Yine Yeniden Sev kitap kapağı

16. bölüm / 17

Yine Yeniden Sev

Saklı Kalan

Vaveyla Yazarı: 𝓦𝓲𝓵𝓱𝓮𝓵𝓶𝓲𝓷𝓪 `

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Saklı Kalan

Naren ben, Aras'ın eski nişanlısı.

Bu cümle bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Nasıl olur da bu kadını tanıyamamıştım, bilmiyordum. Bana hissizce gülümseyen çehresine baktıkça gözlerimi kaçırmamak için kendimi zor tutuyordum. İkimiz sessizce bakışıyorduk ama onun buz mavisi gözlerinde anlam veremediğim bir şeyler vardı. Gökyüzünün en açık tonu rengindeki gözlerini bana diktikçe, ister istemez içimi bir ürperti kaplıyordu. Yerimde rahatsızca kıpırdandıktan sonra daha fazla kendime engel olamayarak bakışlarımı kaçırdım. "Seni neden buraya getirdiğimi biliyor musun?"

Hayır anlamında başımı iki yana salladım cüretkar bakışlarına karşılık vererek. Ona güçlü görünmek adına omuzlarımı dikleştirdim. Sanki zaten bunu bekliyormuş gibi küçümsercesine dudağının bir köşesini yukarı doğru kıvırdı. "Peki. Madem bunu da bilmiyorsun, o halde biraz da bildiğinden emin olduğum konulardan ilerleyelim öyleyse," diyerek ayaklandı ve ellerini masaya yaslayarak üzerime eğildi. Zehirli laflarını, ruhumu emmek istermiş gibi acımasızca akıtmaya başladı. "Senin yüzünden," diye söze başladı alçak bir sesle. Güzel yüzü, sanki yaşanmasını hiç istemediği bir şeyi anımsamış gibi buruştu. "Çok seviyorduk birbirimizi, çok aşıktık... Her şeyden, herkesten çok seviyordum onu. O benim ilk aşkımdı, ilk sevgilim, hayatımı adamaya hazır olduğum adam... O da bana karşı aynı şeyleri hissediyordu, biliyorum." Bir anda beklemediğim bir şekilde ellerini sertçe masaya vurunca yerimde sıçradım. Yaşadığı ani duygu değişimi ile sinirle gözleri doldu, bir tiyatro oyununda narsist bir karakteri canlandırıyormuş gibi dolu gözleri titredi, suratında gülümser gibi bir ifade oluştu. "Ta ki sen aramıza giresiye kadar. Sonra tüm büyü bozuldu, ben körü körüne bağlandığım o masaldan uyandım. Aras, beni o nikah masasında terk etti."

Sözlerini bitirdikten sonra gözünden akan bir damla yaş çenesinden aşağıya doğru süzüldü. Yerimden kalktım, tam onun karşısında durdum. "Yaşadığın şeyin çok zor olduğunu biliyorum, bunu yaşamanı istemezdim ama bunun sorumlusu ben değilim. Ayrıca lütfen beni kişisel meselelerinize karıştırma." Dedim olabildiğince nazik ve kontrollü olmaya çalışarak. Ben elimden geldiği kadar olgun davranmaya çalışırken Naren'in o profesyonelliğinden eser kalmamamıştı. Sinirle gözlerimin içine bakarak kahkaha attı ve elini saçlarına daldırarak çekiştirmeye başladı. Masanın arkasından çıkıp odanın içinde volta atmaya başladı. Bunu yaparken hâlâ elleriyle saçlarını çekiştirip duruyordu, tedirgin olmaya başladığımı hissediyordum. Hareketleri hiç normal değildi.

"Yalancı, yalan söylüyorsun." Dedi fısıldayarak. Sesi o kadar kısık ve transtaymış gibi çıkmıştı ki duymakta güçlük çektim. "Sesin yüzünden, her şey senin yüzünden. Eğer sen olmasaydın onunla mutlu olacaktım!" Diyerek koşarak yanıma gelip saçımı yumruğunu doladı. Ben daha ne olduğunu kavrayamadan ağzından tükürükler saçarak konuştu. "İnkar ediyorsun bir de! Gideceksin kızım bu kasaban, duydun mu?! Geldiğin çöplüğe geri döneceksin. Nişanlımın peşini bırakacaksın!"

