26. bölüm · Yasaklı kıvılcım (kefaret)
Sanılanlar
Sabah gözlerimi açtığımda bir baş ağrısı ile uyanmıştım yine. Gece çok zor uykuya dalmıştım ilaç içmeden uyumaya çalışmak işkenceye dönmüştü artık. Siyah kalın hırkayı üzerime geçirip yüzümü yıkadım, gözlerim aynadan saçlarıma takıldı çok fazla uzamışlardı artık kessem iyi olacaktı. Ama ben kıyamıyordum saçlarıma sırf daha sağlıklı olmaları için üç parmak falan kestirebilirdim kalçama kadar gelmişlerdi. Küçükken biri saçlarıma dokunduğunda canlarını acıdığını sanıp üzülüyordum günlerce bu yüzden asla ısı tutmazdım kimseye ellermezdim saçlarımı. Zor da olsa kendim örerdim ilkokula giderken annem olsa o örerdi. Hep uzundu benim saçlarım asla kesmezdim ve kesmeyecektim de. Onları güzelce tarayıp yumuşatıcı krem sürdükten sonra aşağı indim. Timur yemek masasında oturmuş telefona bakıyordu. İçeriye girmemle koyu siyahları üzerime dönüşmüş, telefonu kapatıp arkasına yaslanmıştı. Üzerinde siyah bir tişört vardı sadece. Karşısındaki sandalyeye oturup masanın üzerinde duran kapatten bir dal sigara alıp yaktım ve derin bir nefes çekip üfledim. Parmaklarımın arasında duran sigaradan geziyordu gözlerim “Güne sigara ile başlamak pek iyi bir seçim değil gibi.” Diye mırıldandığında gözlerimi ona çevirdim. Tabağındaki peynirden ağzına atıp yayılarak çiğnemeye başladı. Sigaradan bir nefes daha çekerken “Seni görerek başlamak daha kötü bir seçim.” Dedim. Alayla gülümseyip başını iki yana salladı ve bir cık sesi çıkardı. “Akıllanmaz kız.” Sigarayı küllüğe vurup ucundaki küllerin dökülüşüne baktım. “Şirkete gideceğim birszdan bugün önemli toplantılarım var istersen seni Larin’in yanına bırakayım.” Başımı hayır anlamında salladım o sa yavaşça ayağa kalkıp yanıma ilerledi. Saçlarıma bir öpücük kondurup kapıya yöneldi ve gitti. Her dokunuşunda kendimden tiksiniyordum. O sırada telefonuma gelen mesajla sigarayı tutan elimle alıp açtım.
Pars: Timur bugün şirkette ve dolu attığım konuma gelsene.
Yazanı okuduğumda istemsizce gülümsemiştim. Sigarayı küllüğe bastırıp bir dilim ekmeğe peynir sürdüm ve hızlıca mideme indirdim ağzıma bir kaç da zeytin ve domates atıp odama çıktım. Gereksiz bir heyecan gelmişti nedense. Altıma beyaz mini etek üzerine de lacivert tek omuz bir kazak giydikten sonra hafif makyajımı yapıp aşağı indim. Beyaz topuklu çizmelerimi de alıp evden çıktığımda eskisi kadar soğuk olmadığını fark ettim içimde nedenini bir türle anlamadığım mutluluk vardı. Onu görecek olmak sesini duyacak olmak kalbimi hızlandırmaya yetiyordu. Söylediği yere geldiğimde ağaçların içinde beklediğini gördüm. Altında beyaz kot pantolon üzerinde koyu mavi bir kazak vardı bilmeden aynı giyinmiş olmamız daha da hoşuma gitmişti. Arabadan inip kapıyı kapattığımda çıkan sesle bana döndü. Koşarak açtığı kollarına atladım ve boynuna sarıldım başını saçlarımın arasına gömüp derin bir nefes çekti içine. “Özledim.” Bir kelime insanı nasıl bu kadar etkileyebilirdi anlamamıştım. Sesi kulaklarıma dolarken başını biraz geriye çekip elimi avucuna aldı “Üşümüşsün. Elin buz gibi.” Dedi parmaklarımı sararken. “Biraz.” Dudaklarının kenarı kıvrılırken “yalan, beni görünce heyecanlandın.” Dediğinde gülümsememe engel olamadım “kendine fazla güveniyorsun böyle konuşarak.” Buz mavilerine baktığımda içimi saran hisler daha da hücum etti. “Senin yanındayken?” Biraz yaklaştı yüzüme “evet.” Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki duymasından korkuyordum. Başımı yana çevirdiğimde çenemden tutup kendine çekti “bana bak.” Dediğini yaparak gözlerine baktım. “Sana sarıldığım zaman dünyadaki bütün savaşlar kısa bir anlığına da olsa duruyor. Ve diyorım işte huzur bu.” Yutkundum ve dudaklarımı birbirine bastırdım “sen herkese böyle şeyler mi söylersin.” Dedim gözlerimi kısarak.
