Zehirli ilaç kitap kapağı

10. bölüm / 13

Zehirli ilaç

"Serhat Karahan"

Vaveyla Yazarı: Ceylan Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: "Serhat Karahan"

"Memnun oldum ahbap, bana trol diyebilirsin."

Ahbap mı, trol mü? Sanırım bu iş cidden uzayacak..

...

Trol mü? Ahbap mı? Bunu beklemiyordum. Aras’ın bahsettiği “çekilmez adam” tam olarak bu muydu? Onun ne kadar ciddi biri olduğunu bilirdim, yani Aras şaka yapmazdı. Ama karşımdaki adamın, özellikle “çitlembik” gibi garip bir kelimeyle beni selamladıktan sonra ciddiye alınacak biri olup olmadığı konusunda şüphelerim vardı.

Derin bir nefes alıp koltuğa oturdum. Adam, ahşap bir kitaplıktan bir şişe su alıp bana uzattı. Dikkatlice yüzünü inceledim. Yaşını tam olarak tahmin edemesem de kırklı yaşlarında gibi görünüyordu. Sakar bir gülümsemesi vardı ama gözleri… Gözleri fazla dikkatliydi. Birini ölçüp biçmeye alışkın olan türden. Beyazlaşmaya başlamış kirli sakalı ve dehşet komik bir gözlük takıyordu. Yaşlı adam, eski zamanlardan fırlamış gibi görünen, tuhaf ama bir o kadar da sevimli biriydi. Başında yamuk duran kahverengi fötr şapkası, sanki yıllardır hiç çıkarılmamış gibiydi. Griye çalan dağınık saçları kulaklarının çevresinde bukle bukle kıvrılıyor, her an kendi kendine hareket edecekmiş gibi duran gür kaşlarının altında koca koca parlayan gözleri merakla etrafa bakıyordu.
Burnu hafifçe eğriydi, sanki yıllar içinde kendi yolunu seçmişti. Gözlerinin köşelerinde derin gülme çizgileri vardı, sanırım gülmek onun en büyük alışkanlığıydı. Üzerindeki ceket, her köşesi farklı bir renkte yama yapılmış eski püskü ama özenle korunmuş bir kumaştan yapılmıştı. Cebinden her an bir şeker, eski bir düğme ya da hiç beklenmedik bir şey çıkabilirdi. Ayağındaki eski ama temiz ayakkabılar, uzun yıllar boyunca nice maceraya şahit olmuş gibi görünüyordu.

“Aras’ın seni gönderdiğine emin misin?” diye sordu aniden.

Kaşlarımı çattım. “Bunu neden soruyorsun?”

Omuz silkti. “Çünkü Aras bana yıllardır kimseyi göndermedi. Demek ki işler çığırından çıkmış.”

Ne demek çığırından çıkmış? Şu an karşımda oturan lavuk Aras’ın hapiste olduğunu biliyor muydu!? Saçmalıyorsun Hazel nerden bilecek, bilse böyle mi konuşur.

“Sence?” dedim sert bir sesle. “Bana Serhat Karahan hakkında bildiklerini anlatacak mısın, yoksa buraya gelmemi sağlayan şeyin sadece Aras’ın saçma bir şakası mı olduğunu düşüneceğim?”

Adam hafifçe gülümsedi, ama bu gülümseme eğlenceli olmaktan çok tehlikeliydi. Sandalyesine yaslanıp parmaklarını birbirine kenetledi.

“Beni dinle, çitlembik,” dedi alayla. “Eğer Serhat Karahan’ı gerçekten bulmak istiyorsan, öncelikle onun kim olduğunu ve neden bu işin merkezinde olduğunu anlaman gerek.”

İçimi çektim. “Bunu zaten anlamaya çalışıyorum. Aren babamın yaşadığını söyledi. Ama ona ulaşmam için Serhat’a ulaşmam gerektiğini de ekledi. Sen de Serhat hakkında bir şeyler biliyorsun, değil mi?”

Adam gözlerini kısarak yüzüme baktı. “Babanın kim olduğunu gerçekten biliyor musun, Hazel?”

Bu soru bana çok tanıdık geldi. Aren de neredeyse aynı şeyi sormuştu. Ve cevabım hâlâ aynıydı: Hayır.