Naren, saçımdaki baskıyı arttırınca kafam geriye doğru gitti, saçlarımın dibinde yakıcı bir ağrı hissettim. Sonunda kendime gelmeyi ve şoktan çıkmayı başarınca saçımı tuttuğu kolunun eklem yerine baskıyı yapıp elinden kurtuldum ve bana zarar verdiği elini sırtına sabitledim. O henüz tepki verecek zamanı bulamazken yeniden atağa geçmemesi için tuttuğum bileğini hafifçe büktüm. Bu hareketim onun canını yakmayacak, en azından sabit durmasını sağlayacaktı. Çırpınmaya başlayınca diğer kolundan da tuttum. Kulağının dibine yaklaştım. "Nasıl bir manyaksın bilmiyorum ama bana bulaşma. Derdin neyse nişanlınla çöz. Bir daha da bana ulaşmak için böyle saçma sapan oyunlar oynama."

Onu öne doğru ittirdim, sendeleyerek benden uzaklaştı. Ben kapıya doğru yürürken arkamdan seslendi. "Bir daha seni bu kasabada görmeyeceğim! Yoksa senin için hiç iyi şeyler olmaz, Asel Ulu." Boş tehditini umursamayarak hemen oradan ayrılmak için kapının kulpunu kavradı parmaklarım, ancak söylediği şeyler yüzünden duraksadım.

"Aras sana ne söylediyse yalan söylemiş. Nikah masasındayken, seni unutamadığını söyleyerek ayrıldı benden. Senin için beni arkasında bıraktı."

Kaşlarım çatıldı, yüreğimin ezildiğini hissettim. O an oda daraldı, içindeki oksijen tükenmiş gibi nefes alamadım. Zorlukla başımı çevirip ona baktığımda, buruk ama yarım bir tebessümle bana baktığını gördüm. "Ya, işte böyle Asel Hanım. Bazen gerçekler bizi böyle sarsar işte. O çok güvendiğimiz insanlar böyle vururlar bizi sırtımızdan. Artık anlamışsındır ne yaptığını."

Yutkunarak tamamen ona döndüğümde kabul etmek istemeyerek kafamı hızlıca iki yana salladım. "Yanılıyorsun. Aras bunu yapacak biri değil, o kimsenin duygularıyla oynamaz. Bunu yapacak kadar aşağılık bir adam değil. Üstelik bana ailevi nedenlerden dolayı ayrıldığını söylemişti."

Onu inandırmak için öne sürdüğüm bu nedenlerle, belki de en çok kendimi kandırıyordum. Ama Aras'ın böyle bir şey yapacağı ihtimaline olanak tanımak dahi istemiyordum, her ne kadar kendime hiçbir zaman itiraf etmemiş olsam da ona çok güveniyordum. Onu körü körüne savunacak kadar hem de...

"Bu kadar aptal olduğuna inanamıyorum. Hâlâ nasıl anlamazsın? Sana yalan söylemiş diyorum, senin yüzünden ayrıldık. O kalın kafan almıyor mu?"

Onun suratına boş boş bakmayı sürdürürken çivilenmiş gibi hiç hareket etmiyordum. Henüz on dakikadır tanıştığım birinin sözleri ile çocukluk arkadaşımın lafını tabiki de birden silip geçmeyecektim. Aras ile konuşup bir an önce bu konunun aslını öğrenmem gerekiyordu. Ona başka hiçbir şey söylemedim ve hemen oradan uzaklaştım. Bir taksi çevirip geçen gün gecenin bir yarısı gittiğim iskelenin yolunu tarif ettim. Telefonumu çıkarıp Aras'a yazmaya başladım.

Siz:
İskelede buluşalım. Karşılaştığımız yer. Acil.

Mesajım saniyeler içinde görüldü oldu.

'A' kişisi:
Önemli bir şey mi oldu?

Siz:
Hem öyle, hem de değil. Buna sen karar vereceksin.

Ona başka hiçbir şey yazmadan ekranı kilitledim. Sertçe yutkunarak camdan dışarıyı seyretmeye koyuldum.

Onun kiminle nişan attığı, neden attığı beni ilgilendirmezdi. Tabii işin ucu bana dokunmadığı sürece. Eğer gerçekten benim için nişanı attıysa hem kendimi hem de onu asla affetmezdim. Gerçi bunu yapacağı ihtimaline oek güvenmiyordum, çünkü onu tanıyordum. Değil genç bir kızın duyguları ile oynamak, tek bir karıncayı bile incitmeyecek bir hassasiyete sahipti. Ama o kadının bakışları ve kendinden emin duruşu beni şüpheye düşürüyordu. Ya da sandığım kadar Aras'a güvenmiyor da olabilirdim.

