31. bölüm / 33
Ruhumun Kokusunu Duyuyor Musun?29 Bölüm
Bölümler 33Şu an: 29 Bölüm
- 1 Karakter Tanıtımı110 kelime
- 2 Giriş113 kelime
- 3 1. Bölüm1.677 kelime
- 4 2. Bölüm2.490 kelime
- 5 3. Bölüm626 kelime
- 6 4. Bölüm585 kelime
- 7 5. Bölüm475 kelime
- 8 6. Bölüm300 kelime
- 9 7. Bölüm1.047 kelime
- 10 8. Bölüm2.330 kelime
- 11 9. Bölüm1.065 kelime
- 12 10. Bölüm532 kelime
- 13 11. Bölüm1.121 kelime
- 14 12. Bölüm1.348 kelime
- 15 13. Bölüm1.346 kelime
- 16 14. Bölüm1.800 kelime
- 17 15. Bölüm1.286 kelime
- 18 16. Bölüm1.419 kelime
- 19 17. Bölüm1.677 kelime
- 20 18. Bölüm890 kelime
- 21 19. Bölüm911 kelime
- 22 20. Bölüm2.327 kelime
- 23 21. Bölüm1.224 kelime
- 24 22. Bölüm1.167 kelime
- 25 23. Bölüm792 kelime
- 26 24. Bölüm1.867 kelime
- 27 25. Bölüm1.011 kelime
- 28 26. Bölüm1.222 kelime
- 29 27. Bölüm2.914 kelime
- 30 28. Bölüm1.885 kelime
- 31 29 Bölüm1.034 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 30. Bölüm2.329 kelime
- 33 31. Bölüm802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölümler yayında. Umarım beğenirsiniz; yorumlarınızı merakla bekliyorum. 😊
Ilgaz’ın Ağzından
Buraya gelişim çetrefilliydi. Öyle hissediyordum ki buradan gidişim de çok çetrefilli olacaktı. İlk başlarda bu kadar düşünmesem de şimdi geride bırakacağım insanlardan dolayı içim biraz buruktu. Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Bir kişinin daha hayatına girip o kişinin hayatını mahvetmek istemiyordum. Ama hayat bazen bize seçimi bırakmaz, bizim yerimize karar verir. Şah olmak istersin, hayat seni piyon yapar.
Her zaman bu dünyaya gelişimizin bir amacı olduğunu ve bunu iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünürdüm. Şu an tekrar dünyaya gelmiş olsam da bu amacın insanları üzmek, onların hayatında kötü bir iz bırakmak olduğunu hissediyorum. Benim cezam da bu olsa gerek: yakınlarıma zarar vermek. Ama bu sefer bunu yapmayacaktım. Kimsenin zarar görmesine izin vermeyecektim.
Babam gözlerimin önünde katledilmişti. O gün hâlâ gözlerimin önündedir. Küçüktüm, sekiz yaşındaydım. Köyümüzü askerler basmış, yağmalıyor ve insanları öldürüyorlardı. Babam evden çıkarken bana “Burada kal, sakın çıkma, saklan,” demişti. Evimizde hep neşe vardı, mutluyduk. Babamla birlikte kılıç kullanmayı öğrenmiştim. Bana kılıç kullanmayı öğretmiş, bunun benim kaderim olduğunu söylemişti. “Sen benim atmacamsın. Kılıç senin kaderin,” derdi. Küçük bir tahta kılıç yapmıştı, üzerine atmaca çizmişti. “Sen bir atmaca gibi her zaman güçlü ve zekisin,” derdi. Ben de “Teşekkür ederim babacığım,” diyerek ona sarılmıştım.
Babam bana kılıç tutuşunu, bileklerimi nasıl kullanmam gerektiğini, darbeleri nasıl karşılayıp nasıl hamle yapmam gerektiğini öğretirdi. “Her zaman düşmanının zayıf yönünü görmelisin,” derdi. Bana sorar, “Sence benim zayıf noktam neresi?” diye. Ben de düşünerek “Karnın,” derdim. O da gülümseyerek “Aferin oğlum,” derdi.
