Zehirli ilaç kitap kapağı

4. bölüm / 13

Zehirli ilaç

"Müjdemizi isteriz."

Vaveyla Yazarı: Ceylan Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: "Müjdemizi isteriz."

Son kez kronometreye baktım, artık zaman iyice daralmıştı kronometrenin kırmızı soluk ışıklarını kontrol ederek içimden saymaya eşlik ettim.

" 5 - 4 - 3 - 2 - 1.."

...

Gözlerimi sıkıca kapatıp kaderimi kabullenmiştim. Büyük bir patlama sonrası her şey yerle bir olacak ve tüm o iğrenç ağrılar geri gelecekti. Bunu düşünürken en az 20 saniye geçmiş fakat henüz bir şey olmamıştı. Gözlerimi açıp bombaya baktım, garip bir şekilde yeşil ışık yanıyordu. Bu duruma anlam veremeyip iyice yaklaştım. Yeşil ışık yanan kısım aslında bir tuştu, iyi de bu tuş ne işe yarıyordu? Merakım her zaman baskın olacak ki tuşa bastım. Çok iğrenç bir kahkaha sesi geldi ve daha önceden kaydedilmiş sesi dinledim.

*kahkaha*

"Küçük fahişe seni.. demek ikizim seninle bir olacak kadar aptal, sende ona güvenecek kadar safsın. Hesaba katmadığınız bir husus var, değil ikiniz tüm askeri birlikleri de toplasanız beni alt edemeyeceksiniz. Bu bir uyarıydı, bir dahakine olacaklardan kesinlikle pay almıyorum. Şimdi evine git minik sürtük evde daha güzel bir sürprizim olacak."

*kahkaha*

Küstah herif, ne istiyordu benden? Evde ne gibi bir sürpriz olabilir ki, kimse yoktu evde. Acaba evi mi yaktı? Diye düşünmeden edemedim. Hızla çantamı alıp yola çıktım. Arabayı garaja bıraktıktan sonra hızla eve çıktım.. dur bi dakika, ışıklar neden açık? Bu durum beni tedirgin etmeye fazlasıyla yetmişti. Belimdeki silahı çıkarıp susturucuyu taktım. Anahtarı çevirip kapıyı açtım. Silahımı içeriye doğru tutup etrafa baktım. Silahı indirmeden etrafa baktım ama görünürde kimse yoktu. Koltuğun üstündeki devasa çuval dikkatimi çekti. Olası bir durumda ateş etmekte tereddüt etmemeliydim. Çuvalın ucunu tutup hızla çektim ardından gördüğüm manzara ile elim ayağım birbirine dolandı, öylece kalakaldım. Silah elimden düşüp ses çıkarmıştı lakin şu an umurumda bile değildi. Bu Sahra.. yüzü gözü kan içinde, her tarafı bağlanmış ve nefes almıyordu. Vahşice öldürülmüş ve benim evime getirilmişti. Gözlerimden akan gözyaşlarım tenimi ısıtırken bir süre cansız bedeni izledim. Kafamı kaldırınca aynada kendimi gördüm.

Aynadaki yabancı yüzüme bakarken, gözlerimde bir deniz feneri gibi sönmeye yüz tutmuş bir ışık görüyorum. Bir zamanlar neşeyle parlayan bu gözler şimdi, derin bir kuyu gibi içime doğru çekiyor.
En yakın arkadaşım... Kelimeler bu acıyı ifade etmeye yetmiyor. Sanki bir parçam kopmuş gibiyim. Onunla geçirdiğimiz sayısız anı, kahkahaları, sırları... Hepsi şimdi birer hayal gibi. Gözlerimi yumduğumda, onun sıcak gülüşü yüzüme vuruyor, ama kollarımı açtığımda boşlukta kalıyorum. Hatırlıyorum, çocukluğumuzdan beri yanımdaydı. Sırdaşım, sığınağım, en büyük destekçim... Onunla her şeyi paylaşabilirdim. En çılgın hayallerimi, en derin korkularımı... Kaybetmenin acısı, kemiklerime işlemiş gibi. Sonra gerçeklikle yüzleşmek o kadar zor oluyor ki... Gözlerim yaşlarla doluyor.

