Silvaren Günlükleri Kadim Muhafızın Mirası kitap kapağı

12. bölüm / 13

12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi

Namareth’in taş duvarları geride kalırken hiçbiri konuşmuyordu.
Eryndor’un zihninde, mühür yeniden kurulduğunda duyduğu ses yankılanıyordu.
İlk yemin, son yemin değildir.
Bu sözlerin anlamını henüz bilmiyordu. Ancak Kadim Işık Ağacı’nın köklerinde bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordu. Göğsündeki madalyon, sanki uzaktan gelen bir çağrıya cevap verir gibi aralıklarla ısınıyordu.
Caelthar, grubun önünde ilerliyordu. Namareth’ten ayrıldıklarından beri yüzündeki ifade değişmemişti.
Lyrielle sessizliğini bozdu.
“Bize hâlâ anlatmadığın şeyler var.”
Caelthar durdu.
“Var.”
“Babamla ilgili.”
“Evet.”
Lyrielle’nin eli yayının kabzasına gitti.
“Öyleyse anlat.”
Caelthar bir süre onun gözlerine baktı. Ardından yolun kenarındaki kayaya oturdu.
“Babanın adı Arvandor’du. Gümüş Yay’ın en genç baş muhafızlarından biri olarak seçilmişti. Ama onu diğerlerinden ayıran şey, yalnızca yeteneği değildi.”
Lyrielle’nin yüzü sertleşti.
“Ne olmuştu?”
“Bir gün, Kadim Işık Ağacı’nın köklerinden gelen bir çağrı duydu. O çağrıya cevap vermek için kuzeye gitti. Aetharion da onunla birlikteydi.”
Maerthion başını kaldırdı.
“Bu, tarihte anlatılanlardan önce olmalı.”
Caelthar başını salladı.
“Çok önce. Morgath’ın orduları henüz Silvaren’in sınırlarına dayanmamıştı.”
Lyrielle’nin sesi alçaldı.
“Babam geri döndü mü?”
Caelthar cevap vermeden önce uzun bir nefes aldı.
“Döndü. Ama eskisi gibi değildi.”
Lyrielle gözlerini kaçırdı. Sanki duyacağı şeyin kendisini inciteceğini biliyordu.
“Sonra?”
“Bana bir söz verdi. Gümüş Yay’ın yemini ne olursa olsun, seni koruyacağını söyledi. Ardından kuzeye tekrar gitti.”
“Ve bir daha dönmedi.”
Caelthar başını eğdi.
“Hayır.”
Lyrielle ayağa kalktı.
“Bunca yıl onun öldüğünü düşündüm. Sen ise bildiklerini sakladın.”
“Çünkü son gördüğümde bana bir şey söyledi.” Caelthar’ın sesi ağırlaştı. “Eğer bir gün kızım gerçeği öğrenirse, ona benim için değil, kendi seçimi için yaşamasını söyle.”
Lyrielle bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra arkasını döndü ve yürümeye başladı.
Eryndor onun peşinden gitmek istedi, fakat Maerthion kolunu tuttu.
“Bırak. Bazı yaralar, başkasının sözüyle kapanmaz.”
Öğleden sonra ormanın sınırına ulaştılar.
Ağaçların gövdeleri burada kararmış, yaprakları kurumuştu. Toprakta ince çatlaklar uzanıyor, çatlakların içinden siyah bir sıvı sızıyordu.
Eryndor diz çöktü.
“Bu ne?”
Maerthion, sıvıya yaklaşmadan inceledi.
“Kadim Işık Ağacı’nın özü.”
Eryndor başını kaldırdı.
“Bu mümkün değil. Ağacın özü altın renkte olur.”
“Olması gereken renk o.” Maerthion’un sesi titredi. “Ama bu, olması gereken hiçbir şeye benzemiyor.”
Caelthar kılıcını çekti.
“Burada kalmayacağız.”
Tam o sırada toprağın altından bir ses yükseldi.
Önce belli belirsiz bir uğultu…
Sonra bir fısıltı.
“Yemin…”
Eryndor’un madalyonu parladı.
Toprağın çatlakları boyunca altın ışık yayıldı. Ancak ışık, siyah sıvıya dokunduğunda söndü.
Maerthion geri çekildi.
“Eryndor! Dokunma!”
Fakat artık çok geçti.
Eryndor’un parmaklarından yayılan ışık, toprağın altındaki karanlığa ulaştı.
Ve dünya bir anlığına değişti.
Eryndor kendisini uçsuz bucaksız bir ormanın ortasında buldu.
Buradaki ağaçlar, Silvaren’de gördüklerinden çok daha büyüktü. Gövdeleri gümüş, yaprakları altın rengindeydi. Gökyüzünde tek bir yıldız yoktu; onun yerine devasa bir ışık ağacı, bütün dünyayı aydınlatıyordu.
