11. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
Yabancı
Dans bittiğinde bir adım geri çekildim, Timur bir süre beni izledi sonra babama döndü. "Kızın bundan sonra benle için rahat olsun." elini omzuna dostça ve hafiften sıktı. Bana dönüp gülümsedi, yüzük elimi yakıyordu acıtıyordu istemiyordum. "Bundan sonra benimle kalacaksın" kaşlarım çatıldığında ona anlamsız bir bakış attım. "Hayır ben kendi evimde kalacağım" itiraz ederek başımı salladım. Tek kaşını emin misin? Dercesine kaldırdı, beni tehdit ettiği şeyi ima ediyordu ve yine gururum ayaklar altın da sürünüyordu. "Of tamam lanet olsun tamam" odama çıkmak için ilerlediğimde kolumda tutup kendine çevirdi. "Hızlı ol" başımı sallayıp kolumu ondan kurtardım. Hızlı adımlarla odama çıktığımda yüzüğü çıkartıp çantama attım. Başka büyük bir çanta çıkardığımda içine bir kaç kıyafet ve benim için öenmli olan şeyleri koydum. Üzerime de ayak bileklerime kadar kelen siyah kalın bir kaban giyip önünü bağladım. Son kez odama iç çekerek baktım, merdivenlerden aşağı yöneldiğimde kenarda durmuş babamla konuşuyordu. Kendimi şurdan atsam kafamı vursam ve ölsem. Histerikçe gülümsedim, o sırada merdivenden inmiş yanlarına ulaşmıştım. Timur elimden çantayı aldığında yüzüme baktı "hep böyle gülümse" yüzümdeki o gülümseme solduğunda gözlerimi kapatjıp nefes aldım. Siyah topuklularımı giyip kapıyı açtım, yüzüme vuran rüzgarla içime bi üşüme girdi. Dönüp o hiç affetmeyeceğim kişiye baktım, ne düşünüyordu bilmiyordum ama benden kurtulduğu için mutluydu. Timur’un arabasına bindim o da sürücü koltuğuna geçtiğinde yola çıkmıştık çoktan. “Mutlu musun?” Gözlerini yoldan ayırmadan sormuştu. “Hayatımı siktin” gülerek alayla söylemiştim bunu. “O ağzını topla” direksiyonu tutan eli sinirden kasılmıştı. “Ya toplamazsam yine mi birini öldürürsün” ona tamamen döndüğümde yan profilini görebiliyordum sadece. Başını ağır ağır salladığında kahkaha attım “ya bir gün bu umrumda olmazsa, kimse umrumda olmazsa sadece kendimi düşünürsem” tek kaşımı kaldırarak ona baktım. “O zaman bencilin teki olursun” evet olurdum.
“Bencil olsaydım keşke, biliyor musun bencil olmayı gerçekten çok isterdim. O zaman ne bu iğrenç hayatı yaşardım ne de senin emirlerin altında ezilirdim” tükürür gibi konuşuyordum kelimelerim silah gibi çıkıyordu ama namlu yine bana dönüktü. Omuz silktiğinde sinirlenmemek için nefesimi tuttum ve verdim bir kaç kez daha yaptım. “Olsaydın Alina, bencil olsaydın” çok kolaymış gibi bunu söylemesi daha da ironikti. “Şu yaşımda o kadar çok şey çektim ki bir de yetmezmiş gibi babamla yaşıt biriyle nişanlandım” sol elimi havaya kaldırdığımda yüzüğün olmadığını hatırlamamla geri indirdim ama o fark etmişti bile. “Nerede yüzük” sesi fazla sert çıkmıştı. “Çantamda” arabayı kenara çekip bir anda durdurduğunda öne yapışmıştım ve canım acımıştı. “Hayvan yavaş olsana” karnımın acısı ile dudağımı ısırdım. Sol elimi tutup çekti ve sıktı “çıkar yüzüğü” çantamdan çıkartıp ona uzattığımda sertçe parmağıma taktı. “Bu yüzük bir daha çıkarsa o parmağınla kalmam elini de keserim” gülümsedi cümlesi bitince “anladın mı bir tanem” elimi cevap vermeden çektim ve önüme döndüm. Kesseydi de kurtulsaydım keşke. Kocaman bahçenin içinde etrafı siyah demirlerle çevrili korumalar duran bi ev vardı. Ev üç katlı gümüş renklerinin ağırlıkta olduğu bi yapıydı. Siyah demirden olan kapı açıldığında arabayı içeri soktu Timur. Garaja bıraktığında arabadan indim o da yanıma geldi ve elini belime koydu. Geri çekildiğimde ondan önde eve ilerledim. Kapıyı bi kadın açmıştı kocaman koridorun ortasında merdivenler vardı ilerdeki camdan havuz görünüyordu siyah koltuklar vardı merdivenin arkasında. Timur arkamda girdiğinde ben salona girmiştim.
