11. bölüm / 33
Ruhumun Kokusunu Duyuyor Musun?9. Bölüm
Bölümler 33Şu an: 9. Bölüm
- 1 Karakter Tanıtımı110 kelime
- 2 Giriş113 kelime
- 3 1. Bölüm1.677 kelime
- 4 2. Bölüm2.490 kelime
- 5 3. Bölüm626 kelime
- 6 4. Bölüm585 kelime
- 7 5. Bölüm475 kelime
- 8 6. Bölüm300 kelime
- 9 7. Bölüm1.047 kelime
- 10 8. Bölüm2.330 kelime
- 11 9. Bölüm1.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 10. Bölüm532 kelime
- 13 11. Bölüm1.121 kelime
- 14 12. Bölüm1.348 kelime
- 15 13. Bölüm1.346 kelime
- 16 14. Bölüm1.800 kelime
- 17 15. Bölüm1.286 kelime
- 18 16. Bölüm1.419 kelime
- 19 17. Bölüm1.677 kelime
- 20 18. Bölüm890 kelime
- 21 19. Bölüm911 kelime
- 22 20. Bölüm2.327 kelime
- 23 21. Bölüm1.224 kelime
- 24 22. Bölüm1.167 kelime
- 25 23. Bölüm792 kelime
- 26 24. Bölüm1.867 kelime
- 27 25. Bölüm1.011 kelime
- 28 26. Bölüm1.222 kelime
- 29 27. Bölüm2.914 kelime
- 30 28. Bölüm1.885 kelime
- 31 29 Bölüm1.034 kelime
- 32 30. Bölüm2.329 kelime
- 33 31. Bölüm802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ilgaz daha yola çıkmadan önce beni uyarmıştı: “Ormanda dikkatli ol. Eğer sis çökerse Limasların kokusunu hissedersin. Onlar masal değil, gerçek. Büyük, kemikli gövdeleri ve kanlı dişleriyle karanlığın içinde avlanırlar. Bir kez izini bulurlarsa, kaçmak neredeyse imkânsızdır.”
Sözleri zihnimde yankılanırken Limas’ın ağzından, iri dişlerinin arasından yanağıma düşen salyayı elimin tersiyle iğrenerek sildim. Olduğum konumdan kaçmam çok zordu. Korkuya kapılmadan kafamdaki sisleri dağıtıp acil bir hamle yapmam gerekiyordu; yoksa Limas’ın midesine güzel bir ziyafet olacaktım.
Hayvanın dikkatini dağıtmadan yavaşça belimde duran hançeri elime sıkıca kavradım. Derisi kalın ve pürüzlüydü, üzerinde eski yaraların izleri vardı. Büyük, kemikli burnu ile beni koklayarak üzerime doğru eğildiği anda hançeri kırmızı gözünün üzerine doğru savurdum. Canı yanan Limas acı içinde bağırarak kıvranmaya başladı. O an fırsatı yakaladım; hızlıca yuvarlanıp ayağa kalktım ve arkama bile bakmadan ormana doğru koşmaya başladım.
Ama Limas’ın adımları yeri sarsıyordu. Onun bir adımı benim on adımıma eş değerdi. Sislerin arasından koşmaya devam ettim, sonunda sırtımı bir ağaca dayadım. Hırıltılı sesi gitgide yaklaşıyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Belimdeki diğer hançeri elime alarak saldırı pozisyonu aldım.
Kulağıma doğru gelen sıcak nefesle tüylerim diken diken oldu. Kafamı çevirdiğimde mide bulandırıcı bir görüntüyle karşılaştım. Kırmızı gözüne sapladığım hançer gözünü parçalamıştı; gözünden akan kan her yere dağılmıştı. Artık bir gözü görmüyordu ama kokusuyla beni bulmaya çalışıyordu. Sessizce ağacın arkasına dolanıp ters istikamete doğru koşmaya başladım.
Tam o sırada sislerin arasından Leya’yı gördüm. Adımlarımı hızlandırıp ona doğru koşmaya başladım. Arkadan kopan çığlık ile omzumun üzerinden baktığımda, peşimden gelen Limas’ın gölgesi sisleri yarıyordu.
Ayağımın burkulmasıyla yüzüstü yere kapaklandım. “Kahretsin!” diye fısıldadım. Ellerimden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştığım anda sırtıma çarpan sıcak nefesle dona kaldım. Yolun sonuna gelmiş gibiydim. Sırtımda hissettiğim ıslaklıkla gözlerimi kapattım. Böyle ölmek istemiyordum. İleride biri ruhumu okuduğunda havalı bir ölüm anı görsün isterdim; bir canavara yem olduğum anı değil.
