Zehirli ilaç kitap kapağı

9. bölüm / 13

Zehirli ilaç

"Trol."

Vaveyla Yazarı: Ceylan Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: "Trol."

Aren alaycı bir kahkaha attı. "Her şeyi bildiğini sanıyorsun, ama hiçbir fikrin yok. Bu işin boyutu senin hayal gücünü aşar, Hazel."

"Konuşmazsan, bu belgeleri polise veririm. Seni kurtaracak kimse kalmaz."

"Bu belgelerle polise gidersen babanı gözlerinin önünde öldürürüm, zaten bahane arıyordum."

Sessiz bir şekilde fısıldadım, "babam cidden yaşıyor ve yerini sadece bu aptal biliyor."

...

Aren’in tehdidiyle damarlarımda akan kan donmuştu. Babam yaşıyordu. Bu gerçeği kabul etmek bile akıl almazdı. Onun ölümüne yıllarca inanmışken, şimdi nerede olduğunu bilmemek deliceydi. Aren’in yüzüne baktım; o alaycı gülümsemesi, içimdeki öfkeyi körüklüyordu.

"Ne kadar zamandır babamla çalışıyorsun, Aren? Onu nasıl bu kadar kolay kullanabildin?" dedim, sesim çatallaşarak.

Aren arkasına yaslanıp rahat bir tavırla, "Ben kimseyi kullanmam, Hazel. İnsanlar kendi seçimlerini yapar. Baban da kendi seçimini yaptı. Sadece yanlış tarafta durmayı seçti," diye cevap verdi.

"Yanlış tarafta mı? Senin gibi bir pisliğin tarafında mı olacaktı? İnsanları manipüle ederek, tehdit ederek ve hayatlarını mahvederek mi?" diye bağırdım. Ellerim titriyordu, ama kendimi toparlamam gerekiyordu. Aren’e öfkemi göstermek, onun egosunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramazdı.

Aren gözlerini kısıp beni dikkatlice inceledi. "Babanın kim olduğunu gerçekten bildiğini mi sanıyorsun? Onun masum bir iş adamı olduğunu düşünüyorsan, yanılıyorsun. O, bu dünyanın karanlık tarafını senden daha iyi biliyor, Hazel. Sen onun gibi değilsin. O yüzden bu oyunda kaybedeceksin."

Derin bir nefes aldım. Aren’in manipülasyonlarına yenilmeyecektim. Onun istediği, beni kontrol edebilmekti. Ama bu kez ben kontrolü ele alacaktım.

"Yeter artık," dedim kararlı bir şekilde. "Babam yaşıyorsa, onu bulacağım ve senin yaptığın her şeyi açığa çıkaracağım. Hangi oyunları oynadığını, kimlerle işbirliği yaptığını tek tek ortaya dökeceğim."

Aren’in yüzündeki gülümseme kayboldu. Bu, ona baskı yapmaya başladığımın bir işaretiydi. Ama onun kolay pes etmeyeceğini biliyordum.

"İyi şanslar, Hazel," dedi. "Ama babanı bulduğunda, onunla yüzleşmeye hazır ol. Çünkü o adam, hatırladığın kişi değil."

...

Aren’in söyledikleri kafamı daha da karıştırmıştı. Babam hakkında bilmediğim şeyler olduğunu anlamıştım, ama bu kadar derin bir karanlığın içinde olduğunu hayal bile edemezdim. Aren’in söyledikleri doğru olabilir miydi? Babam gerçekten suçlularla mı çalışıyordu? Yoksa bu da onun oyunlarından biri miydi?

Eve döndüğümde, ablam beni endişeli gözlerle karşıladı. Ona olanları anlatmak istemiyordum, ama durumu da gizleyemezdim.

"Ablacığım," dedim sakin bir sesle, "Aren bana babamızın yaşadığını söyledi. Ama bunu bir tehdit olarak kullandı. Onun bu kadar rahat olmasının sebebi bu. Babamı kullanıyor."

Ablamın gözleri doldu. "Babamızın yaşadığını nasıl kanıtlayabiliriz? Hazel, ya bu da bir tuzaktır?"

Haklıydı. Aren’e güvenmek aptallık olurdu. Ama içimden bir ses, babamın gerçekten hayatta olduğunu söylüyordu. Ve onu bulmadan bu işin sonu gelmeyecekti.

"USB’deki dosyaları detaylıca incelemeliyiz," dedim. "Belki babamın izine dair bir şeyler bulabiliriz ve sonra Enes’i bulmamız lazım. Aren’den daha fazlasını biliyor olabilir."

