7. bölüm / 26
Asarok ve Haydut ÇetesiMezar Açan
Bölümler 26Şu an: Mezar Açan
- 1 Lanetli Çocuk733 kelime
- 2 Kitap1.132 kelime
- 3 Farklı bir adam1.990 kelime
- 4 Oyun Masası1.642 kelime
- 5 Şans günahı1.351 kelime
- 6 Saray3.441 kelime
- 7 Mezar Açan1.031 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Güllerin anlamı1.515 kelime
- 9 Kötü Şaka1.243 kelime
- 10 Sınav3.259 kelime
- 11 Şafak3.230 kelime
- 12 Hediye2.825 kelime
- 13 Sohbet2.789 kelime
- 14 Emir644 kelime
- 15 Hayal1.791 kelime
- 16 Kutsanan1.615 kelime
- 17 Darkrose5.755 kelime
- 18 Greenroses1.122 kelime
- 19 Yüce savaşçı2.868 kelime
- 20 Sorgu1.384 kelime
- 21 Kuzey akını3.689 kelime
- 22 Kötü toplantı2.194 kelime
- 23 Düğün2.031 kelime
- 24 Haydut1.733 kelime
- 25 Dürüstlük ve acı898 kelime
- 26 Yelesiz Aslan2.532 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odadan herkez ayrılmıştı. Kendisi hariç, o hala oturuyor ve düşünceler kuruyordu kafasında. Yeni gördüğü insanların nasıl kişiliklere sahip olduğunu tartıyordu. Elindeki şekilsiz ölüm ve hayatın bir arada koktuğu sopaya baktı.
"Büyük bir güç" Oturduğu sandalyeden kalktı. Sandalye yerden yükseltilmiş bir platformun üstündeydi. Sarıyla parlak gri rengi, aklına ikiz kardeşler geldi. İkisi oklarıyla bir zamanlar kardeş diyebileceği varlıkları delip geçmişti.
Kendisinin bir anda farklı bir yerde olduğunu farketmişti. Kendisi bilerek mi gelmişti yoksa düşünceleri mi onu buraya götürmüştü? Bilemiyordu. muhtemelen, ikiside olmuştu. Geldiği yer mezarlıktı. Kocaman bir binadaydı ve kocaman bir bahçeye sahipti.
Bahçedeki boş alanın çoğunu mezarlık yapmıştı. Her mezarı tanıyordu, kime ait olduğunu, o kişinin nasıl öldüğünü, yaşamının nasıl geçtiğini biliyordu. Her mezardaki mezar taşı aynıydı. Malesef çok fazla mezar olduğu için ölüler direk toprağa gömülmüştü. Üstlerini koruyacak tabutlar koymadığı için kendini pişman hissetmişti. "Onlarında istediği buydu" dedi içindeki bir ses. "Ama sen onların istediğini yapmıyorsun, seni kullanmalarına izin verme" dedi daha keskin ve güçlü bir ses.
O ise düşüncelerini susturdu, hiçbirşey yapmayıp duran mezarları seyretti. Hava kararmış, bundan dolayı mezarlığın toprağı olduğundan çok daha siyahtı. "Siyahtan daha siyah, Karanlık " içindeki nefreti hissetti bir anlığına. "Kendi ırkının yapamayacağını yaptın, artık bizim üst hizmetkarımızsın" diyordu ikizlerin babası.
Arkada devasa koltuklarında oturanlardan bazıları ona gülüyor ve acizliğinden bahsediyorlardı. "Sen artık insan değilsin" dedi aklındaki güçsüz ses. "Lakin olmak istiyorum" dedi kendi kendine.
"Ne olmak istiyorsun mezar çiçeği?" Diye sordu arkasındaki bir ses. Adına yapılan şakayı umursamadı, o böyle şeyleri asla umursamazdı.
