33. bölüm / 33
Ruhumun Kokusunu Duyuyor Musun?31. Bölüm
Bölümler 33Şu an: 31. Bölüm
- 1 Karakter Tanıtımı110 kelime
- 2 Giriş113 kelime
- 3 1. Bölüm1.677 kelime
- 4 2. Bölüm2.490 kelime
- 5 3. Bölüm626 kelime
- 6 4. Bölüm585 kelime
- 7 5. Bölüm475 kelime
- 8 6. Bölüm300 kelime
- 9 7. Bölüm1.047 kelime
- 10 8. Bölüm2.330 kelime
- 11 9. Bölüm1.065 kelime
- 12 10. Bölüm532 kelime
- 13 11. Bölüm1.121 kelime
- 14 12. Bölüm1.348 kelime
- 15 13. Bölüm1.346 kelime
- 16 14. Bölüm1.800 kelime
- 17 15. Bölüm1.286 kelime
- 18 16. Bölüm1.419 kelime
- 19 17. Bölüm1.677 kelime
- 20 18. Bölüm890 kelime
- 21 19. Bölüm911 kelime
- 22 20. Bölüm2.327 kelime
- 23 21. Bölüm1.224 kelime
- 24 22. Bölüm1.167 kelime
- 25 23. Bölüm792 kelime
- 26 24. Bölüm1.867 kelime
- 27 25. Bölüm1.011 kelime
- 28 26. Bölüm1.222 kelime
- 29 27. Bölüm2.914 kelime
- 30 28. Bölüm1.885 kelime
- 31 29 Bölüm1.034 kelime
- 32 30. Bölüm2.329 kelime
- 33 31. Bölüm802 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kısa bir bölüm oldu ama etkisi büyük… Umarım keyifle okursunuz🤭😽
Kılıcı önce sağa, sonra sola savuruyordum. Ilgaz’ın yaptığı hareketi taklit etmeye çalışıyordum ama kaçıncı denemem olduğunu bile hatırlamıyordum. Havanın soğukluğu, gece boyunca uyuyamamış olmam üzerimdeki gerginliği artırıyordu. Elim neye atsam havada kalıyordu; sanki oyalanıyordum. Yavuz’un bizden sakladığı kitabı düşünmeden edemiyordum. Neden gizlemişti? Kafamın içindeki sis bulutları dağılmak yerine daha da yoğunlaşıyordu.
Kılıcı sağa, sonra sola vurdum. Ani bir manevra yapmaya çalıştım ama çok zordu. O gün Ilgaz’ın yaptığı hareket aklımda kalmıştı; çok iyi kılıç kullanıyordu. Sağ, sol derken yine yere düştüm. Sinirle söylenmeye başladım: “Ben böyle işin…”
Yeniden denedim. “Yapacağım, yapacağım!” diyerek sağa, sola ve dönerek kılıcı savurdum. Küçükken kılıç kullanmayı öğrenmiştim, iyi de kullanırdım. Ama Ilgaz’ın yaptığı bu hareketi bir türlü yapamıyordum. Tam düşecekken gözlerimi kapattım. Çakılacakken belime sarılan bir el beni tuttu. Gözlerimi açtığımda Ilgaz’ın gözleriyle buluştum. Birkaç saniye öylece baktıktan sonra kendimi toparladım.
Elimdeki kılıca, sonra bana baktı. Uzaklaştığımda beni süzdü. Göz kırptı, “Ne yapıyorsun?” der gibiydi. “Bu saatte ne yapıyorsun?” dedi sonunda. “Uykum kaçtı,” dedim. “Sen de kılıç mı kullanayım dedin?” dedi dalga geçer gibi. “Evet. Canım sıkıldı, ben de sevdiğim şeylerden birini yapıyorum,” dedim. “Biraz daha çalışman lazım,” dedi. “Anlamadım?” dedim. “Hareketleri yavaş yapıyorsun,” dedi.
Kahretsin, görmüştü. Yer yarılsa içine girecektim. “Öylesine yapıyordum,” dedim. “Öylesine mi?” dedi, küçük bir kahkaha atarak.
“Bak,” dedi. “Bu teknik kolay değil. Önce sağ, sonra sol, sonra dön ve kılıcı geçir. Ama bunu yaparken ayakların ve ellerin aynı anda çalışmalı. Yoksa dengen kaybolur.”
Kendi kılıcını aldı, gösterdi. Sonra bana uzattı. “Şimdi dikkat et. Önce sağ ayağını öne at, sol yanını aç. Sonra sol bileğini kullanarak kılıcı sağa geçirirken gövdeni sola doğru döndür. Bu dönüşle birlikte kılıcı çapraz açıyla saplayacaksın. Ayakların ve ellerin aynı anda hareket etmezse düşersin.”
