23. bölüm · Yanımda Yarım Kalmaz

23.Bölüm Tehdit

Bediha Ferhan

Ev sessizdi.
Su salonda.
Yiğit kucağında.
Televizyon açıktı ama sesi yoktu.
Zil çaldı.
Su kaşlarını çattı.
Efe gelmez böyle çalmaz.
Bir an durdu.
Tekrar çaldı.
Daha uzun.
Su kalktı.
Yiğit’i daha sıkı tuttu.
Kapıya yaklaştı.
“Kim?”
Bir saniye.
Sonra o ses.
“…aç.”
Su’nun kanı çekildi.
Arda.
Kapıyı açmadı.
“Git.”
Kapının arkasından hafif bir gülüş.
“Konuşmamız lazım.”
Su’nun sesi sertleşti.
“Gideceksin.”
Arda bu sefer daha yaklaştı kapıya.
“Yoksa… konuşmayı ben başlatırım.”
Su’nun kalbi hızlandı.
“Elini çek kapımdan.”
Arda alçak sesle:
“Çocuğun var artık.”
Su dondu.
Yiğit kıpırdandı.
Arda devam etti.
“İnsan daha dikkatli olur.”
Su’nun eli kapı kolunda sıkıldı.
“…ne demek istiyorsun?”
“Şu demek…”
Sesi daha da soğudu.
“Ben konuşursam… herkes duyar.”
Su’nun nefesi kesildi.
Ama geri adım atmadı.
“Ben korkmuyorum senden.”
Arda güldü.
“Kendin için değil belki…”
Durdu.
“…ama onun için korkarsın.”
Su’nun gözleri doldu.
Ama sesini düşürmedi.
“Git.”
Kapının arkasında sessizlik oldu.
Sonra—
“Son şansın.”
Su cevap vermedi.
Kapı kolunu bıraktı.
Geri çekildi.
Yiğit’i daha sıkı sardı.
Efe merdivenleri hızlı çıktı.
Buğra arkasında.
“Lan kapıya biri gelmiş olabilir—”
Efe durdu.
Kapının önünde bir gölge.
Arda.
Efe’nin gözleri karardı.
“Sen…”
Arda döndü.
Hiç utanmadan.
Hiç geri çekilmeden.
“Geç kaldın.”
Efe bir adım attı.
Buğra kolundan tuttu.
“Efe.”
Efe durmadı.
“Kapımdan ne istiyorsun?”
Arda omuz silkti.
“Konuşmaya geldim.”
Efe yaklaştı.
“Benimle konuşacaksın.”
Arda başını eğdi.
“Yok.”
Efe’nin çenesi gerildi.
“Ne dedin?”
Arda gözlerinin içine baktı.
“Sorun sen değilsin.”
Bir saniye durdu.
“…ailen.”
Buğra sertleşti.
“Lan haddini—”
Efe elini kaldırdı.
Susturdu.
Ama gözlerini Arda’dan ayırmadı.
“Ne ima ediyorsun?”
Arda yavaşça yaklaştı.
Sesi alçak.
“Bence anlıyorsun.”
Efe bir adım daha attı.
Bu sefer çok yakındılar.
“Adını ağzına almayacaksın.”
Arda eğildi.
Fısıldadı.
“Alırım.”
Bir saniye.
“…istersem çocuğunun adını da alırım.”
Buğra:
“Lan!”
Efe’nin eli yumruk oldu.
Ama vurmadı.
Sadece baktı.
Soğuk.
Tehlikeli.
“Bitti.”
Arda kaşını kaldırdı.
“Ne bitti?”
Efe tek tek konuştu.
“Kapımın önüne gelmen.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Ailemle konuşman.”
Ve son cümle:
“Onları ağzına alman.”
Sessizlik.
Arda bir an durdu.
Ama geri adım atmadı.
“Yoksa?”
Efe’nin sesi düşüktü.
Ama ağır.
“Yoksa ben konuşurum.”
Arda gülümsedi.
“Denemek isterim.”
Efe başını hafif yana eğdi.