Yüzüme düşen kızıl saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp baş parmağı ile yanağımı okşadı gözlerime bakarken “hayır” alnıma bir öpücün kondurdu “sadece sana.” Kalbim daha da hızlanmaya başlamıştı onun yanındayken kendime hakim olmak çok zorlaşıyordu. Belki de kendime hakim olmak istemiyordum sadece yanında rahat ve güvende olmak istiyordum. Kokusu bile huzur veriyordu içime sadece o varken oluyordu. “Yalan söyleme kesin hayatında ki başka kızlara da söylemişsindir.” Ben bunu alayla söylemiştim ama o ciddiye alarak kaşlarını çattı “Hayatıma daha önce giren hiçbir kıza karşı bir şey hissetmedim Alina. Bunu aklına sok sen benim ilkim ve sonumsun.” İçimden gelen kocaman bir gülümseme ile gözlerine baktım. Beni içine çeken mavilere. “Ha yani çok kız girdi.” Dedim yalancı bir kıskançlık ile. “Tabiki.” Verdiği cevapla öylece yüzüne baka kalırken gülümsemem de solmuştu. Onu iterek geriye çekildiğimde gerçekten kıskançlığı hissetmeye başlamıştım “iyi o zaman ne bok yiyorsan ye.” Arabaya doğru bir adım attığım anda belimden tutup sırtımı göğüsüne yasladı ve boynuma bir öpücük kondurdu “İnandım deme.” Omuz silktim cevap vermek yerine. “Bu kadar güzel bakmayı kim öğretti sana? İnsan bir çift göz yüzünden aklını kaybedecek dereceye gelmemeli.” Biraz geriye çekilerek yüzümü ona döndüm. İyi görünüyordu düne göre ya da çok iyi rol yapıyordu bir insanın annesi ölmüşken bu kadar iui olamazdı normal davranamazdı. “Sana bakınca oluyor o bir tek.” Elini tuttum yüzüne bakarak “iyi misin?” İlk önce kaşlarını çattı sonra başını salladı ve gülümsedi “evet iyiyim. İyi olmak zorundayım bu olayla alakalı herşeyi gün yüzüne çıkartana kadar.” Diye cevapladığında sinirlenmiştim ona iyi olmak zorunda falan değildi “Sende insansın pars üzüleceksin ille ağlayacaksın.” Alayla gülümsedi kaşlarını kaldırarak “bunu sen mi diyorsun.” Haklıydı bu sefer. Ben herkese ve her olaya karşı bir duvar çekiyor kimseye gerçeği yansıtmıyordum o da aynısını yapıyordu “en azından benimleyken kendini rahat bırak.” Derin bir iç çekerek gözlerini kısa bir an yanımdaki ağaçlarda gezdirdi “Deniyorum.” Gülümseyerek başımı salladım “sana bir şey vereceğim.” Elimden tutup kendi arabasına yönlendirdiğinde peşinden sorgulamadan ilerledim. Ön koltuğun kapısını açtığında bir çiçek buketi karşıladı. Vurulduğum günki çiçekti bu “Anemon.” Çiçeği alıp kokladıktan sonra içimden bir ağlama hissi geçmişti. Dudaklarımı birbirine bastırdım hissin geçmesi için kısa bir an bekledim. “Pars…” gözlerine baktığımda ağlamamak için zor durduğumu anlamıştı. “Bişey demene gerek yok güzelim.” Parmağı dudağımda gezindi “gülümse yeter.” Başımı göğüsüne bastırıp sıkıca sarıldım o da ellerini belime sarmıştı. Biraz geri çekildiğimde arabayı işaret etti “Bin hadi seni bir yere götüreceğim.” Sorgulamadan arabaya bindim ve o da yanıma geçti. Yola çıktığımızda ben başımı cama yaslamış kucağıma çiçek ile ona bakıyordum ne kadar harika göründüğüne her seferinde bir daha şok oluyordum. Bir insanı