“Öyle mi?” dedim. Kılıcı daha sıkı kavradım. Ilgaz’ın dediğini yaptım. Önce sağ yaptım, sonra sola. Gövdemi döndürdüm. Kılıcım onun göğsünün altına geldiğinde küçük bir kahkaha attı, ellerini yukarı kaldırdı. “Ah, beni öldürdün,” dedi gülerek. “Ben seni öldürmedim ki… Sen zaten ölmüşsün,” dedim gülerek.
Ama yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. “Gerçekten bunu neden dedim ki?” diye düşündüm. “Biliyorum, sorun yok,” dedi. Aklımdan geçenleri okumuştu sanki.
Sonra yeniden kılıcı aldı. Birkaç kez daha savurdu. Ben de daha güçlü vurmaya çalışıyordum. Aramızdaki bu durum hoşuma gitmeye başlamıştı. “Şimdi kılıcı düşmanı iyi gözlemleyerek kullan. En zayıf yerini bulmaya çalış,” dedi.
Deniyordum ama bulamıyordum. O ise benimkini her seferinde buluyordu. “Tamam da… Sen benim zayıf yönümü buluyorsun da ben seninkini bulamıyorum,” dedim. “Demek ki düşmanın zayıflığı yok,” dedi kahkaha atarak. “Ha ha ha, çok komik. Her insanın zayıf yönü vardır,” dedim. “O zaman bul,” dedi kendinden emin bir şekilde.
Ama bulamıyordum. Kılıcı nereye götürsem hemen karşılık veriyordu. “Tamam, pes ediyorum,” dedim. “Bu kadar çabuk pes edeceğini sanmamıştım,” dedi üstten bir tavırla. “Hah hah, düşmanımızın zayıf yönü yoktu ondan,” dedim, onun lafını ona satarak.
Gülmüştü, hoşuna gitmişti bu tavrım. “Ah, bunu senden duymak ne kadar güzel, anlatamam,” dedi dalga geçerek. “Ben şimdi sana o sözleri yediririm,” dedim. “Şu an seninle uğraşamam,” dedi.
“Her zaman böyle kolay mı pes edersin?” dedi. “Her zaman böyle gıcık olmak zorunda mısın?” dedim. “Sana karşı evet,” dedi gülerek.
“Gıcık şey…” dedim Çok sinir olmaya başlamıştım. “Kılıçta değilsin ama zayıf yönlerin var. Yine de çok çabuk öğreniyorsun,” dedi. “Sağ ol, sağ ol ya,” dedim. “Ne demek… Her zaman,” dedi.
“Her zaman böyle gıcık mıydın yoksa şu an ekstra mı gıcık olmaya çalışıyorsun? Çünkü bunu başarıyorsun da,” dedim. “Bilmem… Belki sana özeldir bu tavrım,” dedi. “Eğer öyleyse hiç hoşuma gitmedi, haberin olsun,” dedim. “Kalbim kırıldı,” dedi. “Senin mi kalbin vardı ya?” dedim gülerek. “Hissettirdiğine göre varmış demek ki,” dedi.
O an duraksadım. O da söylediğini fark etmiş olacak ki, “Neyse,” dedi. “Var, varmış,” dedim biraz üstüne giderek.
“Demek ki bir şeyleri iyi yapmışız. Sen hiçbir şeyde değilsin, her zaman her şeyi yapıyorsun,” dedi. “Her zaman,” dedim diklenerek. “Evet,” dedi.
“Sana bir sır vereyim mi?” dedi. Kaşlarımı çattım. “Bana şimdi durup dururken ne sır vereceksin? Ver ama sırrın her zaman benimle kalır mı bilmem,” dedim. “Kalır, kalır,” dedi.
Kendinden nasıl bu kadar emin olabiliyordu? Gerçi ben de ondan emindim. “Daha neyi bekliyorsun?” dedim kendi kendime.
“Bir gün…” dedi ve duraksadı. “Bir gün gözlerimin ta içine bak. Ölüler ne için yaşarmış, o zaman anlarsın.” dedi kadife gibi bir sesle. “Bu ne demek şimdi? Anlamadım,” dedim. “Zamanı geldiğinde anlarsın,” dedi.
Gözlerini gökyüzüne dikmişti. Moldavit rengi gözlerine bakarken sanki izlediğimi biliyormuş gibi bana döndü: “Görüşürüz, Moldovit,” dedi. Şok içinde baka kalmıştım.
Ah, unutmamıştı… Ona “Moldavit” dediğimi hatırlıyordu. Yanımdan uzaklaştı. Gün ağarmaya başlamıştı. Onun gidişini izledim.
Ne demek istemişti? “Bir gün gözlerimin ta içine bak, o zaman anlarsın? Ölüler ne için yaşarmış…” demişti. Kalbimde oluşan hızla, “Hayır, hayır… Böyle bir şey yok. Bunun için demedi,” diye düşündüm. Ya da sakin ol… Eğer kastettiği şey hissettiğim şeyse, korkardım. “Bir gün gözlerime bak, o zaman anlarsın? Ölüler ne için yaşarmış…” Sözü kafamda dönüp durmaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
