41. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
Ölmek mi?
Yapabilecek misin? Bu sefer dayanabilecek misin? Kaldıracak mısın yine bütün acılarını? Yarın hiçbir şey olmamış gibi mi yapacaksın? Yapamazsın bu sefer olmaz. Öldürüyorsun yine insanları. Senin yüzünden acı çekiyordu kayıp veriyorlar. Baban haklı sen cidden lanetlisin sevdiğin herkesi öldürüyorsun.
Üç silah, üç kurşun ve üç ölüm. Tek bir yanlışta hepsi olabilirdi. Geçen bir dakika bana bir saat gibi gelmişti. “Seçim senin Alina.” Dedi Konstantin silahını beline sokarken. “Seç bakalım. Sevdiğin adam mı? Dostun mu?” Sorduğu soru ile öylece kaldım “Cevap ver. Birinden biri ölecek bunu da sen seçeceksin.” Yine senin yüzünden bir ölüm. Başımı iki yana salladım. Üzerime çöken enkazla nefes alamadım. “Kendimi öldürürüm daha iyi!” Diye bağırdım. Kuzey bir kahkaha atarak Konstantin’e döndü “pek aptal ha bu kızda.” Yeniden bana baktığında bir kaç adımda karşımda durmuştu “Sen ölürsen ikisini de yanına yollamam kaç saniyemi alır sence?” Tek kaşını kaldırmış yalandan düşünüyor gibi yaptı “bir!” Korku dolu bakışlarımı arkamda duran iki adama çevirdim.
Pars Tanyeli; kalbimin sahibi, aşkım, canım, herşeyim olan adam. Bana sevilmeyi tattıran kişi. Bir insanın vazgçilmez olduğunu öğreten kişi. Onsuz bir hayat düşünmemiştim onu sevdiğim günden beri.
Uraz Karael; karşılıksız seven o özgürlüğü anımsatan gözleri olan adam. Benim hatırlamadığım ama onun beni hiç unutmadığı yıllardır yanımda olan adam. Sevginin en saf halini bilen adam.
İkisinden de vazgeçemezdim. Seçim yapamazdım. Bazen bazı seçimler insanın hayatı ile oynardı ve bu hakkı da bana sunmuşlardı.
“Ben yapamam.” Dedim kısık sesle ikisine bakarken. “Alina ben uğrunda ölürüm. Bırak bir ömürü bir hayatım daha olsa onu da uğruna feda ederim.” Urazın rahat sesi ile bakışlarımı gözlerine çevirdim. Bir daha görmeden dayanabilecek misin bu gözleri? “Sevgilim, bana bak.” Bu sesi peki? Duymadan nefes alabilecek misin? Gözlerimi bu sefer parsa çevirdim “Sen mutlu ol yeter güzelim ölüm sıkıntı değil.” Kaşlarım daha da çatıldı söylediği ile. “Mutlu olmak mı? Sensiz mi?” Konstantin oflayarak yanıma yaklaştı “sizin aşkını hiç çekemem hadi seç sende.” Allahım al canımı şuan. Nolur. Nefes al Alina nefes ver Alina. Kafamdaki silahın daha da bastırılması ile iki adama da tekrardan baktım. Ve seçimimi yapmıştım “Pars Tanyeli.” Konstantin bunu dememle silahını yeniden çıkartıp uraza doğrulttu “vay be demekki aşkı seçtin.” Uraz gülümsedi bana. Ben onun ölümünü kendi ellerimle de yazsam gülümsedi. “Sevgim ecelim olacakmış demekki.” Başını salladıni ağır ağır “Canın sağolsun Alina’m” gözlerim doldu yeniden ve bu sefer ağlamamak için kendimi tutamaycaktım sanırım. Ve beklenmedik bir anda üç silah sesi ile adamlar yere düştü. Anında Konstantin beni kendine çekip silahı başıma bastırdı ve boynumdan sıkıca tuttu. Kuzey de yanımıza geçtiğinde karşımda arkasında adamlarla duran üzeri kız kardeşinin kanı olmuş gömleği ile duruyordu. “Tek bir adım dahi atarsan kızı öldürürüm.” Daha da bastırdı silahı kafama. Uraz’a baktığımda yüzündeki telaş çok netti. Az önce ben onun ölümünğ seçmüştim ama o benim için endişe ediyordu. Timur kısa bir an onlara baktı ve ne olduğunu anlamaya çalıştı. “Kuzey bırakın Alina’yı.” Diye öne atıldı pars. “Oo yeğen. Amcaya ne oldu isme geçmişiz.” Dedi kuzey geniş geniş. Timur parsın bu tavrına anlam veremediğin belli eden bir ifade ile bakıyordu ona. “Bırakın nişanlımı!” Dedi kendini toparlayarak en sonunda “Ya kız bizle gelecek ya da cesedi sizle.” Bu adam seçim yaptırmayı ne çok seviyor? “Olmaz! Size bırakmam alinayı.” Pars bir anda Timura döndü “saçmalama ölsün mü? Daha mı iyi ölmesi?” Timur dişlerini sıkarak derin bir nefes verdi “Senin ne haddine karışmak? Ama bu sonranın konusu.” Yeniden bana baktı “Tamam ama öldürmeyeceğini ne bileyim.” Dedi kuzeye doğru. “Elimizde böyle bir koz varken kaybeder miyiz sence aptal herif?” Hafifçe bir