3. bölüm · Yine Yeniden Sev

Uçak Faciası

Soğan Halkası

Bir koydayım. Etrafımda kuş cıvıltıları, ağustos böceklerinin sesleri ve gün batımı... Gökyüzü, kırmızı ve turuncunun tüm tonlarıyla boyanmış sanki. Üstümde ise her zaman ki gibi çiçekli, askılı elbiselerimden biri var. Etrafıma bakınıp duruyorum, sanki bir şey arıyorum.

Hayır. Bir şeyi değil, birisini.

Tam o anda arkamdan birisi beni sertçe ittiriyor ve masmavi denizin içinde buluyorum kendimi. Sudan çıkmak için herhangi bir faaliyette bulunmuyorum. Yalnızca öylece duruyorum. Soğuk su, bedenimi sarıp sarmalarken gittikçe daha çok dibe batıyorum. Kısa bir süre sonra verdiğim nefesle birlikte baloncuklar yükseliyor yukarı doğru.Tam denizin dibine battığım, sırtımın sert çakıl taşları ile buluştuğu esnada karanlık bir siluet denize dalıyor ve bana doğru geliyor. Önce belimden kavrıyor, sonrasindaysa ikimizi de yukarı çekiyor. Yüzeye çıktığımız esnada siluet hala karanlık, lakin ben onun boynuna sımsıkı sarılıyorum, sanki beni bırakıp kaçmasından korkuyordum.

Kolumun sertçe durtulmesiyle tuhaf rüyamdan uyandım. Yerimde sıçrayarak, sağıma soluma bakındım sersemlemiş ifadem ile. Yanımda ayakta dikilmiş kollarını göğsünde birleştiren siyah güneş gözlüğü takan adam, " Hanım efendi, benim yerime oturmuşsunuz kalkar misiniz yerimden? " Dediğinde yuzune bakabilmek için kafamı kaldırmam gerekmişti. Hala uyku mağmuru olduğum için, kafamı toparlayamıyordum. Gözlerimi kırpıştırıp "Anlamadım?" Diyebildim anca. Hala ayakta dikilen adam oflayarak ellerini dalgalı kahverengi saçlarının arasından geçirdi. "Diyorum ki, yerime oturmuşsunuz. Kalkar mısınız artık? "

Gözlerimi ayılmak amacıyla bir kaç kez kapatıp açtım. Tekrar karşımda dikilen şahısa baktığımda onun da Çatık kaşlarıyla bana baktığını gördüm. Daha fazla gerginlik yaratmamak adına içimden söylene söylene siyah ofis çantamı alıp biletimi aldım ve koltuk numaramı kontrol ettim. Beyefendi her kimse yaniliyordu, ben doğru koltukta oturuyordum. Biletimi gözüne sokmak istercesine ona gösterip "Ben doğru koltukta oturuyorum beyefendi. Anlaşılan koltuk numaralarını karıştıran sizsiniz." Dedim tane tane. Sırf basit bir koltuk yüzünden uyandirildigima inanmıyordum. Rüyamın devamını kaçırmıştım bu herif yüzünden. O, elimden bileti sertçe çekerken ben de yeniden arkama yaslanıp, dışarıdan bulutları izlemeye koyuldum. Sahi ya, rüya... O nasıl bir şeydi öyle? Hem bir o kadar gerçek hem de bir o kadar sahte...

Anlamı bolluk ve bereket olan rüyam olur gibi, diyerek iç sesim de derin düşüncelerime dahil olunca, kendi kendime oflayarak gözbandımı yeniden kapattım lakin artık uyuyabileceğimi sanmıyordum. Ardından kendimle anlamsız bir kavga etmeye koyuldum.

Hayır yani kırk yılın başında anlamlı bir rüya görmüşüm ne olabileceğini düşünüyorum, hemen gel et içine değil mi?

Ay ne var be, diye karşılık almam da cabası...

Sonunda koltuğun hareket etmesinden yanıma oturduğunu anladığım adam, yeniden "Hanım efendi..." diyecekken bir anda göz bandını çıkarıp "Ay yeter artık!" Diye bağırma gafletinde bulundum. Siyah güneş gözlüklerini çıkarıp polo yaka beyaz tshirt üne astığını fark ettiğim adamın koyu kahve gözleri, bağrışımın etkisiyle ardına kadar açıldı. Biraz fazla yüksek sesle bağırmış olmalıydım ki, etrafımızdaki bir kaç çift göz bize doğru dönmüştü.Derken ön koltuklardan birinde oturan yaşlı bir amca, önce dilini damağına vurarak cık cıkladı, sonrasındaysa onaylamaz bir ifadeyle bize doğru dönüp "Gençlik bitmiş, daha toplu alanlarda nasıl konusacaklarini bilmiyorlar! Ayıp be ayıp!"

