50. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)

Sil baştan.

Astra Faye

Sil baştan başlamak lazım bazen herşeye. Hayata bile en başından temiz bir sayfadan.

İki ay sonra
Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey o ciğerimi yakan ilaç kokusu oldu.Başım, sanki içinde binlerce davul çalınıyormuş gibi ağır ve zonkluyordu. Tavan... Her şey bembeyaz, her şey fazla parlaktı. Neredeydim ben? Doğrulmaya çalıştım ama vücudumun her bir hücresi, aylardır hareket etmemiş gibi garip bir ağırlıkla direniyordu. O sırada kapı açıldı. İçeri, yüzünde tarif edemediğim bir ifadeyle, sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi duran bir adam girdi. Gözleri yorgundu ama beni gördüğünde içindeki o ışık, sanki bir mucizeyle karşılaşmış gibi parladı.Ona baktım. Yüz hatları tanıdık gelmiyordu, hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Kendi ismimi bile... Ben kimdim? Bir dakika gerçekten ben kimdim? Neredeydim? Ne durumdaydım? Ben hiçbir şey bilmiyordum. Gözlerim ışığa zar zor alışıyordu bir kaç kez kırpıp açtım karşımdaki yakışıklı kumral adama bakarak. “Sen.” Sesim boğazımı sökercesine çıkmıştı “sen kimsin?” Adam bana doğru bir adım attı, eli tereddütle havada asılı kaldı, sonra yavaşça yanıma oturdu. Bakışlarında bir şefkat, bir koruma içgüdüsü vardı ki, bu bana güven vermesi gerekirken kalbimde tuhaf, açıklayamadığım bir sızı bıraktı. Uzanıp yanımda duran suyu aldı ve ağzını açıp bana uzattı. Kısa bir an bekledim ve tereddüt ederek alıp bir kaç yudum içtim. Anında boğazım yumuşamıştı sanki. “Ben uraz.” Dedi sesi melodi gibi ama hüzünlüydü “En yakın arkadaşın.” En yakın arkadaşım içimdeki o boşlukta bu cümledi tarttım. Bir isim ve bir kimlik düşündüm ama zihnim boş bir kâğıttan farksızdı. “Bana ne oldu.” Diye sordum gözlerimi hastane odasında gezdirerek. Nefes aldıkça genzim yanıyordu sanki. “Neden buradayım?” Uraz bir an sustu gözlerini kaçırdı gerginlikle dudaklarını dişledi. Yeniden bakışlarını bana döndü gözleri o kadar karalıydı ki yalanın bile gerçeği bu kadwr güzel süsleyebileceğine inandım. “Bir trafik kazası geçirdin.” Dedi dikkatle konuşarak “Aylardır komadasın. Ve hafızanı kaybettin ama…” hafifçe elime uzandı eli. Sanki çok kırılgan bir şeye dokunuyormuş gibi dikkatliydi. “Yeniden inşa edeceğiz korkma.” Bu bir yalan olabilirdi. Bilmiyordum nasıl bir durumda olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bilmiyordum. Kalbimdeki o sızı, zihnimdeki o karanlık boşlukla birleşti. Kim olduğumu bilmemenin ürkütücülüğü, karşımda oturan bu adamın gözlerindeki o tuhaf bağlılıkla birleşince, kendimi uçsuz bucaksız bir denizin ortasında, tek başına kalmış gibi hissettim.Hayatım, bir kaza ile başlamış ve bu adamın iki dudağı arasına hapsolmuştu. “Ben kimim?” Dedim kurumuş dudağımı yalayarak. “Sen Alina Karan’sın 23 yaşındasın.” Dedi tane tane aklıma sokmak istercesine. “Ben” sustum gözlerimi örtünün üzerine duran ellerime indirdim “Kafam çok karışık.” Zihnimde hiçbir şey yoktu yeni doğmuş gibi hissediyordum. O sırada odaya bir doktor girdi “Sonunda uyandınız Alina hanım.” Dedi kırklı yaşlarındaki doktor. “Nasıl hissediyorsunuz?” Diye de sordu elindeki dosyaya bakarak. “Hiçbir şey hissetmiyorum hiçbir şey hatırlamıyorum.” Dedim en dürüst halimle. Gereksiz bir sakinlik vardı üzerime ama bu ilaçlardan da olabilirdi. “Hafıza kaybı yaşadınız çok normal böyle hissetmeniz. İki ay da komada kaldınız şimdi size küçük bir muayene yapacağım.” Başımı salladığında uraz kalkıp bir adım geriye gitti. Doktor ise dikkatlice muayenelerimi yapıp gülümsedi “Gayet iyi durumdasınız şuanda. Ve Alina hanım, Uraz beye güvenin aylardır başınızda bir gün olsun ayrılmadı.” Diye de ekledi çok önemli bir şeyi belli etmek adına. Gözlerimi ondan çekerek uraza çevirdim ve yutkundum. İçimdeki sessizlik gittikçe büyüdü ama kötü hissettirmedi. “Bi yarım saat sonra yürüyüş yaparsanız çok iyi olur ben yine gelirim. Akşama ise iyi olursanız taburcu ederiz sizi.” Doktora teşekkür ettikten sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı. “Ayna var mı?” Diye mırıldandım ona bakarak. Hemen arkasındaki çantadan küçük bir ayna çıkartıp bana uzattı. Elime alıp yavaşça kendime baktım dudaklarıma dokundum yanağıma kızıl saçlarıma. Mavi gözlerimle bakıştım uzun uzun. “Buz mavisi gibi.” Diye mırıldandığımda içime bir şey saplanmış gibi hissetmiştim. Anlamsız bir ağrıydı sanki. Uraz anında bakışlarını kaçırarak boğazını temizledi “güzel gözlerin.” Dedi en sonunda. Aynayı kucağıma bıraktım “Hangi aydayız?” Diye sordum bu sefer. “2026 12 Şubat.” 12 Şubat Alina karanın ikinci doğum günüydü. Başımı salladım sakince “Annem babam yok mu benim?” Aklıamdaki sorulardan birini daha döktüm ortaya. Uraz derin bir nefes verdiğinde yeşil gözlerinden içinde bir savaş yaşadığı anlaşılıyordu. “Annenle baban vefat etti yıllar önce.” Buna da hissizce başımı salladım. Çünkü verebileceğim bir cevabım yoktu tanımadığım insanlardı hepsi. Eskiden tanıdığım ama şuan yabancı olduğum kişilerdi. “Ben varım senin hayatında bir tek. Aklın çok karışık biliyorum ama ben yanındayım. Güvenmen zaman alacak belki de ama beklerim hiç sorun değil.” Dedi gülğmeyip elimi tutarken. İçimde ona karşı saçma bir güven vardı aslında bu yüzden bende içten bir şekilde gülümsedim.

