Bölümler 13Şu an: Sekizinci Bölüm: Unutulmuşların Sesi
- 1 Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı677 kelime
- 2 İkinci Bölüm: Karanlığın İçindeki Ses510 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm: Kanın Hatırladığı787 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı667 kelime
- 5 Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol845 kelime
- 6 Altıncı Bölüm: Uyanışın Bedeli753 kelime
- 7 Yedinci Bölüm: Küllerin Ardındaki İz805 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm: Unutulmuşların Sesi939 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm — Karanlığın Çağrısı811 kelime
- 10 10. Bölüm — Namareth’in Sessizliği1.017 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırılan Yemin875 kelime
- 12 12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi862 kelime
- 13 13. Bölüm — Son Miras1.135 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kayalıkların arasından geçen dar patika, üç yolcuyu dağın gölgesine taşıyordu. Fırtına henüz tepelerine ulaşmamıştı; buna rağmen havadaki elektrik, yaklaşan tehlikeyi haber veriyordu.
Eryndor, önlerinde uzanan mağara girişini gördüğünde atını durdurdu.
Kayaların üzerine kazınmış semboller, göğsündeki madalyonla aynı biçimdeydi. Yalnızca bir fark vardı: Madalyonun üzerindeki işaret iki parçadan oluşurken mağaranın girişindeki sembolün merkezinde üçüncü bir çizgi bulunuyordu.
Lyrielle atından indi.
“Burası eski bir kutsal alan olmalı.”
Maerthion, girişin çevresindeki rünleri dikkatle inceledi.
“Hayır. Kutsal alanlar korunmak için inşa edilir. Burası ise bir şeyin dışarı çıkmasını engellemek için yapılmış.”
Eryndor, mağaranın karanlığına baktı.
“Annem burada mı?”
Maerthion’un cevabı gecikti.
“Bunu söyleyen sesin ona ait olduğundan emin değiliz.”
Eryndor’un yüzü gerildi.
“Ben eminim.”
Lyrielle, mağaranın girişine doğru birkaç adım attı. Yerden aldığı küçük bir taşı karanlığa fırlattı. Taş birkaç kez sekerek ilerledi, ardından derinlerden gelen bir sesle birlikte gözden kayboldu.
“İçerisi düşündüğümüzden daha büyük.”
Eryndor kılıcını çekti.
“Öyleyse oyalanmayalım.”
Maerthion önlerine geçti.
“Bir dakika. Bu rünleri okuyabiliyorum.”
Yaşlı elf parmaklarını kayanın üzerindeki yazılarda gezdirdi. Dudakları, kadim dildeki kelimeleri sessizce tekrarlıyordu.
“Burada bir isim var.”
Lyrielle ona yaklaştı.
“Kimin?”
Maerthion elini geri çekti.
“Aetharion.”
Eryndor’un bakışları babasının adına kilitlendi.
“Demek buraya gelmiş.”
“Yalnızca gelmiş değil,” dedi Maerthion. “Bu mühür onun kanıyla oluşturulmuş.”
Eryndor’un göğsündeki madalyon titredi.
“Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü artık senden saklayabileceğim hiçbir şey kalmadı.”
Maerthion’un sesi ilk kez bu kadar yorgun duyuluyordu.
“Yıllar önce Aetharion bana bir emanet bıraktı. Onu korumamı, zamanı geldiğinde sana ulaştırmamı istedi.”
“Ne emaneti?”
Yaşlı elf pelerininin iç cebinden küçük bir kristal çıkardı. Kristal, ışığı olmayan bir ortamda bile soluk mavi bir parıltı yayıyordu.
Eryndor uzanmak istediğinde Maerthion elini kaldırdı.
“Bunu sana vermek için doğru zamanı bekledim. Ama ne zaman doğru zaman olurdu, hiçbir zaman bilemedim.”
Lyrielle’nin bakışları kristale yöneldi.
“Bunun içinde ne var?”
Maerthion kristali Eryndor’a uzattı.
“Babanın son hatırası.”
Eryndor kristali avucuna aldı.
Dokunduğu anda mağaranın içindeki bütün rünler parladı.
Bir ses duyuldu.
“Eğer bunu dinliyorsan, oğlum, demek ki saklandığımız yer artık güvenli değil.”
Eryndor’un parmakları kristalin çevresinde kapandı.
Ses, derin ve sakindi. Fakat her kelimesinde yıllardır bastırılmış bir acı vardı.
“Adını sana ben vermedim. Çünkü adların bile tehlikeli olduğu bir çağda doğdun. Annen, seni korumak için kendi hayatından vazgeçti. Ben ise seni ondan ve senden uzak tutmak zorunda kaldım.”
Görüntü kristalin içinden yükseldi.
Aetharion, yıkılmış bir tapınağın önünde duruyordu. Zırhı parçalanmış, yüzünde derin bir yara vardı. Arkasında genç bir kadın görünüyordu. Eryndor’un zihnindeki sesin sahibi oydu.
Elenara.
Kadın, kollarında bir bebek taşıyordu.
“Onu götürmelisin,” dedi Elenara. “Onlar çocuğun kim olduğunu öğrendi.”
Aetharion başını iki yana salladı.
“Bu kez kaçmayacağım.”
Elenara ona yaklaştı.
“Bu kaçmak değil. Onu yaşatmak.”
Aetharion bebeği kucağına aldı. Küçük madalyonu boynuna yerleştirdi.
“Bir gün geri dönecek.”
Elenara’nın gözleri doldu.
“Ya bizi hatırlamazsa?”
Aetharion alnını bebeğin alnına dokundurdu.
“Kan hatırlar.”
Görüntü kayboldu.
