2. bölüm / 7
Yarım Kalan VuslatMAVİ VE SİYAHIN ARASINDA
Bölümler 7Şu an: MAVİ VE SİYAHIN ARASINDA
Fırat’ın sesi kulağımda sıcacık bir fısıltı gibi çınlarken, belimdeki eli bana dünyanın en güvenli limanında olduğumu hatırlatıyordu.
"İyi misin sevgilim? Çok güzel görünüyorsun."
"İyiyim..." diye fısıldayabildim güçlükle. Dudaklarımdan dökülen bu kelime kendi kulağıma bile yabancı geldi. Yüzüme zoraki bir tebessüm yerleştirip derin bir nefes aldım.Mert, kalabalığın kuytu bir köşesinde, loş ışıkların gölgesinde duruyordu. Aramızda birkaç masalık mesafe vardı ama o mesafe yılların ağırlığıyla doluydu. Koyu kahve gözlerini bir an bile üzerimden çekmiyor, varlığıyla adeta ortamdaki havayı ağırlaştırıyordu. Fırat ise arkamızda kalan o gölgeyi fark etmeden beni şefkatle yönlendiriyordu.
Fırat, elini belimden bir an bile çekmeden beni doğrudan şirket ortaklarının ve uluslararası yatırımcıların bulunduğu özel masaya doğru götürdü. Sandalyemi büyük bir özenle çekip oturmama yardımcı olduktan sonra hemen yanıma oturdu. Bakışlarındaki hayranlık ve gurur, masadaki herkesin dikkatini çekecek kadar barizdi.
"Müsaadenizle sizi hayatımın en değerli parçasıyla, eşim Asya ile tanıştırayım," dedi Fırat, gözlerinin içi gülerek. Sesindeki o derin sevgi ve hayranlık ortama yayıldı. "Bu projenin arkasındaki asıl güç, bana her zaman ilham veren ve yanımda duran kadındır."
Masadaki herkes gülümseyerek tebriklerini iletti; samimi ve hoş dilekler birbirini izledi. Fırat’ın bana olan bu tutkulu aşkı ve açık yürekliliği karşısında içimdeki suçluluk duygusu bir kat daha arttı. Fırat, masanın üzerindeki tabletini açıp ekrana gelen grafikler üzerinden uluslararası ortaklık anlaşmasının detaylarını anlatmaya başladı. Sesi kendinden emin, vizyoner ve son derece sakindi. Bir yandan projenin geleceğinden bahsediyor, bir yandan da soruları büyük bir ustalıkla yanıtlıyordu. Konuşurken sık sık bana bakıyor, masanın altından elimi sımsıkı tutuyordu.Tüm bu prestijli ve aşk dolu atmosferin ortasında benim zihnim tamamen kilitlenmişti. Ne zaman gözüm masadakilerin arasından kalabalığa kaysa, o kuytu köşedeki silueti görüyordum. Mert, elindeki kadehle orada öylece duruyor, Fırat’ın bana olan bu şefkatli yaklaşımına ve ışıltılı ana tezat bir sessizlikle bizi izliyordu. Bakışlarındaki o derin sitem ve tutku, içimdeki stresi her geçen dakika daha da tırmandırıyordu. Kalbim göğüs kafetime sığmıyor, aldığım nefes yetmiyordu.Gecenin ilerleyen saatlerinde nihayet masadaki konuşmalar ve vedalaşma faslı sona erdi.Mekandan çıkıp valenin getirdiği arabaya bindiğimizde, İstanbul’un serin gece havası yüzüme çarptı. Kapı kapandığı an, içerideki o ağır ve boğucu atmosfer geride kaldı. Fırat derin bir nefes vererek sürücü koltuğuna kuruldu; ceketinin düğmesini açıp rahatladı. Aylardır taşıdığı o büyük sorumluluğun yükü omuzlarından kalkmış gibiydi.Araba Boğaz hattı boyunca sessizce süzülürken, Fırat uzanıp elini elimle birleştirdi."Çok yoruldun biliyorum," dedi sesi yumuşacık, sonsuz bir minnetle dolu olarak. "Ama yanımda olman bana o kadar güç verdi ki... Masada gözlerinin içine baktığım her an içim huzurla doldu. Sen olmasaydın bu başarının hiçbir anlamı kalmazdı Asya."
"Seninle gurur duyuyorum Fırat," dedim, bakışlarımı camdan dışarıdaki deniz ışıklarına çevirerek. "Çok emek verdin ve hak ettin."
"Şimdi tek istediğim, seninle baş başa sessiz bir hafta sonu geçirmek," deyip elimi hafifçe sıktı ve dudaklarına götürüp derin, şefkatli bir öpücük kondurdu. "Sadece biz. Fırtınayı atlattık."
O "fırtınayı atlattık" dedikçe, benim içimdeki fırtına daha yeni başlıyordu. Fırat'ın bu koşulsuz aşkı ve huzurlu sesi karşısında vicdanım bir kat daha sızladı. Arabanın içi sıcak ve güvenliydi; dışarıda ise zihnimi işgal eden, geçmişten gelen kapkaranlık bir gölge vardı.Eve varıp yatak odasına çıktığımızda yorgunluk ikimizin de bedenine çökmüştü. Fırat bana sarılarak dakikalar içinde huzurlu bir uykuya dalarken, ben karanlıkta tavana bakarak öylece yattım. Yüzümde Fırat’ın aşk dolu öpücüğünün sıcaklığı, zihnimde ise Mert’in o karanlık bakışları vardı.
