Zehirli ilaç kitap kapağı

7. bölüm / 13

Zehirli ilaç

"Tutuklusunuz."

Vaveyla Yazarı: Ceylan Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: "Tutuklusunuz."

Ablam benimle gurur duyuyordu, gerçekten takdire şayan bir plandı. Artık şu saatten sonra av değil avcıyım..

...

Sabahın serin saatlerinde Aren kendine gelmiş ve olduğu yerde kıvranıp yere düşmüş. Fakat vazgeçmeyip yerde de kıvranmaya devam etmişti. Zincirlerden kurtulması sadece benim insafıma kalmıştı. Yaralarını tedavi etmiştik, onun kadar cani olamıyorduk.

Kahvaltı yapıp ablamı şirkete gönderdim. Bende Arenin atölyesine gidip biraz etrafı karıştırdım. Odanın ortasındaki masanın üzerinde sadece borç senetleri vardı. Bir de büyük bir örtü ile kaplı bi' kısım. Örtüyü yavaşça kaldırınca ufak bir şok geçirdim. Büyük bir bilgisayar, monitörde birbirinden ayrılan 8 dikdörtgen ve her dikdörtgende farklı bir yerin kamera görüntüleri. Bunlardan biri benim evimin içiydi. Yani şu an Areni görebiliyordum. Ne kadar ahlaksızca, öyle serbest bir şekilde mahremiyetime saldırmış resmen.

Diğer görüntülerin nereye ait olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sol alttakini sanki bir yerden hatırlayacaktım..

Evet bu Arasın beni götürdüğü evdi. Arenle birlikte yaşadıkları ev.. iyi de neden buraya kamera yerleştirme gereği duysun ki? Neyse bu beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren, evime ve sirketime yerleştirdiği kameralar. Bunları imha etsem iyi olacak, gözetlenme fikri çok korkunç.

Bilgisayarın yanında küçük bir sandık vardı. Anahtarı buralardadır diye düşünüp aramaya başladım. Görünürde pek bir şey yoktu, sandığı kaldırınca altında minik bir anahtar çıktı. Sandıkta denedim ve sandık açıldı.

Aren kendini bu denli zeki zannetmiş ki asla buraya girebilecek birinin olması düşüncesini hesaba katmamıştı. Zavallı..

Sandığın içindekilere hızla göz attım babamın birçok resmi bu sandıktaydı. Aren'i hiç bilmeden bu atölyeye girsem babamın büyük bir hayranı olduğunu düşünürdüm.

...

Atölyede elle tutulur bir bilgi bulamadım, sadece sandığın içindeki paslı bir anahtarı yanıma aldım. Kim bilebilir belki de bir sür sonra lazım olurdu. Çok aptalca biliyorum ama bu un cevabını Aren'den öğrenmeye çalışıyordum.

"Babamın tüm bu resimlerini neden saklıyorsun? O öldü."

"Onu ben öldürmedikten sonra ölmesi pek de umurumda değil."

"Yalan söylüyorsun, alçak herif! İtiraf et artık, bitsin bu çile."

Tepki vermedi sadece öylece bakakaldı.

"Küstah!"

Bu halleri çok sinir bozucuydu. Onu bir an önce polise verip her şeyden kurtulmak istiyordum. Adli tıp hep böyle günler mi alır?

Aren'i göz ucuyla izlerken kapı çalmıştı. Ablam olmalıydı, şirketteki işleri bugün uzun sürmemişti ve birçok hisseyi kurtarmıştı. O gerçek bir kahramandı benim için.

"Kim o?"

"Benim Hazel."

Ablamın sesi, oldukça neşeli geliyordu. Kapıyı açınca bana sarıldı.

"Bil bakalım hisseler ne durumda?"

"Ablam be, yine şov yaptı kesin."

"Tabii ki, neredeyse hepsini kurtardım. Neyseki zeki bir ablan var."