Amca Allah aşkına bir dur, diye düşünürken, yanımdaki şahıs şaşkınlığından sıyrılıp amcaya, "Kusura bakmayın, " diyerek durumu toparlamaya çalıştı. Amca ağzının içinde homurdanip önüne dönerken, ben ise sinir stresten ağrıyan şakaklarımı ovuşturmakla meşguldüm. Bir kaç saniye süren sessizlikten sonra, adam kendisininkiyle aynı olan çantamı yukarıda ki rafa yerleştirmeyi teklif etti, bunu yaparken kahveleri kahvelerimde, yüzümün her bir zerresini dikkatlice inceliyordu. Sanki bir yerlerden tanıdık gelmiştim ona.

Teklifini kabul ettim ve o çantalarımızı yerleştirirken ben de onu daha önce görmüş gibi hissettiğimi fark ettim. Dikkatle onu süzerken, izlendiğini hissetmiş olacak ki, "Ne o, bana bir şey mi söyleyeceksiniz yoksa?" Dedi yarım bir tebessüm ve alayla. Sırtımı aniden dikleştirdim ve düşüncelerinden sıyrılarak, "Ne münasebet," dedim. " Benim sizle konuşacak hiçbir şeyim olamaz." Ardından tek kaşımı kaldırarak gözlerinin içine baktım. "Lakin sizin benimle koşucaginiz şeyler var gibi görünüyor. Yanıma oturduğunuzda bana seslenmiştiniz, hatırlatırım."

Yarım gülüşü bu sefer bir sırıtmaya dönüşürken yeniden koltuğuna oturdu. Verdiğim cevap onu memnun etmiş gibiydi. Aniden gülen ifadesi bozulduğunda aklına bana söyleyeceği şey gelmiş olmalıydı. Baggy pantolonunun arka cebine sıkıştırdıgı buruşmuş bileti çıkarıp bana uzattı. Anlamaz bakışlarım ondan bilete çevrildiğinde ,

"Bu ne ?" Diye sordum.
"Bilet"
Sakinleşmek adına derin bir nefes verdim ancak Bi hayli zordu. Bu adam kamera şakası falan mıydı?
"Bilet olduğunu görebiliyorum, bunu bana neden verdiğinizi-" derken cümlem yarıda kaldı çünkü elinde tuttuğu biletteki numara, benimkiyle aynıydı. Havada olan eli aşağı indiğinde, bileti yeniden cebine sıkıştırdı. İma ile, "Umarım artık neden bileti uzattığımı anlamışsınızdır." Dedi.

Yaptığı ima ile uğraşacak takatim yoktu, şimdi daha büyük bir problem vardı ortada.

"Nasıl yani?" Diye sordum sorgulayan ifademle. "İkimize de aynı koltuğu mu satmışlar?"
Kafasıyla onayladı. "Öyle görünüyor."
Hadi hadi, dercesine elimi hava salladım ayaklanarak. "Hostesi bulalım, görevliye gidelim ne bileyim kime gitmemiz gerekiyorsa gidelim de halletsinler şu işi." O da benim gibi ayaklanarak hostese doğru yöneldi. Uçağın içinde, koltukların arasından geçerken, "Neden bana daha önce söylemedin bunu?" Diye sorarak sizden sene hızlı bir geçiş yapmış bulundum. Lakin o buna takılmış gibi görünmüyordu. Biçimli, saçlarıyla aynı renk olan kaşları aynı anda havaya kalktı. Şaşkın şaşkın bana dönerek "Bir de soruyor musun bunu?" Bana ciddi misin, der gibi bakıyordu.

