3. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
NEFRET
Yarım saattir falan kutunun önünde duruyordum gözümden yaş damlamıyordu bir şey hissetmemeye başlamıştım zaten sorunda buydu bir şey hissetmem lazımdı ama olmuyordu. Sakin bir tavır ile kutuyu kenara itip arabaya bindim titreyen ellerimle direksiyonu tuttum ve gaza bastım durduğumda kocaman evin önündeydim Tanyelinin evinin önündeydim. Silahı çıkartıp arabadan indim havaya 3 el ateş ettiğimde korumalar bana silahlaeınu çevirdiler o sırada kapıdan Pars çıktı ve korumalara bakış atması ile silahları indirmeleri bir oldu. Silahı Pars’a çevirdim.
“Sen ne yaptın!” Mavi gözlerim ilk defa bu kadar sertti kalbim buzdu ve buz parçalana bilirdi her an. Dişlerimi sıkarak bir daha konuştum “Sen ne yaptın pars!” Ona doğru bir adım attım.
“Hediyemi beğenmedin sanırım kızıl kafa” başını masum bir yalancılıkla omzuna eğdi ve dudaklarını düzdü sonra gülümseyerek bana doğru bir adım attı ve önümde durdu. “Başka hediyelerim de olacak üzülme”
Sinirden titremeye başlamıştım çarpıntım da başlamıştı. Sakin kalamıyordum “seni öldürmeyeceğim ama neden biliyor musun? Sırf acı içinde yaşa diye senden herşeyini teker teker alacağım pars” şuan onu ne kadar öldürmek istesemde bunu yaparsam onun için iyi bir şey olacaktı. “Benden önce davranırsan yapabilirsin” dedi küstahça “Orospu çocuğu!” Diye bağırdım yüzüne karşı. O an alaylı bakışları donmuştu “aile karıştırma Alina” kızıl kafa dememişti bu sefer. Histerikçe kahkaha attım “ne ailesi lan ne ailesi” mertin o hali aklıma geldikçe sinirim artıyordu “masum biri öldü pislik herif” silahı tutan elim titriyordu sinirden. Arabama ilerledim sakince yavaşça “bunun intikamı ağır olacak” arabaya binip uzaklaştığımda derin derin nefesler alıyordum.
Diğer gün mertin cenazesi olmuştu herkese yalan bir hikaye anlatmıştım Melisa da dahil çünkü onu bu kadar derine sokmak istemiyordum herkes gidince bir süre mezar başında bekledim ayakta mezara boş boş baktım daha bu kadar başından bunlar oluyorsa bu adam bu kadar acımasızsa benim kalbimi söküp atmam lazımdı herhalde. Mert iyi bir insandı kendi halinde neşeli bir çocuktu onun hayatı da benim yüzümden bitmişti. Sevdiğim herkes neden benim yüzümden ölüyordu ki? Olmasa ne olurdu ölmeseler be olurdu. Benimde bedelim buydu belki de nereden bilebilirdim ki? Elimdeki gülü eğilip toprağa koyduğumda mezar taşına dokundum ama sanki o an elim yandı soğuktu mezar taşı ama elim yanmış gibi hissetmiştim içimdeki yangın yavaş yavaş beni ele geçiriyordu. Mezarlıklar hep soğuktu ama yakınını kaybedince daha da soğuyordu üzerine kar değil dolu yağıyordu fırtına çıkıyordu ama asla sıcağa varamıyordun o ateşin bile seni ısıtmıyor üşütüyordu sanki. Mezar başından ayrıldığımızda ben annemin mezarına doğru ilerledim çok uzakta değildi o da bi on dakika sonra annemin mezanının yanına çöktüm. Toprağına elimi değdirdim üzerinde gezdirdim çiçekleri solmamıştı. Babam izin vermiyordu solmasına durmadan yeniliyordu çiçekleri ama ölüme çiçek uzatsan ne olurdu ki ölen dönmedikten sonra. Dünya o kadar acımasızdı ki bazı insanlar çok mutlu yaşarken bazıları ölmek için yalvarıyordu. Kendime geldiğimde saat kaçtı bilmiyordum hava kararmıştı ama annemin mezarına bir kez daha baktım saatlerdir yaptığım gibi yavaşça ayağa kalktım. “Geleceğim yine anne, bu sefer bir şey anlatmadım ama sen anlamışsındır zaten” gülümsedim. İnsan ağlayamayınca gülümsemek zorunda kalıyordu ne acı ne çaresizce bir durum. Kafamı kaldırıldığımda bir gölge hissettim gibi geldi ama yoktu kimse, arabaya ilerlediğimde Melisa’nın gitmediğini gördüm saatlerdir beni bekliyordu arabada. Yol boyunca konuşmamıştık eve vardığımızda tek kalmak istediğimi söylemiştim o da anlayışla karşılamıştı ve kendi evine geçmişti yorgunca koltuğa oturduğumda babam içeri girdi.