Son zamanlarda yaşanan olaylar beni ve ablamı bir hayli yormuştu. Kıyaslamak gerekirse kesinlikle ablam daha fazla yıprandı bu süreçte. Önce şirket hisseleri tehdit altına girdi, ardından eşinin bariz ihanetine uğradı. İki çocuğu ile ortalıkta kaldı, üstelik şimdi de yıllardır ölü sandığı babamız yaşıyor olabilir. Düşününce gerçekten çok zor bir durum.

Yıllar öncesine geri dönme şansım olsaydı kesinlikle şirketi istemezdim. Çok büyük hayallerim vardı ve şimdi hepsi birer hayal kırıklığına dönüştü. Zaman hızlı geçiyor yaşım ilerliyor, değişen tek şey şu gibi akıp giden zaman. Duygularımın kendini ortaya çıkarmasına bile müsaade etmeyen kısa bir hayat. Ne kadar da acımasız bir kısır döngü, hiç bitmeyen derin yaralar, asla değişmeyecek olan kişilikler.

...

O gece, USB’deki bilgileri didik didik ettim. Şirket hesaplarının detayları, sahte transferler ve Enes’le Aren’in yazışmalarının bir kısmı vardı. Ama bir dosya, her şeyden daha önemliydi: Bir koordinat.

Koordinat, şehir dışında terk edilmiş bir depoya aitti. Burası, babamın izini bulabileceğim yer olabilirdi. Ancak bu işe yalnız gitmek mantıklı olmazdı. Ablama baktım; uykusuz ve bitkindi. Onu daha fazla bu işin içine sürüklemek istemiyordum.

"Ablacığım, dinlen. Ben halledeceğim," dedim.

"Hayır, Hazel. Seni yalnız bırakmam. Eğer bu kadar tehlikeliyse, seninle gelmeliyim."

"Bu sefer olmaz," dedim kararlı bir sesle. "Enes veya Aren’den biri, bizi tuzağa çekiyor olabilir. Sadece biraz zaman kazanmalıyım."

Ablam istemeden de olsa kabul etti.

Ertesi sabah, koordinatların işaret ettiği depoya doğru yola çıktım. Yanımda bir el feneri ve küçük bir bıçak vardı. Kendimi koruyabileceğimden emin değildim, ama geri dönmek gibi bir lüksüm yoktu.

Depoya vardığımda, içeride loş bir ışık yanıyordu. İçeri girdiğimde boş gibi görünen bir alanda, köşeye yığılmış bazı kutular ve masalar dikkatimi çekti. Tam o sırada, karanlıkta birinin bana doğru yaklaştığını gördüm.

"Beni bulacağını biliyordum, Hazel," dedi soğuk bir ses. Enes’ti.

"Burada ne yapıyorsun, Enes?" dedim.

"Bu soruyu senin sormaman gerekiyordu. Buraya kadar geldin, şimdi öğrenmeye hazırsındır," dedi ve elindeki bir dosyayı bana doğru fırlattı.

Dosyayı açtım. İçinde eski fotoğraflar ve belgeler vardı. Fotoğraflardan birinde, babam başka bir adamla el sıkışıyordu. Bu adamı tanımıyordum, ama Aren’in dosyalarından birinde ismi geçmişti: Serhat Karahan.

"Serhat Karahan kim?" diye sordum Enes’e.

Enes, alaycı bir gülümsemeyle, "Senin babanın en yakın dostu ve aynı zamanda düşmanı" dedi. "Babamın ölümüyle alakalı olan kişi Serhat mı?"

"Serhat sadece bir piyondu, Hazel. Aren, babanı kontrol eden asıl kişi. Ama onun arkasında daha büyük bir güç var. Bu güç, seni yok etmeye hazır."

Enes’in sözleri, kafamı daha da karıştırmıştı. Ama bir şeyden emindim: Babam hayattaydı ve onu bulmak için bu karanlık ağın içinden geçmek zorundaydım.

"Enes, babam nerede? Eğer onun yerini biliyorsan, söyle."

Enes derin bir nefes aldı. "Babanın yerini öğrenmek istiyorsan, Aren’i konuştur. Ama unutma, onun geri dönüşü seni de yok edebilir."

"Saçmalamak hoşunuza gidiyor galiba."

Enes’ten bir şey öğrenemeyeceğimi anlayınca dosyaları toplayıp hızla oradan ayrıldım. Babamın izine yaklaşıyordum, ama bu yolculuk daha da tehlikeli hale geliyordu. Şimdi geriye tek bir şey kalmıştı: Aren’i bu kez gerçekten konuşturmak, ve bu her şeyin başlangıcı olabilirdi.

