14. bölüm · Zahir+1& | Başlangıç
14.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Burası, Sarılma, Mesafe
ㅤㅤㅤMesafe bir anda sonsuz oldu.
ㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°
Dolabın kapağını milim milim açtım. Merdiven boşluğu boştu. Ama bu boşluk güvenli değildi. Artık bunu biliyordum. Önce ben çıktım. Sonra Aslıyı çektim kendime doğru. Kapağı tekrar yerine bıraktım. Sanki hiç açılmamış gibi. Bir saniye durduk. Dinledik. Sonra aşağıya baktım. Alt kat karanlıktı ama o açık kapı hâlâ oradaydı. İçeriden gelen o soğuk ışık hâlâ zemine vuruyordu. Orası… farklıydı. Ve içimde garip bir his oluştu. Orada bir çıkış olabilir miydi? Aslı’ya baktım. “yavaş yavaş aşağı inmeliyiz,” dedim.
Gözleri kapıya kaydı. Korku hemen geri geldi. “Pera… ya onlar…” “Başka yol yok.” Bu sefer cümleyi yumuşatmadım. Çünkü yoktu. Elini tuttum. Merdivenden aşağı inmeye başladık. Her adım daha ağırdı. Hava daha soğuktu. Sessizlik daha yoğundu. Kapıya yaklaştıkça içimdeki his değişti. Bu sadece korku değildi artık. Bir şey… yanlıştı. Kapının önünde durduk. Işık içeri sızıyordu. Ama içeriden ses gelmiyordu. Hiçbir şey. Bu… normal değildi.
Yavaşça kapıya yaklaştım. Elimi koluna uzattım. Metal bu sefer buz gibiydi. Aslı elimi daha sıkı tuttu. Kapıyı yavaşça ittirdim. Gıcırtı yoktu. Sessizce açıldı. İçeri baktım. Ve… İçimdeki her şey bir anda dondu. Çünkü içeride… Sadece karanlık yoktu. Birileri vardı. Ve… Kapıyı araladığım o an, içerideki karanlık hareket etti. Bu bir gölge oyunu değildi; gerçekti. Bizim gelceğimizi anlamışlar gibi ışığı söndürmüşlerdi. Gözlerim loşluğa alıştıkça şekiller netleşti. İki… hayır üç kişi. Sessizce duruyorlardı.
Geri çekilmek istedim ama.. “Geç kaldınız,” dedi içlerinden biri. Ses sakindi. Ne bağırdı ne de acele etti. Bu sakinlik mideme yumruk gibi indi. Aslı’nın eli elimden kaydı. Geri adım atmaya çalıştı ama omzuna bir el yapıştı. Nereden geldiğini görmedim bile. Bir adam karanlığın içinden çıkmıştı. Onu duymamıştık. Bu, en korkutucu olan şeydi. “Bırak!” demek istedim ama sesim çıkmadı. Bir diğeri bana yöneldi. Kaçmaya çalıştım. Refleksle döndüm, merdivene doğru bir adım attım ama kolumdan yakaladı. Sert. Kaçış yoktu o tutuşta. Dengeyi kaybettim, duvara çarptım. Nefesim kesildi.
“Çok uğraştırdınız,” dedi adam, kulağımın dibinde. Beni içeri doğru çektiler. Kapı arkamızdan kapandı. Bu sefer ses netti. Kaçışın kapandığını anlatan bir sesti. Aslı çırpınıyordu. “Bırakın! Lütfen!” sesi titriyordu ama faydası yoktu. Onu tutan adam hiç zorlanmıyordu bile. Sanki bir eşya taşır gibi kontrol ediyordu. “Kes,” dedi biri sertçe. Bir anda her şey hızlandı. Kollarım arkadan çekildi. Bileklerim bir araya getirildi. Soğuk bir şey değdi tenime. Kablo bağı. Sıkıldı. Fazla sıkı. Canım yandı ama bağırmadım. Dişlerimi sıktım.
