16. bölüm · Yanımda Yarım Kalmaz

16. Bölüm Kalp

Bediha Ferhan

Ev artık tamamen doluydu.
Küçük bir ses her yeri dolduruyordu: Yiğit.
Efe hâlâ onu kucağında tutuyordu.
Ama artık yalnız değildi.
Su yanında oturuyordu.
Kolları hazır, gözleri Yiğit’in üzerinde.
Her küçük hareketi takip ediyordu.
Ufak bir kıpırdanışta gülümsüyor, küçük bir ses çıkardığında kahkaha atıyordu.
Efe gözlerini Yiğit’ten ayırmadı.
Arada Su’ya bakıyor, arada annesine.
Annesi… Efe’nin annesi.
Odanın köşesinde sessizce izliyordu.
Her hareketiyle yüzünde bir gülümseme, kalbinde tarifsiz bir mutluluk vardı.
Torunu ilk kez elindeydi, küçük elleri, minik parmakları…
Efe’nin annesi onu sevgiyle izlerken hafifçe hıçkırdı.
“Ne kadar da güzel…” diye fısıldadı.
Her şeyin o anın içinde durduğunu hissetti.
Su, Yiğit’i kucağında sallarken Efe yanına oturdu.
Elini Su’nun omzuna koydu, bir anlık sessizlik.
“Seninle… ikinizle… buradayım.” dedi.
Su başını Efe’nin göğsüne yasladı.
“Biliyorum,” dedi yumuşak bir sesle.
“Ben de buradayım.”
Yiğit ufak bir ses çıkardı, kollarını araladı.
Efe onu dikkatlice kucağına aldı.
Su ve Efe aynı anda onu okşadılar.
Efe’nin annesi hafifçe yaklaştı, sessizce elini uzattı, Yiğit’in minik avucuna dokundu.
“Ben de… ben de torunumun bir parçasıyım artık,” dedi gülümseyerek.
Yiğit Efe’nin kucağında minik bir hareketle cevap verdi.
Ve o an, herkes fark etti:
Bu küçük bebek, tüm aileyi tek bir kalp gibi birleştiriyordu.
Efe’nin annesi, Su’nun annesine dönüp göz kırptı.
“Belli ki biz de artık çok seveceğiz onu,” dedi.
Su gülümsedi.
Efe derin bir nefes aldı.
“Evet,” dedi, “hepimiz çok seveceğiz.”
Ve evde, ilk defa, sessizlik dolu, ama sıcak bir sessizlik vardı.
Yiğit’in ilk küçük nefesi, tüm korkuları, tüm endişeleri unutturuyordu.
Sadece sevgi vardı.
Ve aile, nihayet gerçekten bir aradaydı.Ev yine doluydu. Ama bu sefer sessizlik yoktu; Yiğit’in minik sesleri her yeri dolduruyordu.
Efe Yiğit’i kucağına aldı, yavaşça salladı. Bir an Yiğit durdu, sonra… gülümsedi. Küçük bir gülüş, minicik bir ışık gibi.
Efe dondu. Gözleri kocaman açıldı. “O… o gülümsedi!” diye mırıldandı kendi kendine.
Su gülerek bakıyordu ama gözlerinde hafif bir endişe vardı. “Efe, sakin ol… sadece gülümsedi.”
Ama Efe sakin olamadı. Elleri titredi, nefesi hızlandı, kucağı hafifçe sallandı. Yiğit’in küçük kahkahasıyla birlikte Efe de birden gülmeye başladı. O an Buğra ve Can da odaya bakıyordu, kahkahalarla gülüyorlardı: “Efe, senin kalbin patlayacak gibi!”
Ardından küçük bir kazayla karşılaştı Efe: Yiğit’in battaniyesini yanlışlıkla ters koydu ve minik ayakları ortaya çıktı. “Ah hayır, hayır, hayır! Battaniye!” diye panikledi. Su sessizce başını sallayıp gülüyordu, “Birkaç dakika dayan, Efe. Hiçbir şey olmadı.”
Sonra Yiğit minik ellerini açtı ve parmaklarıyla Efe’nin parmağını tuttu. Efe’nin yüzü bir anda eridi. “Sen… sen beni seçtin mi? Sen… sen beni seviyor musun?” diye fısıldadı.
Su kahkahalarla karşılık verdi. “Sakin ol, sadece senin baban.”
Bir sonraki an, Yiğit bir anlığına Efe’nin kucağından kaydı ve yere hafifçe dokundu. Efe adeta dondu. “Hayır, hayır, hayır! Sen düşüyorsun mu? Aman Tanrım!” diye mırıldandı ve hemen parmağını tutmaya çalıştı. Su araya girdi, “Tamam, sakin ol, düşmedi!” dedi ama Efe hâlâ nefesini sayıyordu.
Akşam oldu. Yiğit kucağında hafif uyuyordu. Efe dikkatle onu sallıyor, her nefes alışında minik göğsünü izliyordu. Su yanına geldi ve sessizce: “Bak, onu senin kucağında bırakmak için sabırsızlanıyor” dedi.
Efe başını eğip fısıldadı: “Ben hâlâ buradayım. Her nefesini gözetleyeceğim…”
O gece Yiğit kendi kendine uyandı, gülerek hafif sesler çıkardı. Efe, o minicik kahkahayı duyunca bir anda panikledi: “Ne oluyor? Kahkaha mı attın? Sakin ol, sakin ol!”
Ama gülmek… Efe’nin en sevdiği ses olmuştu. Küçük Yiğit’in kendi başına verdiği bu mutluluk, Efe’nin yüzüne tatlı bir panik ve bir o kadar da gülümseme getirdi.
Ve o an, evde sessiz bir kaos vardı: kahkahalar, ufak panikler, titreyen eller, minik nefesler ve kocaman bir sevgi. Efe tüm komik ve tatlı anları tek bir nefeste yaşıyor, her kazayı, her gülüşü, her panik anını kalbine kaydediyordu.
İşte o an fark etti: Ebeveyn olmak sadece korkmak değil, aynı zamanda kahkaha ve küçük mucizelerle dolu bir yolculuktu.
Ve Efe, Yiğit’le her gün yeniden öğreniyordu bunu.