Silvaren Günlükleri Kadim Muhafızın Mirası kitap kapağı

1. bölüm / 13

Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı

Silvaren'de sabahlar, dünyanın geri kalanından farklı doğardı.
Güneş, Taşdoruk Dağları'nın ardında kendini gösterdiğinde, altın ışıklar önce dağların zirvelerine dokunur, ardından vadilere süzülerek binlerce yıllık ormanların üzerine yayılırdı. Devasa ağaçların yapraklarında biriken çiy damlaları, gökyüzünden düşmüş yıldızlar gibi parıldardı.
Rüzgâr estiğinde ormanlar konuşurdu.
Elfler bunun yalnızca bir benzetme olmadığını bilirdi.
Çünkü Silvaren'de her şeyin bir sesi, her sesin bir anlamı vardı.
Kadim Işık Ağacı'nın dalları arasında yaşayan kuşlar, henüz doğmamış mevsimlerin şarkısını söyler; nehirlerin üzerinde süzülen ince sisler, geçmiş çağların unutulmuş hatıralarını taşırdı.
Ve bu kadim diyarın kalbinde, gümüş kuleleri gökyüzüne uzanan Aelthoria şehri yükselirdi.
Silvaren'in başkenti.
Elf krallığının incisi.
Eryndor, güne ilk uyananlardan biriydi.
Yüksek bir taş balkonun kenarında durmuş, uçsuz bucaksız ormanı seyrediyordu. Omuzlarına dökülen siyah saçları sabah rüzgârında hafifçe dalgalanıyor, belindeki gümüş işlemeli kılıcı güneşin ilk ışıklarıyla parlıyordu.
Uzaklarda, Kadim Işık Ağacı'nın gövdesinden yükselen mavi parıltılar gökyüzüne karışıyordu.
Eryndor derin bir nefes aldı.
Bu manzarayı binlerce kez görmüştü. Fakat her sabah, sanki ilk kez karşılaşıyormuş gibi içinde aynı hayranlık uyanıyordu.
Arkasından bir ses duyuldu.
"Yine güneş doğmadan ayaktasın."
Eryndor başını çevirdi.
Kapının yanında, gümüş saçlarını örmüş yaşlı bir elf duruyordu. Uzun pelerini omuzlarından aşağı uzanıyor, elindeki ahşap bastonun ucunda küçük bir mavi kristal parlıyordu.
Maerthion.
Silvaren'in en yaşlı bilgelerinden biri.
Eryndor hafifçe gülümsedi.
"Uyku, insanın zihnini dinlendirir. Ama benim zihnim dinlenmek istemiyor."
Maerthion balkona doğru yürüdü.
"Yoksa seni uyutmayan şey, zihninin henüz anlamlandıramadığı bir düşünce mi?"
Eryndor cevap vermedi.
Yaşlı elf, onun yanına geldi ve ormana baktı.
"Son zamanlarda yıldızların hareketlerini izliyor musun?"
"Her gece."
"Ve ne görüyorsun?"
Eryndor gözlerini gökyüzüne çevirdi.
"Bir şeylerin değiştiğini."
Maerthion'un yüzündeki ifade aniden ciddileşti.
"Demek sen de hissediyorsun."
Eryndor ona döndü.
"Neyi?"
Yaşlı elf bir süre sessiz kaldı.
"Henüz adını koyamadığımız bir şeyi."

Günün ilerleyen saatlerinde Aelthoria'nın merkezindeki Yüksek Divan'da bütün hanedan temsilcileri toplanmıştı.
Gümüş sütunlarla çevrili salonun ortasında, kadim elflerin sembollerini taşıyan büyük bir masa bulunuyordu. Masanın üzerinde Silvaren'in haritası açılmıştı.
Kral Tharion, yüksek tahtında oturuyordu.
Uzun beyaz saçları omuzlarına dökülüyor, gözlerinde yüzyılların bilgeliği saklı duruyordu.
"Son üç ay içinde kuzey sınırından gelen haberler değişti," dedi kral. "Orman muhafızları, eski geçitlerde açıklayamadıkları izler bulmuş."
Divan üyelerinden biri öne çıktı.
"Belki de dağların ötesindeki halklardan birileri topraklarımıza girmeye çalışıyordur."
Maerthion başını iki yana salladı.
"Hayır. Bu izler yaşayan hiçbir ırka ait değil."
Salonda sessizlik oluştu.
Kral Tharion, yaşlı bilgeye baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Maerthion bastonunu yere vurdu.
Kristalin içinden mavi bir ışık yükseldi. Salonun ortasında, havada süzülen eski bir sembol belirdi.
Bir yıldız.
Fakat yıldızın ortası karanlıktı.
"Bu işaret," dedi Maerthion, "elflerin ilk çağlarından beri yalnızca bir kez görülmüştür."
Eryndor, sembole bakarken göğsünde hafif bir sıcaklık hissetti.
Nedenini bilmiyordu.
Ama işaret ona yabancı gelmiyordu.
Sanki çok uzun zamandır beklediği bir şey, nihayet kendisini hatırlatıyordu.
Divan dağıldığında Eryndor, Maerthion'un peşinden gitti.
"Bilge Maerthion."
Yaşlı elf durdu.
"Söyle."
"Az önce gösterdiğin sembol... Neden bana tanıdık geldi?"
Maerthion'un gözleri Eryndor'un yüzüne yerleşti.
"Çünkü bazı kaderler, sahiplerine sorulmadan yazılır."
Eryndor'un kaşları çatıldı.
"Ben kaderime inanacak biri değilim."
Maerthion hafifçe gülümsedi.
"İyi. Çünkü kaderine inananlar, çoğu zaman onu değiştirmeyi unuturlar."
Yaşlı elf yürümeye devam etti.
Fakat birkaç adım sonra durdu.
"Eryndor."
"Efendim?"
"Bu gece ormanın kuzeyine gitme."
Eryndor'un yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Neden?"
Maerthion cevap vermedi.
Ve tam o sırada, Aelthoria'nın üzerinde gökyüzünde bir yıldız kaydı.
Ardından bir tane daha.
Sonra bütün gökyüzü bir anlığına karardı.

O gece Eryndor uyuyamadı.
Maerthion'un sözleri zihninde dönüp duruyordu.
Bu gece ormanın kuzeyine gitme.
Fakat ormanın içinden gelen bir ses vardı.
Ne bir hayvanın sesi ne de rüzgârın uğultusuydu.
Bir fısıltı.
Eryndor yatağından kalktı. Kılıcını kuşandı, yayını omzuna astı ve sessizce sarayın dışına çıktı.
Ay ışığı, ormanın girişindeki eski taşları aydınlatıyordu.
Eryndor, ağaçların arasına adım attığında fısıltı kesildi.
Bir süre yürüdü.
Sonra yerde bir şey gördü.
Köklerin arasına gömülmüş siyah bir taş.
Taşın yüzeyinde, gündüz divanda gördüğü yıldız sembolü kazılıydı.
Eryndor diz çöktü.
Elini taşa uzattığı anda, bütün orman sustu.
Kuşlar sustu.
Nehir sustu.
Rüzgâr sustu.
Ve taşın içinden bir ses yükseldi.
"Sonunda..."
Eryndor elini geri çekti.
Ses yeniden duyuldu.
"Seni bulduk."
Taş çatladı.
İçinden siyah bir ışık yükseldi.
Eryndor kılıcını çektiği anda, ağaçların ardında iki kırmızı göz açıldı.
Ve Silvaren'in binlerce yıllık huzuru, o gece ilk kez bozuldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…