“Denersin.”
Durdu.
“…ama bedelini ödersin.”
Buğra araya girdi.
“Defol git.”
Arda son kez baktı.
Efe’ye.
Sonra kapıya.
İçeriye.
Ve gitti.
Kapı açıldı.
Su hâlâ ayakta.
Yiğit kucağında.
Efe’yi görünce…
bir saniye.
Sadece baktı.
Efe hemen yanına geldi.
“İyi misin?”
Su başını salladı.
Ama titriyordu.
Efe onu sardı.
Bu sefer daha sıkı.
“Geçti.”
Su fısıldadı.
“…gitmedi.”
Efe gözlerini kapattı.
Yiğit’e baktı.
Sonra Su’ya.
“Gitmeyecek.”
Durdu.
“…ama ben buradayım.”
Bu sefer…
sadece söz değildi.
Kapı kapandı.
Su’nun babası masanın arkasında.
Her zamanki gibi sert.
Ketum.
Ama bu sefer… gözleri farklı.
Efe ayakta.
Su yanında.
Sessizlik.
Adam önce Su’ya baktı.
Uzun uzun.
“…iyi misin?”
Su başını salladı.
“İyiyim.”
Yalandı.
Ama adam zorlamadı.
Sonra Efe’ye döndü.
Bir saniye sustu.
“…kapının önünde olanları duydum.”
Efe cevap vermedi.
Adam devam etti.
“Doğru olanı yapmışsın.”
Bu cümle… beklenmiyordu.
Efe kısa bir bakış attı.
Adam ilk kez yumuşadı.
“Birkaç gün okula gelmeyin.”
Su şaşırdı.
“Baba—”
Adam sözünü kesti.
“Bu izin.”
Efe’ye baktı.
“Onu yalnız bırakma.”
Efe net:
“Bırakmam.”
Adam başını salladı.
“Gidebilirsiniz.”
Koridor boştu.
Su yavaş yürüyordu.
Efe yanında.
Bir süre konuşmadılar.
Sonra Efe durdu.
“Dışarı çıkalım mı?”
Su baktı.
“…nereye?”
Efe omuz silkti.
“Yemek.”
Su bir saniye düşündü.
Sonra…
“Tamam.”
Loş ışık.
Sessiz bir masa.
Kalabalık ama rahatsız etmeyen.
Su karşısında.
Saçları açık.
Üzerinde sade ama dikkat çeken bir kıyafet.
Efe bakıyordu.
Normalden uzun.
Su fark etti.
“Ne var?”
Efe gözlerini kaçırmadı.
“…güzelsin.”
Su’nun yüzü hafif kızardı.
“Teşekkür ederim.”
Garson geldi.
Sipariş verildi.
Ama Efe’nin dikkati dağılmıştı.
Yan masadaki iki adam bakıyordu.
Açık açık.
Efe’nin çenesi gerildi.
Su fark etmedi önce.
Efe su bardağını bıraktı.
Gözlerini kaldırdı.
Direkt baktı adamlara.
Soğuk.
Net.
Adamlar bakışlarını kaçırdı.
Su o an anladı.
“Efe…”
Efe ona döndü.
“…ne?”
Su hafif gülümsedi.
“Kavga çıkarma.”
Efe kaşını kaldırdı.
“Çıkarmıyorum.”
Bir saniye durdu.
“…önlüyorum.”
Su güldü.
İlk defa o gün.
Gerçek bir gülüş.
Efe baktı.
Rahatladı biraz.
Ama yine de…
gözleri arada kayıyordu.
Su bunu fark etti.
Eline uzandı.
Efe’nin elini tuttu.
Masanın üstünde.
Efe durdu.
“Bakma.” dedi Su.
Efe ona baktı.
“Niye?”
Su hafifçe sıktı elini.
“Ben buradayım.”
Sessizlik.
Ama bu sefer iyi bir sessizlik.
Efe başını hafif eğdi.
“…biliyorum.”
Ama yine de ekledi:
“Bakmalarına alışamam.”