Alina komadayken;
Elimdeki siyah gülleri yavaşça Tanyelinin mezarına bıktıp o soğuk taşına dokundum. “Alina iyi merak etme. Doktorlar uyanacak diyor.” Dedim sanki o karşımdaymış gibi. Alina o gün cenazede bir anda bayılmıştı ve sonrasında da uyanmamıştı başta doktorlar kalbi atmaz demişlerdi ölür demişlerdi. Ama ölmemişti bir aydır komadaydı. Hergün yanındaydım hafta da bir de mezarlığa geliyor parsa anlatıyordum durumları. Çünkü Alina olsa bunu yapmamı isterdi. Aşık olduğum kadının başka bir adam için bu hale gelmesi ne kadar canımı yaksada ben içinde yaşamaya devam etmiştim. Doktorlar hafızasını kaybedecek diyorlardı bir yandan da. Zaten Alina beni hiç hatırlamamıştı ki. Bazen diyordum keşke pars yerine ölen ben olsaydım bu kadar sarılmazdı. Belki üzülürdü yine ama pars ile bir şansları daha olurdu. “Öyle yani tanyeli.” Diyerek ayağa kalktım kısa kesiyordum hep bu anları. Çıkışa ilerlerken gözlerim Timur Kaya yazılı olan mezar kaydı. Duyduğuma göre Larin gelmişti bir iki kez abisinin yanına sonra gitmiş ve hiç uğramamıştı buralara. Alinadansa hiç haberi yoktu. Bir ay boyunca kuzeyi aramıştım bulamamıştım. Sanki yer yarılmıştı da içine girmişti. Tahminimce yurt dışına kaçmıştı. Bir de mektup vardı. Pars ölmeden önce bana vermişti bir gün eğer bana birşey olursa bunu Alinaya ver demişti. Ama veremezdim kalktığında aklını kaybetmiş olursa. Eskiye dönerdik aynı acıları daha fazla yaşardı kafa karışıklığı ile. Bu acımasızlık olurdu.

