45. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)

Kalır mıyız?

Astra Faye

Son adımlar. Son sesler ve son bakışlar. Sezen aksunun da dediği gibi son bakıştaki gözler aklımızda kalırsa ya. Bakışlar kalır da biz kalmazsak. Kalır mıyız? Biz kalabilir miyiz birlikte bu hayatta. Herşeye direnebilir miyiz? Kaderimize göğüs gerebilir miyiz? Kaderi inkar edebilir miyiz? Sanırım biz kalamayız. Biz kaderin mahkumu olan o yaralı küçük çocuklarız hayat bizim büyümemizi engellemişti. Biz bu yüzden kalamayız.
Gözlerimi açtığımda aynı koltukta aynı şekilde yatıyordum. Bugün pars gelecekti. Uraz gelecekti. Bu hayattaki en değerli iki kişiyle olacaktım. Telefonumun çalması ile anında açtım “Bir saate uraz ile kapıdayım.” Dediğinde sesi neşeli geliyordu “hemen hazırlanıyorum.” Dedikten sonra telefonu kapattım. Hızlıca kalkıp kısa bir duşa girdim sonrasında hafif bir makyaj yapıp saçlarımı at kuyruğu topladım. Önden de perçemlerimi şekillendirdim. Ne giyeceğimi bilmediğimden dolabı açıp beklemeye başladım Larin olsa yardım ederdi. Larin şuan ne yapıyordu? Nasıldı? Beni affetmiş miydi? “Sus şuan sırası değil.” Dedim beynimdeki sese. Beyaz uzun ama zarih ve günlük olan elbise gözüme çarptığında elime aldım. Hava güneşli olduğundan bunu giyebilirdim ama bana çok ters bir elbiseye benziyordu. Yine de bu güne özel bir farklılık yapabilirdim. Elbiseyi giyip beyaz mini tokuplulsrımı da ayağıma geçirdim. Topuklu kırmızı çizgimdi. Kefenlenirken bile ayağımda olsa ne güzel olurdu aslında. Aynanın karşısına geçip yeşil çiçekli küpelerimi taktım. Bir yabancısın sen. İyi görünmeye çalışan bir yabancı, yalancı, yorgun, kırgın, sessiz, derin, eksik, yarım ve aynı hikayede hapsolmuş. Kendime gelerek telefonumu aldım beyaz kol çantama koyup aşağı indim. Duyduğum korna sesi ile evden çıkıp arabaya ilerledim. Ön koltuğa bindiğimde parsın beyaz pantolon lacivert gömlek giydiğini gördüm arkaya baktığımda uraz başını cama yaslamış beni izliyordu. Ona hafifçe gülümsediğimde başıyla selam verdi “Gelmeni beklememiştim.” Diye bir itirafta bulundum “Davet etti.” Dedi düz bir tonda. O hep böyleydi ve böyle kalacaktı.”Birileri sana pek değer veriyor ondan.” Diye bir açıklama yaptığında pars, uraz alaycı bir şekilde sırıttı. Bakışlarımı yanımda duran adama çevirdiğimde elimi tutup bir öpücük kondurdu. Bir kez daha soruyorum; Buz mavileri mi? Özgürlük yeşili mi? Cevap… yok. “O zaman gidelim hanımefendi daha fazla meraklanmadan.” Araba çalıştığında radyodan hafif bir şarkı çalmaya başladı. Başımı arkaya yaslayıp parsa baktım. Alina aşkı olan parsa, uraz ise dikiz aynasından yıllarını taşıdığı sevdası olan kadına baktı. “Heyecanlandım sanırım.” Parsın dediği ile küçük bir kahkaha attığımda göz ucuyla urazın gülümsediğini gördüm bana bakarak. Sevdiği kadına baktı, onun başka bir adama olan kahkahasına gülümsedi. “Tabi uzun süre sonra normal insanlar gibi bir şey yapıyoruz.” Dedim camdan bakarak. Yaklaşık bi yarım saat sonra bir gölün yanında durmuştuk. Arabadan indiğimde “vay be ne güzel.” Diyerek heyecanla etrafa baktım. Uraz da inmiş arabaya yaslanmıştı pars ise bagajdan bşr şeyler alıyordu. “Farklısın bugün.” Diye mırıldandı uraz. Elbisemi elimle tutarak etrafımda döndüm “güzel mi?” Ellerini cebine sokup başını salladı “Hep güzel.” Parsın öksürük sesi ile ona döndüğümde elinde bi sepet ve örtü vardı. “Beğendin mi?” Dedi etrafı göstererek “bayıldım ne beğenmesi.” Neşeli sesimle elindeki örtüyü alıp yere serdim. “İşte duymak istediğim cümle.” Dedi pars zafer kazanmış gibi ellerini kaldırarak. Pars sepetten kurabiyeler, kekler, börekler çıkartıp örtüye koydu. En son ds erik çıkardığında yüzümü buruşturdum “Alinanın eriğe alerjisi var.” Dediğinde uraz ikimizinde bakışları ona döndü “Sen nereden biliyorsun?” Dedim şaşkınca. “Senin hakkında herşeyi biliyorum.” Diye yanıtladı. Pars hızlıca eriği sepete attı “bilmiyordum özür dilerim.” Yüzünün asıldığını görünce eğilip dudaklarına bir öpücük kondurdum “Ya ne özürü.” Bununla beraber yeniden gülümsedi. “Bunların hepsini sen mi yaptın.” Diye sordum kurabiyeyi ağzıma atarken. “Bir kısmını.” Kaşlarım çatıldı ama benim yerime “Kalanını?” Diye uraz sordu “satın aldım.” Uraz dudağını büzüp başını sallayarak “mantıklı.” Dediğinde kahkahamı tutamadım. Hepimiz örtünün bir ucuna oturmuştuk “Hadi güzel bir anınızı anlatın.” Dedim onlara dönerek. Uraz derin bir nefes aldığında pek bir şeyi olmadığını anladım benim gibi. “Ben anlatayım.” Pars doldurduğu içecekleri önümüze koydu. “Daha 13 yaşındaydım o zamanlar. Bi gün inat ettim mahalledeki çocuklarla bisiklet yarışı yapacağım diye. Yaptık da ama sonda bir an öldüm falan sandım. Dört mal çıktık yokuşun tepesine.” Yeni aldığım keki yerken dikkatle onu izliyordum ama uraz beni izliyordu her zamanki gibi. “Bütün gücümle pedallara asıldım gittim gittim ama duramadım karşıdaki duvarı gördüğüm an bisikleti iterek yere attım kendimi işin sonunda iki kırık ile kurtuldum.” Çiğnediğim kek boğazıma kaçarak öksürdüğümde uraz sırtıma yavaşça vurdu “sağol iyiyim.” Dedim ona gülümseyerek sonra parsa döndüm “inanamıyorum sana.”