Su gülümsedi.
“Alışma zaten.”
Efe’nin dudakları kıvrıldı.
İlk defa o gün…
gerçekten sakinleşti.
Restoranın çıkışı.
Hava serin.
Ama Efe’nin yüzü sıcak.
Fazla içmişti.
Normalde kontrolünü kaybetmezdi.
Ama bugün…
kaçmak istemişti.
Su kolunu omzuna aldı.
“Efe… yavaş.”
Efe hafif güldü.
“İyiyim ben.”
Ama değildi.
Adımları kayıyordu.
Su onu kendine yasladı.
“Gel… eve gidelim.”
Efe başını Su’nun omzuna bıraktı.
İlk defa bu kadar savunmasız.
“…sen varsın ya.”
Su’nun kalbi sıkıştı.
Bir şey demedi.
Sadece yürüdü.
Onu taşıyarak.
Kapı zor açıldı.
İçeri girdiler.
Su Efe’yi koltuğa oturtmak istedi.
Ama Efe bırakmadı.
Elini tuttu.
“Gitme.”
Su durdu.
“Buradayım.”
Efe başını kaldırdı.
Gözleri bulanık ama…
içinde başka bir şey var.
Derin.
“…bana bir şey söyle.”
Su şaşırdı.
“Ne?”
Efe yutkundu.
“…benimle bir hayat ister misin?”
Su’nun nefesi kesildi.
“Efe…”
Efe sözünü kesti.
“…gerçekten.”
Bir adım yaklaştı.
“Ben… senden…”
Durdu.
Gözleri doldu.
“…bir çocuk istiyorum.”
Sessizlik.
Su dondu.
Bu cümle…
hazırlıklı olduğu bir şey değildi.
Ama kalbi…
çoktan cevap vermişti.
Yine de söyleyemedi.
Utandı.
Gözlerini kaçırdı.
“…Efe sen—”
Efe yaklaşmaya devam etti.
“Hayır.”
Başını hafif salladı.
“Bu sefer düşünme.”
Sesi kısıldı.
“Sadece hisset.”
Su’nun kalbi hızlandı.
Geri çekilmedi.
Ama konuşamadı da.
Efe bunu fark etti.
Ve bu ona yetti.
Elini tuttu.
Aniden.
Yumuşak ama kararlı.
Su’nun gözleri büyüdü.
“Efe—”
Ama Efe bırakmadı.
Onu kendine çekti.
Yaklaştırdı.
Aralarındaki mesafe yok oldu.
Su’nun nefesi kesildi.
Ama geri adım atmadı.
Çünkü istemiyordu.
Efe fısıldadı.
“…sus.”
Ve bir anda—
Onu odaya çekti.
Kapı arkasından kapandı.
Güneş perde arasından sızıyordu.
Oda sessizdi.
Su gözlerini yavaşça açtı.
Bir an…
nerede olduğunu hatırlamadı.
Sonra—
gece geldi aklına.
Bir anda doğruldu.
Kalbi hızlandı.
Yanına baktı.
Efe.
Uyuyordu.
Sakin.
Derin.
Su’nun yüzü kızardı.
“Ben…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Hemen yataktan indi.
Sessizce.
Sanki kaçarsa…
olanlar da onunla birlikte yok olacakmış gibi.
Kapıya yürüdü.
Bir saniye durdu.
Geri bakmadı bile.
Ve çıktı.
Adımları hızlıydı.
Direkt…
Yiğit’in odasına girdi.
Kapıyı kapattı.
Sırtını kapıya yasladı.
Gözlerini kapattı.
“…ne yaptım ben?”
Ama sesi korkmuş gibi değildi.
Daha çok…
utanmış.
Yiğit beşikte kıpırdandı.
Küçük bir ses çıkardı.
Su hemen yanına gitti.
Onu kucağına aldı.
Sıkıca.
Sanki kendini saklıyormuş gibi.
“Sen bir şey görmedin.”
fısıldadı.
Yiğit anlamsız bir ses çıkardı.
Su hafif güldü.
