2. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
YANGININ BAŞLANGICI
8 Sene Önce;
Babam yine zorla bir yere getirmişti beni. Asık surat ifademle merdiven altı mekana giriş yaptığımızda bütün bakışlar bize döndü. Etraf karanlıktı loş bir aydınlatma vardı bar sandalyelerinde oturan 30 yaş üstü iğrenç adamlar ile doluydu ortalık. Heryer alkol ve sigara kokuyordu ve ben bu kokudan nefret ediyordum kısa eteğimi rahatsız olarak çekiştirdim ama bir şey değişmedi babamın hiç umrunda değildim. Zaten biraz beni düşünseydi eğer beni buraya getirmezdi çoğu adamın bakışları üzerimdeydi ilerden siyah takım elbiseli elinde sigara tutan bir adam bu tarafa ilerledi baştan aşağı beni süzdü sonra gülümsedi. "Oo.. Kerem bu güzellik kim böyle." Yanıma yaklaştı elini uzattığında geriye bir adım attım. Babam kahkaha atarak konuştu "Kızım ne yazıkki" babama baktım kısa bir an alışmıştım artık böyle konuşmasına. "Bu güzellik ile eğlensek mi biraz?" Adamın iğrenç yüzüne baktığımda kusmak geldi içimden babam adamı kolundan tutup başka tarafa götürdü bende hızlıca en sakin yere geçip oturdum.
Bir sürenin sonunda başka biri gelip yanıma oturdu yüzüne baktığımda masmavi, buz mavisi gözlerine odaklandım. Sarı saçlıydı üçe vurulmuş saçları uzun boyu vardı. Fazla kaslıydı, boksör olduğunu çok belli ediyordu "Merhaba, ben Pars" dedi beni süzerken. Biliyordum kim olduğunu aslında o da beni tanıyordu. Adını bütün boks camiası biliyordu. Sadece başımı sallamakla yetinmiştim yaşı diğerlerine göre küçüktü bu bana rahatlık veriyordu. "Niye konuşmuyorsun düşmanız diye mi?" Alayla gülümsediğinde gamzeleri çıkmıştı.
"Neden olmsın, yeterli bir sebep değil mi?" Dedim en sonunda sessiz kalmanın saçma olacağını düşünerek. Önmdeki bardak suyu açıp bir yudum aldım ve geri masaya koydum ileri tarafa baktığımds burayı izleyen adamı gördüm kendisi Boran Tanyeli'ydi. Yani babası, benim ailemin en büyük düşmanı. Pars da kısa bir an babasına bakıp gözlerini geri bana çevirdi ve yüzüme yaklaştı "benimle tanışma fırsatını kaybettin kızıl kafa. Umarım bundan sonraki karşıma çıkışın iyi geçer" ve masadan kalktı. Söylediği şeyle kaşlarımı çattım ama o çoktan gitmişti bile.
Günümüz;
2 gündür sadece bir hamle düşünüyordum. Tanyeli'ne karşı bir hamle aklımda olan şeyleri ise babam onaylamıyordu daha beklememiz lazım diyordu. Silahımı temizlemeyi bırakıp saçlarımı geriye attım oflayarak nefes verdiğimden kapıdan içeri Melisa girdi. Melisa kuzenimdi tek adam akıllı konuştuğum kuzenimdi heranımda yanımda olan kızdı. Sarı küt kesim saçları yeşil gözleri vardı benden biraz kısaydı. Yanıma oturduğunda elimi tuttu bir tek onun yanında kendimi rahat bırakıyordum bir nefes alıyordum. "Alina iyi misin?" Sesi tedirgindi. İçini rahatlatmak için gülümsedim ama yalandan olduğunu anlamıştı bile. "İyiyim gerçekten" o benim aksime hayat dolu bir kızdı tam tersimdi adeta. "Tanyelini nasıl yeneceğiz melisa?" Derin bir nefes aldı ve elimi bırakıp önüne döndü cevap ondada yoktu o an aklıma bir şey geldi hemen yüzüe döndüm. "Aynı şekilde karşılık vereceğiz adamları hazırla yarım saate yola çıkıyoruz" melisayı dinlemeden ayağa kalkıp silahımı kuşandım üstümde siyah bir tulum vardı. Küçük bıçağımı cebime atıp silahımı aldım babama bir sesli mesaj atıp arabaların oraya indim. Melisada siyah kargo bir pantalon ile body giymişti arkasında da 15 tane adam vardı önlerine geçip konuşmaya başladım. "Tanteli'ye babasından kalan en özel şey olan o ev. Boran Tanyeli oraya oğlu ve hasta karısı dışında kimseyi almazdı bizde orayı patlatacağız" herkes arabaya bindi ve yola