İnsanlar bana, zaman her yaranın ilacı olduğunu söylüyorlar. Belki haklılar ama benim yaram o kadar derin ki, zamanın iyileştiremeyeceği gibi geliyor. Sanki bir parçam eksik kalmış gibi.
İnsanlarla konuşurken, kendimi onlardan uzak hissediyorum. Bazen de hayata tutunmaya çalışıyorum. Belki bir gün her şey düzelecek, diye düşünüyorum. Belki de yeni başlangıçlar yapabilirim. Ama içimdeki umut o kadar zayıf ki, bir kıvılcım gibi sönmek üzere.
Kaybetmek, insanı güçsüzleştiriyor. Ama aynı zamanda da güçlendiriyor. Bu acı deneyim sayesinde, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu öğrendim. Artık hiçbir şeyi garanti olarak görmüyorum.
Belki de hayat bir döngüdür. Kaybetmek için yaşamak ve yaşamak için kaybetmek. Kim bilir? Belki de bu acı deneyim, beni daha güçlü bir insan yapacaktır.

Düşüncelerimden sıyrılıp Sahranın yanına gittim, elimin tersiyle gözyaşımı silip ona son kez baktım. Ardından telefonuma sarılıp polisi aradım, sanırım bundan sonra her şey benim için bir tehdittir. Telefona çıkan sekretere durumu anlatıp evimin adresini verdim.

...

Olay yeri incelemenin de içinde bulunduğu sayısız polis kapımın önünde bir şeyleri araştırıyor, bu esnada beni sorguya çeken iki polise ifade veriyordum.

"Anladığım kadarıyla daha önceden sorun yaşadığın biri bu?" Dedi doktor, son derece sakindi ve bu sinirimi bozuyordu. Hıçkırık sesimi bastırıp boğazımdan gelen iğrenç sesi aldırmadan;

"öyle galiba ama ben onu tanımıyorum." Dedim.

Sesim o kadar kötüydü ki sanırım bir an önce sıcak bir şeyler içmeliydim.

"Üzgünüm Hazel hanım, çok kötü olduğunuzu biliyorum ama bizimle karakola kadar gelmeniz gerek. Orda size detaylı bir kaç soru sorulacak, bir bakıma şu an sizin de hayatınız tehlikede tek başınıza yaşıyorsunuz değil mi?"

"Evet tek yaşıyorum ama bir-iki güne ablam gelecekti. Onunla beraber kalacağız bur süre."

"Ablanın olaylardan haberi var mı?"

"Hayır yok, henüz söylemedim."

"Ablanız nerde, o da mı tek yaşıyor?"

"Hayır o evli şehir dışında yaşıyor, şirketin hisseleri istediğim gibi ilerlemediğinden yanıma gelmesini rica ettim."

"Bu olay onu da riske atabilir, dikkatli olmanız gerekiyor. En azından bahsettiğin kişiyi yakalayan dek."

Başımı aşağı yukarı salladım, gözlerim çekip polisin gözlerine baktım. Kim bilir şu an nasıl görünüyorum. Tanrım bir an önce şu kabus bitse de uyansam..

Olay yeri incelemenin işinin bitmiş olmalı ki cesedi alıp adlı tıpa sevk ettiler cesedin üzerinde parmak izlerine rastlanmıştı neyseki ben ona dokunmamıştım. Gerçi o korku ile nasıl dokunabilirdim ki ona dehşet görünüyordu. İlk defa gözlerimle bu kadar yakından ceset görüyordum. Dehşet korkunç..

"Burda işimiz bitti gidiyoruz." Dedi polislerden biri.