“Gördün değil mi yaptığını” dedi umursamaz soğuk bit tavırla “senin yüzünden bir can daha gitti bir can daha soldu” haklıydı evet ama bunu şuan yapmasa iyiydi en son konuşmak isteyeceğim insan falandı o. “Yine birini öldürdün Alina” bir süre durdu ve gözlerime baktı “adını annen koymuştu hamileyken Alina, ışık demek aydınlık demek.” Gülümsedi alayla “ama sen karanlıktan başka bir şey değilsin. Katilsin kızım, sen varlığınla can alan ruh söndüren bir katil, elini kıpırdatmana bile gerek yok birini öldürmen için” önümde durduğunda ona bakmıyordum duvarı izliyordum beynimde tek bir kelime dönüyordu Katil. Evet katildim çok doğruydu bu ben iğrenç bir katildim. Ama hayat beni buna zorlamıştı kendi isteğim ile olmamıştı. Babama uzun süre sonra bakışlarımı çevirdiğimde o zaten nefretle yüzüme bakıyordu “Baba beni neden sevmedin?” Bu soruyu sormayı bende beklememiştim açıkçası bir anda ağzımdan çıkmıştı. “Neyini seveyim senin” dedi o da “kızınım ya, senin kanından canından biriyim ya hani” bu yetmez miydi beni sevmesi için yetmiyormuş işte. “Sen kızımsın evet ama zorunluluktan bunu değiştiremeyeceğimden böyle bu, sen iğrenç bir kızsın Alina” ve salonu terk etti. Yine tek başıma kalmıştım bu iğrençliğin ortasında kalbim acıyordu parçalanıyordu parçalarını toplamaya çalıştıkça ellerime batıyordu bana yardım edenlerin ile kalbine onlar ölüyor ben toplamaya devam ediyordum elim kesikler ile doluydu kan içindeydi ama durmuyordum asla.
Gece boyu içmiştim sabah saatlerine doğru koltukta sızıp kalmıştım. Uyandığımda koltuğun üzerindeydim yandımda bir kaç bitmiş bira şişesi duruyordu onları elime alıp çöpe attım ve yüzümü yıkamak için lavaboya girdim soğuk suyu yüzüme ve boynuma sürüp kurladım. Hiç aç hissetmediğimden Ayşe ablaya kahvaltı hazırlamamasını söyleyip bahçeye çıktım. Bu bahçe nelere şahitti be, o sırada kapı çaldı kapıyı açan Ayşe abla elinde bir zarf ile bana yaklaştı zarfı verip gitti. Açtığımda içinden bir kart çıktı üstünde şunlar yazıyordu; Sevgili Alina Karan, yarın akşam 8 de olan partimize sizi de davet etmekteyiz. Altta da adres vardı bu kart her mafya’ya gitmişti büyük ihtimalle ve babama da ayrıca gelmiş olmalıydı. Bütün günümü evde plan kurarak geçirmiştim gece boyu yine uyuyamamıştım akşam saat yediye yaklaştığında hazırlanmak için kalktım. Biraz makyaj yaptım koyu bir göz makyajı ile. Dudağıma kırmızı rujumu sürdüm, siyah mini hafif göğüs dekolteli elbisemi giydiğimde dantelden olan siyah eldivenlerimi de taktım. Diz altıma kadar gelen ince topuk çizmelerimi de giydiğimde hazırdım. Üzerime elbisemle aynı hisaza biten kabanımı giydim. Saçlarım kendi dalgasıyla duruyordu ellemememiştim onlara. Saçlarım bana annemden kalan en büyük mirastı çünkü onunki de vişne çürüğü gibi kızıldı. Kızıl, kırmızı , kan…
Gideceğimiz yere vardığımız da babamla mekanın kapısında karşılaşmıştık. Siyah bir takım elbise beyaz gömlek giymişti. İçeri sırayla girdiğimizde geniş bir mekandı yabancı bir şarkı çalıyor insanlar içip oynuyordu. Yan tarafımda bir çift öpüşüyordu, bi kadın iki adamın ortasında oturmuş cilveleşiyordu artık bu ortamlara alışkındım içimden dolayı. Bir masaya geçtiğimde yanıma esmer uzun bir adam geldi ve elini uzattı “ben Mesut yıldırım, size davetiye gönderen kişiyim” yalandan gülümsedim ve elini sıktım “Alina Karan” diye kendimi tanıttım ama beni zaten biliyordu. Bir kadın geldiğinde yanımıza Rusça konuşarak adama “кто эта женщина (bu kadın kim?)” diye sormuştu. Hemen kadına elimi uzattım “Меня зовут Алина Каран. (Ben Alina Karan)” dediğimde Rusça bilmeme şaşırarak kaşlarını kaldırdı elimi sıkıp memnun oldum dediğinde yanımızdan ayrıldı.