Tam kendimi ölüme hazırlıyordum ki, ormanı inleten bir çığlıkla sırtımdaki sıcak nefes bir anda uzaklaştı. Hızla doğrulup arkama döndüğümde gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Ilgaz, Limas’ın sırtına çıkmış ve hançerini derinlemesine saplamıştı. Hayvan acı içinde kendi etrafında dönüyor, koca gövdesiyle ağaçlara çarpıyordu.
Ilgaz hançeri çekip bir hamle daha yapacağı sırada, Limas gövdesini sertçe ağaca çarptı. Ilgaz dengesini kaybederek yere düştü.
Acı çeken hayvan bir hışımla bana döndü. Kaçmak için hamle yapacağım an, koluma giren iri dişlerle çığlık attım. Tenimden ayrılan dişler ile yere yığıldım. Acı bütün bedenimi kaplamıştı. Gözümü açıp koluma bakmaya cesaretim yoktu, ama oluk oluk akan kanı hissediyordum. Gözlerim puslanmaya başlamıştı. Kanın akışını durdurmak için elimle baskı yapmaya çalışıyordum.
Saniyeler içinde Ilgaz, Limas’a birkaç darbe daha indirdi. Limas, Ilgaz’ı göremiyordu fakat kokusunu alıyordu. Büyük burnu ile etrafı koklayarak nerede olduğunu kestirmeye çalışıyordu. Ilgaz’ın etrafında dönüyor, hırıltılı sesiyle ormanı dolduruyordu.
Ben ise kan kaybından bitkin düşerken, tek umudum Ilgaz’ın bu mücadeleyi kazanmasıydı. Onun geçmişte Limaslarla karşılaşmış olması, şimdi bu anı daha da anlamlı kılıyordu. O, benden biraz daha büyük olmanın verdiği tecrübeyle bu karanlık yaratıkla yüzleşiyordu. Ve ben, sislerin içinde kanla boğuşurken, onun varlığına tutunuyordum.
Limas’ın çığlıkları hâlâ ormanın derinliklerinde yankılanıyordu. Yanan bedeninin kokusu sisle birleşip boğucu bir hava yaratmıştı. Sırtımı bir ağaca yaslamış, nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum. Kolumdaki acı zihnimi bulandırıyor, düşüncelerim birbirine karışıyordu.
Bir an için sessizlik oldu. Sanki orman bile nefesini tutmuştu. Ama ardından hırıltılı bir ses, yaprakların arasından süzüldü. Limas yaklaşıyordu. Ağacın gövdesine daha çok yaslandım, elimdeki hançeri sıkıca kavradım. Eğer beni bulursa, tek şansım saldırmaktı.
Sislerin arasında gölgesini gördüm. Koca gövdesiyle ağır adımlar atıyordu. Derisi kalın, kaslı bacakları toprağı çatlatıyordu. Burnu havaya kalktı, kokumu almaya çalışıyordu. Nefesimi iyice tuttum, ciğerlerim yanıyordu.
Tam o sırada Leya’nın kişnemesi duyuldu. Atın sesi, Limas’ın dikkatini dağıtmıştı. Bu fırsatı kaçırmamalıydım. Sessizce ağacın arkasından ters istikamete doğru koşmaya başladım. Ayaklarımın altındaki dallar kırıldığında çıkan ses kalbimi durduracak gibiydi.
Bir süre sonra Leya’yı sislerin arasında gördüm. Adımlarımı hızlandırdım, ama arkamdan gelen uğultu beni takip ediyordu. Omzumun üzerinden baktığımda, Limas’ın gölgesi hâlâ peşimdeydi.
Ayağımın burkulmasıyla yere kapaklandım. Çığlık atmamaya çalıştım, ama acı bedenimi sardı. Ellerimden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştım. Tam o anda sırtıma çarpan sıcak nefesle donakaldım.
Gözlerimi kapattım. Ölümün soğuk yüzünü hissettim. Ama tam o anda, ormanı inleten bir çığlıkla sırtımdaki nefes uzaklaştı. Gözlerimi açtığımda Ilgaz’ı gördüm. Limas’ın sırtına çıkmış, hançerini derinlemesine saplamıştı. Hayvan acı içinde dönüyor, koca gövdesiyle ağaçlara çarpıyordu.
