47. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)

Anı kalsın

Astra Faye

“Bir sabah kalkarsın, camdan dışarıya bakarsın herşey aynı sonra arkanı dönersin ve herşey farklı. Herşey eksik ama içinden bir ses söyler sana; herşey tam. Hayır değil benim hayatımda hiçbir şey tam değil.” ~Alina Karan

Alarmın çıkardığı iğrenç sesle telonu adeta yumruklayarak kapattıktan sonra gözlerimi ovuşturarak doğruldum. “Pars Tanyeli değerimi bilmeli bu saatte onun için kalktım.” Kendi kendime söylenerek yataktan kalkıp kısa bir duş aldım ardından ayna karşısına geçip oturdum. Bornozumu biraz düşürerek göğüsümde ki K harifi ile bakıştım. İyileşmişti ama sanki hala içten içte yanıyordu acıyordu. O günü hatırlatıyordu bana ve sadece o günle de kalmıyor; babamın ölümü, larinin bıçaklanması… daha bir çok şeyi barındırıyordu bu harf. Sonra gözlerim kurşun yara kaydı ve ardından karnımdaki yaraya. Bu yolda ne kadar da yara almıştım ne kadar da kan kaybetmiştim de durmamıştım. Vazgeçmemiştim. Saçımdaki havluyu çıkartıp kremimi sürdüm ve taradım ardından fön makinemle kuruttum. Uçları yine bukle bukle olmuştu ama bugün farklılık olsun diye maşa ile kıvırcık yapmak istedim.
Yaklaşıl kırk dakika falan sonra saçım bitmişti. Günlük bir makyaj yapıp kırmızı rujumu da sürüp ayağa kalktım. Sıra kıyafetteydi dolabımı açtığımda bordo mini deri bir etek alıp giydim. Üzerine de bele oturan bir beyaz gömlek geçirdim saçıma ve makyajıma dikkat ederek. Çalan telefonumun sesi ile yatağından üzerinden aldım. Timur. Oflayarak telefonu açtım “Efendim?”
“Nasılsın bitanem?”
Göz devirdim “iyiyim Timur.” Diye geveledim ağzımın içinden. “Napıyorsun?” Diye aordu bu sefer “neden aradın Timur?” Gözlerim kısa bir anlığına parmağımdaki yüzüğe kaydığında beklemeden çıkartıp makyaj masamın üzerine koydum. “Merak ettim nişanlımı.” Diye bir açıklamada bulundu. “Tamam öğrendin işte kapatıyorum.” Kapatmak için uzandığımda “dur bi.” Diyen sesi ile elim hava da kaldı “evet?”
Derin bir iç çekiş sesi duydum “Özledim kızım ya.” Bir an yutkunamadığımı hissettim dudağımı ısırarak az önce çıkardığım yüzüğe kısa bi bakış attım. Bu adamın neden böyle olduğunu asla anlamıyordum. “Anladım.” Dedim en sonunda sessizliğimi bozarak “umarım anlamışsındır bitanem” daha fazla konuşmak istemediğimden “kapatıyorum.” Dedim. “Alina kapatmasan.” küçük bir çocuğun yalvaran sesi gibi masum ve çaresiz çıkmıştı sesi “Kapatma, içimde kötü bir his var.” Saçmalıyordu, bahane arıyordu “kapatıyorum Timur.” Diye yinelediğimde daha fazla direnmedi. Telefonu kapattıktan sonra parsa bir mesaj attım. Ben çıkıyorum orada buluşuruz. Telefonu da çantama atarak aşağı indim mutfağa gidip bir kaç lokma atıştırıp kapıya yöneldim. Siyah topuklularımı giyerek üzerime beyaz kabanımı aldım ve evden çıktım. Siyah BMW olan araca binip yola çıktım. Radyoda da o sırada dedublüman’dan günü gelir. Çalmaya başladığında bende şarkıya eşlik ediyordum.

