Bölümler 13Şu an: 11. Bölüm — Kırılan Yemin
- 1 Birinci Bölüm: Yıldızların Fısıltısı677 kelime
- 2 İkinci Bölüm: Karanlığın İçindeki Ses510 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm: Kanın Hatırladığı787 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm: Gümüş Yayın Muhafızı667 kelime
- 5 Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol845 kelime
- 6 Altıncı Bölüm: Uyanışın Bedeli753 kelime
- 7 Yedinci Bölüm: Küllerin Ardındaki İz805 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm: Unutulmuşların Sesi939 kelime
- 9 9. Bölüm — Karanlığın Çağrısı811 kelime
- 10 10. Bölüm — Namareth’in Sessizliği1.017 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırılan Yemin875 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. Bölüm — Kadim Ağacın Gölgesi862 kelime
- 13 13. Bölüm — Son Miras1.135 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Namareth’in taş duvarları titredi.
Merdivenlerin başında biriken karanlık sis, canlı bir varlık gibi kıvrılarak salonun içine sızıyordu. Kırmızı gözler, sisin ardında açılıp kapanıyor; her hareketinde taşların üzerindeki kadim işaretler soluyordu.
Eryndor kılıcını kavradı.
“Bu şey de ne?”
Maerthion’un yüzü bembeyaz kesilmişti.
“Bir gölge değil. Gölge dediğimiz şeylerin kaynağına daha yakın.”
Caelthar, kılıcını iki eliyle tuttu.
“Onu durdurmak için kapıyı kapatmalıyız.”
Lyrielle merdivenlere baktı.
“Kapı mı? Bizi buraya kadar takip etti. Dışarıda da olabilirler.”
“Hayır,” dedi Caelthar. “Bu varlık kapının kendisini kullanıyor. Namareth’in altındaki mühür kırıldı. Onu yeniden bağlamazsak buradan çıkamayız.”
Eryndor, kristalin parçalarını hatırladı.
“Nasıl bağlayacağız?”
Caelthar’ın bakışları onun madalyonuna kaydı.
“Senin kanınla.”
Eryndor’un yüzü sertleşti.
“Bunu söyleyeceğini biliyordum.”
“Kanını dökmeni istemiyorum,” dedi Caelthar. “Mührü uyandırmanı istiyorum. Ama bunun için önce neyi koruduğunu anlamalısın.”
Karanlık sis, salonun girişinde yükseldi.
İçinden uzun, biçimsiz bir kol uzandı. Taş zemine dokunduğunda çatlaklar oluştu.
Lyrielle bir ok fırlattı.
Ok, sisin içinden geçti ve duvara saplandı.
“Fiziksel değil!” diye bağırdı.
Maerthion bastonunu kaldırdı. Bastonun ucundan yayılan mavi ışık, sisin hareketini bir anlığına yavaşlattı.
“Caelthar! Mühür nerede?”
“Alt salonda!”
“Öyleyse bizi oraya götür!”
Caelthar merdivenlere yöneldi.
Eryndor arkasından ilerlerken karanlık bir ses duydu.
“Eryndor…”
Bu ses, daha önce duyduğu fısıltılardan farklıydı.
“Babanın kaderini öğrenmek istiyorsun.”
Eryndor durdu.
Sis, duvarın üzerinden yükselerek ona doğru uzandı.
“Öyleyse neden onun gibi davranıyorsun?”
Eryndor’un gözlerinde altın ışık belirdi.
“Ben babam değilim.”
Kılıcını kaldırdı.
“Ve sen de onun düşmanı değilsin.”
Kılıcın ucundan yayılan ışık, sisin içindeki kırmızı gözleri bir anlığına ortaya çıkardı.
Yaratık geri çekildi.
Caelthar bağırdı:
“Eryndor! Burada kalırsan seni onun içine çeker!”
Eryndor merdivenlere koştu.
Alt salon, Namareth’in en eski bölümüydü.
Yuvarlak bir odanın ortasında, taş sütunlarla çevrili büyük bir mühür bulunuyordu. Mührün merkezinde iki kılıç birbirine çapraz biçimde yerleştirilmişti. Çevresindeki taşlarda, elfçe olmayan bir dilde yazılmış yüzlerce satır vardı.
Maerthion, yazıları görünce durdu.
“Bu dil…”
Caelthar ona döndü.
“Biliyor musun?”
“Bildiğimi sanıyordum.” Maerthion parmaklarını yazıların üzerinde gezdirdi. “Bunlar, elflerin tarihinden önceye ait.”
Eryndor, mührün ortasına baktı.
“Ne yapmam gerekiyor?”
Caelthar, odanın dört köşesindeki taşlara işaret etti.
“Dört muhafızın yemini burada birleşiyor. Ben kuzeyin muhafızıyım. Maerthion bilgiyi korur. Lyrielle, Gümüş Yay’ın yeminiyle burada bulunuyor.”
Lyrielle kaşlarını kaldırdı.
“Bunu bana kim söyledi?”
“Baban.”
Lyrielle’nin yüzü değişti.
“Babamın adını bile bilmiyorsun.”
Caelthar, gözlerini ondan kaçırdı.
“Biliyorum. Çünkü ben onunla birlikte savaştım.”
Bir an sessizlik oldu.
Lyrielle’nin sesi soğudu.
“Bunu neden bunca yıldır sakladın?”
Caelthar cevap vermedi.
Eryndor araya girdi.
“Sonra hesaplaşabilirsiniz. Önce buradan çıkmamız gerekiyor.”
