Bölümler 13Şu an: Yedinci Bölüm: Küllerin Ardındaki İz
- 1 Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı677 kelime
- 2 İkinci Bölüm: Karanlığın İçindeki Ses510 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm: Kanın Hatırladığı787 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı667 kelime
- 5 Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol845 kelime
- 6 Altıncı Bölüm: Uyanışın Bedeli753 kelime
- 7 Yedinci Bölüm: Küllerin Ardındaki İz805 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Sekizinci Bölüm: Unutulmuşların Sesi939 kelime
- 9 9. Bölüm — Karanlığın Çağrısı811 kelime
- 10 10. Bölüm — Namareth’in Sessizliği1.017 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırılan Yemin875 kelime
- 12 12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi862 kelime
- 13 13. Bölüm — Son Miras1.135 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeraltındaki geçidin çöküşüyle birlikte dağın sessizliği bozulmuştu.
Eryndor, yıkıntıların arasından çıktığında gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplıydı. Kuzey rüzgârı, vadinin içinden yükselerek yüzüne çarpıyordu. Fakat soğuğu hissetmiyordu. Zihni, karanlık varlığın son sözlerine takılıp kalmıştı.
Baban hâlâ yaşıyor.
Bu cümle, yıllardır içinde taşıdığı boşluğa dokunmuştu. Bir ömrün boyunca cevabını aradığı soruların ardında şimdi yeni bir kapı açılıyordu. Fakat o kapının ardında umut mu, yoksa başka bir felaket mi vardı, bilmiyordu.
Lyrielle atının yanında durarak Eryndor’u izledi.
“Bütün gece burada dikilmeyi düşünüyorsan en azından bir ateş yakalım.”
Eryndor düşüncelerinden sıyrıldı.
“Beni bekleyen biri varsa vakit kaybedemem.”
Lyrielle kollarını göğsünde birleştirdi.
“Biraz önce neredeyse bütün bir dağın altında kalıyorduk. Babanın peşine düşmeden önce hayatta kalmayı öğrenmen gerekiyor.”
Eryndor ona döndü.
“Beni korumaya mı çalışıyorsun?”
“Hayır. Sana ölü bir adamın peşinden gitmeni engellemeye çalışıyorum.”
Eryndor’un yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Ölü olduğundan emin değiliz.”
Lyrielle cevap vermedi. Bakışlarını Maerthion’a çevirdi.
Yaşlı elf, çökmüş geçidin önünde diz çökmüş, taşların üzerindeki rünleri inceliyordu. Asasının çatlayan kristali artık ışık vermiyordu. Yıllardır elinde taşıdığı o büyülü nesne, ilk kez sıradan bir tahta parçasından farksız görünüyordu.
Eryndor yanına yaklaştı.
“Babama dair bildiklerini anlat.”
Maerthion başını kaldırdı.
“Burada değil.”
“Başka neyi bekliyorsun?”
Yaşlı elf ayağa kalktı. Pelerininin üzerindeki tozu silkeledi.
“Gerçekleri anlatmak için doğru zamanı bekliyordum. Ama görüyorum ki o zaman çoktan geçti.”
Lyrielle dikkat kesildi.
“Bu konuşmanın benim de bilmem gereken bir kısmı var mı?”
Maerthion, genç muhafıza baktı.
“Sandığından daha fazlası.”
Eryndor sabırsızca araya girdi.
“Öyleyse anlat.”
Maerthion gözlerini kuzeydeki dağlara çevirdi.
“Babanın adı Aetharion’du.”
İsim, Eryndor’un zihninde yankılandı. Hiç duymadığı bir adı, sanki yıllardır biliyormuş gibi hissetti.
“Aetharion kimdi?”
“Bir zamanlar Silvaren’in en seçkin savaşçılarından biri. Kadim Işık Ağacı’nın koruyucuları arasında yetişmiş, eski elf soylarının sırlarını bilen bir muhafızdı.”
Eryndor’un sesi sertleşti.
“Öyleyse neden tarihte adı geçmiyor?”
Maerthion bir an sustu.
“Çünkü Aetharion, Silvaren’in en büyük sırlarından birini korumak için kendi adını tarihten silmeyi kabul etti.”
Lyrielle’nin yüzündeki ifade değişti.
“Bir savaşçı kendi adından neden vazgeçer?”
Maerthion ona baktı.
“Bazen bir ismi silmek, bir hayatı kurtarmanın tek yoludur.”
Eryndor’un madalyonu hafifçe ısındı.
“Annem kimdi?”
Maerthion bu kez cevap vermekte zorlandı.
“Onun adı Elenara’ydı.”
Eryndor’un parmakları madalyonun çevresinde sıkılaştı.
“Onu da mı tarihten sildiniz?”
“Hayır. Elenara’nın adı hiçbir kayıtta yoktu. Çünkü o, Silvaren’in tarihinde yer almayan bir soydan geliyordu.”
Lyrielle kaşlarını çattı.
