Yarım Kalan Vuslat kitap kapağı

9. bölüm / 13

YENİ BİR SABAH VE MAVİ DÜŞLER

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: YENİ BİR SABAH VE MAVİ DÜŞLER

O muhteşem, tutku ve huzur dolu gecenin ardından sabah odaya sızan altın sarısı güneş ışıkları, sanki evdeki tüm karabulutları tek tek silip süpürmüştü. Asya, uzun zamandır ilk kez bu kadar hafiflemiş, kalbindeki o ağır taşlardan kurtulmuş olarak gözlerini açtı. Yanında Fırat mışıl mışıl uyuyordu; bileğindeki yeni saatin derisi gün ışığında zarifçe parıldıyordu.
Asya, yatakta hafifçe doğrulup Fırat’ın yüzüne süzülen sarı saç tellerini okşadı. Eğilip yanağına yumuşacık bir öpücük kondurdu. Fırat gözlerini hafifçe aralayıp tebessüm ettiğinde, Asya onun göğsüne sokuldu.
"Kalkma vakti uykucu adam... Bugün mutfağı ben değil, biz fethediyoruz," diye fısıldadı muzip bir edayla.Mutfakta tam anlamıyla neşe dolu bir bahar havası esiyordu. Radyodan hafif bir melodi yayılırken, ikisi birlikte kahvaltı hazırlığına girişti. Asya, arkasından tezgahta domates doğrayan Fırat’a doğru dönüp kollarını onun boynuna doladı. Parmak uçlarında yükselip dudaklarına romantik, tatlı bir öpücük kondurdu.
"Teşekkür ederim Fırat," dedi gözlerinin içine aşkla bakarak.
"Bana kendimi yeniden bu kadar güvende ve sevilmiş hissettirdiğin için..."
Fırat, Asya’yı belinden tutup kendine biraz daha çekti, burnunu onun yanağına sürtüp derin bir nefes aldı.
"Sen benim masum kelebeğimsin Asya. Senin gülüşün için dünyayı karşıma alırım ben."
Birlikte hazırladıkları masada, taze sıkılmış portakal suları, fırından yeni çıkmış ekmek kokuları ve birbirlerine attıkları cilveli bakışlar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Fırat, çayından bir yudum alıp Asya’nın elini tuttu.
"Hafta sonu için harika bir planım var kelebeğim," dedi yüzünde sıcacık bir tebessümle.
"Uzun zamandır memlekete, ailelerimizin yanına gitmedik. Hem annemler seni çok özledi hem de bu koşturmacadan, İstanbul'un stresinden biraz uzaklaşmak bize çok iyi gelecek. Ne dersin?"
Asya’nın gözleri parıldadı. İstanbul’un bu boğucu atmosferinden, Mert’in varlığından uzaklaşmak fikir olarak bile ona can suyu gibi geldi.
"Çok harika bir fikir Fırat! Gerçekten seninle her yere gelirim..."
Kahvaltıdan hemen sonra hazırlıklara başladılar. Asya birkaç parça eşyayı valize yerleştirirken içindeki o eski neşenin ve aşkın tamamen geri geldiğini hissediyordu. Fırat ile yola çıktıklarında, arabanın camından süzülen rüzgar zihnindeki son pürüzleri de temizliyordu.Memlekete vardıklarında onları karşılayan sıcak aile ortamı, anne kucağı, eski anılar ve doğanın dinginliği Asya’yı adeta yeniden hayat verdi.
Günler su gibi aktı; birlikte uzun yürüşler yaptılar, nehir kenarında el ele oturdular. Fırat ile Asya’nın aralarındaki bağ bu kısa tatilde daha da perçinlendi. Geçmişin gölgeleri sanki yüzlerce kilometre uzakta kalmış, yok olup gitmişti.Ancak her tatilin bir sonu vardı. Pazar akşamı İstanbul’a, yuvalarına döndüklerinde içlerinde tatlı bir yorgunluk ve yenilenmiş bir aşk vardı.Fırat valizleri bagajdan indirirken, Asya bahçe kapısını açıp posta kutusuna yöneldi. Biriken faturaların ve broşürlerin arasında zarif, kalın bir kağıttan yapılmış isimsiz bir zarf dikkatini çekti. Üzerinde sadece el yazısıyla "Asya'ya" yazıyordu.
Asya’nın yüreği bir anda ağzına geldi. Parparça olan o huzur hissi, parmaklarının arasındaki o zarfla yeniden yerini buz gibi bir sızıya bıraktı. Zarfı alelacele cebine attı, Fırat’ın fark etmemesi için derin bir nefes alıp içeri girdi.Gece Fırat duşa girdiğinde, Asya titreyen elleriyle cebindeki zarfı çıkardı. Mutfakta, loş ışığın altında zarfı açtı. İçinden çıkan uzun, el yazısıyla kaleme alınmış mektupta şu satırlar dökülmüştü:
"Asya'm...
Biliyorum, adım bile kalbini sıkıştırmaya yetiyor artık. Biliyorum, geçmişin ağırlığını ve korkularını taşıyorsun yüzünde. Ama inan bana, sana tek bir zarar vermek, o güzel hayatını ya da huzurunu bozmak asla istemem. Sana tehditler savurmaya değil, sadece içimdeki bu bitmeyen yangını bir nebze olsun dindirmeye geldim.
Yıllar geçti ama senin gözlerinin rengi, gülüşünün kokusu zihnimden bir an olsun silinmedi. Dün gece seni o kadar yakından ama bir o kadar da uzaktan görmek... Soluğumu kesti Asya. Gözlerimden akan her damla yaş, sana söyleyemediğim binlerce cümlenin sessiz çığlığıydı.
Senden hiçbir şey talep etmiyorum. Hayatını darmadağın etmek, kurduğun o sıcak yuvayı yıkmak gibi bir niyetim yok. Tek dileğim, tek arzum... Sana son bir kez bakabilmek. Sesini, o hiç unutamadığım sesini bir kez olsun kendi kulaklarımla duyabilmek. Yarın saat 14:00'te, şirketinin hemen yanındaki o küçük sahaf dükkanında seni bekliyor olacağım. Gelip gelmemek tamamen senin elinde. Gelmezsen de canın sağ olsun; bil ki seni her zaman, en derin hüznümle ve aşkımla sevmeye devam edeceğim..."
Asya mektubu göğsüne bastırdı. Mert’in içinde tek bir tehdit barındırmayan, sadece katıksız bir özlem ve aşkla dolu bu satırları, sert bir tehditten çok daha fazla sarsmıştı onu.
Asya’nın elindeki kağıt titredi. Mert’in kırılgan, özlem dolu satırları zihninde yankılandıkça içindeki o eski yara sızladı. Ancak tam o sırada banyodan su sesi kesildi. Fırat’ın az önce ona saran kolları, kahvaltıda gözlerinin içine bakarak kurduğu cümleler ve bileğindeki o küçük kelebek izli saat zihninde bir şimşek gibi çaktı.Fırat, onu o kapkaranlık kuyudan çekip çıkaran, hayatına yeniden baharı getiren adamdı. Bu evliliği, bu huzurlu limanı ne olursa olsun korumak zorundaydı.
Asya, gözlerinden süzülen tek bir damla yaşı silip derin bir nefes aldı. Mektubu ortadan ikiye, ardından minik parçalara bölünceye kadar kararlılıkla yırttı. Parçaları çöpe atıp üzerini mutfak artıklarıyla kapattı. Sanki o kağıtları yırtınca zihnindeki Mert imgesini de tamamen yok edebilecekmiş gibi kendisini zorladı.Banyodan çıkan Fırat, saçlarını havluyla kurulayarak mutfağa girdi. Asya’nın tezgaha tutunmuş durduğunu görünce arkasından yaklaşıp beline sarıldı, çenesini omzuna yasladı.
"Dalgın gibisin kelebeğim? Bir şey mi oldu?"
Asya hızlıca yüzüne sıcacık bir tebessüm yerleştirip döndü. Fırat’ın yüzünü ellerinin arasına alıp derin bir aşkla öptü.
"Hiç... Sadece ne kadar şanslı olduğumu düşünüyordum. Seni çok seviyorum Fırat."
Fırat, arkasından hafifçe yaklaşıp beline sarıldı. Dudaklarını Asya’nın boynuna yavaşça bastırıp fısıldadı: "Kelebeğim... Çok geç oldu. Yarın ikimizin de işi var, erken kalkmamız gerekecek. Hadi yatalım artık."
Asya, Fırat’ın dokunuşuyla irkilip derin bir nefes aldı. İçindeki o kasveti gülüşünün arkasına saklamaya çalışarak başını salladı. "Haklısın... Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışım," dedi.Birlikte üst kata, odalarına çıktılar. Fırat yatağa geçip Asya’yı her zamanki gibi sarmaladı, ona sıkıca sarıldı. Asya başını Fırat’ın güven veren göğsüne koydu, Fırat'ın bileğindeki o yeni saatin tık tık sesleri ve düzenli nefesi odanın sessizliğini doldurdu. Fırat dakikalar içinde huzurlu bir uykuya dalarken, Asya karanlık tavara bakarak gözlerini kapatmaya çalıştı. Ancak zihninde tek bir soru dönüp duruyordu; Yarın ne olacaktı?
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte alarm çaldı. Fırat neşeyle uyanıp şık takım elbisesini giydi, Asya’yı öpücüklere boğarak işe gitmek üzere evden ayrıldı. Asya da kendi işleri için hazırlanıp şirkete geçti.Ancak gün ilerledikçe Asya’nın içindeki fırtına dinmek bilmedi. Mermer koridorlarda yürürken, toplantı odasında dosyalar önündeyken gözü sürekli kolundaki saatteydi. Mektubu yırtıp atmıştı ama zihnindeki o meraka engel olamıyordu.Ve sonunda yelkovan 13:45'i gösterdi. Sahaf dükkanı şirketinden sadece birkaç sokak ötedeydi...
Saat 13:50’yi gösterdiğinde Asya artık masasında oturacak gücü kendinde bulamadı. Kalbi göğüs kafesini döverken ceketini ve çantasını alıp alelacele şirketten çıktı. İstanbul’un serin eylül rüzgarı yüzüne çarptıkça adımları daha da hızlandı. Kendine binlerce kez;
"Sadece uzaktan bakacaksın, sadece orada mı diye göreceksin" diye yalan söylüyordu.
Dar, taş döşeli ara sokaklara girdiğinde sahaf dükkanının ahşap ve nostaljik tabelası göründü. İçerideki eski kitap kokusu sokağa kadar yayılıyordu.Asya, dükkanın karşısındaki büyük çınar ağacının arkasına geçip adımlarını durdurdu. Nefes nefeseydi. Titreyen elleriyle ceketinin yakalarını sıktı ve sahafın vitrin camından içeriye baktı.Saat tam 14:00’tü.
Mert oradaydı. Dükkanın köşesindeki eski ahşap masada, önünde el sürmediği bir bardak çayla oturuyordu. Üzerinde koyu renk bir ceket vardı; zayıflamış, yüz hatları daha da keskinleşmişti. Bakışları sürekli kapıya ve sokağa kayıyor, her zil sesinde umutla kafasını kaldırıyordu. Gözlerindeki o derin, çaresiz özlem uzaktan bile Asya’nın kalbine bir bıçak gibi saplandı.Asya gözyaşlarına hakim olamadı. Mektupta yazdığı her kelimenin gerçekliğini, Mert’in o bitkin duruşunda görüyordu. Bir adımı içeri doğru atmak, karşısına geçip "Neden geldin?" diye sormak için yandı tutuştu.
Tam o anda Fırat’a üç gün önce aldığı o saati ve kordonuna kendi elleriyle işlettiği kelebek figürünü hatırladı. O saat, Fırat’ın bileğinde atan ve Asya’nın kendi rızasıyla altına imza attığı sadakat sözüydü. "Senin kelebeğin, senin zamanında güvende..."
Bu hatıra Asya’yı bir anda kendine getirdi. Fırat’ın sonsuz sevgisini, evliliğini ve memlekette daha yeni tazeledikleri o huzurlu dünyayı ne olursa olsun korumak zorundaydı. Duraksadı. Mert’in o çaresiz bekleyişine son kez bakıp içindeki geçmişe ait son bağı koparmak üzere kararlılıkla geri adım attı.
Asya, adımlarını sanki bir şeyden kaçıyormuşçasına hızlandırdı. Kalbi göğüs kafesini yırtacakmış gibi atıyor, şakaklarında zonklayan zihni onu sahaf sokağının o boğucu atmosferinden uzaklaşmaya zorluyordu. Ne arkasına bakabildi ne de vitrin camının ardında çaresizce bekleyen Mert’e...
Tek istediği o sokaktan çıkmak, geçmişin üzerini tamamen örtmekti.Hızlı adımlarla ara sokaklardan geçip şirket binasının önüne kadar geldi. Derin ve titrek bir nefes alıp duraksadı. Tam üzerindeki ceketini düzeltip binaya doğru bir adım atacaktı ki, yolun kenarında park etmiş duran siyah arabanın kapısı yavaşça açıldı.İçeriden inen silüetle birlikte Asya’nın olduğu yerde kanı dondu.
Fırat…
Bileğinde Asya’nın hediye ettiği o kelebek detaylı saatle, yüzünde tam olarak okunamayan karanlık bir ifadeyle Asya’ya doğru bakıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…