Sonuçta o isim ona aitti. "Kendimi kaptırmışım bu akşam gene fazla şarap içmişim biliyorsun o verdiğiniz mücevherli çember biraz fazla ağır ve kafamı ağrıtıyor" dedi sonrada güldü. Arkasındaki kişi güneş gibi parıldıyordu. Etrafı sabah yapmışcasına aydınlatmıştı. Oda hafifçe şakaya güldü. "İyi tak ha! Onu bizzat ben tasarladım, tabi senin gibi bir dostuma az bile" dedi sonrada bir kolunu adamın omzuna attı.
Lakin omzundaki dikenli omuzluk yüzünden doğru düzgün kolunu koyamadı ve bundan dolayı kolunu çekti. "O bizim dostumuz falan değil" dedi içindeki keskin ses. Etraf sessizleşmişti tekrardan. Güneş gibi parıldayan adam sadece etrafta yürüyor mezarları inceliyordu. "Madem buraya kadar geldin, ne istiyorsun?" Dedi kendisi sert bir sesle. Güneş adam duymazdan gelip "bu mezarlardan ne zevk alıyorsun anlamıyorum, bunları izlemenin neyi hoş?" Dedi.
Bir mezarın önünden geçerken mezarın önünde birikmiş toprağa tekme attı. Bir anda mezarın kime ait olduğunu hatırladı. "Ysilla, kurbağaya benzeyen" elindeki sopa bir anda siyah çelikli, etrafa mor hareler saçan bir kılıç oldu. Güneş adamın boynundaydı. Adamın güneşini söndürmüştü kılıç, "hey hey sakin ol çiçek, elindeki bir oyuncak değil" dedi adam ortamı sakinleştirmeye çalışarak. Sopaya dönüşen kılıcını hafifçe çekti, çeker çekmez kılıç tekrardan o lanet sopa görünümünü aldı. "Sana ne istediğini sordum" dedi kendisi sert bir tonla. "Sana o tacı verenin kim olduğunu unutuyorsun insan, seni kral yapınca gene o saçma tavırlarına bürünmüşsün kendine hakim olmalısın" Dedi güneş adam sinirle, eski dostça halinden eser kalmamıştı. Kendisi susmayı tercih etti.
"Genede soruna cevap vereceğim, Güller daha bugün sarayına geldi değil mi? Onları artık tanıyorsun, tabi liderlerini tanıyorsun hepsini değil" dedi. Kafa sallamakla yetindi. "Yakın zamanda kötü, bir takım aksaklıklar oldu. Güllerin kokusu arttı ve bize sorun çıkardılar" dedi güneş adam, öfke ve nefret kusuyordu. Kendisi adamın bu haline şaşırmıştı. İlk defa onu böyle görüyordu. "Size sorun mu çıkardılar?" Dedi adama.
İçindeki keskin ses gülüyordu, aşırı mutlu olmuştu. "Evet, bize sorun çıkardılar. Söylediklerimi tekrar ettirmessen sevinirim." Özür dilemeye fırsat bırakmadan "malesefki babamın emri yüzünden ne olduğunu tam olarak söyleyemiyorum ama babamın istediğini söyleyebilirim" dedi. O anlamıştı, çok tahmin edilebilirdi lakin genede sormadan edemedi.
"Neden? Neden böyle birşey istiyorsunuz? Onlar size yardım etmedimi? Onlar diyara ve sizin evinize huzur getirmedimi, sizi onlarca şeyden korumadımı? Onlar size binlerce yıldır yardım etmesine rağmen neden böyle birşey istiyorsunuz?" Dedi art arda. Güneş adam yani Apollon sadece gülümsemekle yetindi. "İnsanlar sana anneni hatırlattı galiba mezar çiçeği, içindeki o lanet insanı öldürmen gerektiğini sana kaç defa söyleyeceğim, insanlar yemektir onları tüketirsin ve biterler, çöpe dönüşürler artık sana faydası değil zararı olmaya başlar. İşte o zaman çöpleri atman gerekir" dedi güneş adam gökyüzüne doğru yükseliyordu. Kral annesine yapılan lafı duymamayı karar verdi.
