Haydut

Vaveyla Yazarı: Ömer Asaf Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: Haydut

2.KISIM
"HAYDUT"
"Ben neyim" diye sordu belki bininci kez. Sonra kendinede bininci kez cevap verdi. Her seferinde cevabı farklılaşıyordu. Fakat anlam olarak aynı sayılırlardı. "Pislik, korkak, başarısız, kaçak, yeteneksiz..." Tek işi ağaçlarda gezip hiçbirşey yapamamaktı. Sadece izliyor ve dinliyordu. Sözler veriyordu. Binlerce yemin ediyordu. Sonrada sadece yerinde sayıklıyordu. O konuşurken, Arada bir orman, yerini tamamen karanlık bir boşluğa bırakıyordu. Saul'a benzeyen, fakat gözleri siyah ve saçının ortası beyaz olan genç bir adam, önüne geliyordu. Ona hep birşeyler söylüyordu. Hep duyduğu şeyleri.
"Hanedanlığımızı lekeledin!
Onurumuzu kirlettin!
Zarardan başka birşey değilsin!
Kaç ve sakın savaşma!
Seni sulugöz..." Asarok, tüm öfkesiyle ve siniriyle adama bağırıyordu Her seferinde. "Bana bilmediğim birşey söyle!" Ondan sonra adam gene bildiği şeyleri söylüyordu. En sonunda Asarok yerde acıyla kıvranmaya başladığında gidiyordu. Gene sordu. Ormanın içinde kendi bulduğu gereksiz şekilde büyük bir düzlükte. "Ben neyim"
"Tıssss"
Soruyu sorar sormaz gözlerinin önünde bir gül vardı. Simsiyah, kapkara bir gül. Asarok'un içini bir öfke sardı. Diz çöktüğü yerden kalkıp güle tekme atacaktıki. Kendini nedensiz şekilde durdurdu. Bu sefer yumruk atmaya davrandı. Ama tam güle gelecekken elini durdurdu. Ağladı. Uzunca süre ağladı. Ağlaması bitince ise gülü yerden kopardı. Ve içini kötü hissettiren o gülü olabildiğince içine çekti. Bir anlığına içi üşüdü.
Gökyüzüne baktı. Simsiyahtı. Sadece ay vardı koca dünyayı aydınlatan. Kış neredeyse kapıdaydı. Üşümesinin gayet normal olduğunu düşündü. "Soğuk geldiğinde, donup kendi kendime öleceğim değil mi?" Diye sordu aya. Neden aya sormuştu bilmiyordu. Aradan biraz süre geçtikten sonra gökyüzü sisleşmişti.
"Orman Hayatı Kitabı:
Bildiğiniz üzere Unutulmuş Diyarın kendi Mutlak sisi vardır. Bu sis asla tamamen yok olmaz. Sadece azalır ve geri gelir. Lakin insanlar çoğaldıkça oldukça azaldı. Eskiden her yerde rastlanan kutsal sise, şimdi sadece insanların kurulmadığı ormanlar ve ıssız yerlerde rastlıyoruz. Kış geldiğinde çoğalır ve yaz geldiğinde azalır. Sis hakkında hatta bir şiir vardır. Onuda buraya yazmış olalım..."
Asarok, Mutlak sisin kendisini tamamen kapsayıp yok etmesini diledi. Bunu diler dilemez arkasında kalan ağaçlık yerden bir bağırma sesi geldi. Sonra tam o taraftan bir adam çıktı. Adam, eskiden sarı fakat şimdi tamamen pislenmiş ve grileşmiş kıyafetler giyiyordu. Kafasında biraz büyük, yuvarlak, uçları yukarı kıvrılmış siyah bir şapka vardı. Adam, Asarok'u ve elindeki solmuş gülü görünce mutluluktan gözleri yaşlandı. "Tanrılara şükürler! Siz bir gülsünüz." Asarok adamın tanrılara şükrettiğini farkedip sinirlenmişti. Tam birşey diyecekken, ağaçların derinliklerinden gene birkaç bağırma sesi geldi. Bu sefer daha yakındı.
Adam, hemen Asarok'un elini tuttu. "Efendim beni takip edin. Bu adamlar bizi arıyor. Kaçmalıyız!" Asarok hiçbirşey diyemeden adam tarafından sürüklenmeye başladı. Adamın ormanda rastgele ilerlediği belliydi. Bunu anlayınca Bir anda adamın tuttuğu elini kendine çekti. Dengesi bozulan adam durdu. "Ormanı hiç bilmiyorsun aptal! Beni takip et" dedi. Sonrada hiç arkasına bakmadan kendi bildiği yola saptı. Adamda çaresiz şekilde onu takip etmeye başladı. Asarok, insanların çoğunlukla geçmeyeceği, ağaçların gereksiz sık olduğu, karanlık bir yere doğru gitti.