Aslı’nın sesi bir anda kesildi. Başımı çevirdim. Onu yere diz çöktürmüşlerdi. Ellerini arkadan bağlamışlardı. Ağzını kapatmaya çalışıyordu ama biri çenesinden tutmuştu. “Bak,” dedi adam bana. Zorla yüzümü ona çevirdi. Sonra… soğuk bir şey şakağıma değdi. Silah. Metal. Sert. Gerçek. O an kalbim sadece hızlanmadı… sanki yönünü kaybetti. Ne yapacağını bilmiyordu. Nefesim sığlaştı. “Kaçacak yer yoktu,” dedi adam. Sesi hâlâ sakindi. “Yine de denediniz.”
Gözlerimi kapatmadım. Çünkü kapatırsam… son görüntüm bu olurdu. Aslı’ya baktım. Gözleri bana kilitlenmişti. İçinde panik, korku… ve çaresizlik vardı. Dudakları titriyordu ama ses çıkaramıyordu. İçimde bir şey kırıldı. “Onu bırak,” dedim. Sesim kısıktı ama netti. Adam hafifçe güldü. Kısa. Anlamsız. “Şart mı koyuyorsun?” Silahı şakağımda biraz bastırdı. Soğukluk kemiğime işledi. “İkiniz de aynı dosyadasınız,” dedi. “Fark yok.” Dosya. O kelime. İnsan değil. İsim değil. Sadece bir şey.
Yutkundum. Korku hâlâ oradaydı ama onun altında başka bir şey yükseliyordu. Öfke. “Bizi öldürmeyeceksiniz,” dedim. Bu cümleyi neden kurduğumu bilmiyordum. Mantıklı değildi. Ama içimden çıktı. Adam bir an durdu. Silahı çekmedi. Sadece baktı. “Emin misin?” O an… Kapının dışından bir ses geldi. Koşan adımlar. Bağırışlar. Bu sefer farklıydı. Düzensizdi. Aceleciydi. İçerideki adamların dikkati anında dağıldı. Biri kapıya yöneldi. “Ne oluyor lan?” diye homurdandı.
Silah hâlâ başımdaydı. Ama o an… İçimde küçük bir ihtimal doğdu. Ve bu ihtimal… Yaşamaktan daha tehlikeliydi. Kapının dışından gelen ayak sesleri giderek yaklaştı. Bu seferki sesler düzensizdi ama kararlıydı. Koridorda yankılanan bağırışlar içerideki herkesin dikkatini kapıya çevirdi. Silahı şakağımda tutan adamın bakışı bir anlığına dağıldı, diğerleri de refleksle kapıya yöneldi. O an kapı sert bir şekilde açıldı. İçeriye hızlı hareket eden, ekip halinde ilerleyen adamlar girdi. Her şey birkaç saniye içinde oldu. İçeridekiler ne olduğunu anlamaya çalışırken ortam bir anda kontrol altına alınmaya başlandı. Sesler yükseldi, emirler verildi, karanlık oda bir anda ışık ve hareketle doldu.
Ben olduğum yerde donmuş kalmıştım. Şakağımdaki baskı bir an gevşedi. Kollarımdaki sıkılık da aynı şekilde azaldı. “Yere!” diye net bir ses duyuldu. Ardından ortam tamamen değişti. Artık içerideki kontrol, yeni gelenlerdeydi. Bileklerimdeki bağlar çözülmeye başlandı. Nefesim düzensizdi, ellerim uyuşmuştu. Aslı’nın yanına baktım; o da serbest bırakılıyordu. Hâlâ titriyordu ama gözlerinde bu sefer farklı bir şey vardı: kurtulmuş olmanın şaşkınlığı.