Oflayarak stresten ağrıyan şakaklarıma parmak uçlarımla masaj yapmaya başladım. Biraz daha yolculuk ettikten sonra iskelenin önünde araç durdu. Teşekkür ederek şoför abiye cebimden çıkardığım parayı uzattım. Arabadan inip birkaç kişinin olduğu iskeleye adımımı attım. Saate kaçamak bakışlardan attım, biraz daha bekledim. Sıkıntıdan tam yeniden ona yazacakken tüm heybetiyle bana doğru geldiğini gördüm. Kumaş, siyah pantolonu, siyah gömleği ve dağınık kumral saçları ile tam karşımda durdu. Boğazını temizleyip, "Bir şey mi oldu Asel? Önemli deyince hemen geldim."

Lafı fazla uzatmadım, hemen bu işin bir sonuca bağlanmasını istiyordum. Omuzlarımı ve başımı dikleştirdim, dudaklarımdaki kuruluğu onları yalayarak giderdim. "Naren bana ulaştı. Dediğine göre benim için atmışsın nişanı. Tabii ben hemen inanmadım ama kafam çok karıştı. Ben de olayın aslını öğrenmek için seninle buluşmak istedim."

Naren ismini duyması ile gözleri büyüdü, hareket etmedi. O an fazla hassas bir konuya değindiğimi düşünerek, "Kusura bakma, ben bir anda öyle demek istememiştim. Senin için fazla hassas bir konu galiba."

Sonunda kendini toparlamayı başardı. "Yok, önemli değil. Sadece yıllar sonra onun ismini duymak ve sana ulaşmış olması garip hissettirdi. Sana nasıl ve neden ulaştı ki?"

Ciğerlerimi havayla doldurdum, tüm cesaretimi toplayıp sonunda aklımdakileri ona söyledim. "Bana, senin nişanı benim için attığını söyledi. Güya beni unutamadığını söyleyerek terk etmişsin onu. Hem de nikah masasında." Onun sorduğu sorulara cevap vermemiştim, önce kendi sorularıma bir yanıt bulmam gerekiyordu.

Benden daha fazla kaçamayacağını anlamış olcak ki sıkıntı ile iç çekti ve ellerini saçlarının arasından geçirdi. İkilemde kalmış gibi hâlâ cevap vermiyordu. Sonunda yutkunarak konuşmaya başladı. "Evet. Sen gideceğini söyleyince anlık bir sinirle Naren'e evlenme teklifi ettim. Zaten o da benden hoşlanıyordu, teklifimi seve seve kabul etti. Sonra nişanlandık, sen nikah tarihimize yakın bir zamanda Ankara'ya gittin. Ben de yapamayacağımı anlayıp nişanı attım."

Duyduklarım işe beynimden vurulmuşa döndüm. Nasıl böyle kolayca anlatabiliyordu bunu, bilmiyorum. Ama benim şuan çok fena midem bulanıyordu.

O an anladım ki Naren haklıymış. Sen yalancının tekiymişsin Aras Çakırca. Bu hikayede aranıza giren kişi de benmişim, aranıza yuva yapan o misafirmişim meğer. Ona duyduğum güven bir anda yerle bir oldu, doğru bildiğim çoğu şeyin ne kadar yanlış ve yalan olduğunu öğrendim. Mide öz suyum bu iğrençlik karşısında ağzıma geldi. Hayır, bu kadar kolay olmamalıydı. Bir insanın duygularını hiçe sayıp ezip geçmek bu kadar kolay olmamalıydı. Kıskançlık gibi oldukça gereksiz bir his yüzünden hiç kimse nikah masasında terk edilmeyi hak etmezdi.

Karşımdaki adam, gencecik bir kıza umut verip onu yarı yolda bırakmıştı. Üstelik benim yüzümden. Bu da bir çeşit aldatma sayılmaz mıydı? Aklında başka biri varken nişanlı olduğun kıza umut vermek... Ağzımdaki iğrenç tadı onun suratına tükürmek istedim ama bunun yerine suratına okkalı bir tokat attım. Başı, aldığı darbe ile hafifçe sağa tarafına düştü. Zaten bu tepkimi tahmin etmiş gibi yüzüme bakmaya utandı, hiçbir şey söylemedi.

