8. bölüm / 13
Zehirli ilaç"Babam yaşıyor."
Bölümler 13Şu an: "Babam yaşıyor."
- 1 "Ölüm sessizdir, sessizlik ölüm."2.054 kelime
- 2 "Uzak dur yoksa ateş ederim!"2.079 kelime
- 3 "Derhal oradan çıkmalısın."2.125 kelime
- 4 "Müjdemizi isteriz."2.008 kelime
- 5 "Anahtar bende."2.160 kelime
- 6 "Zekama da hayran kaldın mı?"1.569 kelime
- 7 "Tutuklusunuz."1.196 kelime
- 8 "Babam yaşıyor."1.957 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 "Trol."1.828 kelime
- 10 "Serhat Karahan"1.267 kelime
- 11 "Doğaçlama en iyi sanattır."2.056 kelime
- 12 "Sadece bir kurşun."1.925 kelime
- 13 "Kayıplara alışmalısın."1.091 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Tutuklusunuz sayın Şanlı"
"Ne demek tutukluyum, iyi misiniz siz?"
"Zorluk çıkarmayın."
...
Sorgu odasında beklerken zihnimdeki karmaşa giderek büyüyordu. Aren'in nasıl olup da bu durumu yarattığını çözmeye çalışırken sorgu odasına ablam ziyarete geldi. Ablamın yüzü solgundu ve sanki kötü bir haber verecekmiş gibi görünüyordu.
"Abla, burada ne işin var? Polislere ne söyledin? Bana yardım etmeye mi geldin?" diye sordu Hazel. Ancak ablam sessizdi.
"Konuşsana! Ne oluyor?"
Ablam, derin bir nefes alarak karşısıma oturdu. "Sana bir şey söylemem lazım. Ama bunu doğru zamanda mı yapıyorum, bilmiyorum..." dedi ve devam etti:
"Bugün şirkette garip bir telefon aldım. Arayan kişi Enes'ti."
"Enes mi? eşin mi?" Hazel şaşkın bir şekilde kaşlarını çattı.
"Evet, Enes. Ama... ama bu aramadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı."
"Ne dedi ki sana? Ablam, yüzün bembeyaz olmuş. Neyin var, söylesene!"
Ablam gözlerini kaçırarak derin bir nefes aldı. "Hazel, seni korumak için sustum. Ama artık susamayacağım. Enes, Aren'in peşine düşmemizi özellikle istedi. Çünkü... çünkü meğer yıllardır beni kandırıyormuş."
"Nasıl yani? Ne demek bu?"
"Enes, şirketteki hisselerimi yok pahasına satmamı istiyordu. Aren'le iş birliği yaparak bana karşı oyunlar kurmuşlar. Dahası..." ablamın gözleri dolarak bana bakmaya devam etti. "Dahası, o zamandan beri başka bir kadınla ilişkisi varmış."
"İyi de abla iki çocuğunuz var, nasıl bu kadar alçak olabiliyor."
Hazel şok olmuştu. "Bunu nasıl öğrenmiş olabilirsin ki? Enes sana bunu açıkça mı söyledi?"
Ablam titreyen elleriyle çantasını açtı ve içinden birkaç fotoğraf çıkardı. Fotoğraflarda Enes, bir kadınla sarmaş dolaş bir şekilde bir kafede oturuyordu. Kadının yüzündeki tebessüm ve Enes'in bakışları, o anda her şeyi açıklıyordu.
Fotoğraflara baktıktan sonra öfkeyle ayağa kalktım. "Bu kadarı fazla! Demek ki Aren'in de bu işte bir parmağı var. Şimdi her şey daha netleşiyor. Enes, seni yıkmak için Aren'le ortak olmuş. Peki ya şimdi? Enes nerede? Onu bulmamız lazım!"
Ablam gözyaşlarını silerek cevap verdi. "Bilmiyorum, ama bir şey kesin: Enes, seni Aren'e karşı kışkırtarak seni bu işe bulaştırdı. Onun amacı yalnızca benim şirket hisselerimi almak değilmiş. Senin de hayatını mahvetmek istemiş."
Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. "Tamam, abla. Bu olay artık kişisel. Enes'in nerede olduğunu öğrenmemiz lazım. Ama önce buradan çıkmam gerek."
Ablam bana yardım edeceğini söyledi. Bir avukat ayarlayarak beni kefaletle dışarı çıkarmayı planlıyordu. Ancak bu sırada benim aklıma gelen başka bir ihtimal vardı:
-Enes'in, benim evine yerleştirilen kameralarla bir ilgisi olabilir miydi?-
Geçmişte yaşananları düşünürken Enes'in davranışlarının hep bir planın parçası olduğunu fark etmeye başladım. Aren’in sakladığı sandıktan çıkan anahtar, fotoğraflardaki kadın ve Enes'in ani dönüşü… Hepsi birbirine bağlanıyordu.
Ablam neredeyse ağlayacaktı. İkimizin arasındaki saydam cam seslerimizin boğuk çıkmasını sağlıyordu. Ablam çok kötüydü ve ben hâlâ neden burdayım olduğumu bilmiyordum bile. Ablam biraz kafa dağıtmak için çıkınca tekrar yalnız kaldım işte..
Karakolda tek başıma otururken geçmişimdeki tüm olayları gözden geçirdim. Babamın ölümü veya hayatta olma ihtimali, ablamın tavırları ve Aren'in planları arasında bağlantılar kurmaya çalıştım. Ancak tam bu sırada, sorgu odasına giren bir polis, beklenmedik bir delili ortaya koyar: "Bunu açıklayabilir misiniz, Hazel Hanım?"
Başta anlamaya çalışınca ilk bakışta anlaşılacak gibi değildi ama sonradan adlı tıp raporu olduğunu gördüm.
"Beni arkadaşımı öldürmekle suçlamıyorsunuz umarım."
"Hayır"
Polis benim anlamadığımı farkedince belgeleri alıp açıklama gereği duydu.
"Adlı tıp raporu çıktı ve cesedin üzerinde kesik şekilde birçok yıldız şekli olduğunu farkettik. Bu yıldız kesikleri bariz bir şekilde cam kırığı ile yapılmış. Deriye işkence amaçlı yapılmış ve (derin bir nefes aldı.) Bu çok acımasızca.. yaranın üzerine kolonya dökülmüş."
Vücudum buz kesti, nasıl bir psikopat bu? Dışarıda serbest bir şekilde dolaşması hiç de uygun değildi, hem de hiç bir canlı için. Kısa bir duraksamadan sonra polis devam etti.
"Tutuklanma sebebine gelince, cesedin üzerinde neredeyse yüzde 80'inde babanın parmak izine rastladık. Adli tıp sonucu ile ifadeleriniz uyuşmuyor. Yalan ifadeden birkaç hafta bizimle kalacaksınız."
"Ne saçmalıyorsunuz benim babam öldü."
"Şimdi de adlı tıpı yalanlıyorsun."
"Bakın, bana inanmalısınız bu sizinle alakalı değil. Aren her şeyin sorumlusu."
"Aren tutuklu hanımefendi. Masallarınız bittiyse benimle gelin."
Kollarıma kelepçeyi yeniden takip hücreye götürdü, ve Aras’ın hücresinin tam karşısına bıraktı.
"Burda birbirinizle olan sorununuzu çözün Hazel çok durmayacak zaten."
Benle Aras birbirimize bakınca gözlerini hemen çekti. Bende hücreye geçip arkadaki bankta oturunca birçok şeyin farkına vardım. Burası yeryüzündeki cehennem. Aras benim için hapis yatıyordu fakat ben başaramamış ve yüzsüz gibi yanına gelmiştim.
"Aras.."
"Niye buradasın Hazel?"
Bana bakmıyordu, ayakkabılarını incelerken sordu bu soruyu bana.
"Cesedin üzerinde babamın parmak izleri varmış yalan ifadeden burdayım."
Biraz duraksadım ve derin bir nefes alarak devam ettim.
"Söylesene babamın hayatta olmaması ile ilgili her şey bu kadar kesinken neden ben burdayım?"