Ama gerçek kılıcı ilk defa sekiz yaşında elime aldım. Köyümüze baskın olmuştu. Her yer kan içindeydi. Babamı arıyordum, bağırıyordum ama duymuyordu. Cesetlerin arasında ilerlerken babamı gördüm. Bir adamla savaşıyordu. Adam manevrayla babamı yere düşürdü. Babamın kılıcı elinden savruldu. Adam kılıcı alıp babamın göğsüne sapladı. O an babamla göz göze geldim. Dudaklarında küçük bir tebessüm vardı.
Boğazıma bir düğüm oturdu. Ellerim titreyerek yerde duran kılıcı aldım. İlk defa gerçek bir kılıcı kullanarak şövalyenin sırtına sapladım. O gün ilk defa ellerim kanla tanıştı. Babam bana kılıcı oyun olarak öğretmişti ama aslında beni hazırlıyordu. Şövalye babamın üzerine yığıldı. Donakaldım. Bir anda bir el gözlerimi kapattı. Annemdi. Kokusu tanıdıktı. Bu anı görmemi istememişti ama görmüştüm. Babam gitmişti.
Omuzumda hissettiğim bir elle gerçeğe döndüm. “Hadi be oğlum, ne düşünüyorsun?” dedi Sefa. “Hiç… öyle dalmışım,” dedim. “Kaçırdın bütün konuşmaları,” dedi. “Ne anlatıyordunuz?” dedim. “Ya diyorum ki çok sıkıldık bu durumdan. Yavuz hocanın döndüğü yok, olan hiçbir şey yok. Boşuna kalkanlar çekmişiz gibi hissediyorum. Bir şey yapalım,” dedi. “Bence de,” dedi Asaf. “Bir parti mi düzenlesek? Hem herkesin modu düştü, okulun ruhu kalmadı.” “Bilmiyorum, şu anda ne kadar doğru olur,” dedim. “Hadi oğlum, sen de hiç eğlenmeyi bilmiyorsun. Tek bildiğin kılıç kullanmak,” dedi Hazar. Sefa bıkkın bir tavırla, “Kusura bakma abiciğim, senin gibi rahat olmadığındandır,” dedi. Hazar kinayeli bir sesle, “Sen de azıcık rahat olsan da eğlenmeyi bilsen,” dedi. “Tamam beyler, gerginlik çıkarmayın,” dedi Asaf. “Küçük bir eğlence herkesin enerjisini yerine getirecektir.” “Sen ne düşünüyorsun Ilgaz?” diye sordu. “Bilmem, olabilir. Son haftalarda herkes dalgın. Belki işe yarar,” dedim. “Bence işe yaramaz,” dedi Hazar. “Ama siz yine istiyorsanız yapın.” “Ben daha fazla buna katlanamayacağım, gidiyorum,” dedi Hazar ve kalktı.
Ben de kalktım. Odaya geldiğimde Vera’yla karşılaştım. “Senin burada ne işin var?” dedim. Tam o sırada Hazar geldi. “Ilgaz,” dedi. Sesi biraz değişikti. “Seninle bir şey konuşabilir miyiz?” “Tabii, bahçede konuşsak olur mu?” dedim.
“Olur,” dedi. Üzerinde bir gerginlik vardı. “Anlat bakalım, ne konuşacağız?” dedim. “Açıkçası konuya nasıl girsem bilmiyorum,” dedi. “Sorun yok, benden çıkmaz. Sana güveniyorum,” dedim. “Peki… sence birisi var diyelim, onunla konuşuyorsun ama demek istediğin şeyleri diyemiyorsun. Nasıl dersin?” dedi. “Konuştuğun kişi kız mı erkek mi?” dedim.
“Kız,” dedi gözlerini kaçırarak. “Ha, şimdi anladım seni,” dedim gülerek. “Oğlum, evirip çevirmeden direkt desene.” “Abiciğim, ben böyle şeyleri rahat konuşabilen biri değilim. Nasıl yapacağımı bilmiyorum.” “Tamam oğlum, derdinin devası bizde,” dedim. “Böyle gülüp durma. Daha çok geriyorsun,” dedi. “Tamam, tamam,” dedim yumuşak bir sesle. “Ne demekten kaçıyorsun?” “Şöyle ki… bir şey var ama ne olduğunu ben de bilemiyorum. Ortada bir şey var mı yok mu, onu anlayamıyorum. Bir şeyin olup olmadığını nasıl anlarım?”