En sonunda artık evi saydığı, çalılıklarla etrafı sarılmış, surlarla kapanmış bir kaleyi andıran toprak açıklığa gelmiştiler.
Adam, açıklığı görünce Asarok'u geçti ve kendini yere attı. Nefessiz kalan adam olabildiğince soluklanıp kendine gelmeye çalışıyordu.
"Ormanda dolaşmakta gerçekten ustasınız." Dedi büyük bir çabayla. Asarok'a baktı. "Efendim! Acaba isminizi söylermisiniz?" Asarok adama cevap vermedi. "Senin ismin ne? Ve neden buradasın" diye sordu. Adam kendi sorusunu unuttu. Gözlerini yere dikmiş, ciddeleşmişti. "Yellowrose Hanedanlığının reisi Harward'ın hizmetçisi ve askeriydim. Hanedanlığın çoğunlukla elçilik işlerini hallediyordum. Eh şimdide gene pek birşey değişti sayılmaz." İç çekti. "Lord Harward, beni diğer hanedanlıklara gönderip yardım istemem için göndermişti. Heryere gitmiştim. Fakat heryerde sadece ölüm ve savaş vardı.
"Sebat Krallığı, tüm rose hanedanlıklarını acımasızca yok etmişti. Vaelric Gravebloom! O herifin bizzat" Asarok eliyle adamı durdurdu. Adam, Asarok'un gözlerinde yoğun bir öfke gördü. "Bana bilmediğim birşey söyle" dedi Asarok.
Adam Asarok'un sesindeki imayı anlayıp sustu. Sonrada belinde taşıdığı, Asarok'un farketmediği çantasını çıkardı. "Efendim, bu ormanda ne kadardır duruyorsunuz bilmiyorum. Lakin eminimki acıkmışsınızdır. Bu savaş her canlıyı yordu." Çantasının içinden büyük bir parça kurutulmuş et çıkardı. Asarok eline alır almaz, etten hızlıca bir parça ısırdı. İçi büyük bir enerjiyle dolmuştu. Son birkaç ayda, hatta birkaç yılda yediği en normal şeydi bu.
Adam, gencin yemeği büyük bir mutlulukla yemesini izledi. Sonrada çantasının başka bir bölümünden bir matara çıkarıp Asarok'a uzattı. "Şarap içer misiniz efendim?" Diye sordu.
Asarok, matarayı cevap vermeden aldı. Direk kafasına dikti. Bozulmaya yüz tutmuştu. Bir yarım güne kalmadan bozulacağını tadından anladı. "Hiç yoktan iyidir" diye düşündü.
Yemeklerini bitirince adamın boş bir şekilde etrafa baktığını gördü. "Sanırım dışardan bende böyle görünüyorum" dedi adama bakarken.
"Efendim, yanlış anlamayın ama bu ormanda durup haydutluk yaparak mı yaşıyorsunuz? Yanlış birşey söylediysem cidden özür dilerim."
Asarok, şaşırmıştı. Dışardan bir haydut gibi mi gözüküyordu gerçekten? Buna diyecek birşey bulamamıştı. Ne adamı haklı buluyordu ne de haksız. Etrafa boş boş bakıyordu. "Zamanında Blackrose hanedanlığındaki Kahyanın çırağıydım" diye yalan söyledi. "Eğer kafamdaki bu beyazlığı merak ettiysende o büyücü moruğun birşeyler denerken banada sıçramasından olmuştu" uzun bir şekilde iç çekti. Gece karanlığı ve soğuğu içine bir ürperti getirmişti. "Sonra işte biliyorsun bir akşam oldu. Kalede herkes mutlu, eğlenirken bir patlama duyuldu. İçeri askerler akın etti." Asarok düşündü. Belkide içindeki ürperti soğuktan ya da karanlıktan olmuyordu. "Siz nasıl kurtuldunuz efendim?" Diye sordu adam. Asarok'un gözleri yaşlanıyordu. "Çünkü... ben hiçbirşey yapmadım. Sadece... Sadece izledim. Korkak, pislik, kaçak bir heriften başkası değildim!" Son sözleri belki tüm orman duymuştu.