-onun geri dönüşü seni de yok edebilir.-

Ne demekti şimdi bu, yeni bir oyun mu oynanacaktı? Her şey düzene girsin derken daha kötüsü de olabilir mi? Şu son bir ayda yaşadığımı yirmi yıldır yaşamadım. İllet bir zaman dilimi ve tükenmek bilmeyen bir kısır döngü.

Aren evde hâlâ zincirlere bağlıydı, Enes yerini biliyordur mutlaka ama neden gelip Aren’i kurtarımyor ki? Bu da mı oyunun bir parçası? Ne zaman bitecek bu iğrenç oyun. Bence Aren’i polise vermeliydim. Bu sebeple Aras ile iş birliği kurup olaydan kurtulabilirim.

Aren’i polise vermek en mantıklı seçenek gibi görünüyordu. Ama içimde bir ses, bunun düşündüğüm kadar kolay olmayacağını söylüyordu. Eğer Aren gerçekten bu kadar önemli biriyse, onu hapse attırmak bu işin sonunu getirmezdi. Daha büyük bir güç, onu oradan çıkarmanın bir yolunu bulurdu ama bu, ondan kurtulmak için başka bir planım olmadığı anlamına gelmezdi. Aras ile iş birliği yapmalıydım. O, polis teşkilatında bana güvenebilecek birkaç kişiden biriydi. Ancak Aras da bana her şeyi anlatmıyordu. İçinde bulunduğum bu karanlık oyunun gölgesi, onu da içine çekmiş olabilirdi. Derin bir nefes aldım ve elimdeki dosyaları tekrar gözden geçirdim. Enes’in verdiği belgeler, Aren’in ve babamın bağlantılarını açığa çıkarabilecek bazı ipuçları içeriyordu. Özellikle Serhat Karahan ismi dikkatimi çekiyordu. Aren’in üstünde başka bir güç vardı ve eğer babam gerçekten yaşıyorsa, onun bu güçle nasıl bir ilişkisi vardı? Aren’i Konuşturmanın Zamanı Gelmişti..

Evde, Aren’in bağlı olduğu odaya girdim. Zincirler hâlâ yerinde duruyordu, ama o hâlâ gülümsüyordu. Onun bu rahatlığı, beni daha da sinirlendiriyordu.

"Beni burada daha ne kadar tutmayı planlıyorsun, Hazel?" dedi alaycı bir sesle.

"Sen konuşana kadar," dedim, gözlerinin içine bakarak. "Babam nerede?"

Aren başını yana eğdi, sanki sorum eğlenceliymiş gibi. "Bunu öğrenmek için gerçekten ne kadar ileri gidebileceğini merak ediyorum. Beni polise vermeyeceğini biliyorum. Çünkü o zaman babana ulaşamazsın."

"Polis seni aldığında, elimdeki belgelerle onların seni çözmesine yardım ederim," dedim. "Bu iş biter."

Aren başını iki yana salladı. "Ah, Hazel... Sen hâlâ oyunun kurallarını bilmiyorsun. Beni polise versen bile, onlar beni en fazla birkaç gün tutabilir. Sonra ne olacak, biliyor musun? Babana giden tek ipucunu kaybedeceksin."

Dişlerimi sıktım. Bu adamın söyledikleri ne kadar doğruydu bilmiyordum, ama büyük ihtimalle haklıydı. Eğer onu kaybedersem, babamı bulma şansım da kaybolacaktı.

Masadaki dosyalardan birini açtım ve Serhat Karahan’ın isminin geçtiği belgeyi ona gösterdim. "Bu adamın babamla olan bağlantısı ne?"

Aren gülümsedi, ama bu kez gülümsemesinde alışılmış alaycılığın yerini bir tür meydan okuma almıştı. "Serhat, babanın dostuydu. Ama sonra işler değişti. O şimdi bizim dünyamızda önemli biri. Eğer babanı bulmak istiyorsan, önce onu bulmalısın."

"Serhat nerede?" diye üsteledim.

Aren derin bir nefes aldı. "Bana bir anlaşma sunarsan, belki konuşurum."

Kaşlarımı çattım. "Ne istiyorsun?"

Aren gözlerini kısmıştı, gözlerinde tehlikeli bir ışık parlıyordu. "Beni serbest bırak."

Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. "Bunu gerçekten söylediğine inanamıyorum. Seni serbest bırakmamı mı istiyorsun? Senin yüzünden babamı yıllarca öldü bildim, senin yüzünden ablamın hayatı altüst oldu, senin yüzünden bu kâbusun içindeyim! Bunu neden yapayım?"