"Bana 5 dakika verir misiniz?" Dedim, beni sorguya çeken polise. Başını evet anlamında sallayıp dışarı çıktılar.

Cesedi götürmüşlerdi fakat hâlâ Sahra'ya ait kanlar koltuğun üzerinde duruyordu. Hemen hemen 4 saattir burayı inceliyorlardı. Saat gece yarısını geçmişti bile.

Banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Buz gibi su, ateş gibi tenime değince irkilmiştim sanırım şu an daha iyiydim. 'Ablam bu olanları duyunca işler daha kötüye gitmez umarım' diye geçirdim içimden.
Yarın gelecekti ve ona her şeyi anlatacaktım, bu düşünce bile beni şimdiden geriyordu.

Üzerime hızla bir şeyler geçirip saçımı yukarıda toplamıştım. Makyajımdan eser kalmamış, yüzüm ruh gibi olmuştu ama umurumda olmadı. Hızla aşağı inip polis arabasına bindim karakola kadar kimse konuşmadı.

...

Küçük bir odanın ortasında bir sandalyeye oturtulmuş soru yağmuruna tutulmuştum. Nihayetinde bu onların görevi ve bana yardim edebilmeleri için her detayı vermek zorundaydım. İki polis bana sorular soruyor ve cevaplarımı Küçük deri bir deftere not alıyorlardı.

"Bir kaç gün önce bu adam benim arabamda belirmişti. Bir gölge gibi sürekli peşimde, benden ne istediğine dair en ufak bir fikrim yok."

"Arabanıza nasıl girmiş olabilir. Yedek anahtar?"

"Yok hayır, olayı özet geçeyim size. Akşam şirketten eve dönüyordum, yolun tam ortasında duran bir şey gördüm. Başta bunu bir insan sandım ve peş peşe kornaya bastım lakin tepki yoktu, arabadan inip onu dürttüm ki onun sadece bir maket olduğunu farkettim. Yolun kenarına çekip arabama döndüm ve o.. Arka koltuktaydı, bana silah çekip aşağılayıcı cümleler kurdu. Arabamda bulunan silaha uzanıp ikimiz de ateş ettik. İkimizinde omzu yaralanmıştı. Eve döndüğümde Sahra'nın bir doktor arkadaşı beni tedavi etti ve sonradan onun Aren'in kardeşi olduğunu öğrendim. Belki de bu yüzden sahrayı öldürmüştür. Kardeşinin arkadaşı olduğu için ve benimde en yakınım, sekreterim olduğu için."

Polis her şeyi not alıyordu sanki, bende ona yardım olmak için oldukça yavaş konuşuyordum.

"Bu doktora ulaşabileceğimiz herhangi bir bilgi var mı?"

"Maalesef onu ben tanımıyordum. Sahra bana hiç bahsetmedi, belki o kadar samimi değillerdir."

"Anladım, peki Sahra ile en son ne zaman konuştunuz?"

"Bu sabah şirketin hisseleri hakkında mesaj atmıştı bana, ondan sonra hiç konuşmadık."

"Pekala, bugünlük sizi eve bırakalım iyice dinlenin." Bana bir kart uzatıp gülümsedi. " Sana yardımcı olmak için elimizden geleni yapacağız. Aklına önemli bir detay gelirse ara. Şimdi seni evine bırakalım. Ablan ne zaman gelecek demiştin?"

"Yarın öğleden sonra burda olur."

"Güzel, hadi gidelim o halde."

...

Eve gelmiştim fakat içim çok huzursuzdu, yarın bunların hepsini ablama nasıl anlatacağım diye düşünmeden edemiyordum. Onu ve çocukları da riske atmamam gerekiyor sanırım, Sahrayı kaybettim ve bir tane daha kayıp göremeyecek kadar bitkinim. Anı bir kararla telefona sarılıp onu aradım. Saat gecenin 3'üydü fakat ben bunu aralıktan sonra hatırladım. Açmaz diye düşünüyordum ama açtı.