kahkaha attığında onu itmeye çalıştım ama iyice sıktı boğazımı “kıpraşma sende!” Diye bağırdı Konstantin. “Bedenime adını kazıdığın yetmedi mi köpek!” Diye cırladım sesimi çıkarabildiğim kadar “aa bak ben onu unutmuştum doğru ya.” Keyifli sesi ile kaşlarımı çattım. “Timur beni onla gönderemezsin!” Diye seslendim ona doğru “Ölemezsin bitanem izin verm…” sözünü kestim “Ölürüm daha iyi ama gitmem onunla.” Parsa baktım bir umut ama onda da hiçbir değişiklik yoktu. İkisi de aynı fikirdeydi. Uraz ise hiçbir fikir belirmiyordu. “Hayır hayır!” Konstantin başımdan silahı çekmeden arabaya ilerlediğinde beni de kendi ile sürüklüyordu “Sizi bir daha asla affetmem! Ölürüm ama affetmem bakın!” Üçünden de ses çıkmamıştı. Kuzey beni siyah aracın içine itip ellerimi bağlamış ve yanıma girmişti. Konstantin de sürücü kısmına geçip arabayı çalıştırmıştı. Son kez o üç adama baktım üçü de çaresiz bir şekilde bu tarafa bakıyordu. İğrenir gibi bakışlarımı yanımda oturan adama çevirdim. O ise bana değil önüne bakıyordu “Hayatı yaşamamışsın sen.” Dediğinde alayla güldüm “yaşattırdınız mı lan? Sıçtınız elbirliği ile.” Arkama yaslanarak camdan dışarıya baktım. “Neden Larin? Masumdu o.” Aklıma gelen soruyu hiçbir şeyi değiştirmeyeceği halde sordum. “Zaten savaşlarda ilk ölenler hep masumlar olmaz mı?” Cevap vermedim çünkü cevabı belliydi. Masumlar öldürdü hep. Bir süre sonra tek katlı ama lüks olan şehirin biraz dışında olan bi evde durduk. Kuzey kolumdan çekerek arabadan indirdi “bırak kendim giderim.” Diyerek ellerimi çekiştirdim. Konstantin de kapıyı açmıştı. Evin önünde nöbet tutan eli silahlı adamlar vardı. “Beni neden kaçırdınız? Öldürsenize.” Diyerek içeriye girdim “Hayır bir kişi ile üçünü avlayacağız. Seni illa kurtarmaya gelecekler sonuçta.” Konstantin masanın üzerinde duran yarısına kadar içilmiş bira şişesini alıp kafasına diktiğinde bende gözlerimi evde gezdirdim. Biraz eskiydi için ve dağınıktı aka herşeye farklı kalan kocaman altın renginde bir avize sallanıyordu salonun ortasında. Siyah deri koltuklar vardı ortada bir şömine ama yanmıyordu. Hava da gittikçe soğuyordu aklım hala larindeydi pna Bieşy olmasa bile bebeğinin kurtulma ihtimali yoktu. Senin yüzünden, evet benim yüzümdendi. Kuzey beni ittirerek tozlu koltuğa otutturduğunda ayaklarımı da eğilip bağlamıştı “Sizi öldürecekler biliyorsunuz değil mi?” Dedim ikisine de bakarak. “Bize bişey olmaz sen kendi derdine düş Artemis.” Kuzeyle beraber salondan çıktıklarında yorgunca arkama yaslandım. Gözlerimi her kapattığımda Larin canlanıyordu. O bebeğim diyen titreyen sesi kulaklarımda çınlıyordu her defasında. Saatler sonra kalktığımda oturduğum koltukta uyuya kaldığımı fark etmiştim yorgunluktan. Güneş çıkmıştı ve karşımda Konstantin oturuyordu. Üzerinde bir şey yoktu sadece eşofman giymişti bu da bedenindeki bütün dövmeleri göz önüne seriyordu. “Annenle aynı her detayın.” Diye sesi düşüncelerimi dağıttı “Nasıl özledim onu bi bilsen.” Dedi başını eğerek. “Annem hakkında konuşma.” Alayla sırıttı “onu hiç tanımadın sen. Bi tanısan anlardın nasıl harika bir kadın olduğunu. Tapılacak kadar muhteşemdi, dünya üzerindeki en kusursuz şeydi en nariniydi. İnsanlar için kendini feda ederdi.” Bir an durdu “bu huyunu annenden almışsın demekki.” Sonra kısa bir kahkaha attı “baban olacak o piçten alacak değilsin tabi.” Salona giren ayak sesleri ile bakışlarım kuzeye döndü “Babanı da ben öldürdüm biliyorsun değil mi?” Konstantin ile ellerindeki biraları çarpıştırdılar “sen bilmiyorsun çünkü intihar süsü verdik.” Babanı ben öldürdüm… ne kadar umursamaz durmaya çalışsam da içimde ki fırtına daha da artmıştı. Hangi duyguyu yaşayacağımı biliyordum üzülmemiştim ama sevinmemiştim de. Ben babam için hiçbir şey hissedememiştim. Ruhsuzca yüzlerine baktım “Herneyse seninkiler gelene kadar buradasın.” Beni oradan kaldırıp başka bir odaya tıktılar. Burası ise karanlık ve sessizdi hiçbir şey yoktu sadece yerde eski bir minder vardı.
