2. bölüm / 13
Zehirli ilaç"Uzak dur yoksa ateş ederim!"
Bölümler 13Şu an: "Uzak dur yoksa ateş ederim!"
- 1 "Ölüm sessizdir, sessizlik ölüm."2.054 kelime
- 2 "Uzak dur yoksa ateş ederim!"2.079 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 "Derhal oradan çıkmalısın."2.125 kelime
- 4 "Müjdemizi isteriz."2.008 kelime
- 5 "Anahtar bende."2.160 kelime
- 6 "Zekama da hayran kaldın mı?"1.569 kelime
- 7 "Tutuklusunuz."1.196 kelime
- 8 "Babam yaşıyor."1.957 kelime
- 9 "Trol."1.828 kelime
- 10 "Serhat Karahan"1.267 kelime
- 11 "Doğaçlama en iyi sanattır."2.056 kelime
- 12 "Sadece bir kurşun."1.925 kelime
- 13 "Kayıplara alışmalısın."1.091 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saate bakmak için kafamı kaldırdığımda yere yığılmıştım. Tek hatırladığım simsiyah gözler ve ensemdeki yoğun sıvı.
...
Tüm bedenimi saran bu iğrenç huzursuzluk derin bir titremeye sebep oluyordu. Gözlerimi açıp etrafa bakınmaya tenezzül edebilmiştim. Tekrar aynı oda, tekrar aynı his ama bu kez sanki çok farklıydı. Titreyen ellerimi kaldırmaya mecalim yokken buruk gözlerimi yatağa çevirdim. Yatağın başlığına kelepçelenen kollarım ve ensemdeki yoğun kan'a yapılmış olan acemi müdahale hâlâ kanamayı tam olarak durdurmamıştı. Neyseki fazla bir kanamam yoktu şu an. Fazlasıyla bitkin olan zihnimde olanları sindirmeye çalışıyordum. Elimdeki kelepçe bileğime son derece zarar vermişti. Yastığa geri uzanıp gözlerimi kapattım, yeterince dolu olan beynim sulanıyor ardından kusacak gibi oluyordum. Ölümcül sessizliği bozan dehşet bir patlama sesi gözlerimi aralamamı sağlamıştı. İçerden silah sesi gelmişti, hemen ardından birbirini takip eden küfürler ve kaba sözcükler. Ne denildiği anlaşılmıyordu fakat Aras'ın sesini çok net seçebiliyordum. Bunu onun yaptığına inanmak istemiyordum.
Biraz zaman sonra silahlar sustu, sessizlik yine kafamda dolanmaya başladı. Aslında silah seslerini sessizliğe tercih ederdim. Kafam derin bir kazanda kaynıyor sanki, canım yanmıyor fakat kestiremediğim bir sızı ile titriyordu bu beden. Gözlerimden akan sıcak yaşlar yanaklarımı ısıtıyordu. Tekrar başa dönüyordum resmen; acıların en başına, hissedilen derin hazların öcünü hissetirerek alan keskin yaralar. Ne öldürüyor ne de yaşamaya fırsat sunuyordu. Ne istediğimi bilemiyordum, belki sorunsuz bir hayat yahut sessiz bir zihin. Biraz düşününce bunların birbiri ile bağlantısı olduğunu anladım. Sorunsuz bir hayata sahip isen zihnin sessizleşir. Fakat olaylarla iç içe yaşamaya çalışıyorsan kafandaki sesler peşini bırakmayacaktır.
...
Kapının kolu hareket edince ilk defa yerimden doğruldum. Belki korktuğumdandır veya kaybedecek bir şeyim olmadığından kaderimi kabullenmişimdir. Ölümle burun buruna iken yansıtmayı hiç düşünmüyordum. İçeri giren bedenini baştan aşağı süzüp bakışlarımı gözlerine çektim. Simsiyah gözleri farklı bakıyordu. Hiç bir şey demeden öylece yanıma geldi.
Sessizliğini sürdürerek önce kelepçeleri söktü ardından bir bardak su getirdi. Kasıtlı mı yapıyordu bunu anlamıyorum. Ben bu adamı çözemiyorum, farklı ruhlar bir bedende toplanmıştı sanki. Getirdiği suyu bana uzatırken garip bir gülümseme belirmişti yüzünde. Bu gülümseme beni tereddüte düşürmüştü, her ne kadar susamış olsam da suyu içmedim. Kabullenmesi uzun sürmedi, bardağı masanın üzerine yerleştirip sandalyeye oturdu.
