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Taht odasındaydılar. Kral tahtında oturmuş bir halde, hemen solunda, ayakta bekleyen ve Grim'in adını bile bilmediği bir adamla konuşuyordu. Ne zaman sarayın üst katlarında olsa en az birkere bu adamı görüyordu. Üstünde başlıklı mavi bir pelerin, omuzlarında aynı kraldaki gibi dikenli omuzluklar vardı. Giydiği başlık yüzünü gölgeliyip, görünmesini zor hale getiriyor, böylece ona daha fazla gizem katıyordu. Kralla olan kısık sesli konuşmalarından birşey anlayamadığı için kralın boş kalan sağ tarafında duruyordu. Bir süre sonunda sohbetleri bitti. Mavi pelerinli adam, odadan çıkmaya yöneldi. Çıkmadan önce "görüşürüz efendim" diyip başını eğdi. Kral ona kısa bir baş hareketi yapıp vedalaştı. Adam gittikten sonra belli bir süre sadece sessizlik oldu. Grim, üstüne giydiği zırhın nedensiz bir şekilde onu bunalttığını hissetti. Ya da aklına gelenler yüzünden bunalıyordu. Son zamanlarda olan şeyler yüzünden resmen tüm umudu yok olmuştu. Onca yıl evladı gibi baktığı insanlar, tüm eğitimlerini birkaç günde heba etmişlerdi. Ve kral, en büyük suç ondaydı. Herşeyi zekice, kusursuzca yapmıştı. "Fakat unuttuğu tek şey bendim" diye düşündü. Ona verilen görevi yapmayı reddetmişti. Bu kralla olan ilişkisini biraz geriletmişti. Lakin kralın ona eskisinden farklı kalır bir davranışı yoktu. Sanki hiçbirşey olmamış gibiydi. O düşüncelerini tartarken, Taht odasının kapısı açıldı. İçeriye 5 kişi girdi. Grim, hepsini tanıyordu. Onlar onun eseriydi,
Onlar onun yaptığı bir safsataydı.
Grim kendi başını eğdi. Sinirleniyordu. Beş kişinin hepsi, kralın tam önünde dikilip, arkalarındaki kapılar kapanıncaya kadar uzun sessizlik devam etti. Bir süre sonra kral, en sağda duran, diğerlerinden küçük olana eliyle işaret etti. Kız, içindeki gerginliği bastırmaya çalışarak, kralın yanına ilerledi. Grim, kızın her adımında daha çok gerginliğini dışa vurduğunu gördü. En son kralın yanına geldiğinde kral ona birşey yapmadı ve sadece solunda durmasını söyledi. Kız hızlı ama sessiz adımlarla sola geçip durdu.
Kral konuşmaya başladı. "Size verilen 2500 kişilik ordunun nasıl 2000'den fazlasını kaybettiniz?" Sesinde pek bir sinir yoktu. Hatta tamamen sakindi.
"Kaleye saldırmadan önce yanlış anlamadıysam Lyon adlı bir çocuk, bir şekilde bizi gelmeden farketmişti. Kaledeki ordunun büyük bir çoğunluğunu alıp bize süpriz bir saldırı yaptı. Savaşın nerdeyse tüm kayıbı orada verildi. Fakat bu savaşı kazanmamız, kaleyi daha rahat kuşatmamızı sağladı."
Kral başını salladı. "Fakat bu dediğin gibi bir çocuk, Sebat'ın 4 büyük kahramanı, diyarda ün salmış savaşçılar, nasıl ola bir çocuğa bu kadar kayıp verebiliyor?" Sesi hala sakin ve vakurdu. Soru kahramanların yüzüne bir tokat gibi çarptı.
Grim'in de onlardan farklı kalır yanı yoktu.
Zamanında bizzat eğittiği bu kahramanlar, bir çocuğa mı kaybetmişti?
Onlara kızmak istiyordu, bağırıp hatalarını yüzlerine vurmak istiyordu. Fakat sessiz kalmayı tercih etti. Artık çabalayacak hali kalmamıştı.
Askar tereddütlü bir sesle "efendim o orduyla kalede karşılaşsaydık muhtemelen daha çok zorlanırdık" dedi.
Kral düşünceli bir halle biraz kafasını salladı. "Peki o zaman, madem öyle diyorsunuz öyle olsun kahramanlarım"
Sesinde gene sakinlik hakimdi. Fakat Grim, kralın sesinde alttan alta bir kırılma hissediyordu.