Ikimiz de güldük, sonunda hayalini kurduğum güneş bize ufaktan tebessüm etmişti. Ablam Aren'e bakıp onu imâ ederek "Bunu ne yapacağız?" Dedi.

"Babamın öldürdüğünü itiraf edince polise vereceğim. Aras'ı kurtarmak gerekiyor."

"Denedin mi hiç?"

"Evet ama onu öldürmediğini söyledi."

"Belki de öldürmemiştir?"

"Saçmalama istersen, başka kim yapabilir?"

"Bilmiyorum, lakin yapsaydı yaptım demekten çekinmezdi gibime geliyor."

"Hadi ama abla, sadece sen ve ben Aren'in yaptığını biliyoruz. Kanıt yok kanıt olmadığı için yargılanmaz. Kanıt olsa rahatlıkla yargıç karşısına çıkarabiliriz."

"Bu da mantıklı ama nedense ben hâlâ onun yapmadığını düşünüyorum."

"Öğreneceğiz.."

"Çok yakında."

...

Saat 6'yı geçiyordu, hava kararmış ve sokak lambaları yavaştan sarı ışıklarını eve dolduruyordu. Ablam şirkete geri dönmüş ve sekize kadar bazı işleri halledip dönecektir. Bu esnada evde tek kalmıştım, yani tabi Aren asalagi dışında. Işıkları açıp evi aydınlattıktan sonra Aren'e seslendim.

"İtiraf et de kurtul benden. Karakol daha çok hoşuna gidecek emin ol, en azından hareket alanın bu kadar kısıtlı değil."

O iğrenç kahkahasını yeniden duydum. Gülüşünü boğazına dizip var gücümle sırtına vurdum. Kahkaha sesi yerini öksürüğe bıraktı. Ardından son kez öksürüp bana ters ters baktı.

"Bunun bedelini çok ağır ödeyeceksin, uyarmadı demezsin ilerde."

"Ne kadar korktum bir bilsen!"

"Sadece birkaç saat.."

"Ne olacak birkaç saat sonra, sadece merakımdan soruyorum."

"Duymaktansa yaşamanı tercih ederim."

"Ne zırvalıyorsun sen."

Cevap vermedi.

"Sana diyorum, ne demek istiyorsun."

Yine cevap yok.

"Bu şekilde beni korkutmaya çalışıyorsan tebrik ederim hiç başarılı değilsin."

"Ben korkutmayı tercih etmem o yüzden sadece bekleyelim. İkimiz beraber.."

"Güzel deneme ama işe yaramayacak."

"Sen öyle san, hiç bu ihtimali düşünmedim mi sanıyorsun?"

Bu sefer ben cevap vermedim, ne planlıyor bu kaltak?

"Söylesene Hazel, bu hayatta en güvendiğin kişi kimdi?"

"Bu seni niye ilgilendiriyor ahmak?"

"Yapma, karşı çıkman hedefime ulaşmama engel değil. Sadece zekanı bu kez kendim test ediyorum."

"Benim zekamı sorgulayacak kadar düşünen bir varlık olduğunu zannetmiyorum."

"Kendinden eminsin ve bu içimdeki vahşi yaratığı besliyor."

"Yeter bu kadar zırvaladığın, sadece zaman kaybısın."

Cevabını beklemeden odama çıktım, 'ne planlıyor acaba' diye düşünmeden edemedim. İhtimalleri aklımdan hızlıca geçirdim.

Bunu birine anlatmış olabilir, şu an biri içeri girip evi kurşun yağmuruna tutabilir. Hayır olamaz, ortağı olsa Aras söylerdi bence. Bu önemli detayı atlamazdı.

Zincirleri zaten çözemez, ben dışarıdan bile müdahale edersem zorlanırım.

Birlikte tam olarak neyi beklememiz gerekiyor?

Düşün Hazel, bu at kafalı senden zeki olamaz.

Acaba cidden sırf bunu düşünmem için böyle bir şey yapmış olabilir mi?

Yani belki de zaman kazanmaya çalışıyordur?