"Efendim Hazel, bir şey mi oldu? Bu saatte hayırdır?"

" yok abla sadece sana şey diyecektim. Ben hisseleri kurtardım gelmene gerek yok. Teşekkür ederim yine de."

"Öyle mi çok sevindim. Tek başına bile halledebileceğini biliyordum. Birkaç zaman sonra ziyarete gelirim seni yine merak etme. "

"Peki abla tekrar teşekkür ederim."

"Önemli değil tatlım."

Telefonu kapatınca nedensizce rahatladım. Ablamın bu konuda başını şişiremezdim. Buna asla hakkı yoktu, yılla önce şirketi ben çok istiyorum diye ısrar etmemişti ve bana bırakmıştı. Sorun sadece hisseler olsaydı belki rahatsız ederdim onu, ama bu olaya onu dahil etmem adil değil. Düşünceler eşliğinde uyuyakaldım.

Uyandığımda saat neredeyse 4 oluyordu, sanki kış uykusuna yatmıştım. Yataktan afallayarak çıktım ardından banyoya gittim. Yüzüm çok soluk görünüyordu, hızla duş alıp üzerime düzgün kıyafetler aldım. Sanki uzun zamandır kendime vakit ayıramıyormuş gibi cilt bakımı yaptım. Bu tamamen kafa dağıtmak içindi ve sanırım ise yarıyordu. Biraz kendime geldikten sonra aşağı inip kan gölüne dönen koltuğu kenara çektim. Kullanılamaz haldeydi. Etraf kötü kokuyordu, dün sabahlara kadar evimden parmak izi, dna arandı. Adlı tıp raporu bugün yarın çıkar, umarım kısa zamanda Aren manyağı tutuklanır.

Kapının tok sesi irkilmeme neden olmuştu. Kapıya doğru giderken eşikteki biber gazını arkama sakladım. Durbunden bakınca gelenin polis olduğunu gördüm. Yavaşça elindekini kenara bırakıp kapıyı açtım. Beni sorguya çeken polislerden biriydi bu. Yarım ağız gülümsedi ve elini uzattı.

Elini sıktım ve bende gülümsemesine karşılık vererek memnun bir ifade büründüm.

"Müjdemizi isteriz, Aren tutuklandı."

Ne.. Ne çabuk, bu kadar çabuk mu? Hayır bunu kesinlikle beklemiyordum. Demek ki en başından polise haber vermeliydim.

"Onu görebilir miyim, bana bunu neden yaptığını bilmek istiyorum. En sevdiğim insanlardan birini benden aldı. Lütfen."

"Tabii ki görebilirsin."

"Peki teşekkür ederim. Ben yarım saat sonra oraya gelirim."

"Rica ederim, nasıl istersen."

"Gelince size ulaşsam? İsminiz neydi acaba?"

"Buğra komiser diye sorsan seni bana yönlendirirler."

"Tekrar çok teşekkür ederim Buğra komiser."

"Önemli değil küçük hanım."

Son derece sempatik bir beyefendiydi. 35 yaşlarında görünüyordu. Temiz yüzü ince sakalı ile çok yakışıklı duruyordu. İşinde de gayet iyi herhalde Aren gibi bir psikopatı bu denli kısa sürede yakalaması oldukça etkileyiciydi.

Kapıyı kapatıp içeri geçerken yüzüme kocaman bir tebessüm yayıldı. İçim içime sığmıyordu. Aren kapana yakalandı hem de bir günden kısa bir sürede. Bu muhteşem bir şey. Heyecanla üzerimi giyinip evden çıktım. Sanırım bu duruma olduğundan çok sevinmiştim. Aren ile yuzlesmenin zamanı geldi de geçiyordu. Bunca zamandır benim hayatıma dair ne istediğini merak ediyorum. Neden bana düşmanlık besliyor neden canım istiyor, bir türlü aklım ermiyordu.