"Biraz zaman verir misin, söz veriyorum her şeyi anlatacağım. Derhal burdan çıkmalıyız."
"Hiç bir saçmalığı dinlemek istemiyorum, hemen evime gitmek istiyorum. Bir de mümkünse bir daha gölgen gölgeme denk düşmesin."
Böyle bir tepki beklemiyordu sanırım. Yüzü buz kesildi bir kaç dakika sadece beni izlemeyi seçmişti. Sinirlerimi kontrol edememiş ve bir anda çıkıvermişti sözcükler. Soluklarım düzene girdikten sonra yataktan hışımla kalkıp çıkış kapısına ilerledim. Aras peşimden geliyordu, bu kadar ısrarcı davranması canımı sıkıyordu. Dışarı attığım bedenimi gördüğüm ilk taksiye atıvermiştim.
Arka koltukta yerimi aldıktan sonra şoföre evimin adresini verdim. Araba hareket etmeye başlayınca telefonuma baktım. Saat üçü geçiyordu ve ayın yirmi ikisiydi. Bir dakika ne.. Ben kaç gündür baygındım, ne kadardır şirkete gitmemiştim. Üstelik elli sekiz cevapsız çağrı vardı, biri yabancı numara diğerleri de asistanımdı. Telefonu kapatıp kucağıma koydum. "Sabah hepsine dönerim" diye konuyu kapattım. Her şey bir rüya gibi gerçekleşmişti, artık sadece zamana bırakmaya karar vermiştim.
Eve varınca boğuk bir hava ile karşılaştım. Günlerdir hiç havalandırılmamış ve boğucu bir hale gelmişti. Lâkin ben eve girince daha rahat bir nefes almıştım. Kimi zaman ilacım kimi zaman ise mazileri anımsatan iğrenç bir yer olan bu ev sadece bundan da ibaret değildi. Mutlulukların zirvesi ve üzüntülerin en derin hazzını yaşatan da bu evdi. Başvurduğum bu yolda tek yoldaşım, tek sırdaşım.. yalnız yaşamın, zor şartlarda yabancı mekanlarda verilen huzursuzluğu ait olduğun bir mekan vermez. Gayet sakin ve güvende hissedersin, bende tam olarak bunu hissediyordum. Güvende ve bir o kadar da rahatlamış..
Pencereyi açıp kafamı dışarı doğru uzattım. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. İçeri dolan temiz hava kirli havayı yutarken rahatlamış bedenimi yatağa bıraktım. Boynumun sızısı geçmemişti, bedenim ağır ve bitkindi. Soluklarim düzene girmiş ve uykuya dalmıştım.
...
Sabah uyandığımda kuş gibi hafiftim. Uzun bir maratonu birinci bitirmiş kadar mutlu ve rahattım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra bir şeyler atıştırmak için mutfağa gittim. Ekmeği kızartıp biraz kaymak ve bir bardak çay içtim. "Karnımı da doyurduğuma göre şirkete gidebilirim." Diye düşündüm. Mutfağı hızla topladıktan sonra üzerimi giyinip arabama yöneldim. Arabamı bile bu denli özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Arabayı çalıştırıp şirkete doğru yola çıktım.
Şirkete vardığımda ilginç bir telaş vardı. Odama geçip koltuğa oturduktan sonra şirket telefonundan asistanımı aradım. Telefonu açar açmaz odama çağırdım. Sesi her zamanki gibi değildi, sanki telaşlıydı. Kötü düşünmek istemediğim için arkama yaslanıp beklemeye başladım. Asistanım içeri girer girmez "Her şey yolunda mı?" Diye sormaktan çekinmemişti. "İyiyim ben merak etme, burda durumlar nasıl bana rapor eder misin?"
"Bunu size söylemek istemezdim fakat zorundayım. Dün yapılan toplantıda sizin olmamanız dolayısıyla abiniz olduğunu iddia eden biri toplantıda söz sahibi oldu. Rakip şirketin ısrarları ile projenin yüzde 24 hisse kaybına uğradık."
Sözünü tamamlanmasına müsaade etmeden atıldım.