Biri kolumdan tuttu. Sert ama bu sefer zarar vermeyen bir tutuştu. “Çıkıyoruz,” dedi kısa ve net bir şekilde. Daha fazla soru soramadım. Ayağa kaldırıldım. Aslı da benimle birlikte kaldırıldı. Kolumu sıkıca tutan kişi bizi kapıya doğru yönlendirdi. Adımlarımız hızlıydı ama bu kez kaçmıyorduk… çıkarılıyorduk. Koridora çıktığımızda ortam tamamen değişmişti. Daha fazla insan vardı. Telsiz sesleri, kısa komutlar, hareket halinde ekipler… Her şey organizeydi.
Binadan dışarı çıkarıldığımızda gece havası yüzümüze çarptı. İçerideki ağır hava yerini serin ve gerçek bir nefese bırakmıştı. Birkaç adım sonra siyah bir aracın yanında durduk. Kapısı açıktı. Bizi getiren kişi araca doğru yönlendirdi. “İçeri.” Aslı önce bindi. Ardından ben oturdum. Kapı kapandıktan sonra içerideki sessizlik dışarıdan tamamen kopardı. Motor sesi duyuldu. Araç hareket etti. Aslı tek kelime bile etmiyor, elleri titriyordu. Camdan dışarı baktım. Binalar geride kalıyordu. İçeride yaşananlar hâlâ zihnimdeydi ama artık orada değildik.
Aslı başını hafifçe bana çevirdi. Gözleri yorgun ama canlıydı. Ne konuşacağımızı bilmiyorduk. Ama bildiğimiz tek şey vardı: Orda olanlar bitmişti.
Araç uzun süre durmadan ilerledi. Camdan dışarı baktığımda ışıklar hızla akıp gidiyordu ama zihnim hâlâ o binanın içindeydi. Nefesim düzene girmeye başlamıştı, ellerimdeki uyuşukluk yavaş yavaş çözülüyordu. Aslı yanımdaydı. Sessizdi. Başını cama yaslamış, gözlerini kapatmıştı ama uykuda değildi; bunu nefesinden anlayabiliyordum. Bir süre sonra araç yavaşladı. Ardından tamamen durdu. Motor sesi kesildi. Kapı açıldı. İçeri giren kişi kısa ve net konuştu. “İniyorsun.” Aslı’nın omzu hafifçe silkelendi. Gözlerini açtı. Onu kolundan tuttular ve nazik ama kararlı bir şekilde dışarı yönlendirdiler. Kapı açıldığında soğuk hava içeri doldu.
Aslı bana baktı. O bakış… Sanki gitmek istemiyordu. Ben de aynı şeyi hissettim. Ayağa kalkmaya çalıştım ama kolumdan tutan kişi beni geri oturttu. “Siz burada kalın.” Sesinde tartışmaya kapalı bir ton vardı. Aslı’yı dışarı çıkardılar. Kapı kapanmadan önce göz göze geldik. Bir an. Belki de en uzun anlardan biri. Sonra kapı kapandı. Aracın içinde kaldım. Camdan dışarı baktım. Aslı birkaç adım ileride duruyordu. Onu yönlendiren kişi yanından çekildiğinde bir an boşlukta kaldı. Ne yapacağını bilemedi. Sonra başını çevirdi.
Bir anda hareket etti. “Pera!” Sesi gecenin içinde yankılandı. Titriyordu. Koşmaya başladı. Adımları düzensizdi ama durmadı. Kapıya yaklaştı. Camın hemen önünde durdu. Eli cama değdi. “Pera!” Sesinde bu sefer panik değil… kırılma vardı. Ben de aynı anda kapıya doğru eğildim. Camın ardından ona baktım. “Aslı!” Kapıyı açmaya çalıştım ama içerideydim, çıkamıyordum. Ellerim cama dayandı. Onu orada, birkaç santim ötemde görmek… ama ulaşamamak… Bu hissi tarif etmek zordu.
Aslı’nın gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Gitme…” dedi, sesi neredeyse duyulmuyordu. Bu kelime… İçime oturdu. Nereye götürüleceği mi bilmiyordum. Kapı yavaşça tekrar açıldı. Bu sefer beni tutan kişi durumu anladı ve kenara çekildi. Hızla dışarı çıktım. Aslı bir adım daha attı. İkimiz birbirimize doğru koştuk ve hiç düşünmeden sarıldık. Bu sarılma, o gece boyunca bastırdığımız her şeyin dışarı çıkmasıydı.