Ağlıycaktı. Ama kendini tuttu. Zorladı ve ağlamadı. "Desenize aynıyız efendim" dedi adam. Asarok gene şaşırmış bir halde adama baktı. "Ben aslında Lord Harward tarafından gönderilmedim. Sadece korktum ve kaçtım. İçimdeki yaşama hissi, ağır bastırdı. Bir anda herşeyi unuttum. Lord Harward, benim babam gibiydi. Beni oğulları kadar seviyordu. Oğullarıyla oyun oynar onlara birşeyler öğretirdim sürekli." Adam, ağlamaya başlamıştı. "Korkup kaçtım. Şimdi tüm hayatım boyunca bunu sayıklayıp duracağım! Bu benim günahım ve beni asla bırakmayacak!" Oda bağırmıştı. Bir süre Asarok sadece adamın ağlamasını dinledi.
Bağrışmaları ve ağlamaları, muhtemelen onları arayanlar tarafından duyulmuştu. Onların sesleri geliyordu. "Sebatlı askerler, birkaç gün önce beni gördüler ve tanıdılar. Şimdide kellemi almak için beni kovalıyorlar" Diye açıkladı adam. Bir anda Asarok'a elini uzattı. "Ben Timon Manir. Tim'de diyebilirsin." Asarok elini sıktı. Adamın isim isteyeceğini düşünsede, adam hiçbirşey beklemedi. El sıkışmaları bittikten sonra adam kemerindeki kılıcı ve çantayı çıkarıp Asarok'a verdi. Asarok Tim'in verdiklerini alıp şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne yapıyorsun" diye sordu. "Efendim, sizi dinledikçe farkettimki sizle aynı değiliz. Siz çok güçlü bir adamsınız. Bunca taşıdığınız ağırlığı tek başınıza taşıyorsunuz. Ama ben sizin gibi değilim. Ben kurtulmak istiyorum." Asarok adamın dediklerini anlamaya çalışır bir şekilde ona bakıyordu. Kemerini tamamen çözdükten sonra şapkasını çıkardı ve Asarok'un kafasına taktı. "Size daha çok uydu. Hem o giydiğiniz pelerin, biraz garip birşey fakat şapkayla o garipliği azalıyor. Bir yandanda kafanızdaki beyazlık eminimki sizi biryerlerde ele verecektir."
Asarok, kafasındaki şapkayı eliyle yokladı. Bir yandan üstündeki pelerine baktı. Pelerini kendi yapmıştı.
"Orman Hayatı"
"Çoğu hayvan, hatta çoğu canlı her zaman görmek istediğini görür. Bunun sayesinde saklanan sizi görmeyip ormanı görecektir. Heleki kendinize yaptığınız, ormanın renklerinden, ormandan olan bir kıyafet sizi tamamen görünmez kılacaktır"
Pelerin, büyük bir kısmı yeşil ve gri çizgilerden oluşuyordu. Fakat pelerinin omuz kısmından yukarısı tamamen siyahtı. Asarok, bunu bilerek yapmıştı çünkü bu ormanda ona sabahlar daha kısa ve geceler daha uzun sürüyor gibi geliyordu.
Tim, Asarok'a gülümsedi. "Neden gülüyorsun?" Diye sordu Asarok hayretle. "Gidip teslim olup ölmeyecek misin?"
Tim, ölümden bahsedilince yüzünde bir endişe oluştu. Ama hızlıca o endişeyi yok etti. "Size dediğim gibi efendim. Ben zayıf bir adamım. Ve... Ve. Onları özlüyorum efendim" dedi.
Sonrada kendini doğruladı. "Evet onları özlüyorum."
Asarok, Tim'in ne kadar kendinden emin gözüktüğünü farketti. Kendisinin böyle gözükmediğine emindi.
Ormanın içinden gelen sesler çoğalıyordu. "Sizin yanınızda olamayacağım için özür diliyorum efendim. En azından... Siz beni affedebilir misiniz?" yüzünde büyük bir üzüntü vardı. Asarok, bu özrü kabul etmenin adam için ne kadar büyük birşey olduğunu farketti. Başını evet anlamında salladı. Tim, şimdi daha kararlıydı. "Umarım savaşınızı kazanırsınız efendim" dedi Asarok'a. Asarok, bir anlığına adam "hangi savaşı" diye soracaktı. Fakat aklına geldi.
"Ne kadar güçlü olsalarda,
Ne kadar büyük olsalarda,
Ne kadar korkutucu ve şerefsiz
olsalarda...