Ama hâlâ kızarıktı.
Kapı açıldı.
Yavaşça.
Efe.
Kapının eşiğinde durdu.
Bir süre konuşmadı.
Sadece baktı.
Su fark etti.
Ama dönmedi.
“Uyandın…” dedi kısık sesle.
Efe başını kapıya yasladı.
“…kaçtın.”
Su’nun eli Yiğit’in sırtında durdu.
“Kaçmadım.”
Efe hafif gülümsedi.
“Koştun.”
Su döndü.
Göz göze geldiler.
Bir saniye.
Su hemen gözlerini kaçırdı.
“…utanıyorum.”
Efe bu sefer tamamen içeri girdi.
Kapıyı kapattı.
Yavaşça yaklaştı.
“Niye?”
Su cevap veremedi.
Sadece Yiğit’e baktı.
“Ben…”
Durdu.
“…öyle biri değilim.”
Efe kaşını kaldırdı.
“Nasıl biri?”
Su kısık sesle:
“…kontrolünü kaybeden.”
Efe durdu.
Tam karşısında.
Yumuşak bir sesle:
“Kaybetmedin.”
Su baktı.
Şaşkın.
Efe devam etti.
“Sadece bıraktın.”
Sessizlik.
Ama bu sefer ağır değil.
Sakin.
Su’nun gözleri doldu.
“…fark var mı?”
Efe başını hafif eğdi.
“Var.”
Bir adım yaklaştı.
“Çünkü sen istedin.”
Su sustu.
İnkâr edemedi.
Efe elini uzattı.
Ama dokunmadan durdu.
“Ve ben…”
kısık sesle
“…seni zorlamadım.”
Su’nun kalbi yumuşadı.
Yavaşça başını salladı.
“…biliyorum.”
Yiğit o an ses çıkardı.
İkisi de baktı.
Küçük bir an.
Normal.
Gerçek.
Efe hafif güldü.
“Tanık var.”
Su ilk defa rahatça güldü.
Kafasını salladı.
“Sus…”
Efe yaklaşmadı.
Zorlamadı.
Sadece orada durdu.
“…hazır olduğunda gel.”
Su ona baktı.
Uzun uzun.
Ve ilk defa…
kaçmadı.
Oda hâlâ sakin.
Su Yiğit’i beşiğe bıraktı.
Efe kapının yanında.
Ama gitmiyor.
Gözleri Su’da.
Bir süre sessizlik.
Sonra Efe konuştu.
“…tekrarlayalım.”
Su dondu.
Yavaşça döndü.
“…ne?”
Efe omuz silkti.
Ama bakışı netti.
“Dün geceyi.”
Su’nun yüzü anında kızardı.
“Efe!”
Efe hafif güldü.
“Ne var?”
Su gözlerini kaçırdı.
“…saçmalama.”
Efe bir adım yaklaştı.
“Saçmalamıyorum.”
Su geri çekilmedi.
Ama bakmadı.
“…ben konuşmak istiyorum.”
Efe durdu.
“Ben de.”
Bir saniye.
“…ama o da konuşmanın bir yolu.”
Su’nun nefesi hızlandı.
“Efe…”
Efe yumuşadı.
“Tamam.”
Başını hafif eğdi.
“Zorlamıyorum.”
Ama ekledi:
“…sadece istiyorum.”
Su hiçbir şey demedi.
Ama susuşu…
cevaptı.
Tam o anda—
Kapı çaldı.
İkisi de durdu.
Su hemen toparlandı.
“Kim o?”
Dışarıdan ses:
“Biziz lan aç!”
Buğra.
Arkasından Can’ın sesi:
“Açmazsan kıracağız!”
Su’nun yüzü şok + utanma.
Efe güldü.
“…zamanlama.”
Su hızlıca saçını düzeltti.
“Git aç!”
Efe kapıya yürüdü.
Açtı.
Buğra içeri daldı.
“Ne oldu lan size—”
Durdu.
Efe’ye baktı.
Sonra içeri.
Sonra tekrar Efe’ye.
