Rehin [SKZ] kitap kapağı

29. bölüm / 30

Rehin [SKZ]

🩸FİNAL~Part1🩸

Vaveyla Yazarı: Gece Kuşu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 🩸FİNAL~Part1🩸

Bangchan vazgeçmeyerek Jisung'un elindeki telefonu yeniden çekiştirdi.

"Ben yaparım."

Jisung telefonumu bırakmadı. Güçlü bir şekilde kendisine çekti.

"Geri bas Doktor Bey. Teknoloji deyince, elektrik deyince insanın aklına benim geldiğimi öğrenemedin mi hâlâ? Boy boy da reklamlarım var yahu."

"Ben yaparım dedim. Söyle şuna bana versin Hwa Jin."

"Yah! Yapma sakın. Onu bana verdin bir kere!"

"Hayır Hwa Jin ben. Bana güvenmiyor musun?"

Gözüm bir Jisung'a bir Bangchan'a gidip geliyordu. En sonunda beni çıldırtmayı başardılar.

"Eeehhh! Yeter! Yeter tamam, yapmıyorum! Verin o telefonu bana! Yenisini alacağım. Yahu, verin dedim!"

Sağ elimi uzattım. Jisung Bangchan'a 'hıh' deyip trip atarak nazikçe telefonumu avucuma bıraktı. Bozulan telefonu aldığım gibi yanımdaki komodinin üzerine âdeta fırlattım.

Jeongin kahkahalarla gülmekle meşguldü. Hyunjin ve yanındaki Hyo Yoon ise hafif hafif tebessüm ediyordu. Hyo Yoon annemin oturduğu tekli koltuğun kolunun üzerinde oturuyordu ve annemin omuzlarına kollarını sarmıştı.

Hyunjin ile çıkmaya başlayan Hyo Yoon'un gerçekten bir filme konu olabilecek tanışmaları Jisung ve beni daha bir gaza getirdi. Yokluğumda Hyunjin ile imalı imalı konuşarak onu utandıran Jisung ile bir olduk. Ben hakkında daha çok şey bildiğim için daha çok sıkıştırıyor, Hyunjin de başını yerden kaldıramıyordu.

Onun bu tatlı ve şirin hâline hepimiz gülüyorduk. Annem ve babam bile.

Bu akşam Lee Know hariç herkes buradaydı. Odanın içi oldukça kalabalıktı. Lee Know'un anne babası bile buradaydı. Bu arada, onlar da çok can yakın harika insanlardı.

Lee Know ise Jake'in durumuna bakıp geleceğini söylemişti ancak bir türlü gelememişti.

Ah, bu arada evet! Yüzbaşı Felix ve o zor günlerde sırt sırta verdiğimiz silah arkadaşları da sürekli ziyaretime gelip gidiyorlardı. Jake iyiydi ancak çok fazla kırığı olduğu için her yeri alçılıydı ve o alçılar çıkana değin yatağa bağlıydı. Diğerleri de ufak tefek aldıkları yaraları tedavi ettirmişlerdi. Herkes gayet iyiydi.

Ölen tek bir kişi vardı. O da hain olup yaşamının son anlarında bize yardım eden Tae Ho'ydu.

Biraz sonra Lee Know kapıdan içeri adımını attı.

Lee Know'un babası ve benim babam gözleriyle birbiri ile anlaştılar. Hemen ardından ikisi de aynı anda ayağa kalkıp kollarını birbirlerinin omuzlarına attılar.

Lee Know içerideki herkese bakıp utangaç bir şekilde gülümsedi.

Çekiniyor gibiydi. Yumruk yaptığı elini çenesinin altına koyarak ayakta, olduğu yerde sağa sola sallanmaya başladı. Yüzünde muzip bir gülümseme vardı.

"Neler oluyor?"diye sordum.

"Hwa Jin... Ben... Biz... Sana tamamen süpriz olmasını istedik."

"Neyin?"

