12. bölüm / 33
Ruhumun Kokusunu Duyuyor Musun?10. Bölüm
Bölümler 33Şu an: 10. Bölüm
- 1 Karakter Tanıtımı110 kelime
- 2 Giriş113 kelime
- 3 1. Bölüm1.677 kelime
- 4 2. Bölüm2.490 kelime
- 5 3. Bölüm626 kelime
- 6 4. Bölüm585 kelime
- 7 5. Bölüm475 kelime
- 8 6. Bölüm300 kelime
- 9 7. Bölüm1.047 kelime
- 10 8. Bölüm2.330 kelime
- 11 9. Bölüm1.065 kelime
- 12 10. Bölüm532 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 11. Bölüm1.121 kelime
- 14 12. Bölüm1.348 kelime
- 15 13. Bölüm1.346 kelime
- 16 14. Bölüm1.800 kelime
- 17 15. Bölüm1.286 kelime
- 18 16. Bölüm1.419 kelime
- 19 17. Bölüm1.677 kelime
- 20 18. Bölüm890 kelime
- 21 19. Bölüm911 kelime
- 22 20. Bölüm2.327 kelime
- 23 21. Bölüm1.224 kelime
- 24 22. Bölüm1.167 kelime
- 25 23. Bölüm792 kelime
- 26 24. Bölüm1.867 kelime
- 27 25. Bölüm1.011 kelime
- 28 26. Bölüm1.222 kelime
- 29 27. Bölüm2.914 kelime
- 30 28. Bölüm1.885 kelime
- 31 29 Bölüm1.034 kelime
- 32 30. Bölüm2.329 kelime
- 33 31. Bölüm802 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ilgaz’ın Ağzından
Kollarım ağrımaya başlamıştı. Uzun süredir yoldaydık; her adımda gücüm biraz daha tükeniyor, Vera’yı tutarak ilerlemek bana ağır geliyordu. Nefesim kesiliyor, ciğerlerim daralıyordu. “Vera…” dedim, sesim titrek ve yorgundu. Ama o cevap vermedi. İçimde bir panik yükseldi. Acilen güvenli bir yerde durmalı, onun durumunu kontrol etmeliydim.
Hava şartları hiç iyi değildi. Gök gürlemeye başlamıştı; kulaklarıma dolan şiddetli ses kalbimi sıkıştırıyor, beni daha da telaşa sürüklüyordu. “Hadi Leya, daha hızlı kızım…” dedim. Atın kasları gerildi, adımlarını hızlandırdı. Büyük bir vadinin eteklerine vardığımızda, bir su akıntısının yanında durduk. Yavaşça attan indim, Vera’yı kucağıma alıp yere oturttum.
Leya da korkmuştu. Burnundan çıkan seslerle Vera’ya bakıyordu; gözlerinde endişe vardı. Bir hayvan bile olsa, duyguları vardı. Onun bu sessiz telaşı içimi daha da acıtıyordu. “İyi olacak…” dedim hem ona hem kendime. Bu ihtimale tutunmamız gerekiyordu. Daha yeni tanışmıştık, ama işte şimdi onun hayatı benim ellerimdeydi.
Vera’yı kucağıma yatırdım, alnını kontrol ettim. Yanıyordu. Ateşi çıkmıştı. Bu gidişle hiç iyi olmayacaktı. “Vera… Vera…” diye kaç kez seslendim bilmiyorum. Ama cevap vermiyordu. Bir şeyler yapmam lazımdı. O an annemin, ben küçükken ateşim çıktığında yaptıkları gözümün önüne geldi.
Hızla kalktım, Vera’nın çantasını karıştırdım. İçinden bir şal buldum. Hançerimle kestim, kumaş parçasını hazırladım. Yaralı kolunu sıkıca sardım. Baygın bedenini kucağıma alarak suyun kenarına ilerledim. Ayaklarım suya girerken ürperdim; soğuk su bütün bedenimi sarıyordu. Göğsüme kadar ilerledim. Vera’yı yavaşça suya daldırdım.
Titremeye başlamıştı. O güçlü kadın gitmiş, yerine bitkin, solgun bir kadın gelmişti. Hepsi benim yüzümdendi. Dokunduğum her yeri yakıyordum. Yavaş yavaş suyun etkisiyle kendine gelir gibi oldu. “Vera…” dedim, panikle tekrarlıyordum. İsmi dudaklarımdan şiir gibi dökülüyordu.
“Üşüyorum…” diye sayıkladı. Şükürler olsun, en azından konuşmuştu. Kolunu suya temas ettirmemek için ayrı bir çaba harcıyordum. Bir süre suyun içinde kaldıktan sonra ağır adımlarla sudan çıktık. Kıyafetlerimiz ıslaktı, bu da beni daha da zorladı. Dizlerimin üzerine çöktüm, dermanım kalmamıştı. Vera’yı yere yatırdım. Çantasından birkaç krem çıkardım. Yaralı kolundaki bezi açtım, yavaş hareketlerle kremi sürdüm. Yarası çok derindi. Diş izleri derin görünüyordu.
Her krem sürüşümde canı yanıyordu. Dudaklarından iniltiler dökülüyor, titriyordu. Yavaşça bez parçasıyla kolunu sardım. Yağmur yeniden başlamıştı. Pelerini sıkıca üzerine örttüm. Onu kucağıma alarak bir ağacın gövdesine oturttum. Ormanın içinden topladığım birkaç çalıyla ateş yaktım. En azından biraz ısınmalıydı.
Etraftan bulduğum uzun dalları sağlı sollu birleştirip bezle bağladım. Yağmurun bize ulaşmasını engelleyen bir siper yaptım. Leya dışarıda kalmıştı. Onun üzerine de bir pelerin örttüm. Hemen yanımıza geldi, yere kıvrılarak Vera’nın bitkin hâlini izledi. Endişesi gözlerinden okunuyordu.
Vera ara ara sayıkladı. Ateşini sürekli kontrol ediyordum. Yağmur şiddetini artırmıştı. Ateş sönecek diye korkuyordum. Ormandan topladığım çalıları ateşe atıyor, sabaha kadar onun sönmemesi için uğraşıyordum.
Sabah ağırdı. Vera’nın ateşi düşmüştü. Yağmur durmuş, yerini toprak kokusuna bırakmıştı. Kuşların cıvıltısı, dün yaşadığımız felakete inat, sanki başka bir dünyadan geliyordu. Hızla kalktım, Vera’yı kucağıma aldım. Leya da hareketlenmişti. Vera’yı yavaşça atın üzerine koydum. Ardından ben de bindim. Vera önümdeydi. Bir elimle belinden tutuyor, diğer elimle dizginlere sarılıyordum.
Uzun vadide hızla ilerliyorduk. “Daha hızlı kızım… daha hızlı Leya…” dedim. Atın kasları gerildi, adımları hızlandı. İçimde hâlâ korku vardı. Vera’nın nefesi zayıftı, ama yaşıyordu. Onu korumak için ne gerekiyorsa yapacaktım.
Vadinin derinliklerinde ilerlerken gökyüzü hâlâ griydi. Yağmurun izleri toprağa sinmişti. Her adımda çamur sıçrıyor, ayaklarımızın altında eziliyordu. Ama içimde bir umut vardı. Dün geceyi atlatmıştık. Belki bundan sonra daha güçlü olacaktık.
Bölüm etkileşimi