Dolu gözlerim ile içimdekileri son kez ona döktüm. "Sen hayatımda gördüğüm en iğrenç insanlardan birisin. Nasıl yapabilirsin bunu, nasıl? Ya ben seni orada savundum, o kadına karşı inanılmaz bir şekilde savundum seni. O bana defalarca bunu yaptığını söyledi ama hepsinde inkar ettim. O yapmaz dedim, bu kadar adi bir insan değil dedim. Seni tanıdığımı düşündüm ama meğerse seni hiç tanımıyormuşum Aras Çakırca."

Ağlamamak için bakışlarımı gökyüzüne çıkardım. Son kez bakışlarımı onun eskiden bakmaya doyamadığım kahve harelerine getirdim. "Hiç birine değmezsin sen. Ne sana arkadaşlık etmeme, ne de güvenmeme. Benim için baştan aşağıya koca bir hayal kırıklığısın. Bir daha sakın beni arama, peşimden de gelme. Buraya kadarmış." Yumruklarımı sıkarak onun yanından hızla ayrıldım, daha fazla burada kalmak istemiyordum. Boğazımı tırmalayan yumruyu gideremedim, oraya kenetlenmişti sanki. Elim istemsizce boğazıma giderken, iskelenin önündeki banklardan birine oturdum. Çok garipti, boğulduğuma emindim ama boğazımı kimse sıkmıyordu. Ağlamamak için gözlerimi sıkıca birbirine bastırdım. Cebimde titreyen telefonuma baktığımda annemin aradığını gördüm. Hemen aramayı kaldırdım.

"Asel," dedi ağlamaklı sesiyle. İçimi bir korku kapladı, hemen ne olduğunu sordum korkuyla. Verdiği cevapla gözümün önünün karardığını hissettim. "Poyraz bıçaklanmış, yoğun bakıma aldılar şimdi." Annemin hıçkırıkları arasında zar zor seçebilmiştim sesini. Kalbim korku ve endişeyle sıkıştığında, hemen ayağa kalktım. "Ne? T-tamam, geliyorum hemen. "

🌸🌸🌸

"Başka bir isteğiniz var mı efendim?"

Genç kadın, masanın başında bekleyen garsona başını sallayıp onu yanından gönderdi. Arkasına yaslanıp geldiği lüks mekandaki insanları inceledi. Hepsi iyi giyimli, alımlı insanlardı. Durumlarının çok iyi olduğu her hallerinden belliydi. Tıpkı onun gibi.

Yılları boyunca, bir insan sarrafı olduğuna kendini inandırmıştı. İnsanları gözlemlemeyi sever, ona göre kişilik analizi yapardı. İstediğini alırdı genç kadın. Gerekirse ahlaki değerlerini gözden çıkarır, yine de kafasına koyduğu şeyi yapardı. Tıpkı şimdi yapacağı gibi. Boynunu çıtlatıp kafasını hafifçe geriye yasladı, beklemekten boynu tutulmuştu. Beklediği kişi bir türlü gelememişti ancak bunu yadırgamıyordu. Zira o da kimliğini herkesten saklamak zorunda olan birisi olsa o da gecikirdi. Yargılamaya hakkı yoktu. Titreyen telefonunun ekranını açtı, sağ kolu Adnan'ın mesajını görünce tek kaşını kaldırdı.

Adnan:
Efendim, bunu yapmak istediğinizden emin misiniz? Babanız duyduğunda eminim ki hiç hoşnut olmayacaktır.

Siz:
Ne zamandan beri aldığım kararları sorguluyorsun Adnan? Sana ne diyorsam onu yap. Gerisi beni ilgilendirir.

Adamın bu gereksiz cesaretine göz devirdi. Çoğu zaman onu neden sağ kolu olarak seçtiğini sorguladı, cevabı ise fazla düşünmesine gerek kalmazdı zira fazlası ile belliydi.

Güvenilir.

Adnan'ı tek bir kelime ile tanımlayacak olsaydı kesinlikle bu kelime güvenilir olurdu. İşte bu yüzden yaptığı tüm hadsizliklere rağmen onun işini bitirmiyor, sağ kolu olarak tutuyordu. Bu yaşına kadar ondan daha sadık birini tanımamıştı, her ne kadar eksik yanları olsa bile işini iyi yapıyordu.

