GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE

Vaveyla Yazarı: Fadime Çakır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: GEÇMİŞİN GÖLGESİNDE

Sabahın ilk ışıkları Boğaz’ın sularına vurup yatak odasına süzülürken Asya gözlerini ağır ağır açtı. Yatağın Fırat’a ait tarafı boştu ama çarşaftaki hafif çöküntü ve o bildik kokusu, Fırat'ın gece boyunca yanı başında durduğunu fısıldıyordu. Asya içini kaplayan o ağır kaygıyla komodindeki telefonuna uzandı.Ekrana düşen bildirim Mert’tendi. Ancak bu kez ne bir tehdit ne de sert bir hesaplaşma vardı. Mert, tüm gardını indirmiş, katı kabuğunun ardındaki o kırılgan adamı gösteren son derece insani ve duygusal bir mesaj atmıştı:
"Dün seni öyle aniden gözlerimin önünde bayılırken görünce inan kalbim duracak gibi oldu... Bütün gece o an gözümün önünden gitmedi. Seni o hale getirdiğim için, hayatına böyle bir anda ve bu şekilde ansızın girdiğim için çok özür dilerim. Sadece gerçekten iyi olup olmadığını bilmek istedim Asya..."
Asya'nın nefesi boğazında düğümlendi. Telefonu göğsüne bastırıp gözlerini kapattı. Yıllardır zihninde bir "tehdit" olarak büyüttüğü geçmiş, birdenbire böyle içten ve suçluluk dolu bir özürle karşısına çıkmıştı. Mert’in bu savunmasız hali, içindeki vicdan azabını daha da alevlendiriyordu.
Derin bir nefes alarak parmaklarını klavyede gezdirdi. Uzun uzun yazıp sildi. Sonunda tek bir cümle kalabildi ekranda:
"Ben iyiyim. Lütfen bir daha bana ulaşma ve Fırat'ın hayatından da benimkinden de uzak dur."
Mesajı gönderip telefonu yüzü koyu kapatırken, aşağıdan taze demlenmiş kahve kokusu geldi. Asya yataktan çıkıp merdivenlerden indi.Fırat mutfakta tezgahın önünde duruyordu. Takım elbisesini giymişti ama yüzündeki yorgunluk ve göz altındaki morluklar geceyi uykusuz geçirdiğini ele veriyordu. Asya’nın adımlarını duyunca arkasını döndü. Yüzüne zoraki bir tebessüm yerleştirip yaklaştı, eşinin yüzünü ellerinin arasına alıp alnına derin bir öpücük kondurdu.
"Daha iyi misin kelebeğim?" dedi
Fırat, sesindeki o sonsuz şefkati korumaya çalışarak. Ama gözlerinde çözülmeyi bekleyen devasa bir soru işareti vardı.
"Daha iyiyim Fırat..." dedi Asya, gözlerini kaçırarak. "Sadece biraz yorgunum."
Fırat, Asya’nın yüzüne düşen saç telini geriye iterken, onun zihninin kendisinden fersah fersah uzaklarda olduğunu hissedebiliyordu. İçindeki o sadık adam ve şüpheci eş amansız bir savaş veriyordu. Yine de üstelemedi.
"Ben işe geçiyorum. Bir şey olursa ne olursa olsun beni ara, tamam mı?" diyerek ceketini aldı ve evden çıktı.Fırat gittikten dakikalar sonra Asya’nın telefonu hafifçe titredi. Mert’ten yanıt gelmişti:
"Sadece uzak durmamı istemen yetmez Asya. Sana anlatmam gereken gerçekler var. Bir kez olsun dinle beni, sonra söz bir daha karşına çıkmayacağım."
Asya, titreyen parmaklarıyla mesajı yazarken her bir kelime kalbine batıyordu:
"Seni de gerçeklerini de merak etmiyorum. Lütfen hayatımı daha fazla mahvetme..."
