8. bölüm · Ruhumun Kokusunu Duyuyor Musun?
6. Bölüm
Ilgaz’ın Ağzından
Ağır adımlarla mezarlığın kapısını açtım. Kapı gıcırdayarak aralandı; sanki içeri girmemi istemiyor gibiydi. İçimde taşıdığım yük öylesine ağırdı ki, bir insan olarak artık gücüm kalmamıştı. Geri dönmek istesem de ayaklarım beni ileriye sürüklüyordu. Sonunda o mezarın başında durdum. Karşımda annem ve babamın mezarları vardı.
Annemin mezarının yanına çöktüm. Toprağını okşadım, parmaklarımın arasına aldım, kokladım. Nemli toprağın kokusu burnuma doldu, içimde bir sızı daha büyüdü. “Uzun zaman oldu anne…” dedim. Çok uzun zaman olmuştu. Zamanı saymayı bırakalı da bir o kadar. Taşların üzerinde yazılı isimlere gözlerim kaydı. Annemin mezarında Berce Eliyeva yazıyordu. Yanındaki taşta ise Ersoy Eliyeva. Gözlerim bu yazılarda dolaşırken içimde dinmek bilmeyen bir acı kabarıyordu.
“Uzun zaman oldu baba…” dedim. Soğuk bütün bedenimi sarmıştı ama ruhum hâlâ acı içinde çırpınıyordu. “Anne… baba… keşke gitmeseydiniz.” Sesim titriyordu. “Baba, keşke hâlâ saçlarımı okşayıp ‘oğlum’ dediğin günlere dönsek. Keşke hâlâ o küçük çocuk olsam, senin ellerinde büyüyen. Anne, keşke bana hâlâ ‘oğlum, Ilgazım’ diye seslensen o kadife sesinle…”
Toprağı okşarken gözlerim doldu. “Özür dilerim…” dedim. “Özür dilerim… onu yanınıza getiremedim. Onu koruyamadım.” Boğazıma bir yumru oturdu, nefesim kesildi. “Koruyamadım anne… koruyamadım.” Dizlerimin üzerine çöktüm, bu acı çok fazlaydı. Gözyaşlarım birer birer toprağa düşüyordu.
“Ve biliyor musun anne…” dedim, sesim titreyerek. “Onun bir mezarı bile yok. Tek bir mezarı bile yok.” İçimdeki boşluk daha da büyüdü. “Affet beni baba… mezarı bile yok.” İki mezarın arasına dizlerimin üzerine çöktüm, ellerimle toprağı kavradım. Ağlamaya başladım. Annem ve babamın mezarlarının ortasında, yağmurun altında, rüzgârın uğultusunda… Ne kadar ağladım bilmiyorum. Zaman durmuştu sanki. Epey bir süre geçmişti ama ben hâlâ oradaydım, hâlâ dizlerimin üzerinde, hâlâ gözyaşlarımın içinde.
Mezarlığın sessizliği, yağmurun damlaları ve taşların soğukluğu arasında yalnızca benim hıçkırıklarım yankılanıyordu. İçimdeki acı, mezar taşlarına çarpıp geri dönüyor, beni daha da derinden yaralıyordu. O an anladım ki, bu mezarlık sadece annemle babamın değil, benim de ruhumun mezarıydı.
