Bölümler 13Şu an: 10. Bölüm — Namareth’in Sessizliği
- 1 Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı677 kelime
- 2 İkinci Bölüm: Karanlığın İçindeki Ses510 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm: Kanın Hatırladığı787 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı667 kelime
- 5 Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol845 kelime
- 6 Altıncı Bölüm: Uyanışın Bedeli753 kelime
- 7 Yedinci Bölüm: Küllerin Ardındaki İz805 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm: Unutulmuşların Sesi939 kelime
- 9 9. Bölüm — Karanlığın Çağrısı811 kelime
- 10 10. Bölüm — Namareth’in Sessizliği1.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm — Kırılan Yemin875 kelime
- 12 12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi862 kelime
- 13 13. Bölüm — Son Miras1.135 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları, kuzey ormanının üzerine solgun bir örtü gibi yayıldı.
Eryndor gece boyunca doğru dürüst uyuyamamıştı. Kristalde gördüğü kapı, gümüş gözlü siluet ve annesinin adı zihninden çıkmıyordu. Elenara…
Bu isim, içinde bir şeyleri harekete geçiriyordu. Sanki çok uzaklardan gelen bir hatıranın kıyısında duruyor, fakat ona ulaşamıyordu.
Lyrielle, kamp ateşinin küllerini dağıtırken Eryndor’a baktı.
“Yine o görüntüyü mü düşünüyorsun?”
“Kapının ardında ne olduğunu bilmeden rahat edemiyorum.”
“Bazen bilmemek, hayatta kalmanın tek yoludur.”
Eryndor hafifçe gülümsedi.
“Sen hep böyle mi konuşursun?”
Lyrielle omzundaki yayı düzeltti.
“Yalnızca gereksiz sorular sorulduğunda.”
Maerthion, bastonunu alarak ayağa kalktı.
“Yeterince oyalanmışız. Namareth’e varmamız için güneş batmadan yola çıkmalıyız.”
Üçü ormanın derinliklerine ilerledi.
Yol boyunca ağaçlar giderek seyrekleşti. Toprak, yerini gri kayalara bırakıyor; kuş sesleri yerini tuhaf bir sessizliğe terk ediyordu.
Bir süre sonra Eryndor durdu.
“Burada bir şey var.”
Lyrielle hemen yayını eline aldı.
“Neyi hissettin?”
Eryndor, önlerinde uzanan dar geçide baktı.
“Bilmiyorum. Ama sanki bu yolu daha önce yürüdüm.”
Maerthion’un yüzü ciddileşti.
“Bazen kan, aklın unutmaya çalıştığı şeyleri hatırlar.”
Geçide girdiklerinde taşların üzerine kazınmış semboller gördüler. Bazıları Kadim Elf alfabesine benziyordu. Diğerleri ise hiçbirinin tanımadığı şekillerden oluşuyordu.
Lyrielle, taşlardan birinin üzerindeki işareti inceledi.
“Bu, Gümüş Yay’ın eski mühürlerinden biri.”
Maerthion yaklaştı.
“Hayır. Gümüş Yay bu işareti kullanmaz. Bu sembol, Gümüş Yay kurulmadan önce var olan bir yemine ait.”
Eryndor’un madalyonu ısındı.
Taşın üzerindeki çizgiler birer birer ışıldamaya başladı.
Ardından geçidin sonunda, kayalara gömülü devasa bir kapı ortaya çıktı.
Kapının üzerinde iki figür vardı.
Birinin elinde kılıç, diğerinin elinde asa bulunuyordu. İkisi de başlarını aynı ağaca çevirmişti.
Eryndor, figürlerden birinin yüzünü görünce nefesi kesildi.
“Aetharion…”
Maerthion ona döndü.
“Ne gördün?”
“Babam.”
Kapıdaki savaşçının yüzü, kristalde gördüğü yüzle aynıydı.
Fakat diğer figür…
Eryndor ona baktığında kendi yansımasını gördü.
Kapının önündeki taş zeminde bir oyuk vardı. Maerthion, kristali dikkatlice oyuğa yerleştirdi.