“…ben yanlış zamanda mı geldim?”
Can arkasından kafasını uzattı.
“Yüzler niye böyle?”
Su uzaktan:
“Hiçbir şey yok!”
Ama sesi fazla hızlı.
Buğra kaşını kaldırdı.
“Hiçbir şey yoksa neden var gibi hissediyorum?”
Efe kollarını bağladı.
“Abartma.”
Can gülerek:
“Lan sen gülüyorsun.”
Efe:
“Gülerim.”
Buğra Su’ya baktı.
“İyi misin?”
Su başını salladı.
“…iyim.”
Ama hâlâ kızarık.
Can fısıldadı:
“Bu iyi haliyse ben kötü halini merak etmiyorum.”
Efe ona sert baktı.
Can hemen sustu.
“Tamam tamam.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Buğra koltuğa oturdu.
“Biz aslında kontrol etmeye geldik.”
Can ekledi:
“Evet… ama ortam biraz…”
Efe kaşını kaldırdı.
“Ne?”
Can:
“…farklı.”
Su başını iki elinin arasına aldı.
“Yer yarılsa da girsem…”
Efe hafifçe yana eğildi.
Fısıldadı:
“…girme.”
Su ona baktı.
Efe devam etti:
“Daha bitmedi.”
Su’nun kalbi yine hızlandı.
Ve bu sefer…
kaçmadı.Kapı kapandı.
Buğra ve Can gitmişti.
Ev tekrar sessizdi.
Ama bu sefer…
farklı bir sessizlik.
Su derin bir nefes aldı.
“Sonunda…”
Arkasını döndü—
Efe oradaydı.
Yakın.
Çok yakın.
Su’nun nefesi durdu.
“…Efe.”
Efe bir şey demedi.
Sadece baktı.
O bakış…
aynıydı.
Dün geceki gibi.
Kararlı.
Yavaşça yaklaştı.
Su geri çekilmedi.
Ama kalbi hızlandı.
“Konuşacaktık…” dedi Su kısık sesle.
Efe başını hafif eğdi.
“Konuşuyoruz.”
Bir adım daha.
Artık aralarında mesafe yoktu.
Su’nun eli hafifçe Efe’nin tişörtüne değdi.
Bilinçsiz.
Efe bunu fark etti.
Ve beklemedi.
Elini tuttu.
Aniden.
Yumuşak ama net.
Su’nun gözleri büyüdü.
“Efe—”
Ama cümle bitmedi.
Çünkü Efe onu kendine çekti.
Ve dudakları…
Su’nunkine değdi.
Kısa değil.
Ama sert de değil.
Kontrollü.
İsteyerek.
Su bir an dondu.
Sonra…
gözlerini kapattı.
Karşılık verdi.
Elleri Efe’nin omzuna çıktı.
Kalbi kulaklarında atıyordu.
Efe daha da yaklaştı.
Tam o anda—
“Eeeeeh…”
İkisi de dondu.
Ayrıldılar.
Bir saniye.
Sonra tekrar:
“Eaaah!”
Yiğit.
Ağlamak üzere.
Su gözlerini kapattı.
“…zamanlama.”
Efe başını geriye attı.
Hafif güldü.
“…cidden.”
Yiğit bu sefer ağladı.
Gerçekten.
Su hemen döndü.
“Tamam tamam annesi burada…”
Beşiğe koştu.
Efe olduğu yerde kaldı.
Bir saniye.
Sonra Su’ya baktı.
Su Yiğit’i kucağına aldı.
Sakinleştirmeye çalışıyor.
Ama hâlâ nefesi hızlı.
Efe yavaşça yaklaştı.
Yanına.
Yiğit’e baktı.
Sonra Su’ya.
“…yarım kaldı.”
Su gözlerini kaçırdı.
Ama bu sefer gülümsedi.
“…biliyorum.”
Efe hafif eğildi.
Fısıldadı:
“Devam edeceğiz.”
Su’nun kalbi yine hızlandı.
Ama bu sefer…
itiraz etmedi.