13. bölüm · Zahir+1& | Başlangıç
13.𝐵Ö𝐿Ü𝑀 | Bir Asansör, Bir Koridor, Bir hiç
Ölümü hissetmek.
ㅤㅤㅤㅤ°•﹏‿✧‿︵‿.◟❦◞.‿︵‿✧‿﹏•°
Koridora baktık. Işık aynıydı, duvarlar aynıydı ama bir şey eksikti. Az önce orada olan hareket, o tehditkâr varlık hissi yok olmuş gibiydi. Gözlerim sağa kaydı, sonra sola. Kapılar kapalıydı. Hiçbiri aralanmıyordu. Hiçbirinden ses gelmiyordu. Sanki biraz önce yaşananlar bu koridora ait değilmiş gibiydi. Kimse yoktu. Bu yokluk rahatlatmadı; aksine içimde daha kötü bir his bıraktı. Çünkü bu kadar sessizlik, bir şeylerin sadece yer değiştirdiği anlamına gelirdi.
Başımı biraz daha uzattım. Kulak kesildim. Uzakta, çok derinden gelen bir uğultu vardı ama ne olduğunu çıkaramadım. Aslı’nın eli hâlâ elimdeydi; parmakları daha da sıkılmıştı. “Kimse yok…” diye fısıldadım. Sesim kendime bile yabancı geldi. Kapıyı biraz daha açtım. Önce ben çıktım, sonra onu da yanıma çektim. Kapıyı arkamızdan tamamen kapatmadım, sadece ittirdim; geri dönmek zorunda kalırsak diye.
Koridorda birkaç saniye öylece durduk. Hareket etmeden. Dinleyerek. Sanki görünmeyen bir şeyin geçmesini bekliyormuşuz gibi. Sonra bir adım attım. Aslı da benimle birlikte geldi. Elini daha sıkı tuttum. Bırakırsam kaybolacakmış gibiydi. Bir adım daha. Ayaklarımız halının üzerinde sessizce ilerliyordu ama bu bana yine de fazla geliyordu. Sanki attığımız her adım birine haber veriyordu. İlerledik; koridorun ortasına doğru yaklaştık.
Tam o sırada Aslı’nın sesi kulağımın dibinde titredi. “Pera…” Durmadım ama başımı hafifçe ona çevirdim. “Asansör…” dedi, nefesi kesik kesik. “Yukarı çıkıyor.” İçimde bir şey anında gerildi. Başımı hızla çevirdim. Koridorun sonundaki asansöre baktım. Kat göstergesi yanıyordu. Sayı değişiyordu. Yavaş yavaş… yukarı doğru geliyordu. Biri geliyordu. İçimdeki o kısa tereddüt anında yok oldu. “Gel,” dedim fısıltıyla ama bu sefer sesimde acele vardı.
Asansörün tam karşısındaki kapıya baktım. En yakın yer orasıydı. Düşünmeden o yöne ilerledim. Adımlarımız hızlandı ama kontrolsüz değildi. Ses çıkarmamaya çalışarak yürüdük. Kapıya ulaştım. Elim hemen kola gitti. Kolu çevirip hızlıca açtım. Hiç durmadan kapıyı araladım, Aslı’yı içeri çektim ve kapıyı arkamızdan kapattım. Tam kapatmadım, sadece yerine oturacak kadar ittirdim. Bir an kapının arkasında kaldık. İkimiz de nefesimizi tuttuk. Koridordan gelen o mekanik ses… asansörün durma sesi… çok yakından geliyordu artık. Gözlerimi kapatıp açtım. Odaya baktım. Loştu.
Perdeler yarı kapalıydı. İçeri sızan ışık zemine soluk bir yansıma bırakıyordu. Ama odanın havası farklıydı. Ağırdı. Boğucu. Nedeni hemen anlaşılmıyordu ama hissediliyordu. Bir adım attım. Aslı yanımdaydı. Elimi bırakmıyordu. İkinci adımı attığımda gördüm. Önce yerdeki koyu lekeyi fark ettim. Sonra bedenleri. Bir adam. Bir kadın. Yerde. Hareketsiz. Nasıl düştükleri belli değildi. Sanki bir anda yere bırakılmışlar gibi. Doğal değildi. Hiçbir şey doğal değildi. Gözlerim onların üzerinde kaldı.
