39. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
Acabalar
“Ben yaşamak istiyordum bu hayatı. İzin vermediler. Nefes aldırdılar ama her bir saniyesi için kan kusturdular.” ~Alina Karan
Sabah uyandığımda yanımda Timur’u bulamamıştım. Büyük bir ihtimalle gece geri gelmemişti. Yataktan kalktığımda başımdaki zonklama ile duvardan tutunup dişlerimi sıktım “sikeyim ya.” Söylenerek çekmeceleri açmaya başladım belki bir ağrı kesici bulurum umuduyla. En son açtığım çekmecede beyaz çok şık küçük bir kutu gördüğümde hiç düşünmeden alıp açtım. İçinde sonsuzluk işareti olan ve tam ortasında gül bulunan gümüş renkli bir kolyeydi bu. Şaşkınca elimdeki kolyeye bakarken kapının açılma sesi ile yere düştü. Timur önümde durmuş yerdeki kolyeye bakıyordu ani bir hareketle eğilip aldı ve bana döndü “çekmecelerimi mi karıştırdın?” Kaşlarımı çatarak ona baktım, çekmeceyi kapatıp ayağa kalktığımda başımın ağrısı yeniden vurmuştu “Ağrı kesici ararken kutusu dikkatimi çekti baktım.” Gözlerini ayırmadı bir süre kolyeden ve yutkundu “bunu sana takabilir miyim?” İlk kolyeye sonra yeniden ona baktım “neden? Ve kimin o kolye?” Omuz silkti “eski bi arkadaşın diyelim.” Arkama geçip saçımı önüme attıktan sonra yavaşça kolyeyi taktı. Tenime değen metal ile ürperdim elim boynuma gittiğinde içime değişik bir his gelmişti. Timur sessizce bana bakıp iç geçirdi, daha fazla durmadan başka bir kutudan çıkardığı hapı elime bıraktı. “Gece kabus gördün sanırım hiç iyi değildin. Baba diye sayıklıyordun.” Gözlerimi kaçırarak yatağın ucuna oturdum tek bir hamlede ağrı kesiciyi yutup derin bir nefes aldım “annemi babamı ve Melisayı gördüm o kadar. Kusura bakma seni de uykundan ettim.” Hafifçe gülümseyip önümde eğildi ve ellerimi tuttu “Ne kusuru bitanem keşke izin versende her gece yanında kalsam.” Kısa bir an durdu “hep oluyor mu böyle? Kabus falan.” Başımı iki yana salladım “hayır hep değil ama oluyor işte boşver Timur.” Kapının çalması ile ikimizinde bakışları o yöne döndü “Alina kalk gelinlik seçmeye gideceğiz.” Larin abisini görünce duraksadı sonra ds gülümsedi. Timur elimi bırakıp kalktı ve kardeşinin başına bir öpücük kondurdu “Evlensen de benden gidemeyeceksin. Hep küçük bir kız olacaksın benim gözümde.” Larin abisine bakarken hayranlık duyuyordu “iyiki varsın abi.” Keşke olmasan Timur. Larin yanıma gelince Timur da odadan çıktı. Üzerime bir kot ve kazak geçirip motora ilerledim “kaskları al motorla gideceğiz.” Larin’in evden çıkan adımları duraksadı “Ölmeyiz demi.” Yalandan bir şaşırma ifadesi ile başımı iki yana salladım ve cıkcıkladım “aşk olsun bana güvenmiyor musun sen?” Motoru çalıştırıp üzerine oturdum “Güveniyorum tabiki.” Ama sesindeki korku belli oluyprdu gülerek gelmesini ister ettim başımla. Kaskı taktı diğerini de bana verdiğinde arkama oturmuş belime sarılmıştı. Normal bir hızda yola çıktık