-O mektup Alina’ya asla ulaşmadı; tozlu bir geçmişin gölgesinde, içinde taşıdığı tüm itiraflarla birlikte sessizliğe gömüldü. Hayatın amansız akışı içinde, o da kendine bir yer bulamayıp kaybolup gitti.-

Yarım saat sonra Alinanın yattığı odanın camından sessize onu izlemeye başlamıştım. O güzel uzun kızıl saçları cansızlaşmıştı. Kurumuş dudakları çatlamasın diye nemlendirici sürüyordum bazen. O güzel gözlerini açması için neler vermezdim şuan bir kez sesini duysam herşey oturacaktı. İçim rahatlayacaktı. Özlemiştim bana olan bakışlarını. Keşke Tanyeli yaşasaydı da bu halde olacağına onunla mutlu olsaydı. Kalktığında gerçekten herşeyi unutmuş olursa eğer ona yeni bir kader yazacaktım. Ama bu sefer hayatın onu incitmesine izin vermeden yapacaktım bunu bütün yaralarını silip atacaktım bir kalemde. Huzurlu bir yaşam yazacaktım ona. Alina karan; ölüm demek olmayacaktı artık özgürlük olacaktı.
Günlerim hep böyle geçiyordu sabah kalkıyor bütün günü Alina ile geçiriyor kuzeyden haber olup olmadığını kontrol ediyor ve geri yatıyordum. İçimdeki acı gün gün artıyordu mavilerini görmediğim her saniye nefessiz kaldığımı hissediyordum. Benim de kaderim buydu uzaktan sevmek, sessizce dokunmadan. Ama o mutlu olacaksa ben buna da razıydım. Herkesini kaybetmişti o kimsesiz kalmıştı günün sonunda dayanmamıştı o güzel kalbi sevdiğini toprağa vermeye. Kapatmıştı kendini koruma altına almıştı sanki olacaklara karşı. Bütün hayatını başkalarının elinde geçirmişti başkalarının hikayelerinde oynamıştı. Kendisi olmasına izin vermemişlerdi ki. Acıyı basmışlardı dibine kadar sonra da yaşa demişlerdi. Bıçağı saplamışlardı boğazına nefes al demişlerdi. Bu ise onun için yeni bir başlangıç olabilirdi.
🖤❤️
~Pars Tanyeli’nin ölümü, Alina Karan’ın doğumuydu.
~Pars Tanyeli’nin sonu, Alina Karan için bir başlangıçdı.

Uraz Karael: O, bu dünyada çok acı çekti. Şimdi onun acı çekme sırası değil, sadece yaşama sırası. Eğer kader ona yeni bir hayat yazmıyorsa, o hayatı kendi ellerimle, kendi acılarımın üzerine inşa edeceğim. Alina Karan, artık Pars Tanyeli'nin kederiyle değil, Uraz Karael'in kurduğu huzurla nefes alacak.