"Hazel.."
"Efendim."
Bu kez gözlerimin içine baktı, yeniden girdap içinde hissettim. Gözlerim gözlerinden kayıp dudaklarına indi. Konuşmasını ourdikkat bekliyordum.
"Bu mümkün değil, baban yaşıyor..."
"Onu bizzat ben gömdüm, inanamıyorum hepiniz kafayı yemişsiniz."
"Aren yalan söylüyor baban yaşıyor ve Aren'in oyunlarında bir malzeme."
Şok geçirdim birkaç dakika konuşamadım. Olanların hepsini sindirmek çok zor, her şey üst üste geliyordu ve sanırım artık dayanamıyorum.
"Enes hakkında bir şey biliyor musun?"
"Ablanın eşi mi?"
"Evet."
"Üzgünüm Hazel.."
"Bana Aren'in kirli işlerine ortak olduğunu mu söylüyorsun sen."
İnanamıyorum şu an ölsem keşke, daha fazlasını kaldırabileceğimi zannetmiyorum.
Tam bu sırada Buğra komiser içeri girip bana baktı. Çok kötü durumdayım; gözlerim kızarmış, göz altlarım morarmış, saçım başım dağınık bir şekilde ona bakıyordum. Bir kötü habere daha hazırlanmıştım ama Buğra komiser serbest olduğumu söyledi. Buna çok sevinmiştim, burada rahat değildim.
...
Ablamın yardımıyla kefaletle serbest bırakıldıktan sonra doğrudan eve gittim. Ancak içimde derin bir huzursuzluk vardı. Enes ve Aren’in nasıl bir planla hayatlarımızı altüst etmeye çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Aren’in gizli kameraları yerleştirdiği gerçeği, Enes'in bu işte parmağı olduğu şüphesiyle birleşince işler daha da karmaşık hale gelmişti.
Evime döner dönmez Enes'in planlarını çözmek için harekete geçecktim. Bu noktada, Enes'in neden bu kadar ileri gittiğini ve onun asıl amacını ortaya çıkarmak zorundayım. Babam hayattaysa bir an önce onu da bulmalıyım.
Eve vardığımda, ablamı yorgun bir şekilde kanepeye oturmuş buldum. Ablası hâlâ derin bir sarsıntı içindeydi, ama ona destek olma isteğimi bastırarak meseleyi kökten çözmek için bir plan yapmaya karar verdim.
"Abla, şimdi dikkatle dinle. Aras bu işin tam merkezinde. Aren’in peşinden gidip her şeyi açığa çıkarmamız lazım. Babamın ölümü, şirket meseleleri, senin hisselerin… Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı."
Ablam başını salladı. "Ama nasıl? Elimizde hiçbir şey yok. Sadece fotoğraflar var. Enes'in planlarını nasıl çözebiliriz ki?"
O an aklıma Aren’in atölyesinde bulduğu paslı anahtar geldi. Bu anahtar nereye açılıyordu? Aren’in sakladığı sırların kilidi bu anahtar olabilir miydi?
Hızla Aren’in yanına yaklaşıp anahtarı sallayarak konuştum.
"Bu anahtar nereye açılıyor, Aren?" diye sordu Hazel, anahtarı sallayarak. Aren soğukkanlı bir şekilde ona bakıp alaycı bir gülümseme gösterdi.
"Bunu anlaman için zekan yetmez, Hazel."
Öfkemi kontrol ederek Aren’e yaklaştım. "Eğer hemen konuşmazsan, o zincirlerin üzerinde oturduğun son konforlu yer olur. Konuş, yoksa başka yöntemlere başvururum."
Aren, gözlerimin içine bakarak sinsice güldü. "Bu anahtar seni yıkıma götürecek. Ama kullanmaya cesaretin varsa, git ve bul."
...
Ablamı evde bırakarak paslı anahtarı alıp Aren’in atölyesine geri döndüm. Ancak bu sefer daha temkinliydim. Aren’in bu kadar rahat bir şekilde yakalanmasına ve zincirlenmesine rağmen hâlâ gücünü kaybetmediğini biliyordum. Aren’in kendi evinde hâlâ zincirli bir şekilde bıraktığını hatırlayınca bir nebze de olsa rahatladım.