Eryndor’un gözleri dolmuştu. Fakat yüzündeki ifade kederden çok öfkeye benziyordu.
“Beni neden terk ettiniz?”
Kristalden son bir ses yükseldi.
“Çünkü seni bulmalarına izin veremezdik.”
Ardından kristal çatladı.
Eryndor’un avucunda küçük parçalar kaldı.
Maerthion başını eğdi.
“Babanın söyleyebildiği buydu.”
Eryndor ona döndü.
“Beni kim arıyordu?”
Yaşlı elf cevap veremeden mağaranın derinliklerinden gelen bir ses üçüne de ulaştı.
“Biz.”
Duvarlardaki rünler söndü.
Karanlığın içinden ağır adımlar yükseldi. Lyrielle hemen yayını gerdi. Eryndor kılıcını kaldırarak Maerthion’un önüne geçti.
Mağaranın içinden uzun boylu, beyaz saçlı bir elf çıktı. Üzerinde eski çağlara ait zırh vardı. Yüzünün yarısını kaplayan metal bir maske, gözlerinden birini gizliyordu. Diğer gözünde ise soluk altın renginde bir ışık yanıyordu.
Lyrielle’nin yayı gerilmişti.
“Olduğun yerde kal.”
Yabancı elf, onun sözünü dikkate almadan Eryndor’a baktı.
“Demek Aetharion’un oğlu sensin.”
Eryndor kılıcını göğüs hizasına kaldırdı.
“Sen kimsin?”
Yabancı, maskesinin kenarına dokundu.
“Bana verilen isimleri çoktan unuttum. Fakat bir zamanlar senin babanla aynı safta savaştım.”
Maerthion’un yüzünde şaşkınlık belirdi.
“Bu zırh…”
Yabancı elfin bakışları yaşlı bilgeye döndü.
“Beni tanıdın, Maerthion. Öyleyse yalan söylemenin bir anlamı kalmadı.”
Maerthion’un sesi kısıldı.
“Sen kuzey ordusunun komutanıydın. Yüzyıllar önce öldüğün söylenmişti.”
“Öldüğüm doğru.”
Yabancı elf, Eryndor’a doğru bir adım attı.
“Ama bazı ölümler, yaşayanlardan daha uzun sürer.”
Eryndor’un madalyonu yeniden parladı.
Yabancı elfin yüzündeki maskede ince bir çatlak oluştu. Altın gözünün çevresinde siyah damarlar belirdi.
“Baban seni sakladı. Annen seni korudu. Maerthion ise gerçeği senden uzak tuttu.”
Lyrielle’nin sesi keskinleşti.
“Ne istiyorsun?”
Yabancı elf, mağaranın derinliklerine baktı.
“Ben hiçbir şey istemiyorum. Yalnızca sana bir uyarı getirdim.”
Eryndor bekledi.
“Ne uyarısı?”
Yabancı elfin gözündeki ışık söndü.
“Babanı arıyorsan, Morgath’ın izini takip etme.”
Maerthion irkildi.
“Bu ne demek?”
Yabancı elf başını ona çevirdi.
“Morgath’ın ordusuna katılanların hepsi onun iradesiyle hareket etmedi. Bazıları, karanlığın içinden gelen bir emre itaat ediyordu.”
Eryndor’un zihninde yeraltındaki görüntü yeniden canlandı.
Morgath’ın diz çöktüğü o gizemli figür…
“Kimdi o?” diye sordu.
Yabancı elf mağaranın çıkışına yöneldi.
“Bunu öğrenmek istiyorsan, Aetharion’un son görüldüğü yere gitmelisin.”
Lyrielle yayını indirmedi.
“Bize neden yardım ediyorsun?”
Yabancı elf durdu.
“Çünkü bir zamanlar babana verdiğim sözü tutamadım.”
Mağaranın dışından gök gürültüsü yükseldi.
Yabancı, karanlığın içine doğru yürüdü. Birkaç adım sonra bedeni sislerin arasında kayboldu.
Eryndor arkasından seslendi.
“Adın ne?”
Yanıt, mağaranın taş duvarlarında yankılandı.
“Vaelthor.”
Ve ardından sessizlik.
Maerthion, Eryndor’un omzuna elini koydu.
“Artık anlıyorsun. Geçmişin peşinden gitmek, bazen geleceğini de tehlikeye atmak demektir.”
Eryndor mağaranın çıkışına baktı.
“Benim geleceğim, başkalarının sakladığı sırlarla şekillenmeyecek.”
Lyrielle yanına geldi.
“Öyleyse bir sonraki adımımız belli.”
Eryndor başını salladı.
“Babamın son görüldüğü yere gideceğiz.”
Uzaklarda, fırtınanın ardında kalan Silvaren Sarayı’nda Kral Tharion, eski savaş zırhını önüne koymuştu.
Zırhın göğüs kısmında, yıllardır kimsenin görmediği bir sembol vardı.
Tharion parmaklarını sembolün üzerinde gezdirdi.
“Affet beni, kardeşim.”
Sarayın kapıları açıldı.
İçeri giren muhafız diz çöktü.
“Majesteleri, kuzeyden haber var.”
Tharion başını kaldırdı.
“Konuş.”
Muhafızın yüzü endişeliydi.
“Kadim mezarlıkta bir mezar açılmış.”
Kralın eli zırhın üzerinde hareketsiz kaldı.
“Hangisi?”
Muhafız yutkundu.
“İlk Hükümdar Morgath’ın mezarı.”
Tharion gözlerini kapattı.
Yıllardır beklediği korku, sonunda gerçek olmuştu.
“Öyleyse,” dedi sessizce, “kardeşim de uyanmış.”
Bölüm etkileşimi