Timur Kaya
Elimdeki silahı sinirle yere fırlatırken hiç düşünmeden parsın boğazına yapıştım. “Benim nişanlımla aranızda ne var?” Dedim boğazını sıkarken dişlerimin arasından. Sinir bedenimde kanıma karışmış bir şekilde dolaşıyordu ve kendimi kaybetmeme neden olacak kadar da artmıştı. “Cevap ver bana!” Pars kollarımı iterek benden kurtulduğunda mimiksiz yüzü yerini çatılmış kaşlara bırakmıştı “Ne anladıysan o Timur.” Farkındaydı o da ve itiraz etmesinin de bi anlamı olmazdı. Uraz ise ikimizden uzakta kendi halinde önündeki boş yolu izliyordu. “Bunun hesabını sana sonra soracağım ama şimdi Alina’yı kurtarmamız lazım.” Elimi kaldırdım tam adım atacakken ve onu durdurdum “Sen olmadan, biz urazla halledeceğiz. O arkadaşı sen nesisin?” Dedim. Amacım ağzından net bir laf almaktı ama pars da salak bir adam değildi. “Amcamı benden iyi tanıyan mı var Timur? Ne yapacağını ben bilirim.” Uraz gelmiş kolumu tutup indirmişti “bırak gelsin.” Dediğinde yüzümüze bakmadan önümüzden geçip gitmişti.
Bu iki gün boyunca onun nerede olduğunu aramıştık en sonunda kuzeyin şehirin biraz dışında bir arsası ve evi olduğunu öğrenmiştik. Larin de hastaneden yeni çıkmıştı ve eve geçirmişlerdi bir bebeği olduğunu ve onu kaybettiğini öğrenmiştik. Hangisine odaklanacağımı bilemediğimden önceliğimi Alinaya ayırmıştım ama kardeşimin de elimden geldiğince yanında olmaya çalışmıştım. Hiç tanımadığım yeğenimi kavuşamadan kaybetmiştim. Larin iki saat ameliyatta kalmıştı sonra bir gün de hastane de en sonunda eve getirmiştik doktor izni ile ve aklında bir sürü soru vardı haklı olarak hepsini yanıtlayacağıma söz vermiştim ama Alina’yı bulduktan sonra.
Alina Karan.