"Benim abim yok ki!"
Diye bağırmıştım. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Birileri benimle ciddi bir oyun oynuyor, bu her kimse onu derhal bulmam lazım.
"Kamera kayıtlarını incelemek istiyorum. Sahra hemen kamera kayıtları.."
Telaşla arkama yaslanıp parmaklarımı saçlarımın içine dolayıp sıktım. Nasıl bir sınavın içindeydim. Sahra kayıtları almaya giderken telefonumu kurcaladım, gece dört suları isimsiz birinden mesaj gelmişti.
'Çok dikkatli olmalısın Hazel. Ölüm kaçınılmazdır..'
Bu da ne demek şimdi? Demek benimle yaşam savaşına girmişlerdi. İstedikleri şirket, para veya başka bir şey değildi. İstedikleri benim ruhumdu... Her şeyimi kaybedip gözüm arkada ölemem. Bunun için aptal olmam gerekiyor. Tabii ki buna izn vermeyecektim.
Ben buralara bu denli dalmışken kapıyı tıklayıp içeri giren Sahra görüntüleri getirmişti. Geçirdiğim ilk şoku atlattıktan sonra görüntüyü izlemeye koyuldum.
Görüntüde gördüklerim bana bir şok daha yaşatmıştı. Gözlerime inanamıyorum.. Bu Aras mıydı? Hayır olamaz, o benimleydi aynı saatte hem burda hem orda olamaz. Saatler birbirine uyuyordu, bu saatlerde uyanmıştım. Neler oluyor, ne tür bir kısır döngünün içerisindeyim.
"Bu adamı tanıyor musunuz?"
Sahra'nın sesi ile kendime gelmiştim. Önce Sahra'ya ardından görüntüye baktım. Başta ne diyeceğimi bilemedim ama sonra bu işin gerçek yüzünü kendim bulmak için bir süre gizli tutmak istedim.
"Tanımıyorum Sahra, kim neden böyle bir şey yapmak istesin ki?"
"Bence karşı şirket ile bağlantısı olan biridir. Sonuç olarak mükemmel hisseler yakalamış ve iyi dereceler kazanmış birisiniz."
"Bilmiyorum Sahra, şu an tek bildiğim her şeyi nasıl atlatabilirim. Rica etsem her zamankinden bir kahve getirebilir misin?"
"Getiririm tabi."
Sahra çıkarken bir süre sadece düşündüm. Babam zamanında oldukça zengin iş adamlarından biriydi. Bu nedenle varlık içinde büyüyen fakat asla bu konuda övünmeyen biri olarak büyüdüm. Yaşamım boyunca rol modelim olmuştur, gerek başarısı gerek azmi.. Her şeyi ile övgülere layık bir adamdı. Onun izinden gidip onun gibi olmak istiyordum lâkin o vefat ettikten sonra hiç bir şey yolunda gitmemişti. Bilmediğim bir yerde bilmediğim bir adamla garip bir olay yaşamıştım, üstelik şirket bu süreç içerisinde yalnız kalmıştı. Babamın intikamını almaya yemin etmişken burda trajik olaylara imza atıyordum. Bir an önce bu saçmalığa son vermek istiyordum.
Elime aldığım dosyayı incelemeye koyuldum. Şirket çok da iyi olmasa ortalama bir durumdaydı. Son bir haftada ciddi kaybı var ama halledilebilir, sadece iyi odaklanmak gerekiyor. Hisseleri arttırmak için mükemmel bir yazıya ihtiyacım vardı. Bana yardım edebilecek birini tanıyordum. Yardımını esirgemeyecek tek kişi ablam. Şehir dışında kalıyor ama bir haftalığına buraya gelir herhalde. Nasıl olsa burası babamızdan kalan tek yadigar ona gözümüz gibi bakmamız gerekiyor.
Ablam geçen seneye kadar şirketin başında yer alıyordu. Ben de yanında durarak bir çok şeyi kısa bir sürede öğrendim. Ablam evlenince şirketin üzerinde duramadı, gerek eşi gerek çocukları. Bir de şirket olunca bi' hayli zorlanıyordu. Bende bu durum karşısında yaklaşık bir senedir şirketin başına geçmiştim. Ablam şirkete çok iyi bakıyordu aynı şekilde benim de şirkete sahip çıkmamı istiyordu. Bu duruma kadar düştüğünü nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum.