Hı hı, der gibi başımı salladım hızlıca. O ise öküzlügünü konuşturarak uçağın ortasında aniden durdu ve gözümün içine baka baka devasa bir kahkaha patlattı. Yine bir kaç çift göz demek isterdim ancak bu sefer tam uçağın ortasında olduğumuz için on-on beş göz bize dönmüştü. O hayvan gibi gülmeye devam ederken, ben ise insanların bakışlarıyla utanç içinde küçüldükçe küçülüyor, onu susturmak için inanılmaz bir çaba sarf ediyordum lakin herif susacak gibi görünmüyordu.

Ee haksız da sayılmaz sanki, diyen iç sesimi susturmak için kafamı duvarlara bile vurabilirdim şuan.

Yolcuları rahatsız ettiğimizi fark eden hosteslerden birisi yanımıza gelmeye başlarken en sonunda kahkahasından bastırıp gözünden akan yaşı silen öküz kulaklı yarasa ağızlı antiloba dönüp en ters bakışlarımdan birini fırlattım. Cık cıklayarak kollarımı göğsümde birleştirdim. "Koskoca adam olmuşsun, hiç yakışıyor mu böyle hareketler ?"

Hostes, zoraki tebessümünü dudaklarına kondurarak yanımıza geldiğinde "Sorun nedir efendim?" Diye sordu.

Hiç, dedi iç sesim harfleri uzatarak. Alt tarafı iki yıllık sevgilimiz bizi aldatmış, sonra biz kasabamızda geri dönmeye karar vermişiz, yolculuk esnasında manyağın birine çatmışız... Hiç bir sorun yok yani... Dediğinde bile kafamın içinde bir sandalyeye oturmuş, sanki Kırmızı Oda'da derdini anlatan hasta gibi görünüyordu. İçimden gülmek geldi ama deli sanmasınlar diye yuttum tabii...

Bu sırada kahkaha kusmugu beyefendi de anında eğlenen ifadesini silmiş, ciddiyetle içinde olduğumuz trajikomik durumu anlatıyordu. Hostes anlayışla gülümseyip çok üzgün olduğunu, bu durumu hemen duzelteceklerini dair bir kaç şey daha söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Sonra biz de haliyle koltuklarında geri döndük ve kendi halimizde takılmaya başladık. Uzun sayılabilecek bir süre sonra sorunun düzeleceğini söyleyen Hostes yanımıza geri geldi ve
"Siz," dedi yanımdaki şahsiyete dönerek. "C48 numaralı koltukta oturacaksınız. " Ardından bana dönüp, "Siz de Hanım efendi, C47 numaralı koltukta oturacaksınız. Tekrar kusura bakmayın, iyi yolculuklar dilerim."

O, yavaşça yanımızdan uzaklaşırken, benim bakışlarım daha melül bir şekil almıştı. Çünkü C48, benim şuan oturduğum koltuğun numarasıydı. Ve beni yol tuttuğu için cam kenarına oturuyordum. Tabii eğer kusmak istemiyorsam... O, bana sırıtarak bakarken gözleriyle koltuğun numarası yazan sırt kısmı işaret ediyordu. "Gördüğün gibi, koltuk benim." Oflayarak elimi hafif dalgalı saçlarımın arasından geçirdim. Aniden ona dönerek "Beni uçak tutuyor," Diyebildim. Umarım bu onu ikna etmeye yeterdi... "Sadece uçak da değil. Yaptığım tüm yolculuklar benim midemi bulandırıyor." Hala yüzüme ifadesiz bir şekilde bakıyordu, anlaşılan saatlerce kusmama izin verecekti. Kafasını yani, der gibi salladiginda devam ettim. "Koltuğunda oturmama izin verir misin?" Dudak büzerek başını biraz sağa eğdi. Ardından kafasını sallayarak "Kusura bakma ama ben bu koltuğa para ödedim. Seni tanımıyorum ve biyolojik sorunların beni gram alakadar etmiyor."

Ben de dudak büzerek omuzlarimi düşürdüm ve koltukatan kalktım. Onunla yer değiştirirken sessizce söylenmekle meşguldüm. Ne vardı centilmenlik yapıp yerini verseydi, ölür müydü sanki?

Öküz işte ne olacak, diyen iç sesime ise ilk defa bu kadar hak verdim.

Bekle beni, mide bulantısı... Ne yazık ki geliyorum...

💫💫💫💫💫

Yazar notu: Bu bölüm diğerlerine kıyasla daha uzun oldu, umarım begenmissinizdir. Lütfen kitap hakkındaki düşüncelerinizi yazmayı unutmayın. Seviliyorsunuz💛