Nefesim kesildi. Aslı’nın eli bir anda elimden kaydı. Kendi ağzını kapattı. Gözleri büyüdü. İçinden bir ses çıkmaya çalıştı ama bastırdı. Sonra omuzları titremeye başladı. Sessizce. Kontrolsüzce. Ağlıyordu. Hemen ona döndüm. Bir adım yaklaştım. Omuzlarından tuttum. “Şşş…” dedim, sesimi mümkün olduğunca bastırarak. “Sessiz ol.” Gözleri doluydu. Bana bakıyordu. Korku yüzüne tamamen yerleşmişti.
“Duyarlar…” diye ekledim. Bu kelime yetti. Elini ağzına daha sıkı bastırdı. Ağlamaya devam ediyordu ama ses çıkarmamaya çalışıyordu. Gözyaşları durmuyordu. Ben tekrar odaya baktım. Yerde yatan bedenlere. Bu görüntü zihnime kazınıyordu. İstesem de silemezdim artık. Ve o an içimde tek bir düşünce netleşti: Bu sadece saklanarak bitecek bir şey değildi.
Bu düşünce zihnime yerleştiği an, içimdeki o pasif bekleyiş kırıldı. Saklanmak bizi sadece birkaç dakika daha hayatta tutabilirdi. Ama bu insanlar sistemliydi. O koridordaki sakinlik, o cümle… “Kimseyi bırakmayın”… Bu, bitmeyecek demekti. Başımı yavaşça kapıya çevirdim. Asansörün sesi kesilmişti. Bu daha kötüydü çünkü artık çıkmışlardı. “Aslı…” diye fısıldadım. Bana baktı. Gözleri hâlâ doluydu ama ağlamasını bastırmıştı. Dudakları titriyordu. “Beni dinle,” dedim, bu sefer daha net. “Burada kalamayız.” Başını hemen iki yana salladı. Refleks gibiydi.
“Hayır… Pera hayır… Dışarıda onlar var…” dedi Aslı. “Burada da güvende değiliz,” dedim. Bu cümleyi yumuşatmadım çünkü gerçek buydu. “Birazdan tekrar bakacaklar.” Bu onu susturdu. Korku bazen bağırmaz, bazen kabul eder. Elini tekrar tuttum. Bu sefer daha bilinçli; sadece destek olmak için değil, yön vermek için. “Yavaş hareket edeceğiz,” dedim. “Ses çıkarmayacağız. Ne dersem onu yap.” Gözlerimin içine baktı. Bir anlığına panikle dolu o bakışın altında başka bir şey belirdi.
Güven değil, mecburiyet. Başını çok hafif salladı. Kapıya yaklaştım. Kulağımı dayamadım; bu hata olurdu. Sadece birkaç saniye bekledim. İçgüdülerime kulak verdim. Sessizlik. Ama bu sessizlik boş değildi, dolu bir sessizlikti. Bir şeylerin hâlâ yakın olduğu hissi… Kapı koluna uzandım. Bu sefer elim titremedi. Yavaşça indirdim. Kapıyı milim milim araladım. Koridor yine aynıydı ama artık farklı bakıyordum. Sağa baktım, sonra sola. Boş. Ama bu boşluk güven vermiyordu.
Aslı’yı elimle işaret ettim, sessizce. Önce ben adım attım, o hemen arkamdan geldi. Kapıyı açık bırakmadım bu sefer, yavaşça çektim. Kapanırken çıkan o hafif “tık” sesi bile fazla geldi kulağıma. Koridorda ilerlemeye başladık. Bu sefer daha dikkatliydim. Sadece önümü değil, kapıları da izliyordum. Herhangi birinin aniden açılma ihtimali vardı; her an biri çıkabilirdi. Adımlarımız yavaş ama kararlıydı. Asansöre bakmadım, bilerek.