Sahra'nın kapıyı çalması ile rüyadan uyanır gibi irkildim. Kısık sesle 'gir' diyebilmiştim. Kahveyi masama yerleştirip bir adım geri çekildi. 'Çıkabilirsin, ben biraz düşüneceğim.' Dedikten sonra Sahra odadan çıktı.
Kahvemi yudumlarken telefona sarılıp ablamı arama kararı aldım. Telefon çalmaya başlayınca kalp ritmim onunla orantılı bir şekilde hızlanıyordu. Telefon açılınca 'merhaba abla, nasılsın?' Diyebildim.
"İyiyim Hazel, sen nasılsın?"
"Bende iyiyim ablacım, senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Kötü bir şey olmadı değil mi?"
"Yani sayılır, önümüzdeki hafta benimle kalır mısın acaba?"
"Kalırım tabi, noldu anlat sen."
"Abla sen gelince yüz yüze konuşalım olur mu? Telefonda olmuyor."
"Peki Hazel, pazartesi günü gelirim o halde."
"Tamam ablacım, hoşçakal."
Telefonu kapattıktan sonra biraz rahatlamıştım açıkçası. Ablama güvenim tamdı, her şey yoluna girecek hissediyordum. Bu motivasyon ile dosyaları inceleyerek etkili yazılar yazmaya çalıştım. Saat akıyordu ve pazartesi gününe sadece üç gün vardı. Hafta sonu yapacak pek işim yoktu fakat şirketin bu durumu daha fazla çalışmamı sağlıyor. Sanırım bu birkaç hafta uzun ve yorucu geçecek.
...
Saat altıyı geçiyordu ve ben hala dosyalarla cebelleşiyordum. Sandalyede arkama yaslanıp biraz soluklandım. Herkes gitmişti, fakat ben daha oradaydım. Sanırım yönetici olmak çalışan olmaktan çok daha zor. En azından işlerin iyi gitmeme ihtimali ve bunun yanı sıra iş psikolojisi çok üst seviyededir. Bugün biraz yorulmuştum, hem yaşadığım olaylar hem de şirketin bu durumu fazlasıyla yormuştu. Masanın üzerini kabataslak toplayarak şirketten çıktım. Arabamı çalıştırdım ve eve doğru yola koyuldum.
Şirket ile ev arasında yaklaşık 15 dakikalık araba mesafesi vardı. Eve varmama birkaç dakika kalmıştı ki, az ilerde tam yolun ortasında simsiyah giyinen bir adam duruyordu. Kornaya basarak ilerledim fakat onun çekilmeye niyeti yok gibiydi., dolayısıyla durdum. Durur vaziyette korna çalmaya devam ettim. Yine hiç bir hareket yoktu. Hışımla arabadan inip yanına doğru gittim. "Pardon yolu kapatmasanız mi acaba" diyip omzuna dokunacak oldum. Bu bir insan değildi, bu sadece bir maketti. Maketti sinirle yolun kenarına fırlatıp arabaya geri döndüm. Anahtarı çevirip arabayı çalıştırdım ki arka koltuktan bir ses duydum.
"Sürpriz! Beğenmedin mi maketimi?"
Arkama dönünce karanlıktan seçemediğim surata sadece 'kimsin sen?' Diye sorabildim.
İç aydınlatmayı açtıktan sonra gördüğüm surata bakakaldım. Bu Aras'tı, ne yapıyor neyin peşindeydi.
"Ne yapıyorsun burda?"
"Eğlence arıyordum, olamaz mı?"
Ellerini arkasına atıp bir silah çıkardı. Birkaç defa çevirip derin derin izledi. Silahın namlusunu bana çevirerek sırıtıyor ardından tetiği çekiyordu. Tüm bunlar gerçekleşirken aklımda sadece bir soru vardı, neden?