Kısa süre daha orada oturdu, neyseki beklediği adam kafenin kapısından görünmüştü. Memnuniyetle kırmızı dudakları kıvrıldı, adam ona yaklaştıkça sandalyesini zarifçe itip ayağa kalktı. Adam, saçındaki sarı peruğu kaşıyarak yanına geldi, genç kadınla selamlaştılar.

Kadın, gülümseyerek "Hoş geldiniz Harun Bey. Teklifimi kabul ettiğiniz için tekrardan teşekkür ederim." Dedi. Harun, saçındaki peruğu kaşımayı bıraktı, taktığı güneş gözlüğünün altından etrafa kaçamak bakışlar atıyordu. Yaşlı yüzünü gülümsemek için zorlamadı, yapmacık olmaya mecali yoktu. Hemen konuşacaklarını konuşup yeniden kayıplara karışmak istiyordu. Zaten kendisini büyük bir mafya babasının kızı çağırmasaydı asla insan içine çıkmazdı.

Kadının buyur etmesiyle masaya oturdu. Giydiği gömleğin yakasını sanki boğuluyormuş gibi genişletti. Kadın, uzun elbisesini düzelterek tam karşısına oturdu. Yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmadan, "Sizi neden çağırdığımı oldukça merak ediyorsunuzdur. Şimdilik söyleyeceğim tek şey, ikimizin de intikamını alacak olmamız."

Harun anlamayarak kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsunuz?"

Dakikalar önce sipariş verdiği garson, elindeki iki tane kırmızı şarap dolu kadehi masaya bırakıp kibarca geri çekildi. Genç kadın, geldiğinden beri ilk defa gülümsemesini sildi, yerini buhrana ve gözleri görülür bir hırsa bıraktı. Kadehi sapından tutarak şaraptan küçük bir yudum aldı. Kadehi, yavaşça masaya geri bıraktı.

"Harika bir takım olacağız Harun Bey. Ve emin olun ki günün sonundan ziyadesiyle karlı çıkacağız."

🌸🌸🌸

Çubuğun ucundaki erimiş marşmelovdan bir ısırık daha aldı. O tatlı tadı dilinin ucunda hissederken keyifle yiyeceğini yemeyi sürdürdü Açelya. Yanında oturan Kaan, elinde telefonu işe ilgilenirken sağ tarafında oturan Miray topladığı sarı saçlarından çıkan hain tutamı kulağının arasına sıkıştırmakla meşguldü.

Ekip, ormanda mantar topladıktan sonra toplanma alanına geri dönmüşler ve yaktıkları kamp ateşinde diğerleri işe beraber mantarları afiyetle yemişti. Şimdi ise aynı ateşle marşmelov kızartıp yiyorlardı. Marşmelovlar bitince Açelya ziyadesiyle sıkıldığını hissetti. Sanki zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Sonunda daha fazla sabredemeyerek ayaklandı. Tam dönüp gidecekken Miray merakla "Nereye?" Diye sordu. "Yürüyüşe gideceğim biraz ormanda. Selim hocadan izin almaya gidiyorum."

"Ben de geleyim mi? Hem kız kıza takılırız biraz."

Dudağının köşesini güzel bir gülümseme çekiştirdi.

"Çok isterim."

Miray ve Açelya, Selim hocadan zar zor izin kopardıktan sonra öğlen güneşinin azabıyla ormanda yürüyüşe çıktılar. Ormanda bir süre ilerledikten sonra, Açelya konuşmaya başladı. "Şu Burak neden sürekli size sataşıp duruyor?"

"Klasik zorba işte. Sana bir şey mi yaptı?"

"Yok, hayır. Öylesine söyledim."

Ayaklarının altında ezdikleri yapraklar hışırtılı sesleri çıkarırken, kendileri yapmadığı bir dal kırılma sesi duydular. "O neydi?" Dedi Miray korkuyla yanındaki kıza bakarak. Açelya bilmiyorum dercesine omuz silkti. Sakinliğini koruyarak, "Sincap falandır herhalde. Burada yırtıcı hayvanların olacağını düşünmüyorum." Dedi. Miray, pek rahatlamasa da onu başıyla onaylayarak yürümeye devam etti.