Lee Know başını sola çevirerek odada bulunan kalabalığa baktı. Utanmış olmalıydı. Biraz kızarıp şirin bir şekilde bana döndü. Yatağımın ucuna oturdu. Sağ elini cebine attı.

Oldukça heyecanlıydı ve sağ elini o cepten dışarı çıkaramıyordu. Bana da bakmıyordu. Rahatsız etmek istemedim. Neyse ki bir müddet sonra heyecanını biraz olsun yenmiş olacak ki gözlerini ona merakla bakan gözlerime çıkardı.

Gözlerimiz buluşunca gülümsedi. Dudaklarını birbirine bastırdı.

"Ah... Şey... Ben..."

Çıtını dahi çıkarmadan büyük bir sessizlikle Lee Know'u izleyen geniş ailemden ve Lee Know'un bu heyecanlı hâllerinden ne olduğunu tabii ki çakmıştım.

Yüzüm düştü. Hüzünlendim. Ama odadaki ailem ve Lee Know o kadar heyecanlı, o kadar mutlulardı ki onların mutluluğunu bozmaya hakkım olmadığını düşünerek güçlükle toparlanmaya çalıştım.

Yüzük çıkaracaksın bana değil mi Lee Know? Ama ben... Ben ne yapacağım?

Lee Know bendeki bu değişimi ve sessizliği fark etmiş olacak ki kaşlarını çattı. Gülen yüzü yavaş yavaş soldu. Sonra yüzüne tebessüm takındı ve başını çevirip odada bulunan aile üyelerimize baktı.

"Ah... Bunu nasıl söylerim bilemiyorum ama... Ama yalnız kalabilir miyiz? Bu şekilde çok utanıyoruz. İkimiz de."

Lee Know'un utanıyoruz yalanına odadakiler inanmış ve genç olanlar pişkin pişkin sırıtıp ayaklanmışlardı. Annelerimiz ve babalarımız ise kıkırdaşa kıkırdaşa bizi anlayışla karşılayıp odadan çıktılar.

Lee Know hâlâ kapıya bakıyordu. Herkesin çıktığından emin olduktan sonra başını yeniden bana çevirdi.

Cebindeki elini çekti. Sağ elimi ellerinin arasına aldı.

"Sorun ne Hwa Jin? Sen iyi misin?"

Bana baktığı zaman iyi ya da kötü olduğumu anlayabiliyordu. O kadar düşünceliydi ki onun gibi birini karşıma çıkardığı için bir kere daha Allah'a şükrettim.

Yutkundum.

Gözlerimi güzel gözlerinden kaçırdım. O gözlere bakarak asla bunları söyleyemezdim çünkü. Soğuk kanlı olmam gerekiyordu.

"Lee Know... Ne yapmak istediğini, istediğinizi çok iyi anladım. Ama... Ama bunu yapmak istemiyorum."

Lee Know biraz daha ileriye kaydı. Sol eli elimi sıkıca tutup baş parmağıyla parmaklarımı okşarken sağ elini yüzüme çıkardı. Yanağımı avuçladı. Sıcacık avuç içini yanağımda hissedince kalbim titredi. Gözlerimi yummamak için kendimi zor tuttum.

"Bana bak Hwa Jin. Lütfen, yüzüme bak. İşte böyle."

Parmaklarıyla çenemden tutup nazikçe başımı kaldırınca ve bana öyle bir ricâda bulununca tabii ki de geri çeviremedim. Yüzüne baktım.

Çenemdeki parmakları yeniden yanağıma yerleşti. Baş parmağıyla yanağımı okşamaya başladı.

"Lütfen daha açık konuş. Neyden korkuyorsun?"

Korkumu açık açık görmüş. Kesin neyden korktuğumu da biliyordur ama benim ağzımdan duymak istiyordur.