“Ne bu uzak tavırların kendine gel” karşında dikilmiş bana hesap soruyordu. Alayla güldüm “tavır mı? Bu çatının altında iki yabancıdan başka bir şey değiliz biz” sözlerim sert ve netti ama o asla anlamayacaktı bunun farkındaydım. “Sen benim nişanlımsın” kolumu tutmaya kalktığında geriye çekildim, yumruğunu açıp kapatmıştı “bak Alina gerçekten nişanlıyız biz” parmağımı işaret etti “yalan falan değil! Sahte değil! Sen benimsin!” Üzerime yürüdüğünde geriye çekildim devam ettiğini fark edince masada duran vazoyu elime alıp kırdım duvara çarparak elimde kalan cam parçasını boynuma dayadım. Camlar hep elime geldiği için kesilmiş ve kan akıyordu ama şuan acı umrumda değildi. “Keserim kendimi bir adım daha gelme. Dışarı da o iğrenç nişanlı rolünü oynarım ama evde asla” elim hiç titrememişti. Sert ifadesi ile bir süre elime baktı, yere akan kanlara baktığında geriye bir adım attı. “Tamam prenses istediğin olsun.” Rahatça bir nefes aldıp camı yere attığımda kolumdan çekip duvara yasladı çok sıkıyordu “ama eğer yanında başka bir niyetle bi erkek görürsem” kelimeleri tane tane bastırarak söylüyordu “duyarsam, hissedersem işte o zaman yapacaklarımı bekle” sertçe ittip merdivenlere yöneldiğinde yere çöktüm sırtımı duvara yaslayarak. Bacaklarımı kendime çekip kanayan elimi dizimin üzerine koyarak sarkıttım. Öylece oturdum sessizce içimdeki fırtınanın kopmasına izin verdim. Yüzümden belli etmediğim herşey içimde yanıyordu. “Özür dilerim” sesim titriyordu “özür dilerim” kimsen özür diliyordum? Kendimden, içimdeki küçük kızdan özür diliyordum. Ayağa kalktım yavaşça lavaboyu aramaya başlamıştım bir kapıyı açtığımda bilardo masaları vardı 3 tane kocaman bir odaydı hiç düşünmeden kapattım ilerdekini açtım bu sefer bulmuştum. Grip kapıyı kapattım ve soğuk suyu açtım elimdeki kanı temizlemek için. Ellerimdeki kan yine kendi kanımdı başkaları için kendimi kanattığımda akan kandı. Yıkadım yıkadım kan aktı gitti ama izi kalmıştı sanki. İzler hep kalırdı da. Başımı kaldırıp aynaya baktığımda saçlarım dağılmıştı, ellerimdeki kesikleri umursamadan saçlarımı düzelttim sonra derin bir nefes alıp çıktım. Üst kata ilerlediğimde Timur yolumu kesti. “Güzel sevgilim, akşam bir davete katılacağız. Yemek yenecek şık bir restoranda. İki saate hazırlanmış ol” başıyla karşıdaki odayı işaret etti “seni bir süre benimle uyumaya zorlamayacağım ama sonra kendin geleceksin” gülümsedi ve yanağıma vi öpücük kondurdu “oda senin için hazır” dedikten sonra gitti. Elimle yanağımı sökercesine sildikten sonra odaya girdim. Büyük odanın ortasında iki kişilik bir yatak yanında giyinme odası vardı. Yatağın karşısında televizyon sağında makyaj masası hemen yanda gri perdelerin ardında camdan teras vardı. İçeriye adımlarımı ilerlettim makyaj masasının pufunu çekip oturdum. Gittiğimiz yerde büyük ihtimalle bir çok iş adamı ve mafya olacaktı, Pars da olur muydu? Sanane Alina niye düşünüyorsun onu? İçimdeki sesle olan kavgamı kısa kesip yüzümü temizledim. Makyaj yapsammı diye kara kara düşünmelerin sonunda sade düz bir makyaj yapıp kırmızı rujumu sürdüm. Giyinme odasına ilerlediğimde ikili kapıyı açıp içeri girdim kocaman bir ayna yanlarında asılı kıyafetler plan dolaplar altlarında üçlü çekmeceler vardı. Bu istemsizce gülümsememe sebep olmuştu, gözlerimi bütün elbiselerde gezdirdikten sonra siyah olanda takıldı. Elime