Aren’in sözlerini dikkate alarak atölyedeki her yeri tekrar aramaya başladım. Nihayet, arka duvarda gizli bir bölme buldum. Bölmeyi açtığımda, anahtarın uyduğu küçük bir kasa çıktı.
Kasanın içinden çıkan belgeler ve bir USB bellek, Hazel’in kalbini sıkıştırdı. Babamın adı, Enes'in imzası ve bazı şirket anlaşmalarıyla dolu dosyalar vardı. USB bellek ise şifre korumalıydı, ancak içindekilerin kritik bilgiler içerdiği açıktı.
Belgelerden birini dikkatle incelediğimde, Enes'in babasının şirketinden büyük miktarda para çektiğini ve bu paranın izini kaybettirmek için sahte hesaplar oluşturduğunu gördü. Enes, babamın ölümü öncesinde mali açıdan onu köşeye sıkıştırmıştı. Dahası, Aren ile birlikte bu sahte hesaplardan kazanç sağladıklarını ima eden belgeler vardı. Lakin Aren şu an babamın yaşadığını ima ediyordu. Şu an tam olarak neler oluyor çıldırmak üzereyim..
...
Tüm bu soru işaretleri ve belgelerle birlikte eve döndüm. Ablama her şeyi anlatırken Enes'in şirketi dolandırdığını, babasını ekonomik anlamda yok etmek için planlar kurduğunu açıkladım, ancak ablasının gözleri aniden dehşetle büyüdü.
"Hazel… Enes burada," dedi ablası titrek bir sesle.
mutfağa yöneldiğimde Enes'i gördüm. Elinde bir silah vardı ve soğuk bir şekilde gülümseyerek bana baktı.
"Beni özlediniz mi?"
"Burada ne işin var, Enes?" diye sordum sert bir sesle.
"Şu belgeleri yerine koysan iyi olur. Aren’in planlarını mahvetmek üzereyken işleri daha da karıştırmanı istemem."
Sinirlerini kontrol ederek Enes'in karşısına geçtim. "Bu belgeler sadece Aren’i değil, seni de bitirir. Babamın şirketini yok ettin, ablamı kandırdın, şimdi de beni susturacağını mı sanıyorsun?"
Enes güldü. "Aren’le oynadığımız küçük oyunun sonu yaklaşıyor. Ama o sandığın kadar aptal değil. Beni de hesaba kattığını unutmuşsun."
Enes, silahını doğrulttuğu sırada hızlı bir refleksle üzerine atıldım. İkimiz arasında bir mücadele başladı ve silah yere düştü. Ablam panik içinde olan biteni izlerken silahı kapmayı başardım.
"Şimdi bu evden çık, Enes. Yoksa son pişmanlığın olacak." dedi.
Enes geri çekilmek zorunda kaldı, ancak gitmeden önce bir tehdit savurdu: "Bu iş burada bitmedi. Yakında kimse güvende olmayacak."
...
Enes evden ayrıldıktan sonra USB belleği çözmek ve daha fazla kanıt toplamak için harekete geçtim. Aren hala zincirlenmişken Enes'in ne gibi bir hamle yapacağını kestiremiyordum. Ablam ise tamamen yıkılmıştı; Enes'in gerçek yüzünü görmek, hayatını sorgulamasına neden olmuştu. Demek ki Aras bunun bilincinde idi ve bu yüzden ablamı yanıma getirmem konusunda bu kadar ısrar etti.
USB belleği çözmek için teknoloji konusunda güvendiği eski bir arkadaşımdan yardım almaya karar verdim. Yıllar önce üniversitede birlikte okuduğu ve şu anda bir siber güvenlik şirketinde çalışan Melih, bu konuda biçilmiş kaftandı.
Melih'e ulaştım, durumu açıkça anlatmasam da USB'nin şifresini çözmesinin hayatî bir mesele olduğunu söyledim. Melih, birkaç saat sürecek bir işlemle şifreyi kırabileceğini söyledi ve beni ofisinde bekletti.