Eliyle kendine yelpaze yaparak biraz olsun serinlemeye çalıştı. "Bu temmuz sıcakları da hiç çekilmiyor gerçekten. Bir yerlerim terledi be,"

Onlar, ormanın içinde ilerlerken ne kadar derine gittiklerinin farkında değillerdi. Ta ki arkalarından birisi Miray'ın ense köküne tabancanın arkası ile vurup onu bayıltana kadar. Açelya, hayretle ve korkuyla yerde yatan kıza baktı. Hemen onun yanına eğilip bağırmaya başladı. "Miray! Ne oldu sana, aç gözlerini!" Kızı omuzlarından tutup sarmaya başladı ama nafile. Miray baygın bir şekilde öylece yerde yatıyordu. Açelya, dehşetle yutkunarak ellerini Miray'dan çekti. İzlendiğini hissettiğinde hemen arkasını döndü ancak kimseyi bulamadı. Yeniden önüne döndüğünde kendisini beklemediği bir manzara karşıladı.

Ayakta, ona tepeden bakan bir adam elinde tuttuğu tabancayı ona doğrultmuştu. İri yarı, takım elbiseli ve uzun boylu bir adamdı. Ya da Açelya oturduğu için ona öyle geliyordu. Genç kız sertçe yutkundu, neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Adam, silahı kıza daha da yaklaştırdı.

"Benimle geliyorsun. Hanımefendi seni görmek istiyor."

"Ne?" Dedi anlamayarak. Bu kamera şakası falan olmalıydı, yani öyle olmak zorundaydı. Yoksa tüm bunlar karşısında akıl sağlığını yiterecekti. Bir elini baygın yatan kızın kalbine koydu, kalp atışlarını dinledi.

En azından yaşıyor, diye düşündü. Korkunun bedenini ele geçirmesine izin veremezdi, olabildiğince mantıklı düşünmesi gerekiyordu. Kalp atışları hızlandı, göz ucuyla Miray'a baktı. Elini bırakmak istemezcesine sıkı sıkı tuttu. Adama bakmadan, "Onu burada bırakamam. Yardım çağırmalıyız." Dedi. Aklına gelen ilk plan buydu, Miray için geldiklerinde onlarla kaçacaktı. Adam, tabii ki de ona inanmamıştı. Sinirle küfrederek, kızı kolundan tuttuğu gibi havaya kaldırdı. "Yürü! Yoksa gebertirim seni." Diyerek öne itekledi. Açelya sendeledi, adamla arasında biraz mesafe olduğunda hemen tersi yönde koşmaya başlayarak yardım çağırmaya başladı. Adam sinirle haykırdı, kızın arkasından koştu ve yakaladığı an ensesine vurarak bilincini kaybetmesine neden oldu.

Açelya yere düşmeden adam onu kucakladı ve bahsettiği Hanımefendiye götürmeye başladı. Ormanın sonunda, siyah bir cipin, onlar yaklaşınca kapıları aralandı. Sarışın, ağır makyajlı, kırmızı zarif elbiseli kadın göz ucuyla baygın kıza baktı. "Onu bayıltmadan getirmeni söylediğimi hatırlıyorum Pamir," Adam, başını mahcubiyet ile eğdi. "Efendim, kız kaçmaya çalışınca bayıltmak zorunda kaldım. Diğer türlü,"

"Tamam, kes." Dedi genç kadın elimi kaldırarak. Kızı yanına bırakmasını işaret etti. Adam, emri yerine getirerek kızı genç kadının yanına bıraktı ve aracın kapısını kapatıp şoförün yanına oturdu. Genç kadın, yanındaki kıza gülümseyerek baktı. Kendisini duymayacağını bilerek "Bir süre misafirim olmandan onur duyacağım Açelya," Dedi.

🌸🌸🌸

~Bir saat sonra~

Ilık nefesim yüzünden buğulunan camın arkasından, kardeşimin baygın bedenine bakıyordum. Onu ne zaman yalnız bıraksam, hep başına bir şeyler geliyordu. Önce Elif tarafından bayıltılmış, şimdide kimliği belirsiz bir şahıs tarafından bıçaklanmıştı. Küçükken de şimdiki kadar olmasa da başını belaya sokardı. O zaman hemen yanına giderdim, bir güzel sarardım yaralarını. Hesap sorardım ona zarar vermeye çalışanlara, dağ gibi karşılarına dikilirdim.