alıp üzerime tuttum çok güzeldi. Göğüs dekoltesi vardı ve dantelleri vardı o kısımda. Uzun düz iniyordu ama derin bir yırtmaçlı vardı sağ tarafında beli ise korseliydi. Hızlıca giyindim ama korsenin arkadan sıkılması lazımdı ve evde tek bir kişi vardı. Hayatımın sevgili katili Timur. Önünün açılmaması için tutarak odadan çıktığımda karşıdaki odanın onun olduğunu gelen telefon konuşmasından anlamıştım. Kapıyı tıklatmadan girdiğimde üzerinde bir şey yoktu altında ise bej rengi bir pantolon vardı, beni gördüğünde yatağında ucundan kalkıp dudağını ısırarak süzdü. “Tamam kardeşim sonra konuşuruz” dediğinde telefonu kapatıp yatağa attı. “Bu ne güzellik hanım efendi” gözlerimi devirdim. “Korseyi bağlayamadım, aslında bağlardım ama fizik kurallarına ayrını çünkü arkadan bir kuvvet lazım sıkılması için” ona ihtiyacım olduğundan bunu iyice açıklamıştım, yoksa yanlış da anlayabilirdi. Başını aşağı yukarı salladığında arkama geçmişti korsenin iplerini tutup çekti bir kaç kez sıkılaştığında ise bağladı. “Sağol” dedim öne bir kaç adım atıp ona döndüğümde. “Maşa var mı?” Bugün kendimle ilgilenecektim çünkü hem hoşuma gidiyordu hemde kafamı dağıtıyordu. “Odandaki masanın çekmecelerine bak olması lazım” başımı sallayıp kapıya yöneldiğimde bir şey dememişti. Odama girip çekmeceleri karıştırmaya başladım en alttakinde bulduğum kalın maşayı fişe taktıktan sonra saçımın uçlarına dalga vermeye başlamıştım. Zaten dalgalıydı ama dağılmıştı. İşim bittiğinde fişten çekmiştim siyah bir çanta alıp içine ağrı kesici ve telefonumu attım. Gözlerim sol elimde olan yüzüğe kaydığında iç çektim. O sadece bir yüzük Alina, hayır o sadece bir yüzük değil. O canımı alan bir parça yaşamama izin vermeyen bir parça göğüsümü söken ama hiçbir şey olmamış gibi davranan adam ait olan bir eşya. Bakışlarımı çekip hızlıca aşağı indim. Timur da benden sonra gelmişti üzerine beyaz gömlek ve altı ile aynı renk bir ceket giymişti bende üzerime siyah uzun bir ceket almıştım.
Yarım saat sonra şık mekana giriş yapmıştık. Etraf aydınlık ve ferahtı ama renkler biraz göz yoruyordu beyaz ve gold ağırlıklıydı. En dipteki cam kenarı olan masaya ilerlerken Timur elini belime koyup beni yanına çekmişti. Anlaşmamız buydu ben dışarda ses çıkarmayacaktım o da evse dokunmayacaktı. “Gülümse biraz” dedi kulağıma fısıldayarak. Yüzüme yalandan bir gülümseme kondurduğumda masaya ulaşmıştık. Üzerimde hissettiğim buz mavileri en sondaki kişiye aitti. Simsiyah takımın içinde mavi gözleri daha da belli oluyordu, bu renk ona ait değil gibiydi sanki. Masadaki insanlarla selamlaştığımda sıra ona gelmişti. Yüzünde herhangi bir mimik yoktu ama Timur ile olan yakınlığımı anlamaya çalışıyor gibiydi. Elini uzattığında bende elimi uzatıp başımı salladım, elimi bırakmadı parmağı yüzüğe dokunduğunda içime bir şey saplandı sanki. Elimi hızla çekip yüzüne bakmadan çaprazındaki sandalyeye oturdum. Timur da yanıma geçtiğinde bütün dikkatler bizdeydi “Zaten hepiniz Alina Karan’ı tanıyor. Ama artık o nişanlım” elimi tutup kaldırdığında yüzüğü gösteriyordu “yakında Alina Kaya olacak” sahte gülümsememle etrafa bakıyordum herkes tebrik ediyor memnun bir ifade ile bakıyordu bir kişi hariç Pars Tanyeli, buz gözlü adam. ona bakmıyordum, baksam sanki içine girdiğim rolden çıkacaktım ve bir daha aynı oyunculuğu sergileyemeyecektim gibi geliyordu.
