5. bölüm · Yine Yeniden Sev

Güneş ve Ay

Dumidu 🦭

Yazar Notu: Önceki bölümleri okumadan lütfen diğer bölümlere geçmeyin. Aksi takdirde bölümler birbiriyle bağlantılı olduğu için anlam bozukluğu yaşayabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim...

💫💫💫💫

Geçmiş ~ 12 Yıl Önce ~

Serin bir eylül akşamı, kasabadaki çocuklar kendi aralarında maç yapıyorlardı. Toplasan sayıları on kişi etmezdi, lakin az sayılarına rağmen aralarındaki rekabet ve hırs elle tutulur cinstendi.

İki tane taşı aralarında belirli bir boşluk olacak şekilde aynı hizada yerleştirip kendilerince bir kale yapmışlardı. Kirli, havası oynamaktan biraz sönmüş bir topun peşinden oradan oraya koşturup duruyorlardı.

On iki yaşındaki Asel, sıkıntıyla oflayarak kollarını göğsünde birleştirmiş, çatık kaşlarıyla oyun oynayan çocukları izliyordu. Aras' ın annesi Ayfel teyzesi, onu Aras' a emanet etmişti.

Asel' in çocuk yüreği, başta Ayfer teyzesi onu Aras' a emanet ettiği için kuş misali çırpınmıştı. Ancak şimdi hiç de mutlu ve heyecanlı değildi, aksine canı çok sıkılıyordu. Yaklaşık on beş dakikadır burada öylece oturmuş, top oynayan çocukları izliyordu. Biraz daha böyle oturmaya devam ederse ağaç olup kök salacağını hissetti.

Yeniden oflayarak oturduğu kaldırım taşının üstündeki taşları eline aldı. Taşlara bakarken, aklına haince bir plan geldi: Taşları çocuklara atarak oyunlarını sabote edecekti. Böylelikle hepsi görecekti, Asel' i oyuna almamak neymiş!

Hemen oturduğu yerden kalktı, yakalanmamak adına hızla Hüseyin amcanın bakkalına doğru ilerlemeye başladı.

Bakkaldan içeri girdiği anda, onu karışık şeker kokusu ve Hüseyin amcanın çipil çipil bakan deniz mavisi gözleri karşıladı.

Hüseyin amca, gelen küçük kızı gördüğünde merakla öne eğildi, genelde bu kızı değil de, onun yerine arkadaşı Aras gelirdi bakkala.

Bu merakını sesli dile getirerek, "Hayırdır Asel kızım, ne alacaksın bakalım?"

Asel, hızla kendisine merakla bakan maviliklere döndüğünde, ismini nereden bildiğini sormadı. Zira bu kasabada onun yaramazlıkla anılan ismini bilmeyen kalmamıştı. Onun yerine, "Sapan alacaktım da ben..." demekle yetindi.

Neden, diye sorma zahmetinde bulunmadı Hüseyin, küçük kızın kuş avlayacağını düşündü.

Bir nevi haklıydı aslında, yalnızca kuş değil, insan avlayacaktı.

Hüseyin, ona sapanların olduğu rafı gösterdiğinde koşa koşa sapan alan Asel'in yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. Artık planını gerçekleştirmek için son bir adım kalmıştı!

Asel bakkaldayken, futbol maçında ilk yarı bitmişti. Artık Aras, Asel 'i de oyuna dahil edebileceklerini düşünürken, kahverengi gözleri Asel' i oturduğu kaldırımda aradı, lakin orada yoktu. Ter birikmiş alnını elinin tersiyle silerken, ensesinden sırtına doğru soğuk soğuk terlediğini hissetti.

Etrafında bir tur atarak çevreye bakındı, ama Asel hiçbir yerde yoktu. Bir elini beline koyarak, sıkıntıyla aldığı nefesini geri verdi. Nereye gitmişti bu kız? Yine hangi deliğe saklanmıştı? Elini ensesinde gezdirirken, oflayarak arkadaşlarına döndü, " Beş dakikalık su molası verin. Hemen geliyorum."

Cevap beklemeden, tam arkasını döndüğünde karşıdaki bakkaldan mavi bir tulum, kısa bir boy ve sırtında sallanan kahverengi bukleleriyle Hüseyin amcayla konuşan Asel' i gördü.

Kısa bir duraklama yaşadı, ardından tüm yorgunluğuna rağmen koşar adım bakkaldan içeri girdi. Nefes nefese kalmış bir şekilde ellerini dizlerine dayayıp soluklandı. Yeniden ayaklandığında, Asel 'in şaşkın şaşkın göz kırpıştırdığını ve ağzının bir karış açıldığını gördü.

