Silvaren Günlükleri Kadim Muhafızın Mirası kitap kapağı

5. bölüm / 13

Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: Beşinci Bölüm: Kayıp Karakol

Ormanın sonuna vardıklarında güneş çoktan batmıştı.
Kuzeyin soğuk rüzgârı, ağaçların arasından geçerek yüzlerine çarpıyor; uzaktan gelen uğultu, gökyüzünde kopmak üzere olan bir fırtınanın habercisi gibi yankılanıyordu. Eryndor, önlerinde uzanan vadiye baktığında gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.
Karakolun bulunduğu tepe, sanki devasa bir el tarafından parçalanmıştı. Taş surların bir bölümü çökmüş, gözetleme kuleleri yerle bir olmuştu. Toprak, yanmış ağaçların külleriyle kaplıydı. Fakat tuhaf olan, hiçbir yerde savaşın izlerine rastlanmamasıydı.
Ne cesetler vardı ne de silahlar.
Sanki burada yaşayan herkes, bir anda dünyadan silinmişti.
Lyrielle atından indi. Yere çömelerek parmaklarını toprağa dokundurdu.
“Burası üç gün önce terk edilmiş olmalıydı,” dedi. “Ama gördüğüm izler daha eski.”
Eryndor yanına geldi.
“Ne kadar eski?”
Lyrielle parmaklarının arasındaki siyah tozu inceledi.
“Haftalar… Belki aylar.”
Maerthion asasını kaldırdı. Kristalin içindeki mavi ışık zayıfça titreşti.
“Burada zamanın akışı bozulmuş.”
Eryndor ona döndü.
“Bu mümkün mü?”
“Kadim büyüler söz konusu olduğunda, mümkün olmayan çok az şey vardır.”
Maerthion, karakolun merkezine doğru ilerledi. Eryndor ve Lyrielle onu takip etti.
Yıkıntıların arasında, yere gömülmüş büyük bir taş kapı bulunuyordu. Kapının yüzeyine işlenmiş semboller, Eryndor’un madalyonundaki işaretlerle aynıydı.
Lyrielle kapıyı gördüğü anda yayını kavradı.
“Bu yapı burada olmamalı.”
Maerthion başını salladı.
“Çünkü burası bir karakol değil.”
Eryndor taş kapının üzerindeki rünleri inceledi.
“Öyleyse nedir?”
Yaşlı elf bir süre sustu.
“Bir mühür.”
Tam o anda Eryndor’un madalyonu parlamaya başladı.
Taş kapının üzerindeki semboller birer birer aydınlandı. Ardından yerin derinliklerinden gelen bir ses duyuldu. Sanki yüzyıllardır uyuyan bir şey, ilk kez nefes alıyordu.
Lyrielle yayını kaldırdı.
“Maerthion, bizi buraya getiren şeyin ne olduğunu biliyor musun?”
Yaşlı elf asasını iki eliyle kavradı.
“Hayır. Ama ne olduğunu öğrenmek üzereyiz.”
Kapı ağır bir gürültüyle aralandı.
İçeriden soğuk bir hava yükseldi. Eryndor kılıcını çekerek karanlık merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Lyrielle hemen arkasındaydı. Maerthion ise son kez yıkılmış karakola baktıktan sonra onları takip etti.
Merdivenler, yerin derinliklerine doğru uzanıyordu.
Duvarlarda elfçe yazılmış yazıtlar vardı. Ancak bu yazı, Silvaren’de kullanılan dilden çok daha eskiydi. Maerthion birkaç kelimeyi okuyabildiğinde yüzündeki ifade değişti.
“Burada ne yazıyor?” diye sordu Eryndor.
Yaşlı elf elini taş duvara sürerek yazıtı takip etti.
“Kadim olan uyandığında… Mirasçı kendi kanıyla kapıyı açacak.”
Eryndor’un adımları yavaşladı.
“Yine benim kanım.”
Lyrielle ona baktı.
“Belki de bütün bunların seninle ilgili olmadığını düşünmek artık mümkün değildir.”
Eryndor cevap vermedi.
Merdivenlerin sonuna ulaştıklarında geniş bir salonla karşılaştılar. Salonun ortasında siyah taşlardan yapılmış bir sütun yükseliyordu. Sütunun üzerinde, iç içe geçmiş iki elf sembolü bulunuyordu. Birisi altın renginde parlıyor, diğeri ise karanlığın içinde kayboluyordu.
Maerthion’un nefesi kesildi.
“İki kardeşin mührü…”
Lyrielle kaşlarını çattı.
“Tharion ve Morgath.”