Ben yaşadığım sürece hepsi ama hepsi,"
"Yok olacak" dedi bir anda kendi kendine.
Tim, Asarok'un ne dediğini anlamamış bir halde ona baktı. Fakat Asarok bu sefer cevapları biliyordu. "Ben neyim?"
Tim'in verdiği kılıcı ve çantayı kendi kemerine taktı. "Tim" dedi kararlı bir sesle. "Şu çalıya gir. Sakın direk gidip teslim olma!" Tim "niye" diye soramadan. "Eğer direk teslim olursan. Hemde kemerenin çözülmüş, silahların ve eşyaların olmadığını farkederlerse, başka birinin yani benim olduğumdan şüphelenmeye başlayacaklardır. Bundan dolayı çalıya gir ve birkaç dakikada bir ses yap. Böyle yakalanırsan daha gerçekçi olacaktır." Tim hayretle Asarok'a bakıyordu.
"Bu mükemmel bir plan efendim. Siz gerçekten çok zekiymişsiniz. Neyse ben artık plana koyulayım. Adamlar çok yaklaştı." Tim çalıya tam girecekken, Asarok adama bağırdı. "Tim!" Adam hızlıca arkasına döndü ve Asarok'a baktı.
"Tıssss" Asarok'un yanında 4 tane kapkara güller filizlenmişti. Tim Asarok'un ne olduğunu anladı. Ama Asarok umursamayıp, öfkeli ve siyah gözleriyle Tim'e baktı.
"Ben bir zamanlar Blackrose hanedanlığının en küçük oğlu olan Asarok Darkrose. Ve sana yemin ediyorumki Herşeyinin intikamını alacağım!
O piçlerin hepsi YOK OLACAK!"
Tim hiçbirşey diyemedi. Sadece kafasını salladı. Sonrada çalıya girdi. Asarok ise en yakınındaki ağaca gitti. Yıllardır yaptığı ustalıkla ağaca tırmandı. Ağacın bir dalında oturup, izlemeye başladı. Birkaç dakika sonra siyah deriden zırhları olan, ellerinde tek bir kılıç olan üç adam açıklığa geldi. Ağaçlık alanda esnek olmak için deri giyindiklerini tahmin etti Asarok. Tim, bilerek çalılıkta hareket etti. Adamlar onu bulup güldüler ve onla dalga geçtiler. Tim ise sessizce durmuş, gözlerini kapatmış bir halde bekliyordu. Asarok, dikkatli bakınca Tim'in ağladığını farketti. Adamlarda bunu farketmiş olacakki dahada çok güldüler. İçlerinden biri Tim'i dizlerinin üstüne kaldırdı. Sonrada başka birisi kemerinden bir hançer çıkarıp Tim'in boğazına sapladı. "Neyse ki çabuk bitti" diye düşündü Asarok. Adamlar cesedi olduğu gibi bıraktı. Ağaçların içine karıştıklarında, açıklığın yarısında küçük bir kan gölü oluşmuştu.
Asarok izlemesi bitince, tekrar sordu belki bininci kez. "Ben neyim?" Fakat bu sefer kararlıydı bu sefer biliyordu.
"Birsürü hayal kurmuş, birsürü yemin etmiş ve bir sürü söz vermiş çocuk...
Bu verdiği sözlerin sonunda bir haydut olan bir çocuk... Bir haydut."
Son sözü ağzında acı bir tat bırakmıştı. Tim'in verdiği şaraptan daha kötü bir tat. Gece karanlığı, artık onu ürpertmiyordu.
"En kötüsü olacağım!" Dedi Asarok. "En lanetlisi olacağım! O kadar pis olacağımki, cennetten düşen melek kendi haline şükredecek!" Bir yemin etmiş gibi hissetmişti. Belki bininci kez.
"Şeytan..." Bir kitapta okumuştu.
"Çirkinlikte şeytanı bile geçeceğim!"
"Çünkü o bile bir zamanlar tanrının en sevdiğiyken, ben kimse tarafından sevilmedim.
ASLA!"
"Ne de olsa ben lanetli olandım. Lanetim dünyaya kötülük getiriyor ve herkes tarafından nefret ediliyor." Gene siyah boşluktaydı. Yanında Saul'a benzeyen adam varmıydı bilmiyordu. Fakat umrundada değildi. Etrafından kara güllerin tıslaması geliyordu.
"Benden nefret etmelerine daha gerçekci bir sebep yaratacağım" dedi sözlerini bitirmek için...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18