Bölümler 32Şu an: XXXII - Aynı Yerden Yaralanmış Bir Kadın
- 1 l. Erteleme296 kelime
- 2 ll. Benden Önce Büyüyen Çocuk257 kelime
- 3 lll. İçimdeki Volkan965 kelime
- 4 lV. Kimse Kalıcı Değil158 kelime
- 5 V. Kendime Dönmek148 kelime
- 6 Vl. Kendim Kaldım139 kelime
- 7 VII. Kalabalığın İçindeki Sessizlik146 kelime
- 8 Vlll. Güvenmek115 kelime
- 9 IX. Kafamın İçindeki Sesler137 kelime
- 10 X. Sevmek146 kelime
- 11 Xl. Gitmek İstediğim Yer379 kelime
- 12 Xll. Bir Ev Kadar Sessiz289 kelime
- 13 XIII. İnsanlara Rağmen Değil, İnsanlarla252 kelime
- 14 XIV. Beni Anlamanı İstemiyorum231 kelime
- 15 XV. Bir Gün Biri Kalırsa282 kelime
- 16 XVI. Kendimi Seçtiğim Gün299 kelime
- 17 XVII. Gece Üçte289 kelime
- 18 XVIII. Güven Diye Bir Şey286 kelime
- 19 XIX. İçimdeki Ateş239 kelime
- 20 XX. Umut Fakirin Ekmeği291 kelime
- 21 XXI. Bir Sabah218 kelime
- 22 XXII. Anne.256 kelime
- 23 XXIII. Kardeşim202 kelime
- 24 XXIV. İlk Kez152 kelime
- 25 XXV. Yaşamak İçin Bir Sebep Aramıyorum262 kelime
- 26 XXVI - Kimse Kalmadığında537 kelime
- 27 XXVII - Birlikte Yaşlanmak612 kelime
- 28 XXVII - Kimsenin Beni Tanımadığı Bir Şehir539 kelime
- 29 XXIX - Kardeşim Aradığında616 kelime
- 30 XXX - Kendime Kurduğum Hayat812 kelime
- 31 XXXI - Biriktirdiğim Hayat1.916 kelime
- 32 XXXII - Aynı Yerden Yaralanmış Bir Kadın1.267 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı insanlar hayatımıza kapıyı çalarak girmez.
Ne gelişlerini bekleriz ne de onlar için içimizde bir yer hazırlamışızdır. Bir gün, sıradan bir yerde, sıradan bir saatte karşılaşırız. Belki ikimiz de yorgunuzdur, belki aklımızda birbirimizle hiçbir ilgisi olmayan binlerce şey vardır. Birbirimize bakar, birkaç kelime konuşur ve yolumuza devam ederiz.
Sonra hayat, o karşılaşmanın içine küçük bir ayrıntı sakladığını belli eder.
Benim için de öyle oldu.
Onunla karşılaştığım gün, hayatımın değişeceğini düşünmüyordum. Zaten insan bazen en çok ihtiyaç duyduğu şeyle, ona ihtiyacı olduğunu bile bilmediği bir anda karşılaşıyordu.
İlk gördüğümde birbirimize hemen yakınlaşmadık. İkimiz de temkinliydik. İnsanların yüzlerine bakarken söylediklerinden çok söylemediklerini anlamaya çalışan iki yabancı gibiydik. O da beni ölçüp biçiyor, ben de onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışıyordum. Aramızda görünmez bir mesafe vardı; kimsenin açıkça koymadığı ama ikimizin de fark ettiği türden.
Sonra bir şey oldu.
Belki küçücük bir şaka, belki ikimizin de aynı anda güldüğü saçma bir olay, belki de konuşurken ortaya çıkan ortak bir düşünceydi. Hatırladığım şey, o ilk mesafenin bir anda anlamını kaybetmesiydi.
Birkaç dakika önce yabancı olan biriyle, sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi konuşmaya başlamıştık.
Bazı insanlarla sohbet etmek için kendini hazırlaman gerekir. Söyleyeceğin cümleleri seçer, yanlış anlaşılmamak için kelimelerini tartar, susacağın yeri bile hesaplarsın. Bazılarıyla ise cümlelerin kendiliğinden çıkar. Konu konuyu açar, gülüşmeler birbirine karışır. Bir an gelir, karşındaki insanın yanında nasıl göründüğünü düşünmeyi unutursun.
Ben onun yanında ilk kez bunu hissettim.
Elbette hemen güvenmedim.
Geçmiş, insana yalnızca acı hatıralar bırakmıyordu; bazen yeni insanlara yaklaşırken kullandığı bütün hareketleri de değiştiriyordu. Birisi fazla yakın davransa nedenini merak ediyor, güzel bir şey söylese arkasında başka bir anlam arıyor, kendimi rahat hissettiğimde bile içimdeki bir ses beni uyarıyordu.
Dikkat et.
Hemen alışma.
Bir gün giderse ne yapacaksın?