“Bu kapı, kan bağıyla değil, bir hatırayla açılıyor olmalı.”
Eryndor gözlerini kapattı.
Çocukluğundan beri hatırladığı tek şey, geceleri gördüğü belli belirsiz rüyalardı. Bir kadın sesi, sıcak bir dokunuş ve gökyüzünde parlayan yıldızlar…
“Elenara,” diye fısıldadı.
Madalyonun içinden altın bir ışık yükseldi.
Kapı ağır bir gürültüyle açıldı.
İçeride, duvarları kristallerle kaplı geniş bir salon vardı. Salonun ortasında, siyah taşlardan yapılmış bir kürsü duruyordu. Üzerinde eski bir zırh, kırılmış bir kılıç ve mühürlü bir tomar bulunuyordu.
Eryndor, kürsüye yaklaştı.
Zırhın göğsünde, kendi madalyonuyla aynı işaret vardı.
Lyrielle etrafı gözlemledi.
“Burada uzun zamandır kimse yaşamamış.”
Maerthion, duvardaki yazıları okumaya başladı.
“Namareth… Son Muhafızların Sığınağı.”
Eryndor tomarı eline aldı.
Mühür, dokunduğu anda parçalandı.
İçindeki yazılar yavaşça belirdi.
Aetharion’un Son Vasiyeti
“Bu sözleri okuyacak kişi, ya benim kanımdan doğmuştur ya da kaderin onu buraya sürüklediği kişidir.
Eğer oğlum bu satırlara ulaşmışsa, bil ki onu saklamakla doğru olanı yaptım.
Silvaren’in tarihi, kazananların kaleminden yazıldı. Morgath’ın ihaneti diye anlatılan şey, gerçekte bir ihanetten çok daha karanlık bir olaydı.
Ben, Aetharion, Kadim Muhafızların son yemini adına gerçeği sakladım.
Çünkü o gece yalnızca bir hükümdar düşmedi.
Bir halkın kaderi değiştirildi.”
Eryndor’un parmakları titredi.
“Devamı var…”
Tomarın altındaki yazılar kararmıştı.
Maerthion, kürsünün çevresinde dolaştı.
“Bu kayıt tamamlanmamış. Birileri buraya gelmiş ve devamını silmiş.”
Lyrielle, salonun diğer ucundaki duvara baktı.
“Belki de silmemiştir.”
Duvarın dibinde, taşların arasına gizlenmiş bir bölme vardı. Lyrielle onu açtığında içinden küçük, siyah bir kutu çıktı.
Kutunun üzerinde kırmızı gözlü ağaç sembolü bulunuyordu.
Eryndor kutuyu açtı.
İçinde bir yüzük ve ince bir metal levha vardı.
Levhanın üzerine tek bir cümle kazınmıştı:
“Morgath, düşmanını kendi kardeşinde aradı. Fakat asıl düşman, ikisinin de göremediği yerdeydi.”
Maerthion, levhayı elinden aldı.
“Bu, tarihin bildiğimiz hâliyle çelişiyor.”
“Belki de tarih başından beri yanlıştı,” dedi Eryndor.
Tam o sırada salonun derinliklerinden bir ses geldi.
“Yanlış değil.”
Üçü birden döndü.
Karanlığın içinden zırhlı bir elf çıktı. Zırhının üzerinde eski muhafızların sembolleri vardı. Yüzü yorgun, gözleri derin bir kederle doluydu.
Eryndor kılıcını çekti.
“Sen kimsin?”
Yabancı, Eryndor’un elindeki tomara baktı.
“Bu sözleri okumaman gerekiyordu.”
Lyrielle yayını gerdi.
“Bir adım daha atarsan konuşma fırsatın kalmayacak.”
Yabancı, başını hafifçe eğdi.
“Lyrielle. Babanın sana öğrettiği ilk şey, silahını çekmeden önce düşmanını tanımak olmalıydı.”
Lyrielle’nin yüzü değişti.
“Babamı nereden tanıyorsun?”
Yabancı cevap vermedi.