Ağacın önünde üç kişi duruyordu.
Biri Aetharion’du.
Diğeri Elenara.
Üçüncü kişi ise yüzünü gölgede saklayan, uzun siyah pelerinli bir yabancıydı.
Elenara, yabancıya doğru bir adım attı.
“Bu yolu açarsan, yalnızca Morgath’ı değil, hepimizi kaybedeceğiz.”
Yabancı cevap verdi.
“Bunu anlamak için çok geç kaldınız.”
Aetharion kılıcını çekti.
“Bizim anlaşmamız buydu. Ağacın gücü hiçbir hükümdara verilmeyecekti.”
Yabancı başını eğdi.
“Ben hükümdar değilim.”
Ardından elini kaldırdı.
Kadim Işık Ağacı’nın köklerinden siyah bir ışık yükseldi.
Eryndor, annesinin çığlığını duydu.
Aetharion yabancıya saldırdı.
Fakat kılıcı ona ulaşmadan önce karanlık, bütün ormanı yuttu.
Bir ses duyuldu.
“Babanın yemini seni korudu.”
Eryndor arkasını döndü.
Aynı gümüş gözlü siluet, karanlığın içinde duruyordu.
“Peki, seni kim koruyacak?”
Eryndor kılıcını kaldırdı.
“Kimse.”
Siluet başını hafifçe eğdi.
“İşte bu yüzden korkuyorum.”
Karanlık çöktü.
Eryndor kendine geldiğinde dizlerinin üzerine çökmüştü.
Lyrielle hemen yanına geldi.
“Ne oldu?”
Eryndor nefes almaya çalıştı.
“Annemle babamı gördüm.”
Maerthion’un yüzü değişti.
“Ne gördün?”
Eryndor, gördüğü sahneyi anlattı.
Caelthar’ın gözleri daraldı.
“Bu yabancı…”
“Onu tanıyor musun?” diye sordu Lyrielle.
Caelthar başını iki yana salladı.
“Hayır. Ama Aetharion’un kılıcını çektiği birini ilk kez görüyorum.”
Maerthion, Eryndor’un madalyonuna baktı.
“Bu bir anı değildi. Kadim mühür seni geçmişin içine çekti.”
“Peki, neden?”
Yaşlı elf cevap vermedi.
Çünkü o da bilmiyordu.
Tam o sırada ormanın derinliklerinden bir ışık yükseldi.
Altın ışık.
Silvaren’in bulunduğu yön.
Maerthion ayağa kalktı.
“Kadim Işık Ağacı bizi çağırıyor.”
Caelthar kılıcını kınına yerleştirdi.
“Öyleyse artık kaçamayız.”
Lyrielle, Eryndor’un yanına geçti.
“Bu kez birlikte gideceğiz.”
Eryndor başını salladı.
Fakat ormana son kez baktığında, ağaçların arasında bir gölge gördü.
Gölgenin elinde uzun bir asa vardı.
Ve yüzünde, Eryndor’un daha önce hiçbir yerde görmediği bir işaret bulunuyordu.
Gölge, yalnızca bir anlığına konuştu.
“Sonunda… Elenara’nın oğlu.”
Ardından kayboldu.
Silvaren Sarayı’nda Kral Tharion, Kadim Işık Ağacı’nın önünde duruyordu.
Ağacın gövdesindeki altın çizgiler solmuştu. Bazı dallar kurumuş, köklerin çevresindeki taşlar çatlamıştı.
Baş muhafız diz çöktü.
“Majesteleri, kuzeydeki mühür yeniden kuruldu. Ancak ağacın hastalığı ilerliyor.”
Tharion gözlerini kapattı.
“Demek ki Morgath’ın dönüşü yalnızca başlangıç.”
“Ne yapmamızı emredersiniz?”
Kral, ağacın gövdesine dokundu.
“Bütün sınır birliklerini hazır tutun. Fakat kimse Morgath’a saldırmayacak.”
Muhafız şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Majesteleri?”
Tharion’un sesi sertleşti.
“Ben kardeşimin mezarını açtırdım. Onunla konuşmadan bir savaş başlatmayacağım.”
Tam o sırada salonun kapıları açıldı.
İçeri giren elçinin yüzü solgundu.
“Majesteleri… Kuzeyden yeni bir haber geldi.”
Tharion döndü.
“Konuş.”
Elçi diz çöktü.
“Namareth’teki kadim mühür yeniden kuruldu. Ancak aynı anda… Kadim Işık Ağacı’nın köklerinden bir mühür daha kırıldı.”
Tharion’un bakışları ağaca döndü.
“Hangisi?”
Elçi başını kaldırdı.
“İlk Mühür.”
Kralın elindeki yüzük parladı.
Ve o anda, Silvaren’in çok altındaki karanlık bir odada, taş bir tabutun kapağı ağır ağır açıldı.
İçinden bir el uzandı.
Eski bir ses, yüzyıllardır ilk kez konuştu.
“Tharion…”
Bir nefes.
“Beni çok beklettin, kardeşim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…