25. bölüm · Yanımda Yarım Kalmaz

25. Bölüm Satranç

Bediha Ferhan

Su hâlâ hastanede.
Daha iyi… ama kırılgan.
Efe onun yanında.
Yiğit bazen kucağında, bazen beşiğinde.
Ve Mavi…
yok.
Ama aslında en çok o hareket ediyor.
Kampüs
Güneşli bir gün.
Her şey normal görünüyor.
Ama Mavi için…
hiçbir şey normal değil.
Ellerini cebine koymuş.
Adımları sakin.
Bakışı keskin.
Birini arıyor.
Ve buluyor.
Burcu.
Bahçede.
Arkadaşlarıyla.
Gülüyor.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Mavi durdu.
Uzaktan baktı.
Bir saniye.
İki.
Sonra yürüdü.
“Burcu.”
Sesi düz.
Tanıdık değil.
Burcu döndü.
Kaşlarını çattı.
“…tanıyor muyum?”
Mavi hafifçe gülümsedi.
“Tanıyacaksın.”
Burcu’nun bakışı değişti.
Ama geri çekilmedi.
“Ne istiyorsun?”
Mavi omuz silkti.
“Konuşmak.”
İlk Temas
Bir kenara geçtiler.
Kalabalıktan uzak.
Ama tamamen yalnız değil.
Mavi bilinçli.
Her şey kontrollü.
Burcu kollarını bağladı.
“Dinliyorum.”
Mavi bir süre sustu.
Onu inceledi.
Gözlerinin içine bakarak.
Sonra:
“Efe.”
Tek kelime.
Ama yeterli.
Burcu’nun yüzü dondu.
“Ne var onunla?”
Mavi başını hafif eğdi.
“Onu iyi tanıyorsun.”
Burcu sertleşti.
“Sen kimsin?”
Mavi gülümsedi.
Ama bu gülüş…
sıcak değil.
“Onu senden daha iyi tanıyan biri.”
Burcu’nun içi huzursuz oldu.
Ama belli etmedi.
“Saçmalıyorsun.”
Mavi yaklaştı.
Çok değil.
Ama yeterince.
“Onu kaybettin.”
Sessizlik.
Burcu’nun çenesi gerildi.
“Sen ne biliyorsun?”
Mavi alçak sesle:
“Her şeyi.”
Burcu ilk defa tedirgin.
Ama hâlâ dik.
“Bak… eğer bir şey söyleyeceksen açık söyle.”
Mavi başını salladı.
“Tamam.”
Durdu.
“…senin yaptığını.”
Burcu’nun kalbi hızlandı.
Ama yüzü sabit.
“Ne yaptım?”
Mavi gülümsedi.
“Güzel.”
Bir adım geri attı.
“Böyle devam et.”
Burcu kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
Mavi:
“İnkâr.”
Gözlerini kısmadan baktı.
“İşe yarıyor gibi.”
Burcu’nun nefesi değişti.
Ama toparladı.
“Kanıtın yok.”
Mavi başını hafif yana eğdi.
“Henüz.”
Mavi bir anda tonunu değiştirdi.
Yumuşadı.
“Bak…”
Ellerini kaldırdı.
“Ben senin düşmanın değilim.”
Burcu şaşırdı.
“Öyle mi?”
Mavi başını salladı.
“Hayır.”
Durdu.
“…hatta sana yardım edebilirim.”
Burcu’nun gözleri daraldı.
“Niye?”
Mavi kısa cevap verdi:
“Çünkü sen kaybetmek istemiyorsun.”
Sessizlik.
Bu cümle…
yerine oturdu.
Burcu ilk defa açık verdi.
“Ne istiyorsun?”
Mavi yaklaştı.
Alçak sesle:
“Efe’yi.”
Burcu dondu.
“…ne?”
Mavi gülümsedi.
“Onu senden daha iyi anlıyorum.”
Bir saniye durdu.
“…ve sen tek başına başaramazsın.”
Burcu’nun aklı karıştı.
Ama bir şey oldu.
Güven.
Küçük.
Tehlikeli.
Mavi geri çekildi.
“Düşün.”
Döndü.
Yürümeye başladı.
Son bir cümle bıraktı:
“…çünkü bu sefer kaybedersen, geri dönüşü yok.”
Mavi’nin
Yürürken yüzü değişti.
Soğudu.
Gözleri karardı.
Fısıldadı:
“…yavaş yavaş.”
Hastane – Aynı Gün
Su yatakta.