Günü gelir, seni de yakar bir söz ya da bi göz anlamadım bitiverir. Daha çok vakit varken, mümkünken anlamadan. Dudağından ismimi duydum ellerinde bir Güldüm soldum. İstiyorsa onun olsun bir gün için bir ömür ziyan oldum…

Bir süre sonra bi binanın kenarına arabayı park ederek indim saat sabah 8.40tı ve maça 20 dakika kalmıştı. Binanın yanından yer altına inen merdivenlerden inmeye başladığımda karanlık koridorda bir süre ilerledim ve kapıda duran urazı görünce gülümsedim. “Uraz?”
Gözlerini bana çevirdi “Sevdiğim” diye mırıldandı Uraz Karael kendi kendine ama Alina Karan onu duymadı, yıllardır yaptığı gibi. Ağzını oynatmıştı sanki ama anlamadığımdan çok üzerinde durmamıştım. “Pars nerede mesajıma cevap da vermedi.” Gözlerini kaçırmadan bana baktı ve bir adım attı yüzüme yakın durduğunda saçlarıma baktığını fark ettim. Sonra yavaşça gülümsedi ve gözlerinde bir şeyler değişti sanki “Sana dalgalı saç çok yakışıyor.” Ben de düz saç sevmem zaten Karael. Gülümseyerek “teşekkür ederim.” Dedim ama o hala soruma cevap vermemişti bende tekrar edip etmemekte emin değildim o ise sanki içimdeki savaşı anlamış gibi “İçeride hazırlanıyor.” Dedi. Uraz, Alinayı hep anlamıştı ama Alina, urazı hiç anlamamıştı. Başımı hafifçe saaladığımda uraz siyah demir kapıyı araladı ve içeri girdik. Kapı direkt büyük bir salona açılmıştı. Ortada siyah bir kafes vardı etrafında ise insanlar vardı. Alkol yasaktı bu yerde diğer maçlardan farklı olarak. “Tanyeli kesin alır.” Sarışın bir kadının yanındaki esmer arkadaşına söylediği söz ile onlara döndüm “Beni de alsa keşke.” Allah’ım sabır ver sen. Sakin kalmaya çalışarak uraza baktım elini sakince belime koyup beni diper tarafa yönlendirdiğinde direnmeden yürüdüm. Kafese en yakın yere geldik ve durduk. Az kalmıştı maçın başlamasına.