Sessizliğim ona cevap olmuş olmalı ki başını salladı. “Baban, senin bildiğin kişi değil. Ve eğer Serhat Karahan’ı bulursan, bu gerçeği öğrenmeye hazır olsan iyi edersin. Çünkü o, senin dünyanı paramparça edecek.”

Yutkundum. “Bana masal anlatmayı bırakıp Serhat’ın yerini söyleyecek misin?”

Trol, ayağa kalkıp camdan dışarı baktı. Birkaç saniye boyunca sessiz kaldı, sonra dönüp bana baktı.

“Serhat Karahan’ı bulmak istiyorsan,” dedi nihayet, “seni bir yere götürmem gerekecek.”

Ayağa kalktım. “Nereye?”

Adam gözlerini devirip gülümsedi. “Önce söz ver. Yolda mızmızlanmak yok.”

Derin bir nefes aldım. “Söz.”

Ve böylece, hayatımı sonsuza dek değiştirecek bir yola çıkmış oldum.

Arabaya atladığımızda içimde bir huzursuzluk vardı. Trol’ün bana yardım edeceğine emin değildim. Aras, ona güvenebileceğimi söylemişti ama içimdeki şüphe yok olmuyordu. Yine de bir seçeneğim yoktu. Eğer babama ulaşmak istiyorsam, Serhat Karahan’ı bulmalıydım.

Trol arabayı sürerken yan gözle bana baktı. “Gerginsin.”

“Beni çitlembik diye çağıran bir adama güvenmem gerektiğini söylüyorsun, nasıl rahat olabilirim?” diye tersledim.

Kahkaha attı. “Sakin ol. Eğer sana zarar vermek isteseydim, çoktan yapmış olurdum.”

“Bana biraz fazla güveniyorsun.”

“Ben güvenmem. Sadece tahminlerim güçlüdür.”

Araba şehir merkezinden çıkıp, daha tenha yollara girmeye başladı. Hava kararmaya başlamıştı ve içimdeki huzursuzluk daha da arttı.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordum sonunda.

“Serhat’ın bağlantılarından birine.”

Şüpheyle kaşlarımı çattım. “Bağlantılarından biri mi?”

Trol, yola odaklanarak başını salladı. “Serhat doğrudan bulunamaz. Onun yerini öğrenmek istiyorsan, önce onun için çalışan birine ulaşmalıyız. Ve bu kişi… pek misafirperver sayılmaz.”

İçim sıkıştı. Yine bir tehlikenin içine giriyordum. Ama artık geri dönemezdim.

Yaklaşık yarım saat sonra arabayı eski, terkedilmiş gibi görünen bir binanın önünde durdurdu. Camları kirliydi, duvarlar yosun tutmuştu. Burası, kesinlikle normal bir yer değildi.

Trol motoru durdurup bana döndü. “İçeri gireceğiz ama sen konuşmayacaksın.”

Kaşlarımı çattım. “Neden?”

“Çünkü bu adam sinirlendiğinde silahını kullanmaktan çekinmez. O yüzden, eğer ölmek istemiyorsan, dediğimi yap.”

Yutkundum ama başımı salladım.

Binanın ön kapısı, eski ama sağlam görünüyordu. Trol kapıyı iki kez sertçe tıklattı. Birkaç saniye boyunca içeriden ses gelmedi. Sonra ayak sesleri duydum. Kapı açıldığında, karşımızda iri yarı, sert bakışlı bir adam belirdi.

Trol’ü görünce kaşlarını kaldırdı. “Sen hâlâ yaşıyor musun?”

Trol gülümsedi. “Özledin mi beni?”

Adam homurdanarak kenara çekildi. “İçeri gel.”

Adam bizi loş ışıklı bir odaya götürdü. Ortada eski bir masa, üzerinde boş bir kül tablası ve birkaç şişe vardı. Oturdu ve gözlerini bana dikti. Garip, sanki ilk kez bir kızla karşı karşıya oturuyordu. Ne biçim bakışlar bunlar?! Hayatım boyunca bakışlar hep büyük bir öneme sahip olmuştur benim için.

“Bu kim?” diye sordu Trol’e.

"Yengen." Dedi trol. Tam o anda bakışlarımı ona çevirip ters ters baktım. Ardından kahkaha atıp şaka yaptığını söyledi. İnanamıyorum cidden bu işin sonu nereye varacak? Boğazını temizleyip sakince arkasına yaslandı.