“Böyle bir soyun varlığından haberdar değilim.”
“Çünkü onların varlığı bile bir sır olarak saklandı.”
Maerthion’un sesi ağırlaştı.
“Elenara, Kadim Işık Ağacı’nın ilk çağlarında ortaya çıkan bir topluluğun son temsilcisiydi. Bu topluluk, elflerden de önce var olmuş bir gücün taşıyıcılarıydı.”
Eryndor derin bir nefes aldı.
“Bütün bunların benimle ne ilgisi var?”
Maerthion gözlerini onun göğsündeki madalyona çevirdi.
“Çünkü sen iki ayrı mirasın birleştiği yerde doğdun.”
Uzaklardan bir gök gürültüsü duyuldu.
Lyrielle, kuzeyde yükselen bulutlara baktı.
“Bu konuşmayı burada bitirmeliyiz. Fırtına geliyor.”
Maerthion başını salladı.
“Yakında bir yerleşim var. Oraya ulaşınca devam ederiz.”
Eryndor atına yöneldi. Fakat tam bineceği sırada vadinin karşısındaki kayalıkların üzerinde bir hareket fark etti.
Bir siluet.
Karanlık pelerinli, uzun boylu bir figür.
Eryndor kılıcına uzandı.
“Orada biri var.”
Lyrielle çoktan yayınına davranmıştı.
“Gördüm.”
Figür kaçmadı. Aksine, kayalığın kenarına kadar ilerledi. Rüzgâr pelerinini savururken elini kaldırdı.
Avucunda küçük, gümüş bir nesne parlıyordu.
Eryndor’un madalyonu aniden soğudu.
Maerthion’un yüzü bembeyaz kesildi.
“Bu olamaz…”
Lyrielle ona döndü.
“Ne gördün?”
Yaşlı elf cevap vermedi.
Kayalığın üzerindeki figür, nesneyi havaya kaldırdı. Gümüş ışık bulutların arasından süzülerek vadiye yayıldı.
Eryndor’un zihninde bir ses belirdi.
Bu kez karanlık varlığın sesi değildi.
Bir kadının sesiydi.
Eryndor…
Gözlerini kapattı.
Ses, yıllardır unutulmuş bir hatıranın içinden yükseliyordu. Şefkatli, yorgun ve bir o kadar da uzaktı.
Beni bul.
Eryndor yeniden gözlerini açtığında kayalığın üzerindeki figür ortadan kaybolmuştu.
Atına atladı.
“Peşinden gidiyoruz.”
Maerthion dizginleri tuttu.
“Hayır! Ne olduğunu bilmiyoruz.”
Eryndor yaşlı elfin elini çekti.
“Bütün hayatım boyunca hiçbir şey bilmeden yaşadım. Artık bu sona erecek.”
Lyrielle atına binerek ikisinin yanına geldi.
“Tek başına gitmiyorsun.”
Eryndor ona baktı.
“Bunun tehlikeli olduğunu biliyorsun.”
Lyrielle yayını sırtına yerleştirdi.
“Ben Gümüş Yay’ın muhafızıyım. Tehlike, görevimin bir parçası.”
Maerthion ikisine de baktı. Sonunda dizginleri bıraktı.
“Öyleyse dinleyin. Kayalıklara giden yol eski bir geçitten geçiyor. Orada neyle karşılaşacağınızı bilmiyorum. Ancak gördüğünüz hiçbir şeye dokunmayın. Bazı büyüler, onları uyandıran kişiyi de içine hapseder.”
Üçü kuzeye doğru yola çıktı.
Vadinin üzerinde fırtına koparken kayalıkların ardında, eski bir mağaranın girişinde gümüş ışık yanıp söndü.
Mağaranın derinliklerinde bir kadın silueti belirdi.
Uzun, koyu renk saçları omuzlarına dökülüyordu. Üzerindeki beyaz giysinin kenarları altın işlemelerle süslenmişti. Yüzü yorgun, bakışları ise yılların ötesine uzanıyordu.
Önünde duran kristale dokundu.
“Beni duyduğunu biliyorum, oğlum.”
Kristalin içinden ince bir çatlama sesi geldi.
Kadın başını kaldırdı.
“Artık saklanmana gerek yok.”
Mağaranın duvarlarında eski rünler birer birer aydınlandı.
Ve çok uzaklarda, Silvaren’in sarayında, Kral Tharion’un önündeki kadim harita kendiliğinden açıldı.
Haritanın kuzeyinde daha önce bulunmayan bir işaret belirmişti.
Kral, işareti gördüğü anda ayağa kalktı.
“Maerthion…”
Pencerenin dışındaki gökyüzü kararmıştı.
Tharion’un sesi sarayın boş salonlarında yankılandı.
“Demek mühür gerçekten kırıldı.”
Ardından kapıya yöneldi.
“Meclisi toplayın. Silvaren’in geçmişi artık bizi rahat bırakmayacak.”
Bölüm etkileşimi