Ve o an gelir ışıklar kapanır bir alkış kopar sadece kafesin üstünden beyaz bir ışık yanar. Sağ taraftan rakip girer kafese, baya uzun ve yapılı esmer bir adamdı adı tuğra. Sonra pars gelir gözleirmi ona çeviririm kafese girdiğinde. Fakat o bana bakmaz, insanların sesleri ıslıklarından başımın ağrıyacağına emindim. Parsın yüzünde ayrı bir ifade vardı sanki benim olduğum tarafa bakmamak için direniyor gibiydi. Sonra düdük çalar ve maç başlar, saniyesinde birbirlerine giriştiklerini izleyerek derin bir nefes aldım. Pars’ın ilk defa bu kadar net dövüştüğünü görüyordum yumrukları bile normalinden fazla hızlı ve sertti. İçindekileri atmak istercesine. Üç dakika geçti beş dakika geçti daha da arttı bu olay. Kafese doğru ilerleyerek paslı demirlere tırnaklarımı geçirdiğimde parmak uçlarımın sızladığını bile hissetmiyordum. İçerideki hava o kadar ağırdı ki, ter ve kan kokuyordu çünkü pars adamın yüzünü kana bulamıştı. Pars sanki benim tanıdığım o adam değildi şuan, kafesin içindeki çok farklı biriydi. Adamı öldürmek üzerine oynuyor gibiydi. “Pars, yavaş ol sakinleş!” Diye bağırdım dayanamayarak. Uraz da yanıma gelmişti ve elini omzuma koymuştu uyarı anlamında. Karışma dercesine. Ama sesim kafesteki o tok seslerin arasında yaprak gibi geçip gitmişti kimse umursamamıştı. Parsın her yumruk savuruşunsa öfkeden kaslarının gerildiğini görebiliyordum çok net bir şekilde damarlarının o öfkeyle nasıl şiştiğini izliyordum. Onu bu kadar öfkelendiren şey ne? Kafamda bir sürü soru dolanıyordu. Rakibinin suratına indirdiği o son darbede çıkan sesi duydum, bir kemiğin kırılması değil bir şeyin nihai sonuydu sanki. Dehşet içinde bir adım geri çekildiğimde yanıma duran uraz da dahil herkesin varlığını unutmuştum. Pars yüzüne yediği bir diğer yumrukla manyak gibi gülere rakibinin üstüne tüm gücüyle saldırdı. Acıyı almak şuan onun hoşuna gidiyor gibi bir hali vardı ve bu hiç normal değildi. Parsın kaşı patlamış, dudağı patlamıştı ama diğer adamın yüzü daha kötü durumdaydı. “Neden böyle yapıyor?” Diye sordum ama kendi sesimi ben bile zor duymuştum “Uraz durdur şunu adamı öldürecek!” Dedim urazın koluna dokunarak. İnsanların sesleri daha da yükseldi
Tanyeli, Tanyeli… şeklinde alkışla beraber. Uraz ben bir şey yapmam ki adlı bir bakış attı bana. Bunu biliyordum müdahale etmek yasaktı ama birilerinin bir şey yapması lazımdı. Tam o an parsın başı yan döndüğünde buz mavilerini görebilmiştim. En sonunda bana baktı bir kaç saniyeliğine yüzü yumuşadı gibi oldu ama anında düzelerek eski halina döndü. Çok netti bişey olduğu ama onu böyle yapacak ne olabilirdi ki? Baktığı sanyilerde yutkunmadım bile boğazıma bir yumru oturdu adeta. Yeniden rakibine attığı yumruk aramızdaki sisli perdeye inmiş gibiydi. Sonunda rakibini kanlar içinde çuval gibi yere bıraktığında kanlı elleriyle kafesin kapısını itekleyerek açtı. “Pars! Diye bağırdım arkasından ama umursamadı yürüyüp çıktı buradan. “Ben geliyorum.” Dedim uraza ve tam peşinden gidecekken kolumdan yakaladı “Gitmesen daha iyi şuan.” Kolunu iterek girdiği kapıya koştum ve açtığımda bir soyunma odası olduğunu gördüm ama tek kişilikti. Ter ve kan içinde sandalyeye oturmuş önündeki duvarı izliyordu nefes nefese. “Manyak mısın sen?” Diye çıkıştım ama bana bakmadı “Boksörsün sen katil değil!” Önüne geçip çenesini tuttum ve kendime çevirdim “Ne bu halin?” Diye sordum sakinleşmeye çalışarak. Buz mavileri gözlerime çevirdiğinde derin bir nefes aldım bir gün bunları göremezsem ne yapardım bilmiyordum. Gözlerini saçlarıma kaydırdı ama bişey demeden yeniden gözlerime çevirdi “normal maç yaptım işte” ağzımı beş karış açarak ona baktım. Omuzları yorgunluktan çöktü. “Ciddi misin? Öyle olmadığını biliyoruz salağa yatma.” Çenesindeki elimi indirerek bir adım geriye çekildim. Cevap vermedi bu dediğime “Pars neyin var.” Dedim bir daha. “Öptün mü onu?” Sorduğu soru ile kaşlarım çatıldı