Karşım da oturan 30larında olan kız bana bakarak konuşmaya başladı “çok tebrik ederim Alinacım, aşkın yaşı olmaz derlerdi de inanmazdım. Pek yakışmışsınız” önümde duran beyaz şaraptan bir yudum aldığımda gülümsedim. “Teşekkür ederim, öyle tabi” anlamıyordum bazen insanlar sesimdeki yalanı yüzümdeki acıyı nasıl fark etmezdiler. Ya ben çok iyi oyuncuydum ya da onlar salaktı. Belki de anlıyordular fakat umursamıyordular. Gözlerim kısa bir an Pars’a kaydığında o zaten sert bakışlarının altından beni izliyordu, gözleri ruhumu sökmek istercesine işliyordu içime. Yutkundum, hayır yutkunamadım başımı eğip otladığımda Timur elimi tuttu masanın altından. Geri çekmeye çalıştığımda sıktı, geri gülümseyerek başımı kaldırdım. Nefret ettirmişlerdi şu gülümsemekten. Buradaki herkes birbirinin yüzüne gülüp arkadan iş çeviren hainlerden başka bir şey değildiler. “Lavaboya gideceğim” dedim Timur’un kulağına doğru ayağa kalkıp hızlı adımlarla ilerlediğimde içeri girdim. Bir kız rujunu tazeliyordu ve sanırım biraz sarhoştu, rujunu çantasına atıp kara gözleri ile bana baktı. “Sen Timur’un nişanlısı mısın?” Haber ne hızlı duyuluyordu öyle.
Elimi yıkarken ona baktım “evet neden sordun?” Sesim fazla duruydu. Peçete ile elini kuruladığımda ona dönmüştüm. Gülümseyerek bana yaklaştı “çok mu aşıksın ona?” Kaşlarımı çatarak şaşkınlıkla “ne alaka” dedim. Kız üzerime yürüdü “Ben seviyorum onu! O beni hiç sevmedi köpek gibi süründürdü!” Elime bakıp kahkaha attı “yüzük bile takmış baksana! Ne yaptın da adama kendine aşık ettin” sertçe nefesimi verdiğimde kıza doğru bir adım atıp kolunu tuttum ver arkasına çevirdim tek kolumu da boynuna doladım. “Bana bak amacın her neyse beni uğraştırma git muhatabınla çöz ve bir daha da sakın bana sesini yükseltme” kız elimi itmeye kalktığında o itmeden ben çekildim ve lavabodan çıktım. Ama birine çarptığımda başımı kaldırıp ona baktım “Pars?” Soru işaretlerini ona çevirdiğimde hala o sert ifadesi vardı. “Nişanlanmışsın” başımı salladım “hayırlı olsun”
“Teşekkür ederim”
“Lanet olsun” anlamsızca yüzüne baktım
“Teşekkür ederim” dedim bir daha ama lanet olsun mu? Ne alakaydı. “Sarhoş musun?” Gülümsedi, gülme nolur gülme kaybolmama izin verme. Gözlerim gamzelerine kaydığında iç çektim başını omzuna düşürdüğünde sert ifade kendini masum bir yüze bırakmıştı. Ban doğru bir adım attı “bilmiyorum ki” bir adım daha ve geriye çekildim. “Nişanlanmışsın” dedi yine elimi omzuna koydum “iyi misin sen” elimi tutup sertçe sırtımı göğüsüne yasladığında elini önden belime sardı. Kokusu ciğerlerime dolduğunda gözlerimi kısa bir an kapatıp açtım, nefesini kulağımda hissettim. “Neden nişanlandın o adamla?” Ah bi anlatabilsem işte. “Neden kızıl kafa” saçlarımı önümden alıp arkaya bıraktığında kulağımın altından boynuma doğru sürttü elini sonra aşağı kaydırdı ve yüzük olan parmağımı tuttu. “Bu metal senin kelepçen mi?” Kendimi öne atmaya çalıştığımda bırakmadı. “Bırak pars” cık diye bi ses çıkardı yüzüğüm ile oynamaya devam etti. Tenime değen teni alev alevdi yakıyordu heryeri. “Pars lütfen” sesim bu sefer daha pasif çıkmıştı. Beklemediğim şekilde belime sarılı olan elini gevşetti ve geriye çekildi teması gittiğinde sanki bir boşluğa sürüklenmiştim anlık. Gözlerini gözlerimden çekmedi “Senin lütfen demen yasaklanmalı, adil değil” saçlarımı geriye atıp derin bir nefes aldım. Neden böyle yapıyordu? Neden böyle konuşuyordu? Anlamıyordum yine ve yine anlamıyordum. “Timur bekliyor” uzaklaştığımda oradan arkandan kısık sesle dediği şeyi duymuştum ama ona dönmemiştim “haklısın Timur bekletilirse sıkılır, kızar, dağıtır ama beni istediğin kadar beklet. Güzel şeyler zaman alır kızıl kafa” demişti.