Aren omuz silkti. "Çünkü başka seçeneğin yok. Beni serbest bırakmazsan, Serhat’ın yerini asla öğrenemezsin. Babana da ulaşamazsın."

Düşündüm. Bir yolunu bulup Aren’den bu bilgiyi almalıydım. Ama onu serbest bırakmak… Bu çok tehlikeliydi.

"Tamam," dedim sonunda. "Ama önce Serhat’ın yerini söyleyeceksin."

Aren gülümsedi. "Beni serbest bırakacağını bilmeden bunu yapmam, Hazel. Önce bana güvenmelisin."

Ona asla güvenemezdim. Ama oynayabileceğim başka bir kartım vardı. Aras’a haber vermeliydim.

Aren’i Oyuna Getirme Zamanı Gelmişti. Yeni bir tilki beynimi kurcalıyordu..

"Sana güvendiğim zaman çözerim, şimdi izninle."

Doğruca evden çıkıp karakola doğru sürdüm arabamı, yine dahiyane bir fikrim vardı. Aras'la bir olmam gerekiyordu, ona ihtiyacım vardı. Karakola varınca Buğra komisere kapının önünde rastladım. Mahkumla konuşmam gerektiğini söyledim, başta sıcak bakmadı ama sonra içeri aldı beni. Haklıydı aslında onun benim arkadaşımı öldürdüğünü söylemiştim fakat çok fazla ziyarette bulunmuştum. Gerçekleri bilmediği için bu şekilde tepki vermesi gayet normaldi.

İçeri girdim ve hücreye baktım, Aras uyuyordu. Komiser bizi baş başa bıraktı ardından Aras'a seslendim. Yavaşça yerinden doğrulup bana baktı. Burası biraz soğuktu, haksız yere burda olması can sıkıyordu.

"Aras, rahatsız ediyorum ama yardımına ihtiyacım var."

"Elimden gelen bir şey ise hazırım."

"Serhat Karahan nerde?"

Aras sesli bir şekilde güldü. Sanırım ilk defa bu gülüşü beni rahatsız etti.

"Bu kadar kısa sürede ne kadar çok sey öğrenmişsin, doğrusu hayran kaldım."

"Bana olan hayranlığını başka zamana ertele şu an önemli bir sorun var."

"Gelmeni bekliyordum zaten, ben burdan sana çok yardımcı olamam ama seni birine yönlendireceğim. Bu iş bitene kadar bir daha buraya gelme. Bahsettiğim bu kişi çekilmez biri ama oldukça zekidir. Sana benden daha çok yardımcı olur."

Ayağa kalkıp parmaklıklara doğru yürüdü. Elini uzatıp gözlerimin içine baktı bende karşılık verip elini sıktım. Bu sırada avucuma bir kağıt bırakmış ve üzerinde adres yazıyordu. Hiç konuşmadan oradan çıktım.

Adres biraz uzaktı ama yapacak bir şey yok mecbur gidecektim. Arabama atladım ve hızla adrese doğru sürdüm. İçimden bir ses Aras'ı uzun bir süre görmeyeceğim söylüyordu. Zamana bırakıp Öğreneceğiz her şeyi.

Yaklaşık 25 dakika süren yolculuktan sonra geniş bir çiftlik evine geldim. Oldukça güzel bir yerdi, içeri girer girmez bahçenin mis gibi kokusu yükseliyordu. Müthiş bir manzara, dehşet çiçekler vardı. Çiftlik evleri sanırım gerçekten huzurun tek gerçek kaynağıdır.

Evin camından bana seslenen orta yaşlı adama döndüm. "Beni Aras gönderdi." Dediğimde içeri davet etti. Usulca eve girdim, içerisi de ayrı güzel kokuyordu. Bir erkeğin bu denli temiz olması şaşılacak bir şey doğrusu.

İçeri girer girmez yukarıdan gelen sese yöneldim. Üst kattan beni çağırıyordu. Aras onun çekilmez biri olduğunu söylemişti sanırım yanılıyordu. Gayet sempatik birine benziyordu. Onu gördüğümde adımlarımı hızlandırdım. Geldiğimi farkedince kafasını kaldırıp;

"Hoş geldin çitlembik."

Çitlembik mi?

"Otursana şöyle." Dedi, sanırım buna biraz şaşırdım.

" hoş buldum, Hazel ben. "

"Memnun oldum ahbap, bana trol diyebilirsin."

Ahbap mı, trol mü? Sanırım bu iş cidden uzayacak..

//begenmeyi yorum atmayı unutmayın!!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

354okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.