Caelthar başını salladı.
“Dördüncü muhafız ise sensin, Eryndor.”
Eryndor mührün üzerine baktı.
“Ben hiçbir yemin etmedim.”
“Senin adına edildi.”
Maerthion, başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
Caelthar, mühür üzerindeki iki kılıcı gösterdi.
“Kadim Muhafızlar dört kişiden oluşmazdı. Dört yemin, tek bir iradeye bağlanırdı. Birinin kanı, diğerlerinin sözünü tamamlar. Aetharion, oğlunu korumak için son yemini değiştirdi.”
Eryndor’un madalyonu parladı.
“Babam ne yaptı?”
“Yeminin bir parçasını senden sakladı. Böylece seni bulduklarında mührü kullanamayacaklardı.”
Maerthion’un yüzü karardı.
“Bu yüzden kayıtlar silindi. Bu yüzden Aetharion’un adı tarihten çıkarıldı.”
Caelthar başını eğdi.
“Ve bu yüzden ben yeminimi bozdum.”
Lyrielle ona döndü.
“Nasıl?”
Caelthar kılıcını yere bıraktı.
“Namareth’in düşüşü sırasında Aetharion bana oğlunu bulmamı emretti. Fakat ben kaleyi terk etmedim. Onunla birlikte savaşmayı seçtim. Verdiğim sözü yerine getiremedim.”
Eryndor, Caelthar’ın gözlerindeki acıyı gördü.
“Babam sana kızmış mıydı?”
“Hayır.” Caelthar’ın sesi kırıldı. “Bana kızmaması, bu yükü daha ağır yaptı.”
O sırada üst salondan büyük bir gürültü duyuldu.
Mühür çatlamaya başladı.
Maerthion bağırdı:
“Artık vakit yok!”
Eryndor, mührün merkezine yürüdü.
“Bana ne yapmam gerektiğini söyleyin.”
Caelthar diz çöktü.
“Bir yemin et.”
Eryndor kılıcını kaldırdı.
“Ne yemini?”
“Kim olduğunu değil. Ne için savaşacağını söyle.”
Eryndor gözlerini kapattı.
Aklına annesinin yüzü geldi. Babasının kristaldeki görüntüsü. Lyrielle’nin savaşırkenki kararlılığı. Maerthion’un yıllarca taşıdığı sırlar. Caelthar’ın pişmanlığı.
Ve bütün bunların ortasında, kendi hayatını başkalarının kararlarıyla şekillendirmekten duyduğu öfke.
Kılıcını mühür üzerine bıraktı.
“Geçmişin yükünü taşımak için değil…”
Madalyonundan altın ışık yükseldi.
“Gerçeği bulmak için yemin ediyorum.”
Mühür parladı.
“Beni koruyanların adını unutmayacağım.”
Taş sütunlar sarsıldı.
“Benden saklanan hiçbir hakikati karanlığa terk etmeyeceğim.”
Kılıcın üzerindeki ışık büyüdü.
“Ve kendi irademle seçeceğim.”
Bir anda odanın içi altın ışığa boğuldu.
Mührün çatlakları kapandı.
Karanlık sis, üst salondan aşağıya doğru savruldu. Kırmızı gözler bir kez daha belirdi.
“Sen ne yaptığını bilmiyorsun…”
Eryndor kılıcını kaldırdı.
“Belki de ilk kez biliyorum.”
Işık, sisin içinden geçti.
Yaratığın biçimi dağıldı.
Ardından Namareth’in bütün duvarlarında aynı anda bir ses yankılandı.
“Yemin yeniden kuruldu.”
Sessizlik geri döndüğünde, alt salonun ortasında yeni bir sembol belirmişti.
Dört kılıç artık tek bir ağacın köklerini çevreliyordu.
Maerthion, sembole bakarak fısıldadı:
“Bu işaret… Kadim Işık Ağacı’nın ilk muhafızlarına ait.”
Eryndor kılıcını indirdi.
“Yani babamın koruduğu şey…”
“Bir sırdan çok daha fazlası,” dedi Maerthion. “Bir anlaşma. Belki de bir zamanlar bütün halkların yaptığı bir yemin.”
Caelthar, yerden kılıcını aldı.
“Ve o yemin bozulduğunda, dünya karanlığa teslim oldu.”
Lyrielle, Caelthar’a döndü.
“Babamı tanıyordun. Bana anlatacakların var.”
Caelthar başını eğdi.
“Evet. Ama burada değil.”
Eryndor, salonun tavanına baktı.
Namareth’in üzerinde, kırmızı ışık kaybolmuştu.
Fakat uzakta, kuzey dağlarının ardında başka bir ışık yükseliyordu.
Altın değil.
Gümüş de değil.
Siyahın içinden doğan, solgun bir ışık.
Maerthion onu gördüğünde bastonuna daha sıkı sarıldı.
“Hayır…”
Eryndor ona döndü.
“Ne oldu?”
Yaşlı elf, uzun süre cevap vermedi.
Sonunda konuştu.
“Kadim Işık Ağacı’nın kökleri…”
Sesi titredi.
“Bir zamanlar yalnızca yaşamı beslerdi.”
Gözlerini uzaklara dikti.
“Şimdi bir şey onları zehirliyor.”
Ve Namareth’in taş duvarlarında, Eryndor’un yeni yemininin altında, daha önce kimsenin görmediği bir yazı belirdi.
“İlk yemin, son yemin değildir.”
Bölüm etkileşimi