Bu sesleri susturmak kolay değildi. Çünkü ben bir zamanlar insanlara inanmış, onları önemsemiş, yanlarında durmuş ve sonunda bazılarını hayatımın dışına uğurlamak zorunda kalmıştım. Kimi zaman vedalaşarak, kimi zamansa hiçbir şey söyleyemeden.
Ama bu kadınla aramızdaki mesafe, düşündüğümden daha kısa sürede azaldı.
Onunla konuşurken küçük ayrıntıları fark etmeye başladım. Kendimi rahat hissettiğimde ellerimle oynadığımı, bazen farkında olmadan dudaklarımı ısırdığımı, zihnimde bir şeyler büyüdüğünde ellerimin ve bacaklarımın durmak bilmediğini gördüm. Bütün bunları saklamaya çalışıyordum. İnsanların gözünde anlaşılması güç biri olmaktan, kendimi açıklamak zorunda kalmaktan yorulmuştum.
O ise bunları görüyordu.
Fakat gördüğü şeyleri yüzüme vurmak için değil.
Beni daha iyi anlamak için.
Bazen bir şey anlatırken ellerimle uğraşıyor, bazen düşüncelerim birbirine karıştığında cümlemi yarıda bırakıyordum. O, aceleyle sözümü kesmiyordu. Benden hemen cevap beklemiyor, her sessizliği doldurmaya çalışmıyordu. Bazen yalnızca bakıyor, bazen başka bir konudan söz ederek beni rahatlatıyordu.
Bunlar dışarıdan bakıldığında küçük davranışlardı.
Ama ben, küçük davranışların bir insanın içinde ne kadar büyük bir yere dokunabileceğini biliyordum.
Çünkü insan her zaman büyük sözlere ihtiyaç duymuyordu. Bazen biri, seni düzeltmeye çalışmadan yanında durduğunda rahatlıyordun. Bazen birinin seni değiştirmeye uğraşmadan tanımaya çalışması, kendin olabileceğine dair küçük bir umut veriyordu.
Onun da ailesiyle ilgili yaraları vardı.
Bunu ilk günden bütün ayrıntılarıyla anlatmadı. Zaten ben de sormadım. İnsanların acılarını merak etmekle onlara yaklaşmak arasında bir fark vardı. Ben artık herkesin hikâyesini öğrenmek için acele etmiyordum. Bazı hikâyelerin, anlatılabilecek kadar güvenli bir yer bulması gerekiyordu.
Zamanla, onun da kendine göre savaşları olduğunu anladım.
Bazen yüzüne yerleşen ifade değişiyor, bazen konuşurken bir kelimenin üzerinde gereğinden fazla duruyordu. Bazen gülüyordu ama gülüşünün ardından kısa bir sessizlik geliyordu. İnsan, kendi yaralarını tanıdığında başkasının yüzündeki bazı gölgeleri de seçmeye başlıyordu.
Belki bu yüzden birbirimize çabuk ısındık.
Aynı şeyleri yaşamamıştık. Aynı insanlarla büyümemiş, aynı evlerde aynı geceleri geçirmemiştik. Ama bazı duyguların dili ortaktı. Bir şeyleri içinde tutmanın nasıl yorucu olduğunu, güçlü görünmeye çalışırken insanın nasıl dağıldığını, bazen hiçbir şey olmamış gibi davranmanın ne kadar enerji istediğini anlayabiliyorduk.
Onun yanında kendimi tamamen anlatmak zorunda hissetmiyordum.
Bu, her şeyi anlatabileceğim anlamına gelmiyordu.
Henüz değil.
Ama ilk defa, birinin yanında her şeyi saklamak zorunda da olmadığımı düşünüyordum.
Bir gün bana dikkatlice baktı. Yüzümdeki ifadeyi uzun uzun inceledi. Ben her zamanki gibi bir şey yokmuş gibi davranmaya hazırlanırken, beklemediğim bir cümle söyledi:
“Sen herkesi düşünüyorsun da kendini ne zaman düşüneceksin?”
Gülümsedim.
Böyle sorulara alışkındım. İnsanlar bazen bana kendimi düşünmem gerektiğini söylüyor, sonra benden yine eskisi gibi davranmamı bekliyorlardı. O yüzden ilk anda ne cevap vereceğimi bilemedim.
“Düşünüyorum,” dedim.
Bunu söylerken kendime bile inanmadığımı fark ettim.
O, ısrar etmedi.
“Peki,” dedi. “Ama kendini düşünmekle kendin için bir şey yapmak aynı şey değil.”
Cevap veremedim.
Çünkü belki de haklıydı.
Ben kendimi çok düşünüyordum. Ne kadar yorulduğumu, neden böyle hissettiğimi, hayatımın neden istediğim gibi olmadığını, nasıl daha iyi olabileceğimi… Bütün bunları zihnimde tekrar tekrar çeviriyordum.
Ama kendim için ne yapıyordum?
Bazen bir şeyleri değiştirmek için o kadar çok düşünüyordum ki harekete geçecek gücüm kalmıyordu. Sonra kendime kızıyor, neden hâlâ aynı yerde olduğumu sorguluyordum. Kendi kendime açtığım yaraların üzerine yine kendimi suçlayarak basıyordum.