Arabanın gözünde daima taşıdığım silahıma uzandı elim, çaktırmadan ve yavaşça. Sanırım bugün hız ve pratik kazanacaktı. Gülüşlerini bir süre izledikten sonra art arda iki patlama sesi tüm sessizliği bozdu. İkimizde omuzdan yaralanmıştık, ben hızla arabadan çıkıp kapıları kilitledim. Üzerimi saran dehşet korku titremeye ve beraberinde ağrılara sebep oluyordu. Daha yaşadıklarımı sindirememişken bir de şimdi yeni tanıştığım insan canıma kastediyordu. Ardıma bakmadan koşuyordum, camı kırıp camdan dışarı çıkmıştı bile. Peşimden gelerek arkamdan peş peşe ateş ediyordu. Bunlardan biri bacağıma denk geldi ve yere düştüm. Acı içinde kıvranırken tekrar kaçmaya çalıştım. Silahı ona doğrulttum fakat ellerim titriyordu. Silahı sabit tutmakta zorluk çekiyordum resmen.
"Uzak dur yoksa ateş ederim!"
Dediklerime sadece gülüyordu, bu son derece sinir bozucu. Kaşlarım çatılmış gülüşüne kilitlenmiştim. Adımları bana yaklaştıkça sadece sinir katsayım artıyordu. Ellerim artık titremiyor üstelik korkumdan da eser kalmamıştı. Aşağılayıcı durumda olmak şu hayatta en son dileğimdi. İyice bana yaklaşınca peş peşe dört el ateş ettim. İkisi bacağına biri koluna diğeri de eline denk gelmişti. Kurşun eline isabet edince silah elinden yere düşmüş ve ben tek seferde yanıma alıp geri çekildim. Acıyla yere düşerken asistanıma konum atıp gelmesini söyledim. Neyseki çok uzakta değildim, birkaç dakikaya burda olurdu.
İlerden parlayan far ışıkları gözlerimi kamaştırdı. Sahra gelmişti, farları sönünce yanıma gelip beni inceledi. Omzumdan akan yoğun kanlar onu telaşlandırmaya yetmişti.
"Hazel noldu sana, kim yaptı bunu."
Gözlerimle arkasında duran adamı işaret ettim. Sahra arkasını dönüp ardından bana baktı.
"Efendim, bu adam abiniz olduğunu iddia ederek toplantıda söz sahibi oldu. Hatırlıyorum."
"Bende onu yaraladım Sahra. Hadi eve gidelim."
"Hayır eve değil hastaneye gidiyoruz. "
"Olmaz Sahra gidemeyiz. Kurşun yarası var, soruşturma açılır üstelik bende ateş ettim. Lütfen eve gidelim."
"Peki gidelim, benim tanıdığım doktor arkadaşlarım var. Gelip bakarlar durumuna."
Hemfikir olduktan sonra evin yolunu tuttuk. Sahra doktoru arayıp evin adresini verdi. Birkaç dakikaya burda olurmuş. Yatağıma uzanıp gözlerimi tavana diktim. Omzum ağrıyor fakat omzundan daha büyük yaralarım vardı. Bu adam benden ne istiyordu...
Çalınan kapıya Sahra bakıvermişti. Gelen doktoru içeri ağırlamış ve benim yattığım yere getirmişti. Yerimden doğrulup "hoş geldin" dedim. Gülümseyip "hoş buldum." Dedi.
Bana yaklaşıp omzuma yakından baktı. Neyseki Kurşun çok derine gitmemişti. Kurşunu çıkarmış ve sargı bezi ile son hamleyi yapmıştı.
Zayıf ve uzun bir kızdı, alımlı ve son derece güzeldi. Sahra ile vedalaştıktan sonra bana da sarılıp evden çıktı. Yaklaşık sekiz dakika sonra kapı çaldı, Sahra kapıyı açtı ve doktorun telefonunu unuttuğunu söyledi. Telefon benim yattığım yerdeydi, uzanıp telefonu aldım ki telefon açıldı. Telefon açıldıktan sonra birkaç dakika kendime gelemedim. Sahra yanıma gelip benim de gördüğümü gördü. Telefonun duvar kağıdında Aras'ın resmi vardı.
"Sahra, bu adamı bir yerde gördüğünü ama tam hatırlamadığını söyle ve bu kızın nesi oluyor öğren."
Kısık sesle söylemiştim, Sahra başını aşağı yukarı sallayarak kapıdan çıktı. Telefonu teslim etmesini beklerken tekrar içimi derin bir sızı bastı. Sahra kapıdan içeri girerken gözlerine kilitlenip söylemesini bekledim. Sahra sessiz bir şekilde tek seferde konuştu.
"Abisiymiş..."
Bölüm etkileşimi
