Silvaren Günlükleri Kadim Muhafızın Mirası kitap kapağı

4. bölüm / 13

Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı

Kuzeye uzanan yol, Silvaren’in en eski ormanlarından geçiyordu.
Eryndor, atının dizginlerini gevşeterek sislerin arasında ilerledi. Ağaçlar öylesine büyüktü ki dalları gökyüzünü bir kubbe gibi kapatıyor, gün ışığı yere ancak solgun çizgiler hâlinde düşüyordu. Ormanın derinliklerinde kuş sesleri bile duyulmuyordu. Sanki bütün canlılar yaklaşan bir felaketi önceden sezmiş ve sessizliğe gömülmüştü.
Yanında ilerleyen Maerthion, yol boyunca tek kelime etmemişti.
Eryndor sonunda sessizliği bozdu.
“Bildiğin bir şey var.”
Maerthion başını çevirmedi.
“Bu bir soru mu, yoksa suçlama mı?”
“İkisi de olabilir.”
Yaşlı elf hafifçe gülümsedi. Fakat gözlerindeki yorgunluk, gülümsemesine eşlik etmiyordu.
“Kadim kristalde gördüklerin… Her şeyi olduğu gibi göstermemiş olabilir.”
Eryndor atını durdurdu.
“Morgath’ın sözlerini duydun. ‘Beni onlar hain yaptı.’ Bu ne demek?”
Maerthion da durdu. Bir süre ormanın derinliklerine baktı.
“Silvaren’in tarihini kazananlar yazdı, Eryndor. Ve bazen gerçek, anlatılanlardan çok daha karanlık olur.”
“Öyleyse neden benden saklıyorsunuz?”
Maerthion cevap vermedi.
Tam o sırada ormanın içinden bir ses yükseldi.
Bir çığlık.
İkisi de kılıçlarına davrandı.
Ses bir kez daha duyuldu. Bu kez daha yakından.
Eryndor atından indi ve sesin geldiği yöne ilerledi. Çalıların arasında, sırtı devrilmiş bir ağaca yaslı genç bir elf buldu. Zırhı parçalanmış, omzundan kan sızıyordu. Elinde tuttuğu sancak, kuzey karakollarından birine aitti.
Eryndor diz çöktü.
“Bunu kim yaptı?”
Genç elf güçlükle başını kaldırdı.
“Onlar… karanlıktan geldiler.”
“Kaç kişilerdi?”
“Sayamadık. Kılıçları… ışığı bile kesiyordu.”
Eryndor yarayı bastırdı.
“Diğer askerler nerede?”
Genç elf titreyen eliyle kuzeyi işaret etti.
“Bir kapı açıldı…”
Maerthion’un yüzü bir anda soldu.
“Ne kapısı?”
Genç elf, Eryndor’un bileğini kavradı. Gözleri korkuyla büyümüştü.
“Yeraltında değil… Gökyüzünde de değil… Dünyanın kendisinde.”
Bir an nefesi kesildi.
Sonra son sözlerini fısıldadı:
“Eryndor… Seni bekliyorlar.”
El gevşedi.
Orman yeniden sessizliğe gömüldü.
Eryndor yavaşça ayağa kalktı. Bakışlarını kuzeye çevirdiğinde, ağaçların arasından uzakta yükselen siyah bir ışık gördü. Işık değildi aslında. Işığın olmadığı bir yerdi.
Maerthion asasını sıkıca kavradı.
“Artık geri dönmeliyiz.”
Eryndor başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Kılıcını çekti. Kılıcın üzerinde altın damarlar birer birer parlamaya başladı.
“Beni bekliyorlarsa, beklemeyi bırakacaklar.”
Kuzeye doğru ilerledikçe orman değişmeye başladı.
Ağaçların gövdelerinde eski elfçe rünler belirmiş, dalların arasındaki sis gümüş bir renge bürünmüştü. Maerthion bu işaretleri gördüğünde atını durdurdu.
“Burası Aelthoria’nın eski sınırları,” dedi. “Gümüş Yay muhafızlarının toprakları.”
Eryndor kaşlarını çattı.
“Gümüş Yay mı?”
“Silvaren’in en eski savaşçı topluluklarından biri. Krallara değil, Kadim Işık Ağacı’na bağlılık yemini ederler. Yüzyıllardır kimse onları görmedi.”
Tam o anda bir ok, Eryndor’un yüzünün yanından geçerek arkasındaki ağaca saplandı.
Eryndor kılıcını çekti.
“Kim var orada?”
Ormandan bir kadın sesi yükseldi.
“Bir adım daha atarsan ikinci ok hedefini şaşırmayacak.”
Ağaçların arasından uzun, gümüş sarısı saçlarını örgü hâlinde toplamış bir elf kadını çıktı. Yeşil ve gümüş işlemeli zırhı, omuzlarında taşıdığı koyu renk pelerini ve sırtındaki yayı onu ormanın bir parçası gibi gösteriyordu. Gözleri keskin, duruşu kararlıydı.
Eryndor kılıcını indirmedi.
“Okunu indir. Biz düşmanın değiliz.”
Kadın, Maerthion’u görünce bir an duraksadı.
“Maerthion…”
Yaşlı elf başını eğdi.
“Lyrielle.”
Kadın muhafızın yüzünde şaşkınlık belirdi. Ardından gözleri Eryndor’a döndü.
“Demek söylentiler doğru.”
Eryndor sabırsızlandı.
“Hangi söylentiler?”
Lyrielle yayını omzuna astı ve birkaç adım yaklaştı.
“Kadim kanın uyandığı söyleniyor. Kuzeydeki karanlığın seni çağırdığı… Ve senin gelişinle birlikte eski bir yeminin bozulacağı.”
Eryndor’un göğsündeki madalyon aniden ısındı.
Lyrielle bunu fark etti.
Yüzündeki ifade değişti.
“Hayır… Bu mümkün değil.”
Maerthion sertçe sordu:
“Ne gördün?”
Lyrielle, Eryndor’un madalyonuna baktı.
“Bu sembol… Gümüş Yay’ın yasaklı kayıtlarında var. Onu taşıyan kişi, bir zamanlar Silvaren’i korumak için verilen yeminin son varisidir.”
Eryndor madalyonu avucuna aldı.
“Bana artık kim olduğumu söyleyin.”
Lyrielle cevap vermek yerine ormanın kuzeyine baktı.
Uzakta siyah ışık yeniden yükseliyordu.
“Bunu öğrenmek istiyorsan benimle gelmelisin. Ama bil ki orada yalnızca düşmanlarını bulmayacaksın.”
Eryndor kılıcını kınına soktu.
“Başka ne bulacağım?”
Lyrielle’nin gözleri bir anlığına gölgelendi.
“Belki de seni neden terk ettiklerini.”
Bu sözler ormanın içinde yankılanırken kuzeyden gelen uğultu şiddetlendi.
Üçü karanlığa doğru yürümeye başladı.
Ve çok uzaklarda, siyah taşın önünde diz çökmüş bir figür başını kaldırdı.
“Gümüş Yay’ın son muhafızı da geldi…”
Kızıl gözleri parladı.
“Güzel. Artık bütün parçalar bir araya geliyor.”
Gökyüzünde kara bulutlar toplanırken, Silvaren’in kadim ormanları bir kez daha karanlığın nefesini hissetti.
Ve bu kez karanlık, yalnızca bir krallığı değil, bütün bir soyun kaderini değiştirmeye geliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…