Birkaç saat sonra..

Ne demek şimdi tüm bunlar..

...

Kapı çaldı, gelen ablamdı. Oldukça yorgun görünüyordu. İçeri geçip koltuğun üzerine attı bedenini. Uzun bir maratonu aşan sporcu gibi nefes nefeseydi. Sanırım koşarak gelmiş eve, başka türlü bu kadar yorulmuş olamaz. Şirkette at koşturmamıştır herhalde.

"Abla noldu iyi misin?"

"İyiyim iyi."

Bunu bile nefes nefese söyledi. Ardından derin bir nefes alıp devam etti.

"Köpek peşime verince bende var gücümle koştum, arabayı da o telaş ile marketin önünde bıraktım. "

"İnanamıyorum abla arabaya binmek aklına gelmedi mi?"

"Hayır canım, o korku insana düşünme fırsatı mı veriyor?"

"Neyse iyi misin şimdi, bi yerini ısırması değil mi?"

"Yok yok bana zarar vermedi de pantolonumun bir parçasına büyük zarar verdi."

Arka taraftan diz boşluğuna kadar yırtılan pantolonu görünce istemsiz bir şekilde güldüm. Bakalım bugün daha neler yaşayacaktık. Ablam korktuğu için arabayı almaya bu kez ben gittim. Hava serin ve güzeldi. Yürüme mesafesi çok yoktu bu yüzden hemen gidip arabayı aldım. Araba dehşet sıcaktı, klimayı açması için defalarca uyarıda bulunurdum ablama ama hepsi nafile. Klimayı açıp arabayı çalıştırdım.

Arabanın ısısına alışınca eve hızla geldim. Arabayı garaja park ettikten sonra eve çıktım. Aren'in bu işle bir ilgisi olabilir ablamın evde tek kalmasını sağlamış bile olabilir. Ya da hayır Hazel, saçmalama başladın.

Köpeği nasıl ikna etti o zaman?

(Ne komik bir yazarım ama neyse, ehem devam edelim.)

Evet bu bi saçmalık, gidip ve uyuyalım. Bugün çok kafa yorduk her şeye artık şuna bir son verelim. Yıllar boyu bu şekilde düşünecek değiliz herhalde. Kendini bir halt zanneden bir adam hayatımıza yön vermemeli şimdi sadece uyumalı ve aptal bir günü geride bırakmanın zamanı geldi de geçiyor.

...

Sabah uyandığımda hâlâ her şey yolundaydı, Aren resmen beni korkutmak için yapmış. Bunu itiraf etmek berbat ama cidden korkmuştum.

"Noldu dün o kadar bekledim bir şey olmadı, teknik bir arıza mı?"

Gülerek söylemiştim ama o son derece soğukkanlı bir şekilde karşılık verdi.

"Gecikme olur, yanılma asla."

"Bayılıyorum bu boş raconcu tavırlarına."

"Biliyorum kızlar hep bana ölür zaten."

"Eminim öyledir."

Ablam yanıma gelip işe gitmeyi istemediğini söyledi. Haklıydı çocukları onu bekliyor, eşi gunlerdir yolunu gözlüyor. Artık bundan sonrasını kendim yaparım dedim. Karşı çıktı, yorgun olduğu için istemiyormuş. Bende onu kıramadım birkaç saat daha uyumasını söyledim. Bu sürede ben ilgilenirim her şeyle. Eline pamuk şeker verilmiş çocuk gibi sevindi, hemen yukarı çıkıp uyudu.

Bende hazırlanıp evden çıkacakken kapının önünde polis arabalarını gördüm, bir tane polis hemen yanım gelip kollarıma kelepçe takı.

"Tutuklusunuz sayın Hazel hanım. "

"Ne demek tutukluyum, iyi misiniz siz?"

"Zorluk çıkarmayın."

// trın trın bakalım bizi hangi sürpriz bekliyor. Begenmeyi unutmayın aşklar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

354okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.