Çünkü oradan biri çıkarsa… görmeden yakalanmak daha kötü olurdu. Merdivenleri düşünmeye başladım. Asansör riskliydi. Gürültülüydü. Tahmin edilebilirdi. Ama merdiven neredeydi? Zihnimi zorladım. Daha önce hiç dikkat etmemiştim. Bir an durdum. Aslı da durdu. “Ne oldu?” diye fısıldadı. “Elimi bırakma,” dedim sadece. Sonra ilerledik. Koridorun sonuna doğru. Her adımda içimdeki baskı artıyordu. Tam köşeye yaklaşmıştık ki bir ses duyuldu. Çok yakın. Bir kapı kolu, metal sesi.
İkimiz de aynı anda donduk. Sağımızdaki kapı yavaşça aralanmaya başladı. Kalbim göğsüme çarptı. Düşünmeye zaman yoktu. Refleksle Aslı’yı duvara çektim. Kapının tam görüş açısının dışına. Nefesimizi tuttuk. Kapı açıldı. İçeriden bir adam çıktı. Silahı elindeydi. Başını koridora çevirdi. Bizim olduğumuz yöne. O an… Zaman gerçekten durdu. Adam bir adım attı. Bir adım daha. Biz hâlâ gölgenin içindeydik. Ama bu mesafe… yeterli olmayabilirdi.
Adamın attığı adımın sesi halının üzerinde neredeyse kayboluyordu ama bana yine de fazla geliyordu. Nefesimi tutmuş halde duruyordum; Aslı’nın parmakları avucumun içinde neredeyse acıtacak kadar sıkılmıştı. Adam başını bizim olduğumuz yöne çevirdi. Gözleri koridoru tarıyordu; hızlı değil, aceleci değil. Sakin. İşini yapan biri gibi. Bu sakinlik içimi daha çok gerdi. Panikleyen birinden saklanmak kolaydır ama böyle biri… böyle biri hiçbir şeyi atlamaz.
Bakışı tam bulunduğumuz hizadan kayıp geçti. Gölgede kalıyorduk ama bu bir saklanma değil, ince bir tesadüftü; mesafe hâlâ tehlikeliydi. Bir adım daha yaklaşsa, biraz daha dikkat etse… her şey orada, o saniyede son bulacaktı. Düşünmeye zaman yoktu. Aslı’nın elini daha sıkı kavrayıp onu duvar boyunca sessizce geri çektim. Kapının açılış açısıyla aramızda kalan dar boşluğu hesaplayarak o kör noktaya sığındım. Nefesimi tuttum. Aslı’nın göğsü hızla yükselip iniyordu; nefesi kontrolsüzdü.
Adam durdu. Sanki bir şeyden şüphelenmiş gibi başını hafifçe yana eğdi. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki artık saklayamayacakmışım gibi geliyordu. İçimde tek bir düşünce vardı: Şimdi dönecek. Bize bakacak. Göz göze geleceğiz. Ama dönmedi. Başını tekrar ileri çevirdi. Koridorun diğer ucuna baktı. Sonra yavaşça yürümeye devam etti. Bizim bulunduğumuz noktayı geçip ilerledi. Ayak sesleri birkaç saniye daha yakın kaldı, sonra yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.
O an hâlâ hareket etmedim. Çünkü bu bir oyun da olabilirdi. Bazen insanlar döner. Aniden. Emin olmak için. Beş saniye. Belki on. Saymadım ama bekledim. Sesler gerçekten uzaklaştığında Aslı’nın omuzlarındaki kasılma biraz çözüldü. Nefesini bıraktı ama hemen ağzını kapattı. Hâlâ ses çıkarmamaya çalışıyordu. Gözleri bana döndü. O bakışta tek bir soru vardı: Ne yapıyoruz? Bu sefer cevabım hazırdı.