“Önemli biri. Serhat hakkında konuşmamız lazım.”

Adam anında gerildi, bakışları sertleşti. “Serhat hakkında konuşmak mı? Neden?”

Trol, umursamaz bir şekilde omuz silkti. “Bilgiye ihtiyacımız var. Eski bir borcu ödemek istiyoruz.”

Adam kahkaha attı. “Serhat’a borç ödenmez. O borçları kendi yöntemleriyle tahsil eder.”

İçimi kötü bir his kapladı. Eğer Serhat gerçekten böyle biri ise, babam onunla nasıl bir iş yapmış olabilirdi? Gerçekten sinirlerim bozulmaya başlıyordu. Konuşmadan sadece onları izlemek de ayrı bir geriyordu beni.

Trol ciddileşti. “Onun yerini bilmemiz gerekiyor. Bize yardımcı ol.”

Adam gözlerini kıstı. “Bana bir neden söyle. Neden Serhat’ı arıyorsunuz?”

Tam o anda, Trol dönüp bana baktı. Gözlerinde tuhaf bir ifade vardı. Bana bir şey anlatmaya çalışıyordu ama ne olduğunu anlayamıyordum.

Sonra sakin bir sesle konuştu:

“Çünkü Serhat, onun babasını kaçırdı.”

Nefesim kesildi.

Ne?

Şaşkınlıkla Trol’e döndüm ama o gözlerini benden kaçırdı. Madem biliyordu söylemek yerine neden yeni bir maceraya yelken açıyordu ki, Tanrım! İnsanlar aklını kaçırmış, herkes yeni yelken açma peşinde..

Adam ise gülümseyerek arkasına yaslandı. “Ah… Şimdi işler ilginçleşti.”

Ben şok içinde kelimeleri toparlamaya çalışırken, adam masanın çekmecesini açtı ve içinden eski bir fotoğraf çıkardı. Bana doğru uzattı.

Elim titreyerek fotoğrafı aldım.

"Demek ki Serhat bunları öngörmüş ve bu yüzden gelmişti bana. Vay canına gerçekten de çok zeki bir adam her defasında daha çok hayran oluyorum. "

"Bu da ne demek şimdi?" Diye konuşunca trol kaşlarını çatmıştı, iki yardımı dokunacak diye elimi kolumu bağlamayı düşünmüyordu umarım. Ayrıca benim mükemmel bir planım vardı olay ne ara buraya kadar sürüklendi? Aras ile iş birliği yapacaktım ama şu an trol denen dangalak ile tıp oynuyorum. Gözlerimi devirip iç çektikten sonra adamın verdiği fotoğrafı inceledim.

Fotoğraftaki adam… Babamdı.. yanındaki adam ise orta yaşlarında, ama yaşadığı hayattan ötürü daha sert ve tecrübeli görünen biri. Uzun saçları, iyi taranmış ve hafifçe geriye doğru yatırılmış. Sakalı yok ama çenesinin belirgin keskinliği ve sert yüz hatları, onun otoriter duruşunu daha da vurguluyor. Kaşları hafifçe çatılmış, gözleri derin ve karanlık bir bakışa sahip; yılların ona öğrettiği acımasızlıkla bakıyor, adeta avını tartıyormuş gibi. Üzerinde kusursuzca dikilmiş, pahalı bir takım elbise var. Ceketi omuzlarına tam oturmuş, gömleğinin yakası ise tek bir kırışık bile içermiyor. Koyu renk kravatı, göğsünde bir zincir gibi sıkıca bağlı, kurallarına ve disiplinine olan sadakatini simgeliyor. Ellerini birbirine kenetlemiş ya da cebine sokmuş olabilir, ama her halükârda tehditkâr bir duruş sergiliyor.
Fotoğraftaki ortam kasvetli ve gergin. Loş ışık altında, babam sandalyeye bağlı halde duruyor. Adam ise ona yukarıdan bakıyor, yüzünde soğukkanlı ama baskın bir ifade var. Arka planda eski bir masa, bir şişe içki ve birkaç para destesi görünüyor. Odanın havası boğucu, duvarlar çıplak. Gölgeler, adamın yüzüne düşerek tehditkâr ifadesini daha da belirginleştiriyor.

Trol, kısık bir sesle fısıldadı:

“Serhat Karahan..”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

352okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.