Aslı ağlıyordu. Sessizce değil, saklamadan. Onun karşısında kendimi sıkıyordum güçlü görünmeye çalışıyorum ama çok yorgundum bu yaşadıklarımız beni çok yormuştu. “Bittiyse… gerçekten bittiyse… neden hâlâ titriyorum…” dedi, boğuk ve titreyen bir sesle. Onu biraz geri çektim. Yüzüne baktım. Gözleri kızarmıştı ama canlıydı. "Seni almaya gelecem beni bekle" dedim. Başını omzuma koydu. Bir süre hiç konuşmadı. Sadece tuttu. Bu sefer korkudan değil. Kaybetmemekten.
Araç kapısı aniden yeniden açıldı. İki adam, Aslı’yı nazik ama kararlı bir şekilde kollarından tutup geri çekti. Aslı refleksle bana uzandı; parmakları havada kaldı. “Pera...” diye bağırdı, sesi giderek kısılırken. O an kendimi tutamadım. “Hayır, bırakın!” diye atıldım. Ama biri kolumu sertçe yakalayıp beni tekrar koltuğa bastırdı. Direndim, ama nafile. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi çarpıyor, nefesim düzensizleşiyordu. Kapı kapandı. Aslı dışarıda kaldı. Camdan ona baktım. Bir adım atmaya çalıştı, ama yanındaki adam omzuna bastırarak onu durdurdu. “Pera!” diye bağırdı tekrar. Bu kez sesi… daha kırık, daha yorgundu. Sanki umutla çaresizlik arasında sıkışıp kalmış gibiydi.
Araba sarsılarak hareket etti. Elim camda kaldı. Soğukluk avucuma işledi ama o mesafe… o birkaç metre… bir anda aşılmaz bir uçuruma dönüştü. “Durun…” dedim. Sesim o kadar zayıftı ki, sanki kendi kulağıma bile ulaşmadı. Aracın içinde boğulup yok oldu. Araba hızlandı. Aslı küçüldü. Silikleşti. Ve sonunda… kayboldu. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Fark ettiğim an silmeye çalışmadım. Çünkü artık tutunacak hiçbir şey yoktu. Ne öfke, ne umut… sadece içimi kemiren o tek düşünce. Onu orada bırakmıştım. Bu düşünce göğsüme oturdu. Nefes aldıkça daha da ağırlaştı. Sanki içimde bir şey yavaş yavaş çöküyordu. Zaman ilerledi. Ya da ilerliyormuş gibi yaptı. Dakikalar birbirine karıştı. Her şey bulanıklaştı. Ama zihnim… acımasızdı. Aslı’nın yüzünü tekrar tekrar önüme getiriyordu. O anı. O bakışı. Ve ben ne kadar kaçmaya çalışsam da… oradan çıkamıyordum.
Araba yavaşladı, nerede olduğumu bile tam olarak bilmiyordum. İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı. Motor sesi kesildi. O ani sessizlik içimi daha da sıktı. Kapı açıldı. “Geldik.” Ses kısa ve netti. Başımı kaldırdım. Camdan dışarı baktım ama ilk başta sadece karanlık ve zayıf ışıklar gördüm. İçime garip bir ürperti doldu. Sonra kapı daha geniş açıldı. Dışarı çıkmam için işaret ettiler. Yavaşça indim. Ayaklarım yere değdiğinde içimden bir şey titredi. Bulunduğum yeri anlamaya çalıştım. Etraf sessizdi. Fazla sessiz. Işıklar loştu. Bir adım attım. Kalbim biraz daha hızlandı. Sonra bir daha. Gözlerimi kısarak etrafa baktım. Ve o an… içimdeki o tuhaf his büyüdü. İçimde bir şey yerini buldu.
“Burası… Burası…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿
Burası..?
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️