“Merdiven,” diye fısıldadım. Asansörü kullanmak intihar olurdu. Onlar oradan gelmişti. Tek çıkış merdivendi. Başımı koridorun sonuna çevirdim. “Yavaş,” dedim. Yeniden yürümeye başladık. Bu sefer daha dikkatliydim. Her adımda durup dinliyordum. Her kapının önünden geçerken içimden “açılmasın” diye geçiriyordum. Koridor artık daha uzun geliyordu. Sanki bitmek bilmiyordu.
Köşeye ulaştık. Durduk. Önce ben baktım. Sonra içimden bir şey hafifledi. Merdiven kapısı. Gri. Ağır. Üzerinde hiçbir yazı yoktu ama ne olduğu belliydi. Aslı’ya baktım. Gözlerinde ilk defa küçük bir şey belirdi. Umut değil, ama yön. Kapıya doğru ilerledik. Elim kolu tuttu. Bu sefer metal daha soğuktu. Yavaşça indirdim. Kapıyı açtım. İçeriden hafif bir beton kokusu geldi. Dar bir merdiven boşluğu. Sessiz. Karanlık. Tam içeri girecektik ki yukarıdan bir ses geldi. Ayak sesi. Birileri iniyordu. Aslı’nın eli elimde tekrar kasıldı.
Merdivenden gelen ayak sesleri yankılanıyordu. Beton duvarlar sesi büyütüyor, her adımı olduğundan daha yakın hissettiriyordu. Aslı’nın eli elimin içinde tekrar sertleşti. Parmakları neredeyse uyuşmuş gibiydi. Yukarıdan biri iniyordu ve bu mesafede saklanacak yer yoktu. Bir an duraksadım ama bu duraksama bir saniyeyi bile bulmadı. Geri dönmek bir seçenek değildi; koridor daha tehlikeliydi. Yukarı çıkmak imkânsızdı; gelen kişiyle burun buruna gelirdik. Tek ihtimal aşağıydı. “Aslı,” diye fısıldadım, sesim bu sefer daha kesindi, “koşmadan, hızlıca iniyoruz. Ses çıkarmadan.”
Cevap vermedi ama elimi sıkma şekli değişti. Korku yerini reflekslere bırakıyordu. Onu içeri çektim. Kapıyı arkamızdan yavaşça kapattım. Metalin kapanırken çıkardığı o boğuk ses bile içime battı. Yukarıdan gelen adımlar bir an durur gibi oldu. Nefesimi tuttum. Aslı da tuttu. Ama sonra ses devam etti. İniyordu. Hâlâ. Beklersek yakalanırdık. İlk basamağa adım attım. Beton soğuktu. Ses çıkarmamak için ayağımı kenara basarak indim. Aslı hemen arkamdaydı. Nefesi enseme çarpıyordu. Hızlıydı ama kendini kontrol etmeye çalışıyordu.
Bir kat. İkinci kat. Ayak sesleri hâlâ yukarıdaydı ama hızlanmıştı. Sanki o da bir şey fark etmiş gibiydi. “Daha hızlı,” diye fısıldadım. Bu sefer adımlarımız hızlandı. Artık sessizlikten çok mesafe önemliydi. Beton merdivenler ayaklarımızın altında sert bir ritim tutturdu. Kalbim o ritme karıştı. Aşağı indikçe hava değişiyordu; daha ağır, daha kapalı. Bir kat daha indik. Sonra bir kapı gördüm. Açık. Yarı aralık. Durmadım. Düşünmedim. Kapıyı ittim, Aslı’yı içeri çektim ve kapıyı hemen arkamızdan kapattım.
İçerisi karanlıktı. Birkaç saniye hiçbir şey göremedim. Sonra gözlerim alıştı. Küçük bir depo gibiydi. Raflar vardı; kutular, eski eşyalar. Kullanılmayan bir yerdi belli ki. Aslı duvara yaslandı. Nefesi kontrolden çıkmıştı. Ağlamamak için kendini tutuyordu ama gözlerinden yaşlar akıyordu. Ben kapıya yaklaştım. Kulağımı dayamadım ama çok yaklaştım. Dışarıdaki sesi dinledim. Merdivenden gelen adımlar hızlandı. Sonra… Durdu. Tam bizim olduğumuz katta. Kalbim bir an boşluğa düştü. Aslı’ya baktım. O da bana bakıyordu. Artık ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.