Bu haline gülmek istedi, lakin ona durmasını söylediği halde sözünü dinlemediğini hatırlayınca, bu isteğini bastırdı.

Kızgın görünmeye çalışarak kaşlarını çattı, yanındaki kıza döndü.

"Sana beklemeni söylediğim halde niye benim sözümü dinlemiyorsun? " bunu söylerken de elleri belindeydi.

Asel ise hızlıca tezgahın üzerindeki sapanı Aras görmeden arkasına sakladı. Yapacağı şeyin utancıyla yanakları kızarırken, pot kırmamak amacıyla karşısında ona hesap soran çocuğa, " Siz beni oyuna almayınca, canım sıkıldı. Ben de bakkal amcayla biraz laflayayım dedim. Ne olmuş yani?" Diye diklendi.

Hayretle ona baktı Aras. Bu kız hem suçlu hem güçlüydü bir de! Nasıl da tereyağ gibi üste çıkıveriyordu.

Terden ıslanan yüzünü sıvazlarken, derin bir soluk verdi. Zaten yeterince yorulmuştu, bir de kavga edemeyecekti. Tekrar Asel'in gözlerinin içine bakarak, asıl kızı arama amacını dile getirdi. " Ben aslında buraya seni oyuna çağırmaya geldim."

"Sahi mi?" Diyen Asel'in yüzünde şaşkınlık emaresi görünmeye başladı.

Kızın bu tatlı şaşkınlığına bu sefer kendini tutmadan güldü Aras.

"Sahi ya!"

İfadesini yeniden toparlayan Asel 'in kalbi mum gibi eridi. Neşesi yerine geldi. "Ee, ne duruyoruz?" Dedi sırıtarak. "Gidelim o halde."

İkili, biraz öfke ve sinirle girdikleri bakkaldan yan yana ve neşeyle çıktılar. Aynı takımda, yeri zaman didişerek oynadılar. Maçın sonunda ise ikisi de yorgunluktan su içinde kalmışlardı ve bayılacak gibi hissediyorlardı. Lakin buna değmişti, çünkü takımları şampiyon olmuştu!

Yalnızca takımları da değil, gönülleri de şampiyon olmuştu, bir sevdanın temellerini atarak...

💫💫💫💫

Yanağıma akan bir göz yaşını elimin tersiyle sildikten sonra elimdeki kimlik kartını sert bir şekilde masanın üstüne bıraktım. Yüzümü avuçlarımın arasına alarak ovuşturdum. Derin bir nefes vererek, saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdıktan sonra ayaklandim ve odanın içinde volta atmaya başladım.

Şimdi ne yapacaktım?

Sana söylemiştim. Geçmişinden asla kaçamazsın. Dedi zihnimin kuytu köşelerinden gelen, yıllar önce gömdüğümü sandığım ses.

Ne yazık ki yanılıyordu, çünkü benim hiçbir şeyden kaçtığım falan yoktu.

Yapma... Dedi yeniden. İnsan kendisine bile yalan söylerse, nasıl barınabilir şu koca dünyada?

Sırf zihnimin içindeki bu sesi susturabilmek için yapamayacağım şey yoktu şuan.

Kandırma kendini. Doğru söylediğimi sen de biliyorsun. Hep yaptığın gibi yine gerçeklerden kaçıyorsun.

Abiciğim beni bırak! Diyen iç sesimi de tebrik etmem gerekiyordu, genelde bu kadar haklı olmazdı da.

Volta atmayı bırakıp, biraz hava almak için zaten açık olan pencereye yöneldim. Perdeyi kenara çekip, başımı dışarıya uzatıp, yavaştan batmaya başlayan aya baktım. Yanında birkaç parlak yıldızdan başka hiçbir şey yoktu.

Yalnızdı. Kimsesizdi. Terk edilmişti. Buradan belli olmuyordu lakin yüzeyinde derin oyuklar , kriterleri vardı. Simsiyah gökyüzünde tek başına olmasına rağmen parıldiyordu.

Aslında benziyorduk bir birimize. Tek fark benim kimsesiz olmamam.

O ise güneşti. Hem eğitim hayatında-en azından yanında olduğum süre boyunca- hem de sosyal ortamlarda daima bir güneş gibi parlamıştı.

O güneşti, ben ise ay.

Küçükken de benim yüreğimi aydınlatan tek ışık, onun ışığıydı.

Artık değil. Hiç değil hem de.

Yıllardır yüreğimi aydınlatan bir ışık zerresi bile yoktu. Hal böyle olunca da yüreğim alışmıştı karanlığa. O, tüm ışığını üzerinden çektiğinde bir daha kimsenin ışığını istememiş, gelmek isteyen herkese kapılarını kapatmış, kilidini vurmuştu gönlüm. Bunun sebebi bile kendisiydi.