Gönder butonuna bastı ama derinlerde bir yerde içindeki sesin bu olmadığını biliyordu. Gerçekte istediği şey Mert’i karşısına alıp geçmişin hesabını sormak, belki de o gözlerin içine bakıp hâlâ bir yerlerde saklı duran o gizli sevdanın kırıntılarını aramaktı. Ancak bunca yaşanmışlıktan, bunca yaradan sonra bu imkansızdı.
O an zihninde Fırat’ın o yorgun, kederli gözleri belirdi. Onu ne kadar üzdüğünü, ne kadar büyük bir haksızlık ettiğini fark etti.
Fırat...
Onu o büyük, kapkaranlık kuyudan çekip çıkaran, hayatına yeniden çiçekler açtıran adamdı. Ona bunu yapmaya hakkı yoktu.Kararlı adımlarla banyoya yöneldi. Sıcak bir duş alıp üzerindeki o ağır, karanlık havayı silip atmak istercesine tazelendi. Özenle hazırlandı ve Fırat için bir hediye almak üzere dışarı çıktı.
İstanbul’un kalabalık ve renkli sokaklarında yürürken zihni hâlâ dalgındı. Düşüncelerin boğucu yükünden kaçmaya çalışırken bir anda kendisini tarihi, büyük bir saatçinin vitrini önünde buldu. Bu hediye Fırat için derin bir anlam taşımalıydı; hem bir sessiz özür, hem de yeni imzaladığı büyük iş için bir tebrik.
Dükkana girip ustayla konuştu. Fırat için zamansız, çok şık bir saat seçti. Saatin deri kordonunun iç kısmına özel bir dokunuş yaptırdı; tam dikişin altına küçük, zarif bir kelebek figürü kazıttı.
"Senin kelebeğin, senin zamanında güvende" anlamını taşıyan gizli bir iz...
İşi bittikten sonra akşam yemeği için alışveriş yapıp eve döndü. İçindeki suçluluk duygusunu sevgisiyle örtmek istercesine mutfağa girdi. Mumların aydınlattığı, en sevdiği yemeklerle donatılmış masal gibi bir masa hazırladı. Kendisi de şık bir elbise giyip Fırat’ın eve döneceği anı sabırsızlıkla beklemeye başladı.
Fırat, gün boyu içini kemiren o karanlık şüpheleri bir kenara itip sadece Asya’ya sarılmanın, ona olan sevgisini yeniden hissettirmenin arzusuyla eve doğru sürdü arabasını. Yolda durup eşinin en sevdiği şakayıklardan kocaman, mis kokulu bir buket aldırdı. Bu çiçekler, aralarındaki o görünmez mesafeyi kapatmak için attığı sessiz bir adımdı.
Anahtarı kilitte çevirip kapıyı açtığında, evin içine yayılan nefis yemek kokuları ve mumların yumuşak ışığı karşıladı onu. Asya, özenle seçtiği şık elbisesi ve yüzündeki o mahcup tebessümle koridorda belirdi.Fırat bir an kapının eşiğinde kalakaldı. İçinde biriken tüm yorgunluk ve şüphe bulutları, Asya’nın o gözlerine bakınca adeta dağıldı. Arkasında sakladığı çiçek demetini çıkarıp eşine uzattı.
"Bu güzelliğin yanında sönük kalırlar ama... " dedi sesi hafifçe titreyerek.Asya, gözleri dolarak çiçekleri kokladı ve Fırat’ın boynuna sarıldı. Yıllardır hissettiği o en güvenli limandaydı işte.
"Çok teşekkür ederim... İçi bomboş bir teşekkür değil bu Fırat. Her şey için, yanımda olduğun her an için..."
Masa tek kelimeyle mükemmeldi. Şarabın kırmızı ışıltısı, mumların hafifçe titreyen alevleri ve aralarındaki o uzun zamandır özlenen sıcaklık... Yemeğe başladıklarında zaman sanki dışarıdaki fırtınalı dünyadan bağımsız olarak durmuştu. Gülüştüler, Fırat’ın yeni iş projesinden, İstanbul’un bitmeyen koşturmacasından konuştular.Yemeğin sonuna doğru Asya derin bir nefes alıp çantasından o zarif kutuyu çıkardı. Masanın üzerinden Fırat’a doğru uzattı.