Bizi duymuş olabilirlerdi. Kapının diğer tarafında kısa bir sessizlik oldu. O sessizlikte birinin nefes aldığını bile hissedebiliyordum sanki. Sonra metal sesi geldi. Kapı kolu yavaşça hareket etti. Donup kaldım. Gözlerim kapıya kilitlendi. Eğer açılırsa saklanacak yer yoktu. Kaçacak yer yoktu. Bu oda çıkmazdı. Aslı’nın eli tekrar benimkini buldu. Parmakları buz gibiydi. Kapı kolu yarıya kadar indi. Sonra… durdu. Dışarıdan bir ses geldi. Başka bir adamın sesi. Daha uzaktan.
“Oraya bakmana gerek yok, aşağı in!” Kapının önündeki kişi birkaç saniye daha bekledi. Sonra kolu bıraktı. Ayak sesleri yeniden duyuldu; bu sefer aşağı doğruydu. Gerçekten gittiklerinden emin olmak için birkaç saniye daha bekledim. Hemen rahatlamadım. Kendimi zorladım. Dinledim. Sesler uzaklaştı, merdivenlerde kayboldu. O an dizlerimdeki güç bir anda boşaldı. Ama düşmedim. Kendimi tuttum. Çünkü hâlâ bitmemişti. Aslı duvara yaslanmıştı, gözleri bana kilitlenmişti. “Pera…” dedi, sesi neredeyse yok gibiydi, “ne oluyor…?”
Bu sefer susturmadım. Çünkü artık saklayacak bir şey kalmamıştı. “Bilmiyorum,” dedim dürüstçe. “Ama buradan çıkmazsak öleceğiz.” Bu cümle ağırdı ama gerekliydi. Gözlerini kapattı. Bir saniye. Sonra açtı. Korku hâlâ oradaydı ama artık tek başına değildi; yerini karar vermek zorunda olmanın ağırlığı alıyordu. Kapıya baktım. Sonra tekrar ona. “Devam edeceğiz,” dedim. Bu sefer sesim sadece kararlı değildi, kesindi.
Depodaki hava ağırlaştı. Sanki kapının diğer tarafındaki her adım, her fısıltı bu dar alana sızıyor, nefesimizi daraltıyordu. Birkaç saniye daha dinledim. Sesler gerçekten uzaklaşmıştı ama içimdeki huzursuzluk geçmedi. Bu insanlar rastgele dolaşmıyordu. Arıyorlardı. Ve biz hâlâ bu binanın içindeydik. “Aslı,” dedim alçak sesle, “burada kalırsak bizi bulurlar.” Başını hemen salladı, gözleri panikle büyüdü. “Ama çıkarsak da…” Cümleyi tamamlayamadı. “Çıkmak zorundayız,” dedim. “Aşağı inmemiz lazım. Belki bir çıkış vardır.” “Ya yoksa?” Duraksadım. Ona yalan söyleyebilirdim. “Vardır,” diyebilirdim. Ama artık bunun bir anlamı yoktu.
“O zaman buluruz,” dedim kısa bir nefesle. “Ama burada beklersek kesin bulurlar.” Bu cümle onu susturdu. Kapıya tekrar yaklaştım ve bu sefer kulağımı dayadım. Sessizlik... Ama o sessizliğin içinde bile bir şeyler vardı; aşağıdan gelen çok uzak bir kapı sesi, belki birinin bağırışı… ayırt edemediğim boğuk bir karmaşa. Kapı kolunu yavaşça indirdim. Aslı’nın eli yine benimkine dolandı. Kapıyı araladım. Merdiven boşluğu karanlıktı. Yukarıdan zayıf bir ışık sızıyordu ama alt katlar neredeyse tamamen gölgede kalmıştı. Beton duvarlar daralıyor gibiydi; sanki aşağı indikçe hava daha da ağırlaşacaktı.