Ama şimdi, kardeşim göz göre göre bıçaklanmıştı. Keşke annemgil geldiğinde gitseydim psikoloğa da onu yanlız bırakmasaydım. Benim yüzümden bu haldeydi, onu yanlız bıraktığım için. Kendimi asla affetmeyeceğim, bunu denemeyeceğim bile. Artık affedilecek bir yanım olmadığını kabul ediyorum.

Bir el omzuma dokundu, yaştan dolayı ıslanmış gözlerimle kim olduğunu görebilmek için arkamı döndüm. Derya ablam da tıpkı benim gibi ağlamaktan şişmiş ve kızarmış gözlerle bana baktı. Hiçbir şey söylemeden kollarını bana doladı.

Burnumu boyun girintisine yaslayıp kokusunu içime çektim. Ciğerlerim oksijen yerine onun kokusu ile doldu. "Benim yüzümden," dedim dolu dolu gözlerle. "Onu asla yanlız bırakmamam gerekirdi." Ablam, omuzlarımdan tutarak beni kendinden uzaklaştırdı. Yüzümü avuçlarının arasına alarak "Senin suçun değildi," dedi tane tane. "Onun bıçaklanmış olması senin suçun değildi. Bu durum yeterince can yakıcıyken bir de sen işleri zorlaştırma." Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ablamın ellerinin arasından sıyrılıp yere oturdum. Sanki ona dokunabilecekmiş gibi elimi ona doğru uzattım.

"Beni hiç bırakmayacaksın, değil mi abla?"
"Asla! Seni bırakıp nereye gideceğim? Bir tanemsin sen benim."

Kardeşimin yıllar önceki sesi, sanki bana kendimi daha da kötü hissettirmek istermiş gibi kendini hatırlattığında yutkunamadım. Alnımı cam duvara yaslayıp kablolara bağlanmış kardeşimi izledim. Ameliyatına giren doktor, çakının çok derine girdiğini ve uyluğuna saplandığını söylemişti. Bu yüzden fazlasıyla kan kaybetmiş. Doktor, yeniden geldiğinde en acilinden birinin kan vermesi gerektiğini söyledi.

0 RH Pozitif. Kardeşimin kan grubu buydu, ve ben ailemizden kan grubu uyuşan birini daha tanıyordum. Kendim. Doktora söyledim, sedyeye uzanmamı söyledi ve hemen kanımı aldılar. En azından bu kadarını yapabilmiştim onun için. Hem kan değil ben onun için canımı bile verirdim. Fazla kanım alındığı için şekerimin düşmeye başladığını hissettim, hafiften başım da dönüyordu. Biraz doğrulmaya çalıştım, sedyenin yanındaki masanın üzerindeki telefonum titrediğinde, açıp baktım.

Açelya, bir sandalyeye bağlanmıştı ve kadraja girmeyen birisi onun alnına silah dayamıştı. Mesajı bilinmeyen bir numara göndermişti, altında ise bir adres yazıyordu.

Tek gel, polis sireni duyduğum an ateş ederim.

Aynen böyle yazıyordu. Gözlerim korku ve dehşetle büyüdü, yüreğim bugün üçüncü bir şok darbesi ile sarsıldı. Telefon elimden titreyerek düştü, sıkışan yüreğimin üstüne elimi bastırdım. Az önce dönmeye başlayan başım daha da kötü oldu, gözümün önü karardı.

Yine koruyamadım.

İkinci kez. Önce kardeşim, sonra kuzenim. İkisini de kurtaramadım, bana emanet edilen canlara sahip çıkamadım. Başaramadım. Eğer küçük Asel bunu görseydi suratıma tükürürdü. Karşıma geçerdi, nasıl bir ablasın sen? Diye hesap sorardı. Hiç bir şey diyemezdim. Hakkım yok çünkü. Sadece iki şey yapmam gerekiyordu; kuzenimi korumak. Kardeşime göz kulak olmak. Bunu bile beceremedim. Dayım eminim ki yukarıdan bu olanları izliyordur, şuan benden tiksindiğine eminim. Biricik kızını koruyamadığım için nefretle izliyordur beni.

Hak ediyorum.

Eğer Açelya'ya bir şey olursa aynaya bakacak yüzüm bile olmazdı. Eğer ona bir şey olursa küçük Asel bana küserdi, bir daha yüzünü göstermezdi. Küserdi bana. Bir daha ne ben kendimi affederdim, ne de o beni.