koyulduk şehir dışındaydı ev etrafında gölvardı ve tek o siyah iki katlı evi gördüğümüzde arabalar durdu. İlk ben sonra melisa ve adamlar indi. Camları kırıp içeriye atladılar bende peşlerinden girdim. Melisa 4 adamla kapının önündeydi. Heryerine benzin döküp çıktığımızda ben de çakmağı çıkartıp yaktım yere atmadan önce etrafa bakındım. Duvarda ailecek olan fotoğraflar varı. Sıcak bir aile tablosu yani histerikçe gülümsedim onun bir ailesi vardı. Beni mutlu olmayı geç bir ailem yoktu babamı sayamazdım aileden. O beni sevmemişti ki ona bir de utanmadan ailem mi diyecektim. Çakmağı daha fazla oyalanmadan yere attığımda alevler yükselmeye başlamıştı koşarak camdan atladım hepimiz biraz uzaklaşıp eve baktık. O mutlu yuva cayır cayır yanıyordu işte karşımızda hemde benim yüzümden. İçim de gram acıma üzülme yoktu olması da gerekmiyordu zaten. Bir süre sonra eve vardığımızda melisa dinlenmek için benim odama geçmişti bende salonda oturmuş olan babamın yanına gittim o sert bakışlarını bana çevirdi bir anda
"Naptın sen!" Ayağa kalkıp kolumdan sıkıca tuttu acıtıyordu ama sesimi çıkarmadım "kafana göre hareket etmeyi kes. Senle mi uğraşacağız bir de" bağırıyordu. Nefesi alkol kokuyordu buram buram. "Uğraşma baba ne zaman uğraştın ki" benim sesim onunkinin aksine kısık ve sakindi yüz ifadem de öyleydi.
"Bana cevap verme!" O an sağ yanağımda indirdiği tokat ile bir acı hissettim geriye savrulurken gözlerim doldu ama ağlamamak için kendimi zor tuttum. "Doğduğun güne lanet olsun" LANET. Olsun baba olsun. Doğduğum güne lanet olsun. Elimle yanağımı tutuyordum hala ama canımı en çok yakan vurması değil sözleri olmuştu. "Hayatımın içine sıçtın, bıktım senden" yüzüme yaklaştığında geriye çekilmedim sert ifademi de silmedim.
"Haklısın" hızlı adımlarımla bahçeye çıktım nefes almaya ihtiyacım vardı bir ağaca sırtımı yaslayarak oturdum. Gözlerimden yaşlar akmamıştı akmayacaktı da ağlayamazdım. Yanımda birinin varlığını hissettim gelen tabiki de melisaydı. O çiçek kokusundan bile belli oluyordu, hemen bana sarıldı ve saçımı okşadı zorlada olsa. "Bir şeyim yok merak etme ben normal karşılıyorum artık" geri çekildiğimde ona baktım ama o hep gözlerimden gerçekleri anlamıştı. Başımı omzuna koydum ve iç çektim. "Benim babam neden böyle melisa?" Bunun cevabını biliyordum aslında ama bir de ondan duymak istemiştim fakat sessiz kaldı ne diyecekti ki? Sen doğarken annen öldü ondan baban böyle Alina. İstemsizce kıkırdadım cidden iyi değildim sanırım.
"Alina, bana içini dökebileceğini biliyorsun değil mi?" Güven veren şekilde bakıyordu gözlerime. Başımı salladım gülümseyerek saat geç olmuştu artık üşümeye başlamıştım. Odama çıktımızda melisa yanıma uzanıp uykuya daldı bende bir süre sonra dalmıştım.
Ter içinde uyandığımda yanımda melisa yoktu büyük ihtimalle bahçedeydi. Telefonu açıp saate baktığımda öğlen 12 olsuğunu gördüm. Gece annemi görmüştüm ama bir kabustu, yine annem benim yüzümden ölüyordu onu vuruyordum karnından ama annem bana son nefesinde şunu diyordu; Ben senin yüzünden ölmedim güzel kızım senin için öldüm. Demişti ne fark vardı sonuçta sebep ben değil miydim? Yatakta doğrulduğumda bir süre etrafıma bakındım en sonunda kalkıp duşa soğuk suyun altına attım kendimi çıkıp saçlarımı kuruttum hava soğuktu ne de olsa ayna da kendime baktığımda küçük bir kız çocuğu görüyordum geçmişi acı dolu bir kız çocuğu. Bakışlarımı aynadan çekip siyah dar pantolon boğazlı dar kazak ve topuklu çizmelerimi giyip ayna karşısına geçtim bir maskara ve ruj işini görecekti. Aşağı indiğimde Melisayı gördüm televizyon izliyordu.