"Bu hem yeni işin için bir tebrik... Hem de dün gece seni çok korkuttuğum için küçük bir özür," dedi gözlerinin içine bakarak.
Fırat kutuyu açtığında şıklığıyla göz kamaştıran zamansız bir saatle karşılaştı. Saati eline alıp incelerken, deri kordonun iç kısmındaki o küçük, ince dokunuşu fark etti: Tam dikişin altına kazınmış zarif bir kelebek figürü.Fırat’ın boğazı düğümlendi. Saati hemen bileğine takıp Asya’nın ellerini kendi ellerinin arasına aldı, üzerini tutkuyla öptü.
"Bu zamana kadar aldığım en anlamlı hediye Asya... Ve bu saat bana sadece seninle geçireceğim her saniyenin ne kadar değerli olduğunu hatırlatacak."
O gece, geçmişin ve Mert’in gölgesi ilk kez bu kadar uzak görünüyordu. Ancak her ikisi de içten içe biliyordu ki, fırtına öncesi sessizlikler de tam olarak böyle huzurlu başlardı.
Masadaki mumların hafifçe titreyen alevi, aralarındaki o uzun ve soğuk sessizliği tamamen yakıp kül etmiş gibiydi. Fırat, bileğindeki yeni saatin derisine parmak uçlarıyla bir kez daha dokundu. Kordonun içindeki o küçük kelebek izi, sadece bir hediye değil; Asya’nın ona "buradayım, seninim" deme şekliydi.Fırat, oturduğu sandalyeden kalkıp yavaşça Asya’nın yanına adımladı. Eğilip sandalyesinin arkasından eşine sarıldı, kokusunu derince içine çekti.
"Bazen seni tamamen kaybettiğimi sanıyorum Asya... Bir duvar örüyorsun arana ve ben o duvarı aşamadıkça çıldıracak gibi oluyorum," diye fısıldadı kulağına doğru.Asya, Fırat’ın ellerini tutup göğsüne bastırdı.
"Duvarlar sana karşı değil Fırat," dedi sesi hafifçe titreyerek.
"O duvarlar sadece zihnimin içindeki eski hayaletlerden korunmak için... Ama senin yanında hiçbir duvara ihtiyacım yok. Bunu bana her defasında yeniden öğretiyorsun."
Fırat, Asya’yı nazikçe ayağa kaldırdı. Salonda çalan hafif müziğin ritmine bırakarak onu kollarının arasına aldı. Adımları birbirine uyum sağlarken, ikisi de günlerdir sırtlarında taşıdıkları o ağır yükü bir kenara bıraktı. Asya başını Fırat’ın göğsüne yasladı; kalbinin ritmik, güven veren atışını dinledi. O atış, zihninde yankılanan Mert’in sesini, geçmişin o boğucu anılarını tek tek silip süpürüyordu.
"Seni asla bırakmayacağım kelebeğim," dedi
Fırat, Asya’nın çenesinden tutup yüzünü yukarı kaldırırken. Gözlerinde ne bir şüphe kırıntısı kalmıştı ne de kırgınlık; sadece sonsuz bir tutku ve sadakat vardı.
"Neyle karşılaşırsak karşılaşalım, biz birlikte güçlüyüz."
Eğilip Asya’yı tutkuyla öptü. Bu öpücük, yaraları sarmak için yazılmış sessiz bir yemindi. Yıllar önce Asya’yı o karanlık kuyudan çıkaran eller, bu gece onları birbirine daha da sıkı bağlayan bir kördüğüme dönüşmüştü. Geçmişin gölgeleri dışarıda pusuya yatmış beklese de, o odanın içinde zaman sadece ikisi için akıyordu. Fırat’ın güveni tazelenirken Asya da sığınacağı tek limanın eşi olduğunu bir kez daha hissetti.