Kral, bir elini alnına koyup ovuşturdu. Bir yandanda "herşeyi geçtim. Size kim hep o kullandığınız aptal maskeleri takmanızı söyledi?" Dedi. İlk başta soruyu yanlış anlayıp, yüzlerini yokladılar. Sonra kralın aslında ne demek istediğini anlayıp başlarını indirdiler. Kral alnını ovuşturmayı bırakıp, gözleriyle dördüne baktı. "Cevabımı hala vermediniz." Bu sefer öfkeliydi. Emir veren bir sesti. Fazla keskin ve sertti.
Fakat 4'ü sesin emrine uymak yerine içlerinden biri dişlerini sıktı. Bir diğeri ise başını kaldırıp krala baktı. "Biz...
Biz işimizi hakkıyla yapmak ve onurluca davranmak istedik" ses tonu fazlaydı. Bir krala asla çıkılmaması gereken bir tondu bu.
"En azından bunu hatırlamalıydı" diye düşündü Grim hayal kırıklığıyla.
"ASKAR!" Ses Grim hariç odadaki herkesi ürkütmeye yetmişti. Hayatlarında hiç böyle bir ses duymamışlardı.
Askar olduğu yerde krala baktı. Kralın gözünde gördüğü tek şey öfkeydi. Kral, hala öfkeli bir şekilde fakat biraz daha hafif bir şekilde konuşmaya devam etti.
"Racron topraklarında yönetilen küçük bir köyde doğdun. Hiçbir özelliği olmayan, vasıfsız, işlevsiz bir çocuk olarak." Her sözü dahada keskinleşiyor, sanki ağzına kötü bir tat gelmişte tükürüyor gibi konuşuyordu. Askar ise yüzündeki öfkeyi belli etmemeye çalışarak yumruklarını sıkıyor, yere bakıyordu. Sanki önündekinin kral olduğunu unutmuştu.
Fakat kral onun öfkesini umursamadı. ayağa kalkıp bir iki adım atarak onlara yaklaştı. "Ve bu çocuğun en iğrenç özelliğini söyleyeyim mi? Askar adlı bu çocuk, BİR PİÇTİ!" Kral, Askar'ın direk karşısında durdu. Sözünü biraz daha baskıladı.
"Kanının hiçbir önemi olmayan, iğrenç bir PİÇ!
Ve bu piç, krala karşı geliyor. Bizzat krala, Yüce krala, Vaelric Gravebloom'a!"
Taht odası onun sesiyle yankılanıyordu. Grim, eskiden olsa öğrencisine böyle kızan birine kral bile olsa tepki gösterirdi. Fakat şimdi ne kadar mantıksız bulsada kendini içten içe gayet memnun hissediyordu. Askar, tamamen sessiz kalarak başını eğdi. Kral, Askar'a biraz daha baktıktan sonra tekrar anlını ovuşturdu. Arkasını dönüp tahtına doğru yürüdü. Bu sefer çok sakin, fakat otoriter bir sesle "yerinizi bilin. Geldiğiniz yeri kabullenin! Ancak o zaman bu dünyada bir yere varabilirsiniz" dedi. Tahtına oturdu. Karşısındaki 4 kişiye üstten baktı. İç çekti. "Eğer gerçekten bir kral olsaydım. Savaştan sonra hepinizi idam eder ve tüm suçu sizin üstünüze atardım. Böylece benim diğer krallıklarla ilişkilerim sağlam kalır, iyi bir kral olarak kalırdım." Bu sefer Grim bile şaşırdı. "Yapabilir miydi?" Diye düşündü. "Merak etmeyin. Evet yapabilirdim" dedi kral. Odadaki herkesin aklını okumuş gibi. Bu sefer Grim'in içini bile korku saldı. Eğittiği, çocuğu gibi gördüğü bu kişileri kral öldürebilirdi. Odadaki herkes, korkmuş bir şekilde sabit kalmıştı. Kral konuşmaya devam etti. "Ama ben ne yazıkki iyi bir kral değilim. Bunu size yapmayacağım" hepsinin içine bir ferahlama geldi. "Nyra ile Askar" dedi sert sesiyle. "Evleneceksiniz değil mi?" Kralın sorusu üzerine ikiside mutlulukla kafalarını kaldırdı. birkaç dakika önce o yüzlerde kibir ve öfke gören Grim, şimdi ise merhamet ve acıma isteyen iki kişi görüyordu.
"İnsanlar hızlı değişir" diye iç geçirdi. Bu söz, öğretilerinden kalma bir safsataydı.
"Evet Kralım" dedi ikiside. "Tamam. o halde düğününüzü bizzat krallık hazırlayacaktır. Şimdi hepiniz çıkabilirsiniz."