Bu sırada aklım evde bıraktığım ablamdaydı. Enes ya da Aren, onun için yeni bir tehlike yaratabilir miydi? Telefonumu elime alıp ablamı aradım. Nihayet içimi rahatlatan ablamın sakin sesi oldu.
"Merak etme, Hazel. Evde her şey yolunda. Ben de biraz toparlanmaya çalışıyorum."
...
Melih, yaklaşık üç saat sonra beni yanına çağırdı. "Şifreyi kırdım, ama burada çok karmaşık ve karanlık şeyler var. Bu bilgiler seni hedef haline getirebilir," dedi.
USB'nin içeriğini incelediğimde gördüklerim karşısında şok oldum. Belleğin içinde, babamın hayatta olduğuna dair dolaylı deliller, sahte şirket hesapları ve daha korkuncu, Enes ve Aren’in kimlerle işbirliği yaptığına dair bir liste vardı. Aren ve Enes'in birlikte yürüttükleri işler aslında çok daha büyük bir suç organizasyonunun parçasıydı. Bu organizasyon sadece finansal dolandırıcılık değil, aynı zamanda tehdit, şantaj ve suikastlarla doluydu.
Bir dosya özellikle dikkatimi çekti. Dosyada ablamın ismi ve şirket hisseleriyle ilgili bilgiler yer alıyordu. Enes, ablasını kandırarak hisselerini ele geçirmeye çalışmış, ancak benim mücadelem bu planı bozmuştu.
Eve döndüm ve ablamı belgeler ve USB ile karşıma aldım. "Abla, Enes'in yaptıklarını bilmelisin. Seni kullanmış, bizi mahvetmeye çalışmış."
Ablam ilk başta bu durumu kabullenmekte zorlandı. "Enes bana her zaman iyi davrandı, Hazel. Beni sevdiğine inandırdı. Bu yaptıklarına bir açıklama olmalı."
"Abla, gözünü aç artık! Bizi mahvetmek için bir organizasyonun parçası olmuş. Babamı köşeye sıkıştırıp ölümüne sebep oldu. Seni de sadece bir araç olarak kullandı."
Ablam gözyaşlarına boğuldu. Gerçekler ağırdı ama kabullenmekten başka şansı yoktu. "Hazel, ne yapacağız? Enes'i ve Aren’i polise vermek yetmez. Daha büyük bir şey bu."
Ablama sarılıp sakinleştirdikten sonra bir plan yapmaya koyulduk. Bu kadar büyük bir organizasyonla başa çıkmak için daha stratejik olmamız gerekiyordu, Aren’in hala zincirli olması bir avantajdı. Onun bilgilerini kullanarak organizasyona daha fazla sızabilirlerdi.
Ablama dönüp kararlı bir şekilde konuştum. "Aren’i sorgulayacağım. Bildiklerini bana söylemek zorunda. Eğer konuşmazsa, bu dosyaları polise veririz ve onu da yanımızda sürükleriz."
"Ya Enes? Onun peşinden gitmek güvenli mi?"
"Enes bulacağız. Ama önce elimizdeki bilgileri netleştirelim."
Aren’in yanına giderek belgelerden bahsettim. "Her şeyi biliyorum, Aren. Enesle birlikte çalıştığını, babamı köşeye sıkıştırıp bu organizasyonun bir parçası olduğunu…"
Aren alaycı bir kahkaha attı. "Her şeyi bildiğini sanıyorsun, ama hiçbir fikrin yok. Bu işin boyutu senin hayal gücünü aşar, Hazel."
"Konuşmazsan, bu belgeleri polise veririm. Seni kurtaracak kimse kalmaz."
"Bu belgelerle polise gidersen babanı gözlerinin önünde öldürürüm, zaten bahane arıyordum."
Sessiz bir şekilde fısıldadım, "babam cidden yaşıyor ve yerini sadece bu aptal biliyor."
//olaylar hızlı gelişti biliyorum ama böylesi daha iyi..
Bölüm etkileşimi
