57. bölüm / 55
Zorba53. Bölüm-Ne Olur Uyan
Bölümler 55Şu an: 53. Bölüm-Ne Olur Uyan
- 1 1.-Bölüm-Yeni Dönem408 kelime
- 2 2. Bölüm-Düzenleme249 kelime
- 3 3. Bölüm- Olaylı Okul Çıkışı242 kelime
- 4 4. Bölüm-Bela Kaan401 kelime
- 5 5. Bölüm-Kurabiye226 kelime
- 6 6. Bölüm-Gece353 kelime
- 7 7. Bölüm-Olaylı Teneffüs209 kelime
- 8 8. Bölüm-Garip Davranışlar300 kelime
- 9 9. Bölüm-Müdür'ün Odası279 kelime
- 10 10. Bölüm-Görüşürüz197 kelime
- 11 11. Bölüm-Sakin201 kelime
- 12 12. Bölüm-Buluşma planı255 kelime
- 13 13. Bölüm-Eğlenmek447 kelime
- 14 14. Bölüm-Yemek231 kelime
- 15 15. Bölüm-Karamel244 kelime
- 16 16. Bölüm-Kavga351 kelime
- 17 17.bölüm-Ders arası606 kelime
- 18 18.Bölüm-Davranışlarda ki Farklılık329 kelime
- 19 19. Bölüm-Mesaj643 kelime
- 20 20.bölüm-Arama733 kelime
- 21 21.bölüm-Komik Çocuk421 kelime
- 22 22.bölüm-Günün konusu883 kelime
- 23 23.bölüm-Beklenen Hisler796 kelime
- 24 24.Bölüm-Beklenen Gün Geldi785 kelime
- 25 25. Bölüm-Evimde ki zorba221 kelime
- 26 26. Bölüm-Bir zorba ile baş başa490 kelime
- 27 27.Bölüm-Ne Bu His?274 kelime
- 28 28. Bölüm-Kısa Tartışmalar516 kelime
- 29 29.Bölüm-Patlamış Mısır626 kelime
- 30 30.Bölüm-Teşekkür354 kelime
- 31 31.Bölüm-Kaan'ın Mesajı553 kelime
- 32 32.bölüm-Mesajın Ardında633 kelime
- 33 33.Bölüm-Buluşma590 kelime
- 34 34.Bölüm-Kısa Uyarı521 kelime
- 35 35. Bölüm-Kaan Ve Tuhaflıkları778 kelime
- 36 36. Bölüm-Hisler332 kelime
- 37 37.Bölüm-Kendini Kaybetmek566 kelime
- 38 38.Bölüm-Özür Dilerim344 kelime
- 39 39.Bölüm-Bu Kız Kim?429 kelime
- 40 40.Bölüm-Yarışma151 kelime
- 41 41.Bölüm-Rakip285 kelime
- 42 42.Bölüm-Yarışma Devam Ediyor662 kelime
- 43 43.Bölüm-Kazanan Takım723 kelime
- 44 44.Bölüm-Centilmen Mert801 kelime
- 45 45.Bölüm-Yarışma İptal893 kelime
- 46 46.Bölüm-Süpriz Misafir748 kelime
- 47 47.Bölüm-Karışık661 kelime
- 48 48. Bölüm-Şok531 kelime
- 49 49.Bölüm-Uyanış538 kelime
- 50 50.Bölüm-Seviyorum1.291 kelime
- 51 51.Bölüm-Acı Çekmek854 kelime
- 52 52.Bölüm-Kalp Ağrısı788 kelime
- 53 53. Bölüm-Ne Olur Uyan1.018 kelime · Okuduğun bölüm
- 54 54.Bölüm-Nefret Ediyorum424 kelime
- 55 ÖNEMLİ DUYURU!55 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
✍️
Kiraz Hanım gittikten sonra koridor bir süreliğine sessizleşti.
Mert duvara yaslandı. Burak da yanına geçti.
"Ben artık gerçekten yoruldum," dedi Mert.
"Ben de," diye cevap verdi Burak.
İkisi de bana baktı.
"Sen ne yapacaksın?" diye sordu Mert.
"Burada kalacağım."
"Sabaha kadar mı?"
Başımı salladım.
"Adina uyanana kadar."
Burak kaşlarını çattı.
"Kaan, sen de insanısın. Biraz dinlenmen lazım."
"Dinlenemem."
"En azından bir şeyler ye."
"İstemiyorum."
Mert gözlerini devirdi.
"İnatçılığın tuttu yine."
"İstediğin kadar kız. Gitmeyeceğim."
Mert bir süre sustu. Sonra yanıma gelip omzuma vurdu.
"Tamam. Ama bir şey olursa bizi arayacaksın."
"Ararım."
"Ve Adina uyandığında..." Duraksadı. "Onu sıkıştırmayacaksın. Beni anlıyor musun?"
Başımı salladım.
"Anlıyorum."
"Hayır, Kaan. Gerçekten anla. Ona kendini affettirmeye çalışma. Ağlayarak, özür dileyerek ya da ne kadar kötü olduğunu anlatarak onu bir şey söylemeye zorlama. Eğer sana kızgınsa dinle. Konuşmak istemiyorsa sus. Seni yanında istemiyorsa da..."
Cümlesini bitirmedi.
Ama ben anladım.
"Gitmem gerekecek," dedim.
Mert başını salladı.
"Evet."
Bunu söylerken içimde bir şey koptu.
Ama yine de başımı salladım.
"Tamam."
Burak elini omzuma koydu.
"Biz birazdan çıkacağız. Yarın sabah erkenden geliriz."
"Tamam."
İkisi odanın kapısına doğru ilerledi. Mert içeri son bir kez baktıktan sonra bana döndü.
"Onu yalnız bırakma demeyeceğim. Çünkü hemşireler burada. Ama lütfen, Kaan... kendine gel."
Küçük bir gülümseme takınmaya çalıştım.
"Tamam, abi."
Mert gözlerini kıstı.
"Dalga geçme."
"Geçmiyorum."
Sonunda ikisi de koridorun sonuna doğru yürüyüp gözden kayboldular.
Ve ben tek başıma kaldım.
Bir süre kapının önünde durdum. İçeri girmek istiyordum ama hemşirenin söylediği şeyi hatırladım.
En fazla iki kişi.
Adina'nın yanında şu anda kimse yoksa girebilirdim ama yine de önce hemşireye sormam gerekiyordu.
Nöbetçi hemşire bankosuna doğru yürüdüm.
"Affedersiniz," dedim. "Adina'nın yanında kalabilir miyim?"
Hemşire dosyaya baktı.
"Şu anda odasında kimse yok. Ancak sessiz olmanız ve hastayı rahatsız etmemeniz gerekiyor. Bir değişiklik olursa hemen bize haber vereceksiniz."
"Tabii."
"Bir de lütfen hastanın eşyalarına, serumuna ve cihazlarına dokunmayın."
"Dokunmam."
Hemşire başını sallayıp yol verdi.
Kapıyı yavaşça açtım.
Odaya girince ilk fark ettiğim şey sessizlik oldu.
Dışarıdaki koridorun sesleri kapının ardında kalmıştı. Burada yalnızca cihazların düzenli aralıklarla çıkardığı ses ve havalandırmanın hafif uğultusu vardı.
Adina hâlâ uyuyordu.
Yatağın yanına kadar yürüdüm ama hemen oturmadım. Bir süre olduğu yerde durup onu izledim.
Yüzüne baktım.
Yanağında tokadın bıraktığı kızarıklık hâlâ seçiliyordu.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Keşke o an daha hızlı davranabilseydim.
Keşke annesinin ona vurmasını engelleyebilseydim.
Keşke her şey bu noktaya gelmeden önce doğru olanı yapabilseydim.
Ama geçmişi değiştiremezdim.
Yapabileceğim tek şey, bundan sonra ne yapacağımı seçmekti.
Yatağın başucundaki koltuğa oturdum.
Adina'nın eline baktım.
Bir zamanlar elimi tuttuğunda dünyanın en şanslı insanı olduğumu düşünürdüm. Bazen bana kızsa bile birkaç dakika sonra yanımda durur, bir şey anlatırken heyecanla gözlerini açar, sonra benim onu dinleyip dinlemediğimi anlamak için yüzüme bakardı.
Ben de onu dinliyormuş gibi yapardım.
Oysa aklımda başka şeyler olurdu.
Onun beni sevip sevmediğini düşünürdüm.
Bana neden bazen yakın, bazen uzak davrandığını çözmeye çalışırdım.
Bir gün beni tamamen hayatından çıkarırsa ne yapacağımı düşünürdüm.
Şimdi ise tek bir şey istiyordum.
Gözlerini açsın.
Bana kızsın.
Bağırmak istiyorsa bağırsın.
Beni görmek istemiyorsa bunu söylesin.
Ama gözlerini açsın.
"Adina..." diye fısıldadım.
Sesim odanın sessizliğinde kayboldu.
"Senden bir şey istemeyeceğim, tamam mı? Beni affetmeni istemeyeceğim. Bana inanmanı da istemeyeceğim. Sadece iyi olmanı istiyorum."
Bir süre sustum.
Sonra başımı öne eğdim.
"Ben seni çok seviyorum."
Bu kez cümleyi söylerken kendimi haklı çıkarmaya çalışmıyordum. Onun da beni sevdiğini söylemesini beklemiyordum.
Sadece içimde duran gerçeği dile getiriyordum.
"Sana bunu söylemek için çok yanlış bir yol seçtim. Seni sınadım. Sana güvenmek yerine senin sevgini sınamaya kalktım. Sanki benim korkularım senin kalbinden daha önemliymiş gibi davrandım."