Dört kahraman, kısa ve sessiz teşekürler ederek odadan ayrıldı. Kralın yüzünde onları umursayan bir hal yoktu. Astrea'da koşarak diğer kahramanların yanına gitti. Küçük kızın rahatladığı belliydi. Kapılar onlar için açılıp tekrar kapandığında odada sadece iki kişi kalmışlardı. Kral ve Grim. "Peki madem, bana öfkeni kusacak mısın Grim?" Grim şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilemez bir halde kalakalmıştı. Kral onun konuşmasını beklemeden, "amacım sizi asla parçalamak değildi. Lakin onlara bu görevi verdim. Çünkü tanrılar istedi ve bir yandan ben istedim" Grim, bu sefer konuştu. "Tanrıların istediğini zaten bilirdim. Fakat siz? Neden istediniz." Kral vakur bir şekilde başını salladı. "Çünkü bu senin iyiliğin içindi Grim." Kral onu gene şaşırtmıştı. "İçten içe bu 4 çocuğun onurlu, iyi bir kahraman asla olamayacaklarını biliyordun. Kahramanlar, şövalye değildir Grim. Sen bunu biliyordun, fakat inkar ettin. Kendini kandırdın. Şimdi ise gerçekle yüzleştin ve kalbin kırık" Grim, öfkelenmişti. Hiç olmadığı kadar. Kralın direk karşısında geçti. Tahtında oturan kralın dibinde dimdik durdu. Devasa cüssesi yüzünden kral gölgede kaldı. Kral, belki ondan korkmuştu fakat belli etmemişti. "Ben çabaladım. Onları iyi bir insan yapacağıma inanmıştım." Bir anda kendi dizlerinin üstüne düştü. İçindeki öfke dışarı çıkmış, onu ele geçirmişti. Ayağa kalkmaya çalışmadı. Gözleri yaşlandı. Kral, onun omzuna dokundu. "Alexis Lancel, Unutulmuş Tanrının Tapınağında kutsandı." Grim, üzüntüsünü bir yana bırakıp ayağa kalktı. Alexis, çok tanımasada genç, zeki bir adamdı. Bunların üstüne mükemmel bir şövalyeydi. Onun yüzlerce yıldır hiç olmayan Kutsanmış olması onu mutlu etmişti. "Onun kutsanması, tüm inançlı halkı tekrar toplanmasını sağlayacak. Böylece büyük bir ordu oluşacak" dedi kral.
İç çekti. "Bana ne kadar yemini olsada, bu yaptıklarım, elbette kulağına gelecektir. Muhtemelen onu ikna etmem gerekecek. Burada onu tek başıma ikna etmem çok zor olacak. O yüzden ona seni göndermeyi düşünüyordum fakat artık seni daha fazla zorlamayacağım." Grim, kralın dediğini anlamamıştı. "Zorlamak derken neyi kastediyorsunuz efendim? Diye sordu. Kral elini kapıya doğru salladı. "Gitmek istemiyor musun?" Kral onun yine aklını okumuştu. "Gidebilirsin, istediğin heryere gidebilirsin Grim. Sana seferin boyunca yetecek erzak ve eşya vereceğim." Grim, içindeki kararsızlığa rağmen krala karşı başını eğdi. "Teşekkürler efendim. Bu iyiliğinizi asla unutmayacağım" dedi. Kral ona yorgun bir şekilde tebessüm etti. Grim bir yandan içini yiyen dürtülere karşın "peki kralım. Sizce savaşınız daha sürmeyecek mi? Böyle bir zamanda beni cidden bu kadar kolay gitmeme izin mi vereceksiniz?"
Kral güldü. Kendi kendine biraz kahkaha attı. Grim neden güldüğünü anlamadı.
Gülmesi bitince "malesefki vereceğim Grim. Bu diyara geldiğimden beri doğru düzgün karar veremiyorum. Bu beni az da olsa delirtiyor. Bu aralar ise hiç olmadığım kadar deliriyorum. Senin gitmene izin veriyorum Grim istersen tamamen yok ol, istersen bana düşman ol, fakat senin gibi onurlu bir insanın benim yolumda savaşmasını istemiyorum."
Grim kralın karşısında diz çöktü. "Size olan yeminimi asla bozmayacağım efendim" dedi. Kral ona gene gülümsedi. "Öyle umuyorum" dedi.
Bunu duyan Grim, içindeki kararsız duyguyla beraber ayağa kalkıp taht odasından dışarı çıktı.
Bölüm etkileşimi