ve istediği gelinlikçinin önünde durduk kaskları alıp içeri girdik. “Hoş geldibiz buyrun.” Dedi burada çalışan bir kadın. İçerisi tamamen beyaz ve mermerden oluşuyordu ortada bir ayna vardı ve yanında kabinler. “Hoş bulduk.” Larin’e döndüm “barış gelecek mi?” Hayır anlamında başını salladı. “Hanginize gelinlik olacak?” Anında geriye çekilerek larini işaret ettim “Larin’e.” Kadınla Larin bir kaç gelinlik beğenip denemek için kabinlere gittiklerinde bende etrafı inceliyordum bir gün bunlardan giymeyi hiç düşünmemiştim. Küçükken de gelinlik gibi bir hayalim olmamıştı. Evlenmek anne olmak bunlar hakkında hiçbir düşüncem yoktu. Evcilik bile oynamazdım ben küçükken benim oyuncaklarım silahlardı. Babam zorla silah tutmayı öğretirdi hep. Bir sürenin sonunda Larin ilk gelinliği ile geldi. Prenses model bir gelinlikti dantel detayları vardı üzerinde. O kadar güzel duruyordu ki ağzım açtık kalmıştı “kuğu gibisin.” Gülümseyerek ellerini tuttum. O da heyecanla yüzüme bakıyordu “Ya gerçekten mi bende çok beğendim bunu.” Kıvırcık saçları gelinliğine ayrı bir hava katıyordu. Etrafında dönerek kahkaha attığında bu anını kimsenin bozmaması için herşeyi yapabileceğimi hissettim. Bir kaç gelinlik denedikten sonra seçemeyip çıktık. Motora ilerlerken Larin elimden tutup beni durdurdu “sana bişey demem lazım.” Az önceki mutluluğu gitmiş yerini hafif bir telaşa bırakmıştı “tabiki.” Dedim gülümseyerek. Onu zakinleştirmek adına elimi koluna koydum “Ya şey şimdi ben…” devam etmesi için sustum “hamileyim.” Söylediği kelime ile elimdeki kasklar yere düşerken bende öylece kalmış yüzüne bakıyordum. Bir süre idrak edemedim dediğini ve ağzımdan o kelime çıktı “Ne?” Eli karnına gittiğinde benim de gözlerim oraya indimspnra yeniden gözlerine baktım “Hamileyim Alina.” Bazı şeyler oturmaya başlamıştı kafamda “o yüzden mi bu kadar acele…” sustum onda başını salladı aşağı yukarı “Timur?” Timur bunu öğrenirse onu ben bile durduramazdım ortalığı yakardı ve o yangına ilk barışı atardı. “Evlendikten bir süre sonra söyleceğiz.” Kaskları aldım yerden ve motorun üzerine koyup boğazımı temizledim. Elimi saçlarımdan geçirerek ona baktım “Larin bu kolay bir şey değil biliyorsun değil mi?” Bedenimi bir korku kaplamıştı “Larin doğum kolay değil.” Bazı doğumlar ölümle sonuçlanırdı. Onu da korkutmak istemiyordum ama bazı şeylerin farkında değil gibiydi “Biliyorım ama aldıramam Alina. Benim çocuğum o bir parçam.” Çocuklar annelerinin kaderi olur sen felaketim oldun kızım… kendime gelmeye çalışarak ellerimi yüzüme bastırdım sonra tekrar ona baktım ve derin bir nefes aldım “Tamam o zaman nasıl istersen. Sırrın bende güvende.” Gülümseyip rahat bir nefes verdiğinde gelip boynuma sarıldı ve yanağımdan öptü “Harika bir teyze olacaksın.” Gülğmsedim bende hafiften ama içimden gelmemişti. Sonrasında da motora bindim eve ilerledik.