Masaya geldiğinde yerime geri oturdum, Timur bana baktı kısa bir an sonra geri önüne döndü ve konuştuğu adamı dinlemeye devam etti. “Bu bomba işlerini ne yapacağız?” Diyordu adam “bu aralar sıkıntıya girmek istemiyorum Hakan” diye cevaplamıştı Timur onu “sıkıntı olursa bitir işini” kaşlarımı çatarak ona baktım “ne işi bu?” Adam bana döndü ve gülümsedi “Bir kaç bomba üretiminde parmağımız var ve baştakiler bizim düşüncemizden daha farklı şeyler istiyorlar bu da bizi sıkıntıya sokuyor” diye basitçe açıkladığında başımı salladım, Timur gibi birinden ne beklenirdi ki zaten. Yine birinin hayatıyla oynayacaktı benimkiyle oynadığı gibi. O sırada masaya gelen başka birine kaydı bakışlarım, Kerem Karan yani babam. Gülümseyerek en başa oturduğunda bana değen bakışları değişmemişti ama ben onun altında yatanları anlamayacak kadar salak değildim. Gözlerimi hızla ondan kaçırmış önümdeki yemeğe bakıyordum “yesene bir tanem” dedi Timur samimi bir şekilde. Kusacaktım şimdi bu ses tonu daha da iğrençti. Çatalı alıp kenarda bir kaç kaşık olan pilavdan biraz yedikten sonra geri bıktım. Başımı kaldırıp etrafı südüm ama üzerimde gezinen parsın bakışlarını hala hissediyordum. Şarabı kafama diktiğinde yanda duran garsondan viski istedim. “Alina çok değil mi?” Diye bana dönen Timur’a cevap vermeden önüme konulan viskiyi de tek bir yudumda bitirmiştim. Sarhoş olup bu andan kurtulmak istiyordum şuan yaptığım kaçmaktan başka bir şey değildi. “Timur benle gelsene bi” ayağa kalktığımda adama beş dakikaya geleceğini söyleyip o da kalktı. Köşe de bir yere ilerleyip koridora geçtiğimizde ona döndüm. “Esmer bir kadın vardı lavaboda beni sıkıştırdı ne yaptın da aşık ettin kendine dedi, ben köpek gibi süründüm peşinde dedi. Kim o kadın?” Timur bir kahkaha attığında kaşlarımı çattım sanırım alkol etkisini göstermeye başlamıştı. “Kıskandın mı?” Şaşkınca ağzımı açtım “saçmalama Banane senden, beni sıkıştırdığı için sordum” sinirle oflayarak elimi saçlarımdan geçirdim ve ileri geri yürümeye başladım. “Bana takıntılı olan biri boşver, bir daha olmaz öyle bir şey” gülmüyordu artık ama sesinde memnun bir tını vardı. “İyi o zaman” masaya geri yöneldiğimde eve gidip uyumak istiyordum sadece.
Bir kaç saatin sonunda eve gelmiştik. Kalkmadan önce pars son kez bana bakmış ve oradan uzaklaşmıştı. Gidene kadar da bunu düşünmüştüm neden? Neden? Ve neden? Hiçbir sebebi yoktu bu davranışının ama sıkıntı şuydu neden kalbim hızlanmıştı? İçimde değişik şeyler oluyordu ve ben bunu çözemiyordum. Aptal olma Alina diyordu içimdeki ses. Birinin omuzlarımdan tutup sarsması lazımdı beni bir deprem yaratması anca öyle kendime gelirdim. Gelir gelmez üzerime ilk bulduğum siyah pijama takımını geçirip yorganın altına girmiştim. Yatmadan önce kapımı kitlenmiştim çünkü o pisliğe güvenmiyordum. Alkolden dolayı gözlerimi kapatır kapatmaz uykunun kollarına teslim olmuştum.