Aradan tam iki gün geçmişti ve delirmeye başlamıştım artık. Saat kavramımı da yitirebilirdim her an. Bir sabah bir de akşam yemek veriyorlardı bense sadece oradan anlayabiliyordum. Günde üç kez tuvelet hakkım vardı beni bir köpek gibi buraya hapsetmişlerdi. Tanımadığım bir adam yemekleri bırakıp gidiyordu ve tek kelime dahi söylemiyordu. Konstantin ile kuzeyi hiç görmemiştim o günden beri aklımda hala larindeydi. Ne yapmıştı nasıldı bilmiyordum. Birbirine girmiş saçlarımı arkaya atarak ayağa kalktım. İki gündür de üzerimde o elbise vardı ve büyük ihtimalle hasta olmuştum. Verdikleri hiçbir şeyi de yememiştim bu yüzden her an bayılıp kalmaktan korkuyordum. Odaya birazcık bile ışık girmiyordu gözlerim ağrıyordu artık. Ben bu hale nasıl geldiğimi anlayamamışken daha hayat üstüne üstüne ekliyordu. Daha geçen gün sadece annemin mezarına gidip gelen babası ile günlük kavga eden yanında Melisa’sı olan o kızdım. Şuan işe herşey çok farklıydı. Şuan ise o zaman olan kişiler yanımda değil toprağın altındaydı. Kendimi tanıyamıyordum artık nefes almak istemiyordum bir gün derin bi uykuya dalmak ve asla uyanmamak istiyordum. Yeni bir hikaye falan değil ben net bir son istiyordum artık. Neler yaşadığım gözümün önünden geçip giderken duyduğum silah sesleri ile demir kapıya döndüm. Bedenimde kalan son güçle kapıya ilerleyip tutunarak kulağımı yasladım. “Sevgilim nerede?!” Timur’un sert çıkan sesi ile gülümsedim. Timur’u görmeyi bile iple çekiyordum şuan. Kısa bir anlığına sesler kesildi sonra ard arda silah sesleri gelmeye başladı. Artık bunları kaldıramıyordum silahlar, kanlar, gidişler, ihanetler, ölümler… çok fazlaydı hepsi. Ne kadar geçti anlamamıştım ama “Alina?” Diyen urazın sesini duyduğumda kapıyı yumruklamaya başladım “Buradayım uraz.” Adım sesleri duydum “Uraz!” Ve kapı açıldığında kendimi direkt onun kollarına bıraktım. Elindeki silahı indirip beni kucağına aldı. Tek kolunu bacağımın altından diğerini de sırtımdan geçirmişti. Gözlerimi kapatıp kendimi güvenli ellere bıraktım. “İyi mi?” Parsın telaşlı sesi ile gözlerimi yeniden aralayarak ona baktım ve gülümsedim “iyiyim.” Pars rahat bir nefes alarak sırtını duvara yasladığında yerde kanlı yatan vurulmuş adamları gördüm. “İndirir misin beni?” Uraz hemen dediğimi yaparak beni indirdi ama kolumdan tutarak desteğini kesmedi. Timur ise salondan çıkarak bana doğru koştu ve kollarını etrafıma sıkıca sardı “çok korkuttun beni.” Onu itmedim şuan bu iyi gelmişti. Hafifçe geri çekildiğimde o üç adama baktım “kaçtılar mı?” Üçü de aynı anda başını salladı beni onaylayarak. “Larin nasıl?” Dedim Timura bakarak. O ise kısa bi an sessiz kaldı “bebeğini kaybetti ama kendisi iyi.” Başımı salladım sadece buna karşı çünkü benim yüzümden olmuştu. Parsa doğru bir adım atacakken Timur kolumdan çekip beni önüne geçirdi “Eve bi gidelim seninle konuşacaklarımız var.” Konunun ne olduğunu bildiğimden bir şey demedim. Arabaya bindiğimde camdan Uraz ve parsa baktım. Pars beni buldukları için rahatlamıştı ama yüzünde yine de telaşlı bir ifade vardı. Timura bişeyler dediğini gördüm ama duyamadım arabanın içinden. Dakikalar sonra Timur da gelip yanıma bindi ve arabayı çalıştırdı. Sessiz sesdasız bir yolculuk geçmişti. Timur artık pars ile aramdakileri biliyordu ve bu kıyamet demekti şuanki sessizlik de fırtına öncesi oluşan o sessizlikti. Herşeyin ne kadar daha boka saracağını merak ediyordum açıkçası. Hayat daha bana ne yapabilir dedikçe her gün daha fazlasını veriyordu daha çok yakıyor, daha çok kan akıtıyor, daha çok acıtıyordu. Pars’la aralarında bir Kavga geçtiğine emindim.
Timur arada bana bakıyor sonra derin bir nefes verip önüne dönüyordu ne düşündüğü hakkında hiçbir Fikrim yoktu yüzü o kadar sert ve düzdü ki insan hiçbir şey anlamıyordu bir duvara bakıyor gibi hissediyordum. Belki de bir gün kalbim bu kadar şeye dayanamaz ve ben hiçbir şey yapmadan iflas ederdi. Bu benim için bir kurtuluş olurdu ama arkamda bırakacağım insanlar için endişelenmemek elimde değildi. Ben ölürsem pars ne yapardı ya da Uraz? Bazen ister istemez düşünüyordum bu kadar çok şey yaşamıştık ve hala da yaşamaya devam ediyorduk ama bu hikayenin sonu nasıl bitecekti? İşte herkesin aklındaki o önemli soru da buydu. İki seçenek vardı ya mutlu bitecekti ya da kötü ve benim hayatımda hiçbir şey güzel bitmemişti. Her giden arkasında bıraktığı yıkımı bilmeden olduğu yeri terk ediyordu bir daha da dönmüyorlardı yani en azından benim hayatımdan giden insanlar bir daha dönmemişti.