“Siz Rusça da mı biliyorsunuz?” Dedi Mesut şaşkın bir nida ile. Başımı salladım “Rus dili ve edebiyatı mezunuyum ben ayrıca annem de Rus” Rusya’ya üç kez falan gitmiştim ama o dili okumamdan dolayı akıcı konuşuyordum. O sırada İlerde bu tarafa doğru yürüyen sarışın o adamı gördüm. Pars Tanyeli, karşına oturduğunda ciddi ifadesini hiç bozmadan Mesut ile kısa konuştular. Mesut gittikten sonra nefret dolu gözlerimi ona çevirdim “Bana o güzel gözlerinle öyle bakma kızıl kafa” dedi sert bir tonda yüzünde mimik yoktu sesinde de ayırt edebileceğim bir şey yoktu. Alayla gülümsedim ama cevap verme gereği duymadım. “Yeni hediyelerim için heyecanlı mısın?” Parmağı ile babamı gösterdiğinde karanlık taraftan çıkıp yaklaştı. Gözlerim yine yara izine takıldı ama hemen çektim bakışlarımı. “Sıradaki o olsa ne dersin?” Bunu duyduğum gibi bakışlarım ilk babama sonra ona takıldı. Babam ne kadar beni sevmese de babamdı. Elimi sertçe masaya vurdum ve ayağa kalkıp önünde durdum dizleri dizlerime değiyordu. “Bana bak tanyeli sert tarafım pis olur. Çıkartma o tarafı” gülümseyerek beni baştan aşağı süzdü saçımın uçlarına dokunduğunda elini tutup ters çevirdim acımıştı ama belli etmemişti. Sertçe itip babamın yanına ilerledim bi viski söyleyip oturdum uzun sandalyeye. Yüzüne bakmadan konuşmaya başladım “tanyeli durmayacak, beni ne kadar sevmesen de birlikte yürümek zorundayız bu yolda. Yoksa yoldaki karanlık ikimizi de ayrı ayrı yutar canlı çıkamayız mahvoluruz” dedim tane tane o yüzüme bakıyordu ama ben önüme bırakılan içki bardağı ile oynuyordum. Düşüncelerimden asla sıyrılamıyordum, bu işin sonunda gerçekten de mahvalocaktık. Babam kolumu sertçe dürttüğünde başımı tutup sağa çevirdi karşımda beyaz bir kazak mavi pantolon giymiş kumral bi adam vardı. Timur Kaya'dan başkası değildi elindeki içki şişesini kenara koyup sırtını duvara yasladı ve etrafı izlemeye başladı. Loş ışık altında belli olan ela gözleri tehlike kusuyordu. Bu adam yıllar önce babamı ölüm döşeğine getirmişti bunla kalmamış Tanyeli'nin hasta annesini de öldürmeye kalkmıştı. Ortak düşman gibi bir şeydi. Gözleri beni bulduğunda dudakları kıvrıldı tehditkar bakışlarını bana babama sonra arkamda olduğunu yeni fark ettiğim Pars'a kaydı. En uzun babamda durmuştu bakışları, Pars'a baktığımda o bana değil Timur'a bakıyordu. Sonunda bana dönen mavi gözleri bir plan kurmuşa benziyordu çünkü Timur hiçbir zaman hareketsiz kalmaz hep sorun çıkarırdı ve yine yapacaktı.
Ayağa kalkıp hızlı adımlarla etrafı kolaçan etmeye başladığımda bir kadını fark ettim elinde bomba kumandası vardı. Adımlarım olduğum yere yapıştı sanki hareket edemedim bir an canlı bombaydı üstüne üstlük kadın hamileydi. Arkamda duyduğum nefes sesi ile döndüğümde Pars da kadına bakıyordu. "Bir şey yapmamız lazım" dedi alnını ovalarken.
"Ben hallederim sana gerek yok" dedim bir adım attığımda bileğimden tutup sertçe önüne çekti buz mavilerini gözlerime dikti "etrafına bak kızıl kafa, heryer onun adamları dolu bende sana meraklı değilim ama tek hareket edersek ölürüz anlasana." Gözlerimi ondan çekip kadına baktım bileğimi ondan kurtardığımda geriye çekildim. "Ne yapacağız peki?" Dedim ama onunla çalışmak asla istemiyordum. Derin bir nefes aldım şuan en büyük isteğim hamile kadına bir şey olmamasıydı. Timur buraya yaklaşmaya başladığında bedenim buz kesti ve ona döndük.