Görüşmediğimiz tüm o yıllar boyunca ne kadar da degişmişti. Yüz hatları daha erkeksiydi, boyu uzamış ve omuzları genişlemişti. Bedeninde değişiklikler olmuştu lakin kişiliğinde hiç bir değişiklik olmamıştı gördüğüm kadarıyla.

Aynı alaycılık, aynı laubalilik...

Sahi ben nasıl tahammül etmişim ona bunca yıl? Küçükken de böyle sinir bozucuydu, hala da öyleydi. Gıcık herif! Nasılda dalga geçmişti benimle, gülmüştü bana uçakta. Sinir bozucu kahkaha dümbeleği.

Ellerimle pencere pervazını sıkı sıkı tuttuğumun farkında değildim. Çatılan kaşlarımı düzeltip pencereden ayrıldım. Üstümü değiştirmek için bavulumdan bebek sarısı bir tshirt , kot şort umu ve iç çamaşırlarımı aldım. Üzerimdeki ter ve yorgunluktan kurtulabilmek için odamdan çıkıp ortak banyoya doğru yöneldim. Banyo, odamın çapraz tarafında kalıyordu. Hemen içeri girip, kapıyı arkamdan diğerlerinin uyanmaması için yavaşça kapattım. Elbisemi çıkarıp çırılçıplak kaldıktan sonra duşakabinin içine girdim.

Soğuk su, bedenimden aşağıya yavaşça akarken, kafamı kaldırıp suyun yüzüme akmasını sağladım.

Elimde olsa, sırf onunla karşılaşmamak için evden dışarı adımımı dahi atmazdım, lakin çantamı bir şekilde almam gerekiyordu çünkü içinde patronumun istediği yeni bir uçak projesi için çizimler ve laptop vardı. O çizimler için günlerce çalışmış, geceleri uykusuz kalmıştım. Ne yapıp edip geri almaliydim o çantayı.

Ayrıca yeni bir laptop alacak param yoktu!

Ayrıca ne malumdu onun kasabaya geri döndüğü? Belki İzmir' de başka bir işi çıktı, o yüzden geldi buralara. Umarım öyle bir şey için gelmemiştir. Aksi takdirde tatilim bitince bile onu bulamazdım çünkü Ankara' ya dönmüş olacaktım.

Bir şekilde ona ulaşmam gerekiyordu.

Hızla duşakabinden çıktım, bedenime dolaptan bulduğum mavi havluyu , saçıma ise beyaz bir havlu atıp güzelce kurulandım ve giyindim. Saçımı ve vücudumu kuruladigim havluları, dusa girmeden önce çıkardığım elbiseyle birlikte çamaşır makinesinin yanında olan kirli sepetine attım.

Banyodan çıkarken tıpkı girdiğimde yaptığım gibi kapıyı yavaşça kapattım ve kimsenin uyanmaması için parmak uclarimda odama doğru ilerlemeye başladım.

Odaya girdiğim esnada kapıyı kapatmadan çalışma masama ilerledim. Hızlıca sandalyeye oturdum ve hala masamın üstünde olan çantayi kurcalamaya koyuldum.

Yanlış anlamayın, elbette onun eşyalarına meraklı değildim, ceplemek gibi bir niyetim yoktu. Sadece yıllardır görmediğim ve pek iyi bir şekilde yollarımızın ayrılmadığı çocukluk aşkım hakkında bazı şeylerin değişip değişmediğini merak ediyordum.

Çantada gördüğüm imzalı milli takım formasını elime aldım ilk önce.

Vay, dedi iç sesim "a" yı uzatarak. İmzalatmış bir de!

Pek şaşırmadım açıkçası. Zaten eskiden de pek bir meraklıydı futbola. Sürekli maç yapıp dururdu kasabadaki çocuklarla. Hatta ben de oynamak isterdim bazenleri onları izlerken. Ancak çoğu zaman iyi oymayamadigim için oyuna alınmadım maalesef. O ise ne yapar eder, bir şekilde diğer çocukları ikna edip beni oyuna almanın bir yolunu bulurdu.

Derin bir nefes koyvererek formayı düzgünce katlayıp yeniden çantaya yerleştirdim. Bu sefer de elime cüzdanı aldım, bakalım içinde herhangi birinin fotoğrafı var mıydı acaba?

Nişanlısının fotoğrafı mesela.

Ancak siyah, deri cüzdanı açtığımda içinden beklediğim gibi altı yıl önce nişanlandığı kızın fotoğrafı değil, başka birinin fotoğrafı çıkmıştı.

Benim fotoğrafım.