O an burun direğim sızladı. Dudaklarım titremeye başladı. Dolmaya başlayan gözlerimle fazla bekletmeden gözlerinin içine baktım. Sesim de titremişti. O titreyen ve âdeta fısıldarcasına çıkan kısık sesle tek bir kelime söyledim.

"Ölmekten."

Sonra daha fazla kendimi tutamadım ve ağzımdan bir hıçkırık kaçırdım. Hıçkırığın verdiği hafif sarsılma bile kurşunun olduğu yeri fena derecede acıttı.

Gözlerimden yaşlar bir bir boşalmaya başladı.

Lee Know'un da gözleri dolmuştu.

Bir keresinde... Çok bunaldığım için hemşireden ricâ edip tuvalete kalkmıştım. Hemşire makine ile bağlı olduğum kabloyu ustalıkla çıkarmıştı. Kalp ritmim değiştiğinde anında belirten bu makineyle âdeta yapışık yaşıyorduk.

Yavaş yavaş odanın içinde bulunan lavaboya girip işimi hallettikten sonra beni kapının önünde bekleyen hemşireye biraz gezme ihtimalimin olup olmadığını sormuştum. Otura otura, yata yata sırtımda cidden yaralar oluşmaya başlamıştı. Başta kabul etmek istemedi. Ama sonra tekerlekli sandalye şartıyla kabul etti.

Tekerlekli sandalyeye oturdum. Hemşire de arkama geçti. Kalabalık olsaydı eğer, birilerinin çarpma ihtimaline karşı yine çıkarmayacaktı. Ama saat gecenin ikisiydi. Kimsecikler yoktu.

Koridorda gezinirken Lee Know'un sesini duydum. Biraz sonra koridorun ucunda onu da gördüm. Danışma masasında Bangchan ile beraber önündeki doktora baktı. Bangchan, elindeki dosyayı sertçe danışma masasına bırakıp:

"Hayır!" diye bağırdı. Sesi titriyordu. Oldukça sinirliydi. Kabullenmek istemiyor gibiydi.

"Hayır! Ona bir şey olmayacak! Buna asla müsaade etmeyeceğim!"

Bir anda ağlamaya başladı. Sesli sesli ağlıyordu. Koridoru onun ağlayış sesi dolduruyordu.

Aynı şekilde Lee Know da ağlıyordu. O da kendisini tutamamış ve yere çökerek sırtını duvara vermişti. Sessiz sessiz gözyaşı dökse de içinde kopan fırtınaları kalbim hissedebiliyordu.

Hemşire:

"Hwa Jin-sshi? Gidelim buradan,"dedi. Ama onu durdurdum.

"Hayır, lütfen duralım. Gitmek istemiyorum. Burada duralım."

Hemşire durdu. Sesini çıkarmadı. Boğazımda canımı yakan yumruyu göndermek için üst üste defalarca kez yutkundum. Sessiz sessiz gözyaşları akıtmaya başladım.

Bangchan'ın bağırdığı genç doktor da elinin tersiyle gözünden akan gözyaşlarını sildi. Sonra burnunu çekip elini Bangchan'ın omzuna attı.

"Üzgünüm Bangchan. Gerçekten çok üzgünüm. Sen kalp cerrahı değilsin. Ve kalp cerrahlarımızım hepsi kalbe zarar gelmeden o kurşunun alınmasının imkânı olmadığını söyledi. Biri bile ihtimal vermiyor."

Bangchan hüngür hüngür ağlamaya devam ederken bile iç çeke çeke itiraz etti.

"Tam olarak kalbinde değil. Kalbine çok yakın sadece. Ben genel cerrahım. İzin ver! İzin ver o kurşunu oradan alayım. Bu benim işim. Bu genel cerrahın işi."

"Buna izin veremem. Üstelik... Üstelik olmaz. Yapamazsın. İmkânı yok. Bu sana sadece daha çok üzüntü verir. Ameliyat masasında onu kaybedersen ömrün boyunca onu kurtaramadığın için kendini suçlarsın. Ama bu senin suