Yarım Kalan Vuslat kitap kapağı

12. bölüm / 13

GECE GELEN MÜHÜR VE KAÇIŞ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: GECE GELEN MÜHÜR VE KAÇIŞ

Boğaz’daki yemeğin ve yapılan gelecek planlarının ardından eve döndüklerinde, salonun pencerelerinden süzülen akşam ışığı ortama huzurlu bir dinginlik katıyordu. Asya ile Fırat’ın arasındaki bağ, belki de hiç olmadığı kadar güçlü ve pürüzsüz görünüyordu. Yıllardır süren o görünmez mesafe, Fırat’ın elindeki anahtar ve biletlerle bir anda eriyip gitmişti.
"Ben bir duşa girip rahatlayayım," dedi Fırat, Asya’nın omzunu şefkatle öperek. "Sonra İtalya rotasını harita üzerinde birlikte detaylandırırız."
"Tamam sevgilim," diye karşılık verdi Asya, yüzünde dürüst bir tebessümle.Fırat banyoya geçip kapıyı kapattığında, birkaç saniye sonra içeriden akan suyun sesi gelmeye başladı. Asya, üzerindeki hafif ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı. Salondaki sehpanın üzerinde duran çantasından telefonunu çıkardı. Niyeti sadece saate bakmak ya da şirketten gelen e-postaları kontrol etmekti.Tam o sırada, ekran hafifçe aydınlandı.Bilinmeyen bir numaradan gelen uzun bir mesaj bildirimi ekrana düştü. Asya’nın parmakları telefonun üzerinde donakaldı. Göğsünde, tam da öğle saatlerinde sahafın önündeyken hissettiği o ani ve keskin sıkışma yeniden baş gösterdi. İçinden bir ses mesajı açmamasını söylüyordu; ancak parmakları, mantığının önüne geçerek ekrana dokundu.Mesajın ilk satırı gözüne çarptığı an, banyodan gelen su sesi zihninde tamamen silindi:
"Asya...
Bugün saatlerce o sahafın penceresinden yollara baktım. Her geçen adımda seni aradım, her gölgede seni bekledim. Gelmedin..."
Asya bir an nefes almayı unuttu. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu ve sakince arkasındaki koltuğa çöktü. Mert, onun geldiğini görmemişti. Kapının önüne kadar gelip içeri adım atmayışını, hiç gelmemiş olmakla bağdaştırmıştı.Satırları okumaya devam ettikçe göz pınarlarında biriken sıcaklık yanağına doğru süzüldü:
"İçimdeki pişmanlığı, sana yaşattığım o kırgınlığı ve ihaneti anlatmaya ne kelimelerim yeter ne de ömrüm... Biliyorum, hak ettiğim bu kimsesizlikti. Ben seni sadece sevmeyi bilmedim Asya, severken korumayı da başaramadım... Seni bana bıraktığın o masum halinle, kalbimin en derin yerinde bir mezar gibi saklayacağım. Yüzün hep gülsün...
Hoşça kal, benim hiç affedilemeyecek yarım kalan hikâyem..."
Gözyaşları ekranın soğuk camına damlarken Asya elini ağzına kapattı. Mert’in kalbinde açılan o devasa yara, yazdığı her kelimeden sızıyordu. Ancak Asya için bu mesaj bir geri dönüş çağrısı değil, geçmişin hayaletinden gelen resmi bir veda çığlığıydı. Ağlıyordu; çünkü yaşanan tüm o acılara, yarım kalmışlığa ve Mert’in içini kavuran pişmanlığa acıyordu.Tam o anda banyonun kapısı açıldı.
Asya, panikle telefonun ekranını karartıp yüzündeki gözyaşlarını silmeye çalıştı. Kalbi göğüs kafesini zorlarcasına hızla çarpıyordu. Banyodan çıkan Fırat, elindeki havluyla saçlarını kurularken salondaki sessizliği ve Asya’nın koltuktaki gergin duruşunu hemen fark etti.
"Asya? İyi misin sevgilim?"
Fırat’ın sesi, az önce İtalya hayalleri kuran o neşeli adamın sesiydi; ama gözlerindeki dikkatli bakış, ortamdaki havanın bir anda değiştiğini sezdiğini gösteriyordu. Yaklaşıp Asya’nın yanına oturdu, ıslak saçlarından yayılan ferah koku salondaki o ağır havayı yırtmaya yetmedi.Asya titreyen ellerini dizlerinin üzerinde kenetledi. Telefon hâlâ avucunun içinde, adeta kor bir ateş gibi duruyordu. Fırat’a bakmak, onun o dürüst, hesapsız gözleriyle karşılaşmak şu an dünyadaki en zor şeydi. Mert’in mesajı bir veda çığlığıydı, evet; ama o çığlık, Asya’nın geçmişiyle kurduğu kırılgan dengeyi kökünden sarsmıştı.Fırat, Asya’nın yanağında süzülen ıslaklığı görünce yüzündeki tebessüm tamamen dondu. Elini şefkatle Asya’nın çenesine koyup yüzünü kendine doğru çevirdi.
"Ne oldu? Şirketten kötü bir haber mi geldi?" diye sordu, sesi bu kez endişeyle kısılmıştı.Asya bocaladı. Gerçeği söylese, tam da her şey yoluna girmişken, Fırat’ın elindeki biletlerin ve anahtarın getirdiği o huzur bir anda darmadağın olacaktı. Ama yalan söylese, Mert’in hayaleti aralarına ilk kez bu kadar somut bir duvar örecekti.
Asya, derin bir nefes alarak bakışlarını Fırat’a çevirdi. Gözlerindeki ıslaklığı ve titreyen ellerini gizlemesi artık imkânsızdı. Zihninden binbir düşünce yıldırım hızıyla geçerken, içindeki bir ses Fırat’ın az önce inşa ettiği o kırılgan huzuru yıkmaya elinin varmadığını fısıldıyordu. Biletler, anahtar, İtalya hayali...
Mert’in geçmişten fırlayan gölgesiyle hepsini bir anda lekelemek istemedi.
"Şirketten..." dedi Asya, sesi pürüzlü ve kısıktı. Yutkunup boğazını temizlemeye çalıştı.
"Eski bir projeyle ilgili ciddi bir kriz çıkmış. Londra ekibiyle ilgili halletmem gereken çok tatsız bir durum var, ona canım sıkıldı."
Fırat bir an duraksadı. Bakışları Asya’nın yüzünde, özellikle de titreyen dudaklarında gezindi. Asya’nın işine olan bağlılığını bilse de bir iş e-postasının gözlerinden bu kadar can yakıcı gözyaşları akıtıp akıtamayacağını sorgular gibiydi. Ancak Asya’yı sıkıştırmak istemedi. Yaklaşıp onu kollarının arasına aldı, başını göğsüne bastırdı.
"Tamam sevgilim, halledilmeyecek hiçbir şey yok," dedi Fırat yumuşak bir sesle, Asya’nın saçlarını okşarken.
"Bırak bu gece iş konuşmayalım. Bak, biletlerimizi aldık. Birkaç güne her şeyden uzaklaşacağız zaten.
Asya, Fırat’ın göğsüne sığınırken gözlerini kapattı. Fırat’ın kalbinin ritmi kulağının altındaydı; ama Asya’nın zihninde sadece Mert’in son cümleleri yankılanıyordu:
“Seni bana bıraktığın o masum halinle, kalbimin en derin yerinde bir mezar gibi saklayacağım...”
Fırat haritayı açıp İtalya rotasını anlatmaya başladığında, Asya başıyla onaylıyor, gülümsüyor ve dinliyormuş gibi yapıyordu. Oysa sehpadaki telefon, aralarında patlamaya hazır bir bomba gibi duruyordu.
Gece yarısı Fırat yan odada derin bir uykuya daldığında, Asya salonda yalnız kaldı. Işıkları açmadı. Pencerelerden süzülen sokak lambasının ışığında telefonunu eline aldı. Mert’in mesajını defalarca, her kelimesini ezberleyene kadar yeniden okudu. Yanağından süzülen bir damla yaş ekranın üzerine düştüğünde, Asya bir şeyi fark etti: Fırat’ın yanında bulduğu o güvenli liman, Mert’in kalbinde bıraktığı enkazı temizlemeye yetmiyordu. Vicdan azabı, daha yola çıkmadan İtalya hayalinin üzerine simsiyah bir perde gibi çökmüştü.
Günler birbiri ardına devrildi; zaman, Asya’nın içindeki o ağır vicdan azabını hafifletmek yerine daha da katılaştırdı. Nihayet o beklenen uçuş günü gelip çattığında, İstanbul’un üzerini kaplayan kurşuni bulutlar Asya’nın ruh halini birebir yansıtıyordu.
Havalimanının kalabalık ve gürültülü atmosferinde Fırat, valizleri teslim ederken adeta kabına sığamıyordu. Yüzündeki o çocuksu heyecan, gözlerindeki o taze umut...
Her hareketiyle Asya’ya ne kadar değer verdiğini, bu yolculuğu ilişkilerinde yepyeni ve lekesiz bir sayfa olarak gördüğünü kanıtlıyordu. Asya ise Fırat’ın hemen yanında, adımlarını zoraki atarak ilerliyordu. Yan yana yürüyorlardı ama Asya zihninde Mert’in o son, karanlık vedasıyla yapayalnızdı.Uçağın kapısına doğru yürürken Fırat cebinden pasaportları ve biniş kartlarını çıkardı. Bir an durup Asya’nın elini tuttu, gözlerinin içine sevgiyle baktı:
"İnanabiliyor musun? Yıllardır hayalini kurduğumuz şey şu an gerçekleşiyor. Bütün o stresi, geçmişin ağırlığını İstanbul’da bırakıyoruz Asya. Sadece sen ve ben."
"Sadece sen ve ben..." diye mırıldandı Asya. Yüzüne oturtmaya çalıştığı tebessüm adeta donup kalmıştı.Uçağa binip yerlerine yerleştiklerinde, kabin görevlisinin
"Lütfen cihazlarınızı uçak moduna alınız" anonsu duyuldu. Asya elindeki telefonu sıktı. O ana kadar ekrana bakıp durmuştu; sanki Mert’ten son bir haber, fırtınayı dindirecek bir işaret bekler gibiydi. Parmağı ekranı kapatma düğmesine gittiğinde vicdanındaki o keskin sızı dayanılmaz bir hal aldı. Telefonunu kapattı ama Mert’in
"Seni kalbimin en derin yerinde bir mezar gibi saklayacağım" cümlesi zihninde avazı çıktığı kadar bağırmaya devam ediyordu.
Dev motorlar gürültüyle çalışıp uçak pistte hızlanmaya başladığında, Fırat uzanıp Asya’nın buz gibi kesilmiş parmaklarını kendi sıcak avucunun içine aldı. Uçak tekerleklerini yerden kesip bulutların üzerine yükselirken, Asya pencereden aşağıda küçülen İstanbul’a baktı. Fırat yanında yeni bir geleceğin hayalini kuruyordu; Asya ise daha İtalya’ya varmadan, arkasında bıraktığı enkazın altında eziliyordu.
Tekerlekler Fiumicino Havalimanı’nın pistine temas ettiğinde çıkan o sert sürtünme sesi, Asya’yı zihnindeki zifiri karanlıktan çekip çıkardı. Uçak yavaşlarken yolcular emniyet kemerlerini çözmeye, hareketlenmeye başladı. Fırat, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Asya’ya döndü.
"Geldik sevgilim. Roma’dayız," dedi ve eğilip Asya’nın şakaklarına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu.
"Şimdi bütün o İstanbul kasveti arkamızda kaldı."
Asya sadece başını sallayabildi. Güçlükle bir tebessüm yerleştirdi dudaklarına.Kabin amirinin "Cihazlarınızı kullanabilirsiniz" anonsuyla birlikte Fırat hemen ayağa kalkıp baş üstü dolabındaki çantalarına uzandı. Asya’nın parmakları ise titreyerek cebindeki telefona gitti. Günlerdir uçak modunda hapsedilmiş olan ekranı açmak, bir bombanın pimini çekmek gibiydi.
Asya, gözlerini bir anlığına kapatıp derin, titrek bir nefes aldı. Gözpınarlarında biriken o son damlayı parmağının ucuyla çabucak sildi. Ekran aydınlandığında gelen sıradan birkaç operatör bildirimini hızlıca temizledi.
Mert’ten yeni bir mesaj yoktu; zaten olmamalıydı da. O mesaj bir veda çığlığıydı ve Asya o kapıyı zihninde sonsuza dek kapatması gerektiğinin farkındaydı.
Zaten istediği, yıllardır mücadelesini verdiği şey bu değil miydi? Geçmişin o yıpratıcı, ruhunu emen gölgesinden kurtulmak...
Mert’in pişmanlığı, onun ödemesi gereken bir bedeldi; Asya’nın hayatından çalmaya devam edeceği bir hak değil. Kolay olmayacaktı, içindeki o buruk sızı bir çırpıda yok olmayacaktı belki ama Asya hayatına adapte olmayı, Fırat’ın ona sunduğu o dürüst ve lekesiz sevgiyi hak ettiği gibi yaşamayı seçecekti.Başını kaldırıp Fırat’a baktığında, adamın gözlerindeki o içten kaygıyı gördü. Yüzüne bu kez sahte değil, içten gelen, kararlı bir tebessüm yerleştirdi. Telefonu cebine attı ve Fırat’ın endişeyle uzanan elini sımsıkı tuttu.
"Hiç...
Hiçbir şey yok sevgilim," dedi sesi bu defa şaşırtıcı derecede duru ve güçlü çıkıyordu.
"Sadece... İstanbul’daki her şeyi, bütün o yorgunluğu arkamda bıraktığımı hissettim bir an. Başım döndü."
Fırat’ın yüzündeki o gergin bulutlar, Asya’nın elini tutuşundaki kararlılığı hissedince bir anda dağıldı. Gözleri yeniden o çocuksu neşeyle parladı.
"Beni korkuttun," diyerek hafifçe güldü Fırat. Asya’nın alnına sıcak bir öpücük kondurdu.
"Hadi o zaman, Roma bizi bekliyor."
Uçaktan çıkıp havalimanının kapısına doğru yürürlerken Roma’nın ılık ve tatlı havası yüzlerine çarptı. Asya, adımlarını ilk kez bu kadar hafif atıyordu. Kiraladıkları vintage Alfa Romeo’ya valizleri yerleştirip yola koyulduklarında, radyo neşeli bir İtalyan şarkısı çalmaya başladı.
Toskana’ya doğru uzanan o kıvrımlı yollarda, servi ağaçlarının arasından süzülen güneş ışığı Asya’nın yüzünü ısıtıyordu. Mert zihninin bir köşesinde belirecek gibi olduğunda, Asya dönüp yanındaki Fırat’a, onun direksiyonu tutan güvenli ellerine ve yüzündeki huzura baktı. Geçmişi arkada bırakmak bir tercihti ve Asya seçimini yapmıştı.
İtalya tatili, Asya için sadece bir tatil değil, kendi ruhunu iyileştirdiği ve Fırat’la gerçekten bütünleştiği muhteşem bir dönüm noktasına dönüştü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…