İlk adımı attım, sonra ikinciyi. Aslı hemen arkamdaydı. Bu sefer daha hızlı iniyorduk ama hâlâ dikkatliydik. Ayaklarımızın çıkardığı en küçük sesi bile kontrol etmeye çalışıyorduk. Bir kat, iki kat... Üçüncü kata geldiğimizde aşağıdan bir ses duyduk. Bu sefer netti: Bir kapı çarpması ve ardından koşar adım gelen ayak sesleri. Donup kaldık. Ses yukarı geliyordu. “Geri,” diye fısıldadım. Ama geri dönecek zaman yoktu. Adımlar hızla yaklaşıyordu; ağır ve kararlı. Saklanacak yer yoktu, açıkta yakalanacaktık.
Gözlerim merdiven boşluğunu taradı. O an sağ tarafta temizlik dolabı gibi dar bir boşluk gördüm. Kapısı yoktu, sadece içeriye doğru uzanan bir açıklıktı. “Aslı, buraya,” dedim ve onu kolundan tutup o dar alana çektim. İkimiz de içeri sıkıştık. Omuzlarımız birbirine değiyor, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. “Ses çıkarma,” dedim neredeyse nefessizce. Adımlar yaklaştı, çok yaklaştı. Önce merdivenin köşesinde gölgesi belirdi, sonra kendisi. Bir adam... Silahı elindeydi. Artık hızlı inmiyordu; yavaşlamıştı, dinliyordu.
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Aslı’nın nefesi düzensizleşmişti. Onu kolumla bastırarak hareket etmesini engellemeye çalıştım. Adam birkaç basamak yukarı çıktı ve durdu. Başını çevirip tam bizim olduğumuz yöne baktı. Mesafe çok yakındı; eğer bir adım daha atarsa bizi görecekti. Gözlerimi kapatmadım; kapatırsam her şeyin gerçek olacağını hissettim. Adamın nefes alışını, silahın metalinin çıkardığı hafif sürtünme sesini duyabiliyordum. Bir an için eğilip bakacağını sandım ama tam o sırada aşağıdan başka bir ses geldi: “Buraya bak!”
Başka bir adamın sesiydi bu. İlk adam başını o yöne çevirdi, bir saniye bile tereddüt etmeden arkasını dönüp hızla aşağı inmeye başladı. Adımları uzaklaştı, sesler kayboldu. Ancak ben hâlâ hareket etmedim çünkü içimde bir ses bağırıyordu: Bu henüz bitmedi. Aslı’nın omuzları titriyordu, artık dayanmakta zorlanıyordu ve gözlerinden yaşlar sessizce akıyordu. Yavaşça ona döndüm. “Devam ediyoruz,” dedim. Bu sefer sesim daha alçaktı ama içinde korkunun yanı sıra başka bir şey daha büyüyordu:
Hayatta kalma isteği. Dar alandan çıkıp merdivenlere tekrar yöneldik. Fakat bu sefer aşağıdan gelen o boğuk sesler daha netti ve yalnız değildiler; birden fazla kişiydiler.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ‿︵‿◟❦◞‿︵‿
Bu adamlar kim ve bu insanları neden öldürdüler?
𝙊𝙠𝙪𝙙𝙪ğ𝙪𝙣𝙪𝙯 𝙞ç𝙞𝙣 𝙩𝙚ş𝙚𝙠𝙠ü𝙧 𝙚𝙙𝙚𝙧𝙞𝙢. 𝙊𝙮 𝙫𝙚𝙧𝙞𝙥 𝙮𝙤𝙧𝙪𝙢 𝙮𝙖𝙥𝙖𝙧𝙖𝙠 𝙙𝙚𝙨𝙩𝙚𝙠 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙨𝙖𝙣ı𝙯 ç𝙤𝙠 𝙢𝙪𝙩𝙡𝙪 𝙤𝙡𝙪𝙧𝙪𝙢.♥️