anlamamıştım “kimi?” Alayla güldü “Uraz’ı öptün mü diyorum?” Söylediği ile bir an kaldım. O gece geldi aklıma evet öpmüştüm ama olay çok farklıydı ve pars bunu nereden biliyordu. “Sen nereden biliyorsun? Ayrıca olay çok farklı.” Pars gözlerini kaçırarak ayağa kalktı ve tam karşıma dikildi. “Uraz anlattı dün gece sarhoşken.” Bari düzgün anlatsaymış! Sinir damarlarımdan akarak beynime ulaşmaya başlamıştı “O olay çok farklı.” Diye yineledim az önce dediğimi “sonuçta öptün.” Ne desem inanmayacak gibi bir hali vardı. Ve bu oradaki sinirini de açıklıyordu “Uraz’ı bulup geleceğim ve sana herşeyi anlatacak. Deniz kenarına gel giyinip.” Odadan hızlıca çıkıp urazı aramaya başladım. Kapının önünde durduğunu görünce oraya ilerledim “Sen niye insanlara eksik eksik bir şeyler anlatıyorsun.” Bakışları bana döndüğünde başını duvara yasladı “Kime ne anlatmışım?” Karşısına dikilip kollarımı göğüsümde birleştirdim “Parsa seni öptüğümü söylemişsin.” Sözümü böldü “yalan mı?” Dedi anında “yalan değil eksik.” Dedim ayağımı yere vurarak yüksek sesle. “Seni o sandım diye öptüm. Sarhoştum aklım yerinde değildi.” Uraz Karael bir kez daha anlamıştı. Bir ömür daha verseler karşısındaki bu güzel kadına, bir hayat daha bahşetseler o yine urazı sevmezdi. Hafifçe gülümsedi uraz başını eğerek “Açıklarız.” Dediğinde kolundan tutup çıkışa yürümeye başladım o da çekiştirmemle arkamdan geldi “Açıklayacağız zaten.”
Bi yirmi dakika sonra deniz kenarında bir yerde durduk ve üçümüz de sessizce birbirimize baktık. “O gece sarhoştu bana geldi. Beni öptü evet ama sen sandı. Çekilirken pars diye fısıldadı ama anladığında özür dileyip uzaklaştı.” Diye en basit hali ile anlattı uraz. Parsın bakışları ondan ayrılıp bana indiğinde doğrumu dercesine baktı. Onay beklemişti benden “Evet anlattıkları doğru. O kafayla karşımdakini sen olarak düşündüm.” Alina, sevdiği adamın aşkına asla ihanet etmeyecek bir insandı. Ama bunu yaparken asıl kişi hiç fark etmiyordu. Pars dakikaların sonunda sakin bir nefes alarak başını salladı. Gerçekten anlamışmıydı ve ya inanmışmıydı bilmiyordum ama gözlerindeki o sinir geçmiş gibiydi. “Tamam size inanıyorum.” Gülümsedi hafifçe bana bakarak “sana güveniyorum.” İçimi kaplayan hafif bşr sıcaklık ile gülümseyerek gözlerimi kaçırdım ve denize çevirdim. Tam şuan bi huzur hissetmiştim nedense. “Bi fotoğraf çekelim mi?” Diyerek onlara döndüm. “Neden?” Uraz kaşlarını çatmış bana baktı. “Anı kalır.” Bazen anı kalır diye çekilen fotoğraflar yıllar sonra gerçekten anı kaldığında insanın canını acıtabiliyordu. Uraz telefonunu çıkartıp bana uzattığında ön kameraya bakarak saçlarımı ve makyajımı kontrol ettim “güzelsin merak etme.” Urazın hafif çıkan sesi ile pars sinirle dudağını ısırarak ona dönmüştü “o kafesteki adam sen olmak istemiyorsan sus” koluna uyarmak adına hafifçe vurdum “Pars!” Bana döndürdüğü mavilerini sorun yok dercesine kamerayı işaret etti. “O adama ne olacak?” Diye sordum aklıma gelenle. “Bir şey olmaz zaten kafes maçlarında pek kural yoktur. Takma sen.” Aniden elimden telefonu alarak havaya kaldırdı “Kameraya bak güzelim.” Sonra uraza “sende bak dingil.” Dediğinde urazın göz devirdiğini ama sessiz kaldığını fark ettim. Uraz Karael hep sessizdi hep içinde yaşardı. Sevdiği kadın üzülmesin diye. İkisinin arasına geçerek otuz iki diş gülümsedim ve fotoğraf çekildi. Keşke hep böyle içimden gelerek gülebilseydim gerçek mutluluk ile yapabilseydim bunu. “Bu sorun da çözüldüğüne göre bişey kalmadı.” Dedim ikisine de onay almak için karşılarına geçerek. İkiside kısa bi an bakışıp aynı anda başlarını salladılar. O sırada telefonuma gelen mesajla çıkartıp baktım
Timur: şuan şirketteyim, geldim Türkiye’ye yarım saate de eve geçerim. Mesajını görünce yüzüm düşmüştü. “Timur gelmiş ben gitsem iyi olur.” Diyerek telefonu cebime atıp onlara baktım. Parsı öpüp uraza da sarıldıktan sonra onlara veda ederek eve geçtim.