“Bisikletten uçarken bende inanamamıştım valla.” Gülerek gözlerimi kaçırdığımda içeceğimden bir yudum aldım. Sonra bir anda ayağa kalktım “Koşu yarışı yapacağız bizde bisikletimiz olmadığından.” Pars kekini bırakarak bana baktı “Şimdi mi?” Diye sorduğunda uraz başımı salladım gülümseyerek. “Evet şimdi hadi itiraz yok.” İkisi de itiraz etmeden ayağa kalktılar “Topuklularla koşabilecek misin?” Diye sordu pars. “tabiki.” İlerde duran ağacı gösterdim parmağımla “ilk varan ve dönen kazanır.” Ve üçümüzde aynı anda koşmaya başladık. Elbisem rüzgarda uçuşuyor topuklum çimlere giriyordu ama umrumda olmadan devam ettşm pars bir taşa takılıp düştüğünde ona bakıp güldüm. Ağaca dokunduğunda uraza dönüp baktım sırf ben kazanayım diye yavaş ilerliyordu “çocuk değilim ben ya hadi uraz.” Dedim nefes nefese geri koşarken. “Tabi değilsin ama bizde topuklu yok adil olsun diye.” Söylediği şeyle gülümsedim. Yorunca çimlere çökerek oturdum “Ben kazandım!” Dedim yüksek sesle nefes nefese. İkiside yanıma gelip çöktüler. “kesin ölüyorum.” Diyerek sırt üstü uzandı pars. “Sen daha yarışın ortasında öldün zaten.” Diye onu terlediğinde uraza dönüp güldüm. “Haklı.” Dedim başımı sallayarak. Bir süre orada o şekilde oturarak gölü seyrettik. Üçümüz birlikteydik, mutluyduk, sıradan insanlardık. Uzun süre sonra gerçekten iyi hissederek gülğmsedim. Başımı parsın omzuna koyduğumda o da elini belime koydu. Uraz, sevdiğine baktı. Başını başka adamın omzuna koyuşuna ama alışmıştı artık hislerini içinde yaşamaya. Sevgisini de, kıskançlığını da en derinine gömerek gözlerini güzel kadının yüzünden göle çevirdi. Sonra bir anda pars ayağa kalkıp arabaya yöneldi “bir şey unuttum.” Dedi. Bagajı açıp bir şeyleri karıştırdıktan sonra elinde küçük bir kutu ile yanımıza döndü. Heyecanla bir ona bir kutuya baktım. Yeniden tanıma çöküp kutuyu açtı bir pusula kolyesi. “Ben seni ilk gördüğümde bir şeyler olacağını anlamıştım. Sen benim hayatıma yön verdin. Işık oldun.” Urazın eli yumruk olmuş bir şekilde iç çekti. Ne hissedeceğimi bilemeyerek yüzüne bakıyordum “ben hayatın boyunca seninle olmak istiyorum. Senin kaybolduğunda pusulan olmak istiyorum.” Dudaklarımı birbirine bastırarak iç çektim. Kolyeyi kutudan alıp arkama geçti ve yavaşça taktı “Bu sadece bir kolye değil. Daha öncesinde tutamadığın o sözün yeni hali. Sana söz veriyorum Alina Karan her anında yanında olacağım.” Boynuma bıraktığı öpücük ile dönüp dudaklarına kapandım. Uraz yavaşça ayağa kalktı arkasını onlara dönerek gölün kenarına ilerledi. Bir umut kalbindeki yangınu söndürmek adına. “Teşekkür ederim teşekkür ederim.” Dudaklarından ayrıldığımda gülümsemelerimiz birbirine karışmıştı kendimi dünyanın en mutlu kızı hissediyordum o an. Hafiften uraza baktığıma bu his kısa bir anlığına sanki kaybolmuştu. Kısa bir süre sonra parsın yanından kalkıp uraza ilerledim “Birileri tek takılmayı seviyor sanırım.” Dedim gülümseyerek gözlerimi ona çevirdim. Yeşilleri bu sefer bana dönmedi “O birileri hep tek kalmaktan dolayı alıştı.” Derin bir iç çekti cümlesinin ardından “İyi ki varsın uraz.” Bu sefer bana çevirdi gözlerini “Yeşillerini benden uzak tutma tamam mı?” Hafifçe gülümsediğinde başını salladı. “Tutmam.” Bir söz verir gibi demişti bu kelimeyi. Onunla beraber parsın yanına ilerledik. “Şarkı söyler misin bize?” Parsın sorusu ile hemen telefonumu aldım “Olur ne söyleyeyim.”
“Kara Sevda.” Urazın dediği şarkıyı açarak bir şişeyi mikrofon gibi elime aldım. “Nasıl anlatsam bilemiyorum içim içime sığmıyor. O deli dolu Neşe dolu kişi ben değilim sanki. Dışarısı buz gibi lapa lapa kar var. Eski kırk derece soğuk suda bile yüzerim inanki.” Ve o kısım geldiğinde zıplamaya başladım “kara Sevda, kara sevda dedikleri daha ne olabilir ki? Kara Sevda kara Sevda seni benden kim ayırabilir ki?” Bir süre şarkı söyleyip dans ettim bazen pars bana katıldı ama uraz sadece beni izledi. Artık toparlanmıştık eve dönmek için güneş de batmak üzereydi. Ömrüm boyunca hiç unutmayacaktım bu günü. “Yarın maçım var sabahtan ama.” Parsın dediği ile arabaya binecekken durdum “bu şimdi mi söylenir?” Omuz silkti. Arabaya bindik ve eve ilerledik yolda ben daha çok urazla konuşmaya çalıştım ama o sadece düz cevaplar verip geçi. Evin önünde durduğumuzda ikisiyle de vedalaşıp indim ve eve girdim. Çok güzel bir gün geçirmiştim hayatımda cidden mutlu hissettiğim sayılı anlardan biri olmuştu.