Arabamı çalıştırıp karakola doğru sürdüm. Nihayet geldim, arabayı parkede seri adımlarla içeri girdim. Icerde polislere zorluk çıkaran kaçık bir tip vardı. İçeride bir velvele vardı. Herkes bir ağızdan konuşuyor kimsenin ne dediği anlaşılmıyordu. Nihayetinde bir polisi çevirdim.

"Buğra komiser baktım ama burda mi kendisi?"

Elini uzatıp koridorun sonundaki geniş odayı gösterdi.

"Şuraya geçin Buğra komiser birazdan gelir."

Teşekkür edip koridoru hızla geçtim. Odaya girip misafir koltuğuna oturdum. Son derece rahattı. Üstelik dizaynı da çok güzeldi. Sanki bir ofisteyim de özel bir görüşme yapıyorum hissi veriyordu. Masanın ortasında altın harflerle "BUĞRA ÖZALP" yazıyordu. Odayı incelerken komiser içeri girdi. Hemen ayağa kalkıp başımla selamladım.

"Hoş geldin." Dedi, gayet samimi bir şekilde.

"Hoş buldum." Diye karşılık verdim.

"Bir şey içer misin yoksa direkt o caniyi mi görmek istiyorsun?"

"Aslında bir an önce onu görmek için sabırsızlanıyorum. Teklifiniz için teşekkür ederim."

"Önemli degilm hadi gel o zaman."

Odadan çıkarken bende onu izledim, ilk defa hapishaneyi bu kadar yakından görüyordum. Gerçekten berbat bir yere benziyor. Elindeki anahtar ile küçük bir alana açılan kapıyı açtı. Ve evet Aren.. işte oradaydı. Onu görünce Sahra aklıma geldi ve tamamen kontrol dışı sesimi yükselterek parmaklıklara yaklaştım.

"Benden ve çevremdekilerden ne istiyorsun Küstah herif! Ne diye peşimi bırakmıyorsun.. konuşsana adi insan."

Aren benim aksine çok sakindi, temkinli bir şekilde ayağa kalkıp parmakliklara yaklaştı. Aramızdaki mesafe bir nevi azalmıştır ve nedensiz bir şekilde kalbim hızla atmaya başlamıştı. Komiser gelen telsiz ile oradan çıkıp beni eceliyle baş başa bıraktı. Eskisine nazaran sesimi bir tık azaltarak tekrar konuştum.

"Konuşsana..! Ne istedin arkadaşımdan, neden benimle uğraşıyorsun."

Dayanamadım gözlerimden yaşlar süzüldü. Ama o hiçbir şekilde tepki vermiyordu. Öylece duruyor ve beni izliyordu. Bu beni daha sinirli ve daha duygusal yapıyordu. Aslında ağlamasın sebebi elimden bir şey gelmemesi ve şu an son derece sınırlı olmamdı.

"Hazel.." Dedi. Ve yine durdu. Onca dakikadır sadece bunu söyledi. Konuşmuyordu sadece beni baştan aşağı süzüyordu.

"Evet.! Konuş dinliyorum."

Tekrar cevap yok.

" konuşsana Küstah herif. "

Sonunda parmakliklara iyice yaklaştı ve parmaklıkları elleriyle sardı aramızdaki mesafe neredeyse kapanmıştı. Soluk alışını bile çok net bir şekilde duyabiliyordum. Parmakliklarin arasından elini uzattı ve sessiz bir şekilde benim bile bu mesafeden duymamda oldukça zorlanacak tonda "zehirli ilaç." Dedi...

"Aras..."

İnanamıyorum, hayır bu olaya değil kendime inanamıyorum. Aren'in öfkesi o kadar içimi dağlamıştı ki, onun ikizi olduğundan polislere bahsetmemiştim. Yani bu demek oluyor ki Aren hâlâ dışarıda ve bahtsız bedevi Aras şu an hapisteydi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

355okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.