Ciğerime hava dolmadı, nefes alamadım. Ayağa kalktım ama başım dönünce ayaklarım beni taşımayı reddetti, yere bırakıverdim kendimi. Birkaç hemşire yanıma gelip beni ayağa kaldırdı. "Hanımefendi, iyi misiniz?" Nefes alışlarım hızlandı, hemen yanlarından ayrılıp hastanenin arka kapısından çıktım. Ellerimi titreye titreye taksi çağırdım, konuşmaya mecalim olmadığı için telefondaki adresi abiye gösterdim. Abi bende bir tuhaflık olduğunu anlamıştı ama sorgulamadı. Arabayı sürdü.

Geldiğimiz yer oldukça izbe, şehrin diğer ucunda bir yerdi. Depoya benziyordu, Açelya'nın bulunduğu yer burası olmalıydı. Taksiden inmeden önce şoför abiye kaçamak bir bakış attım. "Abi, senden bir şey isteyebilir miyim?"

Başını salladı uzun sakalını kaşıyarak.

"Eğer on dakika içinde buradan çıkamazsam polisi ara olur mu?"

Abi kaşlarını çattı, başka bir şey söylemesine izin vermeden taksiden indim ve kulübeye benzeyen yere gittim. Adımlarım kısa bir an durdu, omzumun üstünden taksiye baktığımda hâlâ orada olduğunu görünce tebessüm ettim.

Teşekkür ederim.

İçeri girdiğimde önce hiçbir şey göremedim, sonra kulübenin karanlık yerlerinden iri yarı, izbandut gibi adamlar çıkmaya başladı. Yutkundum, adımlarımın geri geri gitmemesi için üstün bir çaba sarf ettim. Sanki hiç korkmamış gibi tüm özgüvenimle bağırdım. "Açelya nerde? Ona ne yaptınız?!"

Adamlar yavaşça bana doğru gelmeye başladığında arkamı döndüm, kapının kulpunu kavradım ama daha açamadan tık diye bir ses geldi kapıdan. Kilitlenmişti.

Siktir.

Nabzım hissettiğim korku ve adrenalinle hızlanırken adamlardan ikisi kollarıma girip beni kulübenin içine sürüklemeye başladılar. Gittikçe kapıdan uzaklaşırken ellerinden kurtulmak için çırpındım. "Hayır! Bırakın beni! Açelya, kuzenim nerde!?" Ben çırpındıkça onlar daha sıkı tuttu. Bu bana yıllar öncesinden bir olayı hatırlattı.

"Babacığım, çıkar beni buradan! Çok korkuyorum,"

Yıllar sonra yeniden... Ama ilk defa değil.

Öfkeyle daha çok bağırdım, daha çok çırpındım. Bacaklarımı onlara savurdum, hatta kafa atmaya çalıştım ama olmadı. Beni siyah bir cipe zorla bindirdiler, kapıyı kapatmadan tuttum ama birisi yanımdan bileklerimi bağlamaya başlayınca hareket edemedim. Kafamı geriye doğru hareket ettirerek bileklerimi bağlayan kişinin burnunu kırdım. Bunu arkamdan gelen inlemeler ve kırılma sesinden anladım. Ayaklarımla aracın kapısına tekmeler savurdum, bir yandan da ellerimdeki ipi çözmeye çalışıyordum. "Yardım edin!" Diye haykırdım. "İmdat, yardım edin!" Tam yeniden bağırıyordum ki koluma saplanan iğneyle cümlem yarıda kaldı. Uzuvlarım durdu, çırpınmayı bıraktım. Başımı koluma çevirip baktığımda şırınganın içindeki bir sıvıyı enjekte ettiğini gördüm. Acıyla inledim, tüm bedenim gevşedi, parmağımı bile oynatamaz hale geldim. Saniyeler içinde başım arkaya düştü. Gözlerimi kapanmadan önce duyduğum son şey, ön koltukta oturan sarışın bir kadının arkasını dönüp "Yeniden merhaba, Asel." Demesiydi.

Naren.

🌸🌸🌸

Ve yeniden bölüm sonu... biliyorum, bunu bölümü daha erken yayınlamam gerekirdi ama gerçekten bu sefer yazarken çok zorlandım, yazma isteğim hiç yoktu. Hatta son birkaç gündür canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. Bunun bir daha yaşanmaması için elimden geleni yapacağım. Sizi seviyorum ♡

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

202okunma 24beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18