🖤🖤🖤🖤
Uraz Karael.
Onun gülüşünü izlemiştim, bana gülmemişti belki ama en azından mutluydu. Başka bir adam onu mutlu ediyordu ama bir yandan da kırıyordu. Ben olsam onu kırmazdım, kıramazdım, kıyamazdım. Şarkı söylerken ki sesi ve mutluluğu için bir ömür verirdim gerekirse dirilir bir daha ölürdüm onun o hissi yaşaması için. Kıskançlık bütün bedenimi ele geçirmişti de dışarıdan kılık kıpırdamamıştı. İçim yanmıştı o yıllardır bir kez olsun beni öpmesini istediğim dudaklar başka bir adamı öperken. Öpmüştü beni belki ama yine parsı düşünerek yapmıştı. Sevdiğim kadın kollarımda başka bir adamın ihaneti ile parçalanmış bi şekilde ağlamıştı. Her bir gözyaşı benim yangınıma benzin misali dökülmüştü de ben belli edememiştim. Benim de kaderim buydu belkide uzaktan. Sadece uzaktan.

Para Tanyeli.
Mutluluğunu izlemiştim onun. Uzun süre sonra böyle güldüğünü görmüştüm. Benim için benim sayemde böyle mutluydu. Alina karan benim sevgilimdi. Zamanında kırmıştım onu parçalara ayırmıştım ama toplayacaktım bugün de bunun bir başlangıcı olmuştu. Pusulamız olmuştuk birbirimizin en karanlığımızda ışığı gösterecektik. Ben onun sesini duyarken kalbimin bir an göğsümü söküp çıkacağını sanmıştım. En küçük bir el hareketi bile nasıl muhteşem olabilirdi anlamıyordum. Seviyordum onu ama hala düzgün sevemiyordum. Kırmadan sevmeyi öğrenmem lazımdı. Düzgünce sevmeyi, doğru şekilde sevmeyi.