“Ben çıkıyorum” dedim neşeli tutmaya çalıştığım sesim ile. Televizyonu kapatıp kalkamadan bana döndü. “Nereye?” Dedi gülümseyerek “küçük bir işim var merak etme bir şey yapmayacağım” elimle öpücük atıp üstüme ayak bileğime kadar gelen siyah kabanımı giyip evden çıktım. Telefonumun çaldığınu dyudunca açıp arabama ilerledim. “Efendim mert” Mert liseden kalma bir arkadaşımdı tek tük konuştuğum insanlardan biriydi “hiç arayan soran yok . Öldük mü kaldık mı umrunda değiliz” Haklıydı cidden uzun zamandır hiç müsait olamamıştım. “Özür dilerim zamanım yoktu” arabaya bindim ve çalıştırdım yola çıktığımda telefonu arabaya bağlamıştım rahat konuşmak için. “Özlettirdin kendini bi ara gel de buluşalım” ister istemez gülümsedim o görmesede “gelirim tabi” kısa bir konuşmanın ardından yolda giderken bir anda arabamın önüne bi adam atladı ve sertçe frene bastığımda arabanın camından adamla gözlerimiz kesişti buz mavis gözleri gözlerime kitlenmiş yüzünde bir sırıtış vardı. Bu oydu Pars Tanyeli. Arabadan inip ona doğru döndüm “Selam kızıl kafa” dediğinde kaşlarımı çattım. “Ne istiyorsun?” Bana doğru bir adım attı ve bir adım daha tam karşımda durduğunda başımı kaldırmak zorunda kalmıştım boyundan dolayı. Mavi gözleri bütün yüzümde dolandı en sonu da gözlerimde durdu öyle keskin öyle sert baktı ki o an Ordan kaçma isteği uyandırdı içimde ama bunu dışa yansıtmamıştım.
“Benimle bir oyuna dahil oldun, ve ben oyunları severim kazanmadan da asla durmam yoluma kimin çıktığı umrumda olmaz” sesi sert ve düzdü asla yüzünde mimik yoktu. Alayla kahkaha attım “çok korktum pars anlatamam” dün yaptığım şeyi öğrenmişti demekki. Sertçe kolumu tuttu yüzüme yaklaştı o an çenesinden başlayarak boynuna kadar inen yara izine takıldı gözlerim bu onu daha da korkunç yapıyordu. “Eğer haddini bilmezsen bu güzelliğe yazık olur” eli kısa bir an çeneme değdi sonra geri çekildi bir adım.
“Savaşı başlatan da benim bitiren de ben olacağım” dedim yüzüne bakarken. Geriye çekildi bir daha başını salladı ve gülümsedi gözlerinde dene de gör dercesine bir ifade vardı. Arabama binip ordan uzaklaştığımda hep kafamı dağıtmak için geldiğim o sessiz ağaçlık alana gelmiştim arabamı bırakıp bir süre yürüdüm sessizce aylardan ekimdi. Kasıma az kalmıştı 8 kasıma az kalmıştı. Doğum günüme yani annemin ölüm gününe aynı şeydi ikiside aslında bazen bu dünyaya neden geldiğimi sorguluyordum babam benden nefret ediyordu annem yoktu arkadaşlarım yoktu bi mert ve Melisa o kadardı. Küçük yaşta babamdan şiddet görmeye başladım bir kadın olarak her gittim yerde objeleşetirilmekten bıkmıştım babamın bütün arkadaşlarının gözü her zaman üzerimdeydi ve normal bakışlar değildi. Küçük yaşta elime bir silah diğer elime de bi bıçak tutuşturmuşlardı ve ya san ölürsün ya da insanlar demişlerdi. Beni küçük bir kız çocuğu iken kan kokusuna alıştırmışlardı ellerimi kana bulamıştılar. Ölümle tanıştırmışlardı. Bazı başlangıçlar ölüme doğumu bir arada tutardı ben de o başlangıcın en ortasındaydım. Kulaklığımı taktığım en sevdiğim şarkı çalmaya başlamıştı. Firuze… Sezen abla cidden haklı olabilirdi. Herşeyin bir bedeli vardı ama güzelliğinde bir bedeli olur muydu? Güzelliğimin bedelini kaderimin çirkinliği ile ödüyordum belki bende. 1 saatin sonunda arabaya yaklaştığımda önünde kırmızı bir kutu gördüm orta boylarda bir hediye kutusu ama beni asıl korkutan şey kutu üzerindeki leopar desenli kurdeleydi sakince diz çöküp kutuyu açtım ama açmaz olaydım kapak elimden düştüğü gibi öylece kaldım olduğum yerde ellerim delicesine titriyordu nefes alamadığımı hissettim o an kutunun içindeki şey mertin kafasıydı.