böylesine sevmek imkansız geliyordu eskiden ama karşına çıkınca da çok güzel seviyordun işte. Beklemediğimiz ne varsa oluyordu bu hayatta ve pars başıma gelen en güzel beklenmedik olaydı. Onu izlediğimin farındaydı ama bir şey demiyordu hafif camı açtığında rüzgar uzamış saçlarının arasından geçerken ona dokunduğı her saniyeyi bile kıskanıyordum sanki. Ne kadar yolda kaldık bilmiyordum ama bir tepeye çıkmıştık. Önü kocaman boşluktu ve bütün şehir ayaklarımızın altındaydı. Arabadan indikten sonra elimi tuttu ve tepede tek başına duran bankın yanına gidip oturduk. Gün ışığında daha da güzel duruyordu. “Neden buraya geldik?” Gülümseyerek ona döndüğümde düşünceler içinde beni izlediğini gördüm. Rüzgar saçlarımı havada uçuştururken onlara bakıyordu “saçlarını çok seviyorum.” Dedi sorumu es geçerek gülümsediğinde. “Ama sorumun cevabı bu değil.” Beni kendine çektiğinde başımı omzuna yasladım o da elimi alıp kucağına çekti ve parmağımdaki o ateşten oluşmuş kelepçeyle oynamaya başladı onu söküp atmak ister gibi bakıyordu. “Kafamın içindekilerden kurtulamadığım zamanlarda gelirim buraya. İlk gelişimde 14 yaşındaydım kaybolmuştum ve buraya gelip bütün gece bu şehri izlemiştim.” Saçlarımı arkaya çekerek başıma bir öpücük kondurdu. “Şimdiyse kafamın içi seninle dolu ve ben onlardan yine kurtulamıyorum fakat bu sefer kurtulmak istemiyorum.” Hafif hafif yağmur çiselemeye başladığında başımı kaldırıp gülümseyerek ona baktım. “Pars bana söz ver.” Dedim ani çıkan sesimle ellerini tutarak. Yağmur daha da hızlandığında ıslamaya başlamıştık. “Beni hiç bırakmayacaksın. Vazgeçmeyeceksin, herkes gibi sende gitmeyeceksin tamam mı? Diğerleri gibi bana yalan söylemeyeceksin.” Bir an gözleri dondu ne kadar fark ettirmek istemesede çok geçti anlamıştım bile. Cevap vermeden önce bir nefes aldı ve dudağını ısırdı. En sonunda gülümsediğinde elimi kaldırıp öptü “söz veriyorum sevgilim. Söz veriyorum seni asla bırakmayacağım.” Yağmurun altında sırılsıklam olmuştuk. Üşüyordum ama ilk defa üşümek bile tatlı geliyordu. İlk defa güneş tenimi yakmıyor ısıtıyordu rüzgar canımı yakmadan geçiyordu. İçimdeki kız çocuğu ağlamıyordu gülüyordu. Yangın hafifliyordu ve ben mutluydum. Ben aşıktım. İçimdeki çocuk heyecanla bağırdı o an anne ben aşık oldum. Çok aşığım. Dudaklarıma uzun bir öpücük bıraktığında ayrılmamak adına yağmurun altında kaybolmuştuk adeta. En sonunda ayrılıp ayağa kalktı gülümseyerek ve elini uzattı “hadi hasta olacaksın.” Ayağa kalkarak elini tuttum ve içimdeki mutluğuna engel olamayarak zıpladım “Umrumda değil.” Belimden tutup kendine çekti “ama benim umrumda küçük hanım şimdi arabaya.” Birlikte arabaya geçtiğimizde eve gitme vakti gelmişti artık ama ondan bir nefesden fazla uzakta durmak istemiyordum. Evin oraya geldiğimizde çiçeği alıp ona döndüm “Teşekkür ederim bugün için.” Başını eğerek bana baktı “asıl ben teşekkür ederim geldiğin için.” Uzanıp saçlarıma dudaklarını bastırdıktan sonra arabadan indim ve eve ilerledim ben gidene kadar beklemişti.