"Belliki olayı anlamışsınız." Dedi sırıtarak "sizden isteyeceklerimi yaparsanız eğer kadına da buradaki kişilere de bir şey olmayacak merak etmeyin." İğrenç nefesini yüzüme yaklaşıp verdiğinde kaşlarımı çatmıştım.
“Amacın ne Timur?” Dedim hiç düşünmeden geri de çekilmemiştim yüzüne aynı sert ifade ile bakıyordum.
Timur kaşlarını yalancı bi şaşkınlık ile kaldırdı “bizim Alina’ya bak büyümüş de sorguluyor beni” bir anda yüz ifadesi değişti kaşları çatıldı. “Şimdi sen bana babanın özel dosyalarını sakladığı o kasanın anahtarını ve yerini göstereceksin” bakışları yanımda dikilen Pars’a kaydı “Sen ise babanın ölümünden sonra kalan kayıtları bana getireceksin” gülümsedi ve gitti. Bu dediklerini tabiki de yapmayacaktık. Yapamazdık o zaman işler zorlaşırdı. İki çift mavi göz birleştiğinde dünya kısa bir anlığına durdu.
Pars gözlerime öylece bakıyordu düşünüyordu belliydi. Bir anda bana elini uzattı tutmam için "çok dikkat çekiyoruz dans et benimle" dediğinde elini tuttum teredüt etmeden ve şarkı eşliğinde dansa başladık. Dokunduğu heryeri yakarak çıkartmak istiyordum tenimden şuan pars ile dans ediyordum bir kadını kurtarma uğruna. "Sen kalpsiz adamın tekisin kadın neden umrunda?" Dediklerimi duyduğunda gözlerini etraftan çekip gözlerime kitledi.
"Kalpsiz değilim ben ama şuan seni buna inandırma gibi bir çaba harcamayacağım" dedi nefes vererek. Çok netti konuştuklarında her zaman böyle olmuştu zaten. Gözlerimi kısa bir an yüzünden boynuna giden yara izine kaydığında yutkunma isteği hissetmiştim. Konuyu değiştirerek konuştum "Ben adamın dikkatini dağtacağım" sağ tarafta duran Timurun adamlarından birini gözlerimle işaret ederek. Kadının etrafında olan tek kişi oydu. "Sende kadını etksiz hale getir." Başını salladı ama gözleri artık üzerimde değildi. Dans bittiğinde ben adama doğru ilerlemeye başladım. Yüzüme yalandan bi gülümseme eklemiştim. "Bu yakışıklı beyefendi bana bi içki ısmarlasa olmaz mı?" Dedim cilve ile ama adam bna sert yüz ifadesi ile bakmaya devam etti. Tabiki bu yemi yutmayacaktı bunu bende biliyordum. Adamın yanına yaklaştığımda elini tuttum ve yüzüne yaklaştım. Ama beni itmesi ile geriye savruldum gülümseyerek yüzüme düşen saçlarımı geriye attım ve belinden aldığım silahı kimse görmeden karnına bastırdım. "Sen kaybettin böyle bir güzelliği" ucunda susturucu olan silah patladığında adam kan içinde yere yığıldı bunu fark eden adamlara da 2 el ateş edip babama kafamla çıkışı işaret ettim. Pars kapının önünde siyah büyük aracın içinde oturuyordu onu gördüğümde yanına gittim. Kadın koltukta baygın yatıyordu. "Kadını ver bana sonra siktir olup git" dedim ama kapıyı kapatıp arabadan indiğinde karşımda dildi ve cıkcıkladı. "Böyle bir güzelliğe hiç yakışmıyor küfür." Demişti gülümseyerek geriye doğru bir adım attığımda babam arabayı geitmişti Timurun çerden gelen bağırışını duyduğumda Parsa sertçe baktım.
"O kadına zarar verdiğini duyarsam ölümün benim elimden olur Pars" yüzüne bir daha bakmadan arabaya bindim ve babam gaza bastığında karanlık otobana geçmiştik bile. Derin bir nefes verip sırtımı koltuğa yasladım. Araba yine sigara kokuyordu bu yüzden camı hafif araladım ve camdan giren rüzgara kendimi bırakıp gözlerimi kapattım. Az önce Pars ile zorunluluktan birlikte kısa bir an yaşamıştık ve bundan hiç hoşlanmamıştım ona olan nefretimi kelimeler anlatmaya yetmezdi. Nefret öyle derin öyle korkunç bir duyguydu ki insanı yakıp yıkıyordu her defasında. Nefret arttıkça alevler büyüyor nefes almak zorlaşıyordu. Ama gerekirse o alevlerde yanardım da ona olan nefretimi bitiremezdim hele Mert'e olanlardan sonra asla.