🖤
Bir hafta geçmişti ve bu hafta da sadece düğün hazırlıkları peşinde koşmıştum. Larin hamile olduğundan onun işlerini de ben yapmıştım akşam da düğün verdı. Pars ve uraz fa gelecekti onları göreceğim için mutluydum ama bir yanımda urazla yüzleşmekten kaçıyordu. Bu hafta pars ile bir kaç kez telefonda görüşmüştüm ve güncel konular dışında konuşmuştum yani ben öyle istemiştim. Sesini duyduğum zaman kalbim eriyordu beynimdeki bütün çığlıklar kısa bir anlığına da olsa susuyordu dünyam sadece onunla doluyordu. Onun dışında Timur ile zeybek üzerinde çalışmıştık Larin ve barış çok istemişti bunu. Düğün çırağın sarayında olacaktı. İstanbul’un son zamanlarda gördüğü en ihtişamlı düğünü yapmak istiyordu Timur kardeşine. Herkes haftalarca onları konuşacaktı belki de bütün İstanbul sarsılacaktı bu düğünle. Şuan elimdeki biradan bir kaç yudum alıyordum süslerin önünde oturmuş. Güneş yavaş yavaş batıyor ve sessizlik çöküyordu her tarafa. Bardağımın dininde kalan birayı da içip arkama yaslandım. O sırada içeriye Timur girdi “Heyecanlı mısın?” Diye sordu gülümseyerek ve karşıma bir sandalye çekip oturdu “Bilmem.” Dedim omuz silkerek “düğün yarın akşam ve ben ne hissedeceğimi bilmiyorum…” anlatmaya devam ederken sözünü böldüm “bana derdini anlatma Timur önemli bir şey varsa söyle git.” Timur öylece kaldı bir kaç saniye yüzüme bakarak. “Yok öylesine konuşmak istemiştim.” Alayla gülerek yüzüne baktım “Konuşma benimle. Mümkünse üç metreden fazla yaklaşma bile.” Oflayarak başını salladı “yılmayacaksın asla.” Sandalyeden kalkıp salondan çıktı ve merdivenlere yöneldi. Bir kaç şey atıştırıp larinin yanına çıktığımda barış ile sohbet ettiklerini gördüm. “Bölüyorum ama.” Dedim kapıyı tıklatıp açarak “gel gel.” Barış gülümseyerek ayağa kalktı “Larin’e bakmak istemiştim ben.” Yatakta uzanmış olan Larin’e baktım “bulantın var mı?” Ayak ucuna oturdum “hayır iyiyim.” Elimi tutup karnına koyduğunda garip bir his sardı bedenimi sanki elimin altında bir şeyler yanıyor gibi hissettim. Hoşuma gitmemişi bu his “umarım bir gün sende bunu tadarsın harika bir şey.” Omuzlarım söylediği şeyle çöktüğünde nefesimi tuttuğumu fark ederek gözlerimi kaçırdım. “Ben anne olabileceğimi sanmıyorum.” Elimi yavaşça çektim karnından “ya neden?” Doğrulup bana baktı Barış da yanına oturdu. Bu soruya bir çok cevap verebilirdim belki de ama ben konuşmak istememiştim “Bilmem zor yani ben kaldıramam.” Ben anne olmak ne demek bilmiyorum Larin. Benim hiç annem olmadı. Ben anne sevgisi nedir bilmiyorum. Anne? Anne kelimesi benim için mezar demekti, ölüm demekti, kaçış demekti. “Dinlen bu gece güzelce.” İyi geceler dedikten sonra kalkıp odama ilerledim ama sonra aklıma gelen şeyle Timur’un odasına girdim. Beline sardığı havludan ve ıslak bedeninden duştan yeni çıktığı anlaşılıyordu. “Ay pardon.” Tam çıkacakken Timur elimden tuttu “sıkıntı yok. Kendi isteğinle gelmişsin gönderir miyim?” Kapıyı görtüp yatağa oturdu heybetli bedeninden sular damlıyor koyu saçları ıslaklıkla beraber siyaha çalıyordu. “Şey giyinsen mi bi?” Başını iki yana salladı “tamam o zaman.” Çekmeceyi açıp bir sigara aldım ve yakıp duvara yaslandım. Bir nefes çekip üfledim “babamın ölümü ne oldu?” Sessiz kaldı kısa bir süre sonra elini ıslak saçlarından geçirdi “bir kaç şey buldum ama