Pars Tanyeli
Alina gittikten sonra bir süre gittiği yola öylece baktım ve kendi kendime sırıttım. Bir an önce kendime gelmem lazımdı daha fazla beklemeyerek gaza bastıp amcamın evine sürdüm arabayı. Evde olmadığını biliyordum bu yüzden istediğimi almam daha kolaydı ama çok bir vaktim de yoktu. Evin önünde durduktan sonra arabadan indim ve hızlı adımlarla içeriye girip kapıyı çaldım. Çalışan kadın açtıktan sonra “hoşgeldiniz Pars bey ama amcanı…” sözünü bölüp kadının yüzüne yaklaştım ve olabildiğince net ifademle gözlerine kitlendim “bugün buraya geldiğimden amcamın haberi olursa eğer olacaklardan ben sorumlu olmam.” Başını korkuyla sallayıp mutfağa girmişti. Haberi olsa da masum bir kadına zarar vermezdim sadece göz korkutmaktı amacım. Alt katta daha fazla oyalanmayarak çalışma odasına çıktım ve kapıyı açmak için kulpu çevirdim. “Sikeyim böyle işi.” Ağzımdan çıkan küfüre engel olamayarak kitli kapıyla bakıştım. Amcamın yatak odasına yöneldim ve çekmecelere baktım etrafa baktım ama anahtar falan yoktu. O sırada aklıma herşeyimi koyduğu alt kattaki çekmece gelince hızlıca oraya inip kurcalamaya başladım. Anahtarı bulduğumda gülümsedim “işte burdasın.” Geri odaya çıktığımda kapı açılmıştı. Bilgisayarın başına oturup açtıktan sonra dosyalarda bir süre gezindim ama tahmin ettiğim gibi hiçbir şey yoktu. Annemin cinayetinde baş şüpheli ne kadar Timur olsada amcamın benden gizlediği bir şeyler vardı ve ben bunları öğrenmeden rahat bir uyku çekemeyecektim. Bilgisayarı kapatıp çalışma masasının çekmecelerini karıştırmaya başladım elime gelen dosyalara kısa bi göz atıp bırakıyordum. Dolaplara yöneldiğimde kasayı gördüm ve açmayı denedin ama olmadı. Aklıma ilk gelen şeyi kardeşimin ölüm tarihini girdiğimde beklenmedik şekilde açıldı. İçerisinde bir kaç evrak ve bir ses kayıt cihazı vardı. Onları alıp sandalyeye oturdum. Evraklara bir süre baktıktan sonra babamın uyuşturucu şirketi ile alakalı olduğunu gördüm ve yazanlardan anladığım Timur’un babasının masum olduğu aslında benim babamın suçu üstlerine yıktığıydı. Ses kaydını açtığımda duyduğum o kadife ince sesle kalbim bütün dünyaya inat durdu sanki. Yıllardır hasretini çektiğim o kadına ait olan ses kulaklarınla yankı yapıyor dediklerini anlamıyordum. Ellerimi yüzüme bastırıp kendime geldiğimde beynim de açılmıştı “bunu eğer her kim dinliyorsa şunu bilsin. Kaya ailesi masum aslında benim babam planlamış herşeyi. Ha bu arada ben Nehir Tanyeli. Uzun süredir şüphelerim vardı bu konu hakkında ama kanıtlayamıyordum. Sonunda evraklarla birlikte kanıtlarımı da buldum. Kaya ailesi masummuş, babam herşeyi üstlerine yıkıp sonlarını getirmiş. Uyuşturucu şirketini polis bastığında Timur’un babasını suçlu bulup almışlar. Yıllarca hapis yatmış en sonunda intihar etmiş. Babam da olayın tamamen kapanması için Timur’un ailesini katletmiş. Bütün belgekeri Timur Kaya’ya götüreceğim bu akşam. Aileme ne kadar ihanet de etmiş olsam amcam bunları gizlemek için çok da uğraşmış olsa ben adaletin yanındayım. Özür dilerim amca. Özür dilerim baba, özür dilerim anne ve özür dilerim abi. Eğer ölürsem bunları bildiğim için öleceğim beni susturmak istedikleri için öleceğim.” Ve ses bitti ama bende bittim Gerçekler içime otururken bir an kaldıramayacağımı düşündüm. Kardeşim bana, bize ihanet ederek Timur’un yanında durmuştu yıllardır doğru diye