10. bölüm · Yanımda Yarım Kalmaz

10.Bölüm Ceza

Bediha Ferhan

Fakültenin geniş koridoru sessizdi.
Öğrenciler ders arasıydı ama kimse bu iki kişinin yanından geçmek istemiyordu.
Efe adımlarını hızlandırdı.
Su’nun banyodaki sessizliği hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Arda… Arda’yı bulacaktı.
Koridorun sonunda Arda’yı gördü.
Telefonuyla uğraşıyordu, dikkati dağılmıştı.
Efe durdu.
Gözleri Arda’ya kilitlendi.
Öfke soğukkanlılıkla karışmıştı.
Ama en önemlisi, Su’nun yanında kimseye zarar vermeyeceğini biliyordu.
“Arda.”
Sesi sakindi ama odadaki sessizlikte yankılanıyordu.
Arda başını kaldırdı.
Bir an Efe’nin öfkesini fark etti.
Kaçmak ister gibi geriledi.
“Ne istiyorsun?” diye sordu Arda.
Sesi titriyordu.
“Seninle konuşmamız gerek,” dedi Efe kısık ama net bir sesle.
“Şimdi.”
Arda adım attı, sonra geri çekildi.
Tam o anda… fakültenin kapısı açıldı.
İçeri girdi: Prof. Dr. Yılmaz — Su’nun babası.
Gözleri keskin, ama soğukkanlıydı.
“Efe. Arda.”
Sesi odada yankılandı.
“Bana gelin.”
Arda ve Efe babanın odasına girdiler.
Oda sessizdi.
Sadece büyük masa ve kitaplar vardı.
Prof. Dr. Yılmaz, Arda’ya baktı.
“Bunu duydum,” dedi sakin bir sesle.
“Su’nun güvenliğiyle ilgili bir olay.”
Arda titredi.
Efe, babasının bakışlarını hissetti.
Ama öfke hâlâ yüzündeydi.
“Baban bunu öğrendi…” dedi kendi kendine.
Su’nun gözleri aklına geldi.
O hâlâ panik içinde, hâlâ korkmuş.
“Arda,” dedi Prof. Dr. Yılmaz,
“Su’ya zarar vermek ne demek biliyor musun?”
Arda başını salladı.
Ama hiçbir söz çıkmadı.
“Efe,” dedi dekan, “bunu çözmek senin görevin.”
Efe derin bir nefes aldı.
Arda’yı tek bir bakışla süzdü.
“Su’nun yanına yaklaşmanı istemiyorum.”
Arda geri çekildi.
Sesi titriyordu:
“Ben… sadece—”
“Yeter!” dedi Efe.
“Sen Su’nun yanında bile olamazsın. Anladın mı?”
Arda başını salladı.
Prof. Dr. Yılmaz araya girdi.
“Bu artık akademik bir mesele değil. Su’nun güvenliği öncelikli. Arda, senin bu fakültede kalman mümkün değil.”
Arda şok olmuştu.
Efe ise gözlerini Su’ya dikmişti.
“O yanımda…” dedi sessizce, ama içinden fırtınalar kopuyordu.
“Ve kimseye bir şey olmayacak.”
Arda odadan çıkarken, Efe babasına döndü.
“Bunu bir daha asla yapmayacak. Onu koruyacağım.”
Prof. Dr. Yılmaz başını salladı.
“Biliyorum. Ona iyi bakacaksın, değil mi?”
Efe başını salladı.
“Her zaman.”
Oda sessizleşti.
Ama Efe’nin kalbinde bir rahatlama vardı:
Artık Su güvendeydi.
Ve onu korumak için yanında babası vardı.
Öğrenciler dersten çıkıyordu, kantine, kafeteryaya doğru yöneliyordu.
Ama bir anda fısıltılar yayıldı.
“Duydunuz mu?”
“Efe ve Su evliymiş!”
“Gerçekten mi?”
Dedikodunun kaynağı belli: Burcu.
O, bir el hareketiyle sınıfın dikkatini topladı ve gizli bir gülümsemeyle olayı anlattı.
Su, sınıfa girdiğinde ilk fark ettiği şey fısıltılar ve bakışlar oldu.
Her öğrenci ona bakıyordu.
Bir an için durdu.
Kalbi hızlandı.
Ama sakin görünmeye çalıştı.
Efe Su’nun yanına geldi, elini tuttu.
“Tamam,” dedi, sesi güven vericiydi.
“Hiçbir şey değişmeyecek.”
Su başını hafifçe salladı.
Ama içinden: “Herkes biliyor artık…” diye geçiyordu.
Bir yandan da kıskançlık ve öfke karışımı bir his vardı; Burcu’nun başarısı Su’yu rahatsız etmişti.
Burcu uzaktan onları izliyordu.
Küçük bir zaferle gülümsüyordu.
Ama Su’nun gözlerindeki soğuk bakış onu bir an duraklattı.
Efe sessizce fısıldadı:
“Bırak Burcu’yu, yanında ben varım.”
Su gözlerini Efe’ye dikti.
Ve ilk kez içinden yüksek sesle düşündü:
“Efe’yi seviyorum…”
Koridor bir anda daha sessizmiş gibi geldi.
Çünkü Su’nun bakışı, Efe’nin güveniyle birleşmişti.
Ve Burcu anlamıştı:
Bu iş burada bitmeyecek, ama Efe’nin karısı kim olduğunu artık herkes biliyordu.