Boğazım düğümlendi.
"Öyle değildi."
Başımı kaldırıp ona baktım.
"Senin kalbin benim korkularımdan daha önemliydi, Adina. Ben bunu çok geç anladım."
Cevap vermedi.
Elbette vermedi.
Uyuyordu.
Belki söylediklerimi hiç duymuyordu bile.
Yine de konuşmaya devam ettim.
"Bir daha sana böyle bir şey yapmayacağım. Bunu bana inan diye söylemiyorum. Çünkü artık sözlerimin sana yetmeyeceğini biliyorum. Sadece... bunu bilmeni istiyorum."
Elimi ona doğru uzattım.
Parmaklarım eline birkaç santimetre kala durdu.
Dokunmak istiyordum.
Elini tutmak, parmaklarını avucumun içine almak, başımı yatağın kenarına yaslayıp bir süre öylece kalmak istiyordum.
Ama bana kaç kez dokunmamamı söylediğini hatırladım.
Elimi geri çektim.
Onun sınırlarına saygı duymak, onu sevdiğimi söylemekten daha önemliydi.
Bunu da yeni öğreniyordum.
Sandalyede geriye yaslandım. Gözlerim tavana kaydı. Saatlerdir ayaktaydım. İfade verirken, koridorda beklerken, Kiraz Hanım'la konuşurken ne kadar yorulduğumu fark etmemiştim.
Şimdi ise yorgunluk bütün bedenime çökmüştü.
Ama uyumak istemiyordum.
Ya gözlerini açarsa?
Ya korkarsa?
Ya uyandığında yine bir kriz geçirirse?
Ya...
Kendime engel olamadım.
Ya bir daha gözlerini açmazsa?
Bu düşünceyle doğruldum.
"Hayır," diye fısıldadım. "Hayır, Adina. Lütfen."
Gözlerimi kapatıp birkaç kez derin nefes aldım.
Doktorlar onunla ilgileniyordu. Hemşireler sürekli kontrol ediyordu. Bana söylenenlere göre şu anda dinlenmesi gerekiyordu.
Onların işini yapmasına izin vermeliydim.
Benim görevim burada oturup sessiz kalmaktı.
Başımı yeniden yatağın yanına çevirdim.
Adina'nın yüzüne baktım.
"Bir gün bana yeniden gülümser misin?" diye sordum sessizce.
Sonra hemen başımı iki yana salladım.
"Hayır. Bunu bile istememeliyim. Sen ne istersen o olsun. Bana bir daha gülümsemesen bile..."
Cümlemin sonunu getiremedim.
Çünkü bunu düşünmek bile canımı yakıyordu.
Bir süre sonra gözlerim ağırlaşmaya başladı. Direnmeye çalıştım. Koltuğun kenarına tutunup doğruldum, yüzümü ovuşturdum, saate baktım.
Ama bedenim artık beni dinlemiyordu.
Adina'nın yanındaki koltukta biraz daha geriye yaslandım.
"Uyumayacağım," diye mırıldandım kendi kendime. "Sadece bir dakika gözlerimi dinlendireceğim."
Bunun ne kadar büyük bir yalan olduğunu ikimiz de biliyorduk.
Başımı koltuğun arkalığına yasladım.
Son kez Adina'ya baktım.
Saçları yastığının üzerine dağılmıştı. Yüzü biraz daha sakin görünüyordu. Kolundaki serumdan geçen sıvı ağır ağır ilerliyordu. Cihazın sesi düzenliydi.
Her şeyin yolunda olduğuna inanmak istedim.
"İyi ol, karamel," diye fısıldadım. "Ne olur iyi ol."
Gözlerim kapandı.
Aklımda son kalan şey, onun az önce bana söylediği cümleydi.
Senin konuşma hakkın yok.
Haklıydı.
Şu anda konuşma hakkım yoktu.
Kendimi savunma hakkım yoktu.
Benden hiçbir şey beklemesini isteme hakkım yoktu.
Sadece bekleyebilirdim.
Onun iyileşmesini bekleyebilir, kendimi düzeltmek için çabalayabilir ve bir gün karşıma çıktığında ona gerçekten dürüst olabilirdim.
Beni affedip affetmeyeceğini bilmeden...
Bana yeniden güvenip güvenmeyeceğini bilmeden...
Onu bir daha ne zaman göreceğimi bilmeden...
Yine de bekleyecektim.
Çünkü bu kez onu bir şeye ikna etmek için değil, onun yanında olabilmek için oradaydım.
Ve sonunda yorgunluğa yenik düşüp uykuya daldım.
Adina'nın başucundaki koltukta, ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirmiş hâlde...
Ona dokunmadan.
Ondan hiçbir şey istemeden.
Sadece orada kalarak.
~🪷~
Bölüm etkileşimi