Eryndor sütuna yaklaştı.
“Burada ne saklanıyor?”
Maerthion cevap vermeden önce elini Eryndor’un omzuna koydu.
“Ne olursa olsun, ona dokunma.”
Ancak çok geçti.
Eryndor’un madalyonu sütunun üzerindeki sembolle birleşmiş gibi parladı. Altın ışık bütün salonu kapladı. Taş zeminde çatlaklar oluştu. Sütunun içinden bir görüntü yükselmeye başladı.
Bir savaş meydanı.
Gökyüzü karanlıktı. Elf orduları birbirine karşı durmuştu. Bir tarafta altın zırhlı Tharion, diğer tarafta siyah zırh kuşanmış Morgath vardı.
Fakat görüntüde beklenmedik bir şey yaşandı.
Morgath kılıcını kaldırmış, karşısındaki düşmana saldırmak üzereyken arkasından gelen bir ok omzuna saplandı.
Tharion’un ordusundan biri tarafından değil.
Karanlığın içinden çıkan başka bir elf tarafından.
Morgath sendeledi. Ardından başını kardeşine çevirdi.
“Tharion! Bunu sen mi yaptın?”
Tharion’un yüzünde dehşet vardı.
“Hayır! Morgath, ben değildim!”
Ancak savaş meydanındaki elfler çoktan kılıçlarını kaldırmıştı.
Morgath’ın gözlerinde öfke değil, derin bir hayal kırıklığı belirdi.
“Bunca yıl… Bana anlatılanların hepsi yalan mıydı?”
Görüntü aniden kesildi.
Salon karanlığa gömüldü.
Eryndor geri çekildi. Nefesi ağırlaşmıştı.
“Bu gördüğümüz… gerçek miydi?”
Maerthion’un yüzü solgundu.
“Bilmiyorum.”
Lyrielle ona sertçe döndü.
“Bilmiyor olamazsın. Bu sembolleri tanıyordun. Morgath’ın geçmişini biliyordun.”
Maerthion gözlerini kapattı.
“Bildiğim şeyler, gördüklerinizden çok daha az.”
Eryndor’un sesi soğudu.
“Artık yeter. Bana anlatmadığınız her şey, bizi bu karanlığın içine biraz daha sürüklüyor.”
Yaşlı elf başını kaldırdı.
“Bazı gerçekler öğrenildiğinde, onları taşıyan kişi artık eski hayatına dönemez.”
Eryndor madalyonunu avucunda sıktı.
“Benim eski hayatım çoktan sona erdi.”
Tam o anda salonun diğer ucundan bir ses duyuldu.
“Ne kadar dokunaklı…”
Üçü de aynı anda döndü.
Sütunun arkasındaki karanlıkta bir siluet belirdi. Siyah zırhı, etrafında dolaşan gölgelerle bütünleşmişti. Yüzü görünmüyordu. Ancak gözleri, karanlığın içinde yanan iki kızıl kıvılcım gibiydi.
Lyrielle okunu doğrulttu.
“Sen kimsin?”
Siluet hafifçe başını eğdi.
“Bu sorunun cevabı, sizin sandığınızdan çok daha eski.”
Maerthion asasını kaldırdı.
“Buraya nasıl girdin?”
Karanlık figür güldü.
“Ben hiçbir yere girmedim, yaşlı elf. Siz yalnızca benim bulunduğum yere geldiniz.”
Eryndor kılıcını kaldırdı.
“Bizi buraya neden çağırdın?”
Siluetin bakışları doğrudan Eryndor’a yöneldi.
“Çünkü artık gerçeği öğrenmeye hazırsın.”
Salonun ortasındaki sütun yeniden parlamaya başladı.
Bu kez görüntüde Morgath vardı.
Ancak yalnız değildi.
Yanında, yüzü karanlık bir miğferin ardında gizlenmiş başka biri duruyordu. Morgath ona diz çökmüş, elindeki kılıcı uzatıyordu.
Siluet konuştu.
“Bütün krallıklar bir hain aradı. Bütün tarihçiler bir suçlu yazdı. Ama hiçbiri asıl soruyu sormadı.”
Eryndor’un gözleri görüntüye kilitlendi.
“Ne sorusu?”
Karanlık figürün kızıl gözleri daha da parladı.
“Morgath gerçekten ihanete mi uğradı, yoksa ihaneti başlatan kişi çok daha eski bir düşman mıydı?”
Görüntü kayboldu.
Sütun çatlamaya başladı.
Maerthion bağırdı:
“Eryndor! Geri çekil!”
Fakat Eryndor’un madalyonu bir kez daha parladı.
Ve yerin derinliklerinden, Silvaren’in bütün temellerini sarsan bir ses yükseldi.
“Mirasçı bulundu.”
Karanlık figür başını eğdi.
“Sonunda…”
Ardından bütün salon siyah bir ışıkla doldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…