“Önce kendinden anlarsın,” dedim. “Nasıl yani?” “Onunla konuşurken nasıl hissediyorsun? Ne yapıyorsun?” “Onunla konuşurken sanki ben ben değilim gibi oluyorum. Heyecanlanıyorum. Konuşmayı sevmeyen ben, onunlayken konuşmak istiyorum.” “Peki o ne yapıyor?” “O da konuşuyor. Ama arkadaşlarıyla iken çok konuşuyor, ben yanına geldiğimde daha az konuşuyor.” “Şöyle olabilir mi? Sen onunla konuşmak isterken o da tam tersi tepki veriyor olabilir. Kadınlar bazen hoşlandıkları insana, emin olmadıkları için tam tersi tepki verirler. Yani hoşlanıyordur ama emin olmadığı için senden kaçıyordur.”
“Olabilir… eğer duygularından eminsen, onun da duygularından emin olmasına izin ver,” dedi. “Ha, şimdi anladım,” dediğinde derin bir nefes aldım. “Hele şükür be koçum,” dedim gülerek. “Peki sen bunları nereden biliyorsun?” diye sordu. “Seninle konuşana kadar ben de bildiğimden emin değildim,” dedim. “Nasıl yani?” dedi, aklı karışmış gibi bakıyordu. “Bilmiyorum,” dedim.
O da derin bir nefes aldı. “O zaman sen de duygularından emin ol. Ve duygularından emin olduğun kişiye, onun da emin olup olmadığını sor. Bir bak bakalım,” dedi. Benim söylediğim lafı bana satıyordu. Küçük bir kahkaha attım. “Hadi hadi, artık yatalım, uyuyalım,” dedim.
Şu an odasında uyuyordu. Nereden geldiğini anlamamıştım. En son bana sinirliydi, benden kaçıyordu. Ama neden kaçtığını anlamıyordum. Vardır bir sebebi, yakında ortaya çıkar diye düşündüm. Hep kaçıyordu. Onu bunaltmak ya da üzerine gitmek istemiyordum. Çok dertliydi; yüzünden anlaşılıyordu. Çok düşünüyordu, gözlerinde görüyordum. Her zaman bir adım atmadan önce sonraki on adımı daha düşünüyordu. Ona yük olmak istemiyordum, aklını karıştırmak istemiyordum. Ama galiba ikimizin de aklı çoktan karışmıştı.
Odaya döndüğümde yavaşça kapıyı açıp içeri girdim. Uyuyordu. Yatağın üzerinde yatıyordu; kızıl saçları yastığa dökülmüştü. Çok masum görünüyordu ama yüzünde hâlâ hafif çatık bir ifade vardı. Onu bu denli rahatsız eden şey neydi? Onu bulacak ve rahatlatacaktım. Neyden kaçıyorsa, onu çok rahatsız ediyordu ve buna bir son vermeliydi. Her şeyi tek başına yapamazdı. Onu rahatsız eden şeyden bir an önce kurtaracaktım. Zaten bir sürü derdi vardı. Belki biraz olsun derdine derman olabilirdim.
Bugünkü olay da onu çok etkilemiş gibiydi. Hakikate ulaşmamız gitgide zorlaşıyordu. Kim, neden bilmiyorum ama sanki buraya bir tuzakla çekilmiş gibiydik. Bir türlü gerçeğe ulaşamıyorduk. Oysa gerçeğe ulaşmak bu kadar zor olmamalıydı. Vera’yı çok zorluyordu. Buraya geldiğimiz günden beri huzursuzdu. En azından kendi evinde olsaydı, bu kadar huzursuz olmazdı. Onu evine geri götürecektim. Gitmesi lazımdı.
Bölüm etkileşimi