O gün eve dönerken bu konuşmayı düşündüm.
Belki birinin beni anlaması, bana yeni bir hayat vermeyecekti. Belki onunla kurduğum dostluk bütün sorunlarımı çözmeyecekti. Ama bazen bir insanın hayatında bir başkasının bulunması, sorunların daha az gerçek olmasını sağlamasa da onlarla tek başına savaşmak zorunda olmadığını hatırlatıyordu.
Zamanla onun yanında daha çok gülmeye başladım.
Bazen gereksiz şeylere takılıyor, bazen uzun uzun konuşuyor, bazen de hiçbir şey anlatmadan oturuyorduk. Kendimi iyi hissettiğimde içimdeki o küçük kızın biraz daha görünür olduğunu fark ediyordum. Daha rahat hareket ediyor, düşünmeden konuşuyor, bazı şeylere çocukça sevinebiliyordum.
Uzun zamandır kendimde görmediğim bir hâldi bu.
Sanki yıllardır içimde bir yerde bekleyen çocuk, güvenli bir an bulduğunda başını kapının aralığından çıkarıyordu. Hemen dışarı koşmuyordu elbette. Önce etrafı kontrol ediyor, birinin onu azarlayıp azarlamayacağını anlamaya çalışıyordu.
Ama artık kapının aralığı biraz daha genişti.
Ben onunla tanışınca bir anda iyileşmedim. Bir gecede bütün korkularımdan kurtulmadım. Yine bazı şeyleri fazla düşündüm, yine insanlara güvenmekte zorlandım, yine geçmişim zaman zaman bugünün içine sızdı.
Fakat hayatımda yeni bir şey vardı.
Kendimi yalnızca yaralarımdan ibaret görmediğim birkaç an.
Bir insanın beni anlayabilmesi, benim yalnızca anlaşılmayı bekleyen biri olduğum anlamına gelmiyordu. Ben de gülebiliyordum. Ben de birine iyi gelebiliyordum. Ben de bir dostluğun içinde yalnızca veren, fedakârlık yapan, kendini tüketen kişi olmak zorunda değildim.
Bunu hemen öğrenemedim.
Bazen yine kendimi fazla verdim. Bazen onun bir sorunu olduğunda kendi ihtiyaçlarımı geri plana attım. Çünkü yıllardır sevgiyi böyle göstermeye alışmıştım. Birinin yanında olmak için kendimden bir şeyler eksiltmem gerektiğine inanıyordum.
Ama artık bunu fark edebilecek bir yerden bakmaya başlamıştım.
Dostluğumuzun içine mesafeler de girecekti belki. Hayatlarımız değişecek, işlerimiz yoğunlaşacak, bazen birbirimize eskisi kadar sık ulaşamayacaktık. Ben artık hiçbir ilişkinin sonsuza kadar aynı kalacağına dair söz veremiyordum. İnsanların hayatında ne kadar süre kalacağını bilmiyordum.
Ama bir şeyi biliyordum.
Bu kadın bana, yeniden insanlara yaklaşmanın mümkün olabileceğini göstermeye başlamıştı.
Belki bir gün birbirimizden uzaklaşacaktık. Belki hayat, bizi farklı yönlere götürecekti. Fakat bu ihtimal, bugün kurduğumuz bağın değerini yok etmiyordu.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar kalmak için gelmese bile, içimizde kapalı duran bir pencereyi aralayabiliyordu.
O pencerenin ardından içeri giren hava, bir zamanlar nefes almayı unuttuğumuz odaları bile değiştirebiliyordu.
Ben henüz kendime ait bir ev bulamamıştım.
Henüz hayatımı bütünüyle kuramamıştım.
Ama ilk defa, yolun üzerinde karşıma çıkan birinin yanında kendimi biraz daha az yabancı hissediyordum.
Ve belki de dostluk, tam olarak buydu.
Seni kurtaracağına söz vermeyen ama kendi hayatını kurtarmaya çalışırken yanında yürüyen biri.
Sana bütün yaralarını unutturmayacak ama onları saklamak zorunda olmadığın anlar yaşatacak biri.
Seni kendine bağımlı kılmadan, kendi gücünü yeniden fark etmene yardım eden biri.
Ben o gün, onun hayatıma neden girdiğini bilmiyordum.
Belki bunun cevabını hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyecektim.
Ama ilk defa, hayatıma giren birinin neden gittiğini düşünmek yerine, henüz buradayken onunla kurduğum bağın tadını çıkarmayı öğrenmek istiyordum.
Çünkü belki insan, bir gün herkesin gidebileceğini kabul ettiğinde bile, bugün yanında olan birini sevmekten vazgeçmek zorunda değildi.
Belki güvenmek, birinin asla gitmeyeceğine inanmak değil; giderse bile kendi hayatından geriye hiçbir şey kalmayacakmış gibi yaşamamayı öğrenmekti.
Ben bunu henüz başaramamıştım.
Ama artık öğrenmeye başlamıştım.
Bölüm etkileşimi