Ilgaz’ın hamleleri hızlıydı, ama Limas’ın gücü daha büyüktü. Bir anda Ilgaz’ı savurdu, yere düşürdü. Ben ise kolumdaki acıyla sendeleyerek yere oturdum. Çantamı açıp iksirleri döktüm, mor şişeyi işaret ettim. Ilgaz panikle talimatımı yerine getirdi.
Şişenin yakıcı etkisiyle kolumda acı dalgaları yükseldi. Dişlerimi sıkarak çığlığı bastırdım. Zihnimi uzaklara, ağaçların dallarına yönlendirdim. Acıyı hissetmemek için kendimi kandırıyordum.
“Bitti,” dedi Ilgaz. Gözlerindeki bakış beni şaşırttı. “Sen çok güçlü bir kadınsın. Her zaman güçlü kal.”
Omuzlarımdan tutarak beni ayağa kaldırdı. “Yola koyulmalıyız. Bir an önce köye varıp şifacıya kolunu göstermeliyiz.”
Ilgaz bir ıslık çaldı. Leya sislerin arasından çıkıp yanımıza geldi. Normalde kimseye itaat etmeyen Leya’nın Ilgaz’ın çağrısına koşması, durumumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyordu.
Ilgaz belimden tutarak ata binmeme yardımcı oldu. Ardından kendisi de arkamdan bindi. Sol kolum yaralıydı, dizginleri tutamazdım. Ama Ilgaz çoktan dizginleri eline almıştı.
Sislerin içinde ilerlerken orman sessizleşmişti. Yalnızca Leya’nın adımlarının yankısı ve geride bıraktığımız çığlıkların hayaleti vardı. Kaçışımız, ölümün gölgesinden kurtulmuş bir nefes gibiydi.
Ama biliyordum: bu sadece başlangıçtı.
*******
Üşüyordum… İçimdeki soğuk, bedenimin her zerresine işliyordu. Konuşmaya gücüm yoktu; dudaklarım kilitlenmiş, sesim boğazımda hapsolmuştu. Yalnızca kulağıma çarpan suyun hırçın uğultusunu duyabiliyordum. O ses, sanki beni içine çekiyor, derinlere sürüklüyordu.
Titriyordum. Üşümenin keskinliğiyle acının yakıcı ağırlığı birbirine karışmıştı. Kolumdaki ağrı dayanılmaz bir hâl almış, her nefeste daha da derinleşiyordu. Kendimi zorladım, bütün gücümü topladım, ama dudaklarımdan yalnızca bir fısıltı dökülebildi: “Üşüyorum…”
O an bir ses işittim. Yakın ama ulaşılmaz bir ses: “Üzgünüm…” diyordu. Tekrar tekrar, aynı kelimeyle yankılanıyordu zihnimde.
Su, bütün bedenime işliyor, damarlarımda buz gibi dolaşıyordu. Tepki veremiyor, hareket edemiyordum. Yalnızca üşümenin ve acının birbirine kenetlendiği o çaresizliği hissediyordum.
*********
Kolumda hissettiğim parmaklar ağır ağır tenimin üzerinde dolaşıyordu. Her dokunuş, içimde yeni bir yangın çıkarıyor, canımı yakıyordu. Tenimde gezinen her temasla birlikte dudaklarımdan istemsiz iniltiler dökülüyordu; acı, bedenimden taşarak sesime karışıyordu.
Kolum uyuşmaya başlamıştı. Sanki damarlarımda dolaşan her şey bir anda kesilmiş, bütün acı beynime yükselmişti. Kıvranıyordum, nefesim daralıyordu, gözlerim kararıyordu. Her dokunuş, zihnimde yankılanan bir çığlık gibiydi.
Acı dayanılmaz bir hâl alırken içimdeki çaresizlik büyüyordu. Bedenim titriyor, ruhum parçalanıyordu. O an, yalnızca acının ve üşümenin birleştiği bir boşlukta asılı kalmış gibiydim.
Tam o sırada bir ses duyuldu. Yakın ama ulaşılmaz bir ses, karanlığın içinden fısıldıyordu: “İyi olacaksın, Vera… Lütfen biraz daha dayan… Lütfen…”
Sözler, acının ortasında bir umut kıvılcımı gibi zihnime işledi. Ama bedenim hâlâ titriyor, ruhum hâlâ parçalanıyordu.
Bölüm etkileşimi