bildiğim acımasız yalanların içinde yaşamıştım. Kardeşimi amcam öldürmüştü benim canıma kıymıştı. Canım dediğim de ruhumu koparmıştı zaten. Nehiri benden alıp bir şey olmamış gibi yüzüme bakıp gülmüştü onunla bir plan kurmuştum. Elimde sıktığımı fark etmediğim masa birazdan parçalanacaktı. Bazen yalanlar gerçeklerden daha iyi gelirdi çünkü öyle gerçekler vardır ki öğrendikten sonra aldığın her nefesi sana zehir ederdi bilerek kendini zehirletirdi ve ben şuan o zehrin en büyüğüne en güçlüsüne maruz kalıyordum. Sandalyeyi iterek dosyayla ses kaydını elime alıp hızlı ve sert adımlarla aşağı yöneldim. Attığım her adım olduğu yeri yakıyordu, parçalıyordu. Evden çıktığımda arabadan inen amcamı gördüğümde içimdeki nefret daha da kabarmıştı. “Pars?” Dedi gözlüğünü çıkartıp yakasına asarken. Elimdekile kayan gözleri ile öylece kaldı. Histerik bir gülümseme ile elimdekileri yüzüne fırlattım “Yalan söyledin!” Boğazına yapışıp arabaya bastırdım kapafaısnı ve yüzüne doğru bağırdım “Yalan söyledin!” Boğazımdan kırık bir nefes çıktı. Gözlerim dolmasına rağmen ağlamıyordum. Çünkü bazı acılar gözyaşını bile hak etmeyecek kadar ağırdı. İçimde sadece büyüyen bir boşluk vardı. Sessiz, karanlık ve dipsiz. Amcam önümde hala şaşkınca dururken Birsz daha sıktım boğszını “Kaç yıl…” dedim sıktığım dişlerimin arasından “kaç yıldır benim hayatımla oynuyorsun?” Amcam sustuğunda sokaktaki rüzgâr bile ağırlaşmıştı sanki. Yüzündeki en ufak pişmanlık kırıntısını arıyordum ama gördüğüm tek şey yıllardır sakladığı gerçeklerin yorgunluğuydu. “Nehir…” dedim boğazım düğümlenerek “Onun ne ilgisi vardı?” Gözlerini kaçırdığında omzundan tutup sarstım kalbim göğüsümün içinde yavaşça yok oluyordu. “Konuş!” Diye bağırdım sesim sokakta yankılanıyordu “Nehire ne yaptın?” Amcam gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi “susması gerekiyordu.” Dünya bir anda sessizleşti “öğrenmişti herşeyi bütün gerçekleri. Timur’a götürmüştü anlasana pars. Ailemiz batacaktı ihanet etti kardeşin bize.” Göğsümden boğuk bir nefes çıktı.
Bir anda bütün anılar üstüme çöktü. Kahkahası. Bana kızdığı anlar. Saçlarını kulağının arkasına atışı… Hepsi zihnimde tek tek canlanırken içimde bir şey koptu.
“Sen…” dedim titreyerek. “Sen onu öldürdün.” Bir şeyler söylüyordu ama kulaklarımdaki uğultudan dolayı hiçbir şey anlamıyordum içimdeki öfke kontrol edilmeyecek derecedeydi “Ölmeyi hak etmemişti!” Sertçe onu yere ittiğimde üzerine yürüdüm. “Bana anlatabilirdin. Saklamayı seçtin öz yeğenini öldürmeyi seçtin.” Belimden çıkardığım silahı eğilerek kafasına bastırdım ve yüzünü kendime çevirdim. “Annemi de mi sen öldürdün?” Ağzımdan çıkan kelimeler dilimi yakıp geçerken artık kalbimi hissetmiyordum. Silahı kafasına daha da bastırdım. “Cevap ver orospu çocuğu!” Sessiz kaldı ama bu yeterince bir cevaptı en sonda “O da öğrenmişti herşeyi.” Dedi. Onu burada öldürürsem bunu gizlemem gerekecekti yaptıkları yanına kalacaktı onlarla mezara girecekti ben bunu istemiyorım “şunu bil şuan seni öldürmüyorsam eğer daha kötüsüyle geri döneceğim. Yaşadığın her saniye bana ölmek için yalvaracaksın ama sürünmeyende devam edeceksin. Dünyada cehennemi yaşatacağım sana.” Ayağa kalkıp silahı belime soktum “ve anlaşmamız da bitti! Artık oyun yok.” Buradan ayrılmazsam kendime hakim olamayacağım için arabaya yöneldim yerden dosyayla ses kaydını alıp.