Tüm bahçeyi, duvarları sabah yapmış sayılırdı. "Yapacağın şey basit sen artık Yeraltının prensi değil yerkürenin bir kralısın, onlara sadece git ve şunu de: GÜLLERİ YAKIN " Apollon'un son dediği tüm dünyada yankılanıyordu sanki. Normal bir insan kulaklarını tutar sesi azaltmaya çalışırdı. Lakin kral alışıktı, uçsuz bucaksız gözüken mezarlara bakmaya devam etti.
Biliyordu mezarların sonunun olduğunu. "Peki Unutulmuş Tanrı ve diğer devletler ne olacak?" Diye sordu kendi kendine. Cevap alamayınca iç çekti. Planı bir hayli uzuyordu.
İçindeki duyguları tutup arkasına döndü ve binanın gizli kapılarından kendi odasına gitti. Odasının kapısında kendi sağ kolu duruyordu. Çoğu zaman işlerini gizli yapar ve kendisine çok fazla yardımı dokunurdu. Onunda muhteşem güçleri vardı lakin kraldan bile saklıyordu çoğunu.
Lacivert ve siyah bir kaban giymişti. Kaban ayak bileğine kadar uzanıyordu. Kafasını kabanla birleştirdiği başlıkla kapatmıştı. Omuzlukları Kralınkine benzer ama 3 değil 2 diken vardı. Kabanın altında sert derilerden yapılmış, metalle birleştirilmiş ve kralın nerden bulduğunu asla anlayamadığı siyah mücevherlerle süslenmiş bir göğüs zırhı giyiyordu. Altındada bir pantalon, aynı mücevherlerle süslenmiş bir kemerle tutturulmuştu.
"Kralım daha demin Apollonla görüştü galiba, sanırım güneş tanrısının Olimpostan getirdiği bir istek var" dedi sağ kol. Kral cevap vermeden "büyük birşey istedi biliyorum. Yoksa buraya kadar gelmeye tenezzül etmezdi. Konuşmak istemiyorsanız sonra gelirim majesteleri hiç sorun değil" dedi sağ kol hızlıca. Kral güldü "sağ ol Morveth sen iyi bir yardımcısın" dedi. Morveth "bir şey değil" edasıyla sadece başını eğdi. "Dediğin gibi yarın yapıcak çok işimiz olucak, iyi dinlen" dedi Kral başını eğen Morveth'ın ensesine hafifçe dokunarak.
Odasına girdi, lambalar hala odayı aydınlatıyordu. "Vael, iyi misin" ayakta olan karısı koşarak ona sarıldı. Vael Sarılmaya karşılık verdi. "Dışardaki seslerden endişelenmiş olmalı" diye düşündü. Sarılmayı bitirip hafifçe ondan uzaklaştı. "Merak etme iyiyim Apollonla konuştum Olimposun klasik istekleri gene adak, tanrıları anmakla alakalı şeyler bilirsin" dedi Vael. Karısının içi rahatlamıştı, ona gülümsedi. Mor saçlıydı, yemyeşil gözleri vardı. Onun gülümsemesine karşılık Vael'de gülümsedi.
Kendisini sürekli kısa bir anlığına rahat hissediyordu karısının yanında. Sonra üstündeki pelerini, zırhı ve kıyafetlerini çıkardı. Daha rahat olan birşeyler giydi, tabi ona hiçbirşey rahat gelmiyordu. Yatağına uzandı "ışıkları yatıcağın zaman söndürebilirsin Lyssara, yarın yapıcak birsürü işlerim var" dedi karısına. Karısı ciddi bir şekilde yatakta uzanan Vael'e baktı. "Vael, benimde sana söyleyecek şeylerim var" dedi. Vael yatağından direk kalktı.
Bölüm etkileşimi