kesinleşmeden söylemek istemiyorum.” Kaşlarımı çatarak sigarayı küllüğe koydum “Konstantin ve kuzeyin bir alakası var mı bunlarla?” Dudaklarının kenarı kıvrıldığında sinir bedenimi ele geçirmeye başlamıştı “Kuzeyin ölmediğini duymuşsun demekki. Evet kuzey ve Konstantin babanı öldürdü yani en azından ben öyle düşünüyorum.” Kuzey seri katildi ve bu ürpermeme sebep oluyordu. “Düğüne gelmez değil mi?” Tek kaşını kaldırdı “Tanyeli getirmez onu.” Anlamsızca yüzüne baktım “bilmiyor musun?” Ona doğru bir adım attım “neyi?” “Kuzey parsın kardeşini yani, nehiri öldürdü.” Kollarım iki yanıma öylece düşerken yüzüne bakakaldım. Bilmiyordum ben sadece Timur’un öldürmediğini biliyordum ama gerisi yoktu “neden?” Diye sordum. Gizlenilen gerçekler hee ortaya çıkışında insanı yaralıyordu ve o yara iyileşmiyordu. “İhanet etti nehir ailesine. Bana destek çıktı.” Yutkundum duyduğum şeylerin şoku ile. Timur derin bir nefes çekip benim yarım bıraktığım sigarayı alıp bir nefes çekti ve geri kalanını herşeyiyle beraber anlattı. Uyuşturucu olaylarını bunun sonuçlarında olanları. Şuan Timur’un yanında oturmuş boş duvarı izliyordum. Sessizlik içimdeki boşluğu daha da büyütürken parsın neler yaşadığını düşündüm. Canı yanmıştır. Onun değil de benim yansa keşke. Yavaşça ayapa kalktım “Beni hep suçladın senin gözünde hep hatalı oldum Alina. Ama ben sandığın kader iğrenç bir insan değilim.” Dönüp ona kısa bir an baktığımda sessiz kaldım bir şey diyemedim belki desem yine kavga ederdik o yüzden sustum. Odasından çıkıp kendi odama girdiğimde bir uyku hapı içip kendimi yatağa bıraktım.
🖤
Vedaların en ağırı içinde bir umut kırıntısı bırakanlardır. Bitmiştir her şey ama acabalar zihnini kemirmeye devam eder. Ya da ihtimaller, böyle olmasa ne olurdu? O gitmeseydi nasıl devam ederdi? Bu cümleyi kurmasaydım kaçar mıydı? Ya da kaçmak zorunda bırakılanlar onlar da zordur. Umut insanı parçalar yakar ama her santimini. İşte bu yüzden umut, insanı ayakta tuttuğu kadar yavaş yavaş tüketen bir zehre dönüşür. Geleceği inşa etmesi gereken hayaller, geçmişin keşkelerine hapsolur. Giden çoktan kendi yolunu çizmiştir belki de; ama kalan o yıkıntının ortasında oturup ellerinde kalan parçaları birleştirmeye çalışır. Her acaba ruha atılan bir çelmedir. En acısı da budur belki; hikaye bitmiştir kitap kapanalı çok olmuştur ama sen bir umut yeni sayfaları beklersin. Üç nokta bırakırsın satırlarının sonlarına bir gün devam eder diye ama o gün hiç gelmez. Ve sen o günü beklediğin her bir saatte mahvolursun. Fakat bazı insanlar o yangının içinden çıkıp küllerinden yeniden doğmasını bilir. Canını yakan ihtimalleri siler ve yerini derin bir kabullenişe bırakır. Ama hiçbir şey eskisi kadar gerçekçi kalmaz. Sevdiğin birinin sana yalan söylemesi dünyayı üzerine kurduğun o sağlam zeminin birdenbire çökmesidir. Fiziksel bir darbe almazsın ama içinde bir şeylerin kırıldığını, un ufak olduğunu çok net hissedersin. Zamanla o ilk şok ilk öfke geçebilir hatta o kişiyi affedebilirsin de. Ama güven porselen bir vazo gibidir ne kadar sağlam, kusursuz yapıştırırsan yapıştır en küçük bir çizik bile gözüne batar. Bir kere yalan girdi mi araya o saf teslimiyet yerini pusuda bekleyen bir şüpheye bırakır. Ve bir insanı severken ondan şüphe duymak zorunda kalmak herşeyden daha kötüdür.