Eryndor’un madalyonu yeniden parladı.
Zırhlı elf gözlerini ona çevirdi.
Ve diz çöktü.
“Sonunda seni buldum.”
Eryndor’un sesi sertleşti.
“Beni tanıyorsun.”
“Tanımak mı?” Yabancı başını kaldırdı. “Ben seni dünyaya geldiğin gece gördüm.”
Maerthion’un elindeki baston yere çarptı.
“Bu mümkün değil…”
Yabancı, miğferini çıkardı.
Yüzünde yılların izleri vardı. Şakağındaki derin yara, sol gözünün altına kadar uzanıyordu.
“Ben Caelthar. Namareth’in son muhafızlarından biriyim.”
Eryndor ona yaklaştı.
“Babam nerede?”
Caelthar’ın yüzündeki ifade ağırlaştı.
“Aetharion, Namareth’ten ayrıldı. Fakat tek başına değildi.”
“Yanında kim vardı?”
Caelthar, salondaki kadim sembollere baktı.
“Annen.”
Eryndor’un nefesi kesildi.
“Elenara burada mıydı?”
“Buradaydı. Ve senden saklanan şeyin yalnızca kimliğin olmadığını biliyordu.”
Caelthar, kürsünün arkasındaki taş duvara yürüdü. Elini eski bir sembolün üzerine koydu.
Duvarın içinden bir mekanizma çalıştı.
Taşlar ağır ağır ayrılırken arkalarında karanlık bir merdiven ortaya çıktı.
Caelthar’ın sesi yankılandı.
“Babanın son sırrı aşağıda.”
Merdivenlerin sonunda küçük bir oda vardı.
Odanın ortasında, gümüş bir çemberin içinde duran siyah kristal bulunuyordu. Kristalin yüzeyi çatlaklarla doluydu. İçinden yayılan ışık, altın ve kırmızı arasında gidip geliyordu.
Eryndor yaklaşınca kristal titredi.
Bir görüntü belirdi.
Aetharion ve Elenara, odanın içinde yan yana duruyordu. Fakat bu kez yanlarında bebek yoktu.
Elenara’nın yüzünde korku vardı.
“Onu buldular,” dedi.
Aetharion kılıcını çekti.
“Hayır. Henüz değil.”
Görüntüdeki Aetharion, kristalin içinden sanki Eryndor’a bakıyordu.
“Eğer bu kaydı izliyorsan, bil ki seni korumak için yaptığımız her şeyin bir bedeli oldu.”
Elenara, gözlerini kapattı.
“Ve artık o bedel yalnızca bize ait değil.”
Görüntü değişti.
Bu kez karşılarında kırmızı gözlü, karanlık bir siluet vardı.
Aetharion’un sesi yükseldi.
“Sen Morgath değilsin.”
Siluet cevap verdi.
“Hayır.”
Bir anlık sessizlik.
“Ben onun uyanmasını sağlayan kişiyim.”
Kristal çatladı.
Görüntü söndü.
Odanın içi karanlığa gömüldü.
Eryndor geri çekildi.
Maerthion, güçlükle konuştu.
“Demek Morgath’ın dönüşü… tesadüf değil.”
Caelthar başını salladı.
“Ve onun uyanması, çok daha eski bir şeyin kapısını açtı.”
Eryndor, kırılmış kristale baktı.
“Öyleyse o şeyi bulacağız.”
Lyrielle yayını indirdi ama gözleri hâlâ karanlık merdivendeydi.
“Önce buradan sağ çıkalım.”
Tam o sırada yukarıdan bir çığlık duyuldu.
Ardından taş salonu sarsan bir darbe.
Caelthar kılıcını çekti.
“Bizi takip etmişler.”
Merdivenlerin başında karanlık bir sis birikmeye başladı.
Sis, taşların üzerinde ilerledi.
Ve içinden tanıdık bir ses yükseldi.
“Eryndor…”
Kırmızı gözler karanlığın içinde açıldı.
“Artık saklanmana gerek yok.”
Namareth’in kapıları kapandı.
Bölüm etkileşimi