Efe yanında.
Yiğit uyuyor.
Su gözlerini açtı.
Efe’ye baktı.
“…o ne yapıyor?”
Efe anlamadı.
“Kim?”
Su fısıldadı:
“…Mavi.”
Efe sustu.
Ama içten içe…
anladı.
“Fırtına başlıyor.”
Kapı açıldı.
Su yavaş adımlarla çıktı.
Efe yanında.
Bir eli Su’nun belinde,
diğeri… Yiğit’in pusetinde.
Dışarıdaki ışık gözlerini kısmasına yetti.
Ama Su durmadı.
Bir adım daha.
Derin bir nefes aldı.
“…bitti mi?”
Efe başını hafif salladı.
“Hayır.”
Kısa bir duraklama.
“…ama birlikteyiz.”
Su ona baktı.
Bu cümleye tutundu.
Yiğit hafif mırıldandı.
Su eğildi.
Parmaklarını minik eline değdirdi.
“…ben buradayım.”
Bu sefer kendine de söyledi.Burcu bekliyor.
Ama bu sefer… Efe’yi değil.
Gözleri kapıda.
Ve o geliyor.
Mavi.
Sakin.
Kontrollü.
Burcu’nun yüzünde istemsiz bir gülümseme.
“Geldin.”
Mavi kısa bir bakış attı.
“Geldim.”Birlikte yürüdüler.
Sessizce.
Ama o sessizlik… rahat.
Burcu konuştu.
“Garip ama…”
durdu
“…seninle konuşmak iyi geliyor.”
Mavi cevap vermedi.
Sadece dinledi.
Bu bile yeterli oldu.
Burcu devam etti.
“Eskiden…”
Efe’nin adını söylemedi.
Ama gerek yoktu.
“…çok takılıyordum bazı şeylere.”
Mavi baktı.
“Artık?”
Burcu omuz silkti.
“…bıraktım.”
Yalan.
Ama inanmak istiyor.
Mavi durdu.
Burcu da durdu.
Göz göze geldiler.
Burcu ilk defa net konuştu.
“…ben senden hoşlanıyorum.”
Sessizlik.
Rüzgâr hafif esti.
Mavi’nin yüzü değişmedi.
Ama gözleri…
karardı.Mavi bir adım yaklaştı.
Ama bu yakınlık… sıcak değil.
Tehlikeli.
“Benden mi?”
Burcu başını salladı.
“…evet.”
Mavi hafifçe başını eğdi.
Sanki düşünüyor.
Sonra fısıldadı:
“İlginç.”
Burcu’nun kaşları çatıldı.
“Niye?”
Mavi’nin sesi değişti.
Soğudu.
“Çünkü…”
durdu
“…sen birini neredeyse öldürmüşken,
yeni birine aşık olabiliyorsun.”
Burcu dondu.
Gözleri büyüdü.
“…ne diyorsun?”
Mavi bir adım daha yaklaştı.
Bu sefer çok yakın.
“Hatırlamıyor musun?”
Sesi alçak.
Ama keskin.
“Bir kız vardı.”
Durdu.
“…yerde.”
Burcu’nun nefesi hızlandı.
“Ben—”
Mavi sözünü kesti.
“Yalan söyleme.”Mavi’nin bakışı artık delici.
“Sen sadece izlemedin.”
Bir saniye durdu.
“…biliyordun.”
Burcu geri adım attı.
“Hayır—”
Mavi devam etti.
“Ve şimdi…”
başını hafif yana eğdi
“…hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun.”
Burcu’nun gözleri doldu.
Ama bu… pişmanlık değil.
Yakalanma korkusu.
“Sen kimsin?”
Mavi cevap vermedi.
Sadece baktı.
Uzun.
Sessiz.
Sonra geri çekildi.
“Benden hoşlanıyorsun ya…”
Hafif bir gülümseme.
Ama içinde buz var.
“…yanlış kişiyi seçtin.”Mavi döndü.
Yürümeye başladı.
Burcu arkasından:
“Dur!”
Sesi titriyordu.
“Sen… her şeyi biliyorsun…”
Mavi durmadı.
Sadece tek cümle bıraktı:
“…daha hiçbir şey bilmiyorum.”Olduğu yerde kaldı.
Eller titriyor.
Nefesi bozuk.
İlk defa…
kontrol onda değil.
Ve ilk defa…
gerçekten korktu.Su koltukta.
Yiğit kucağında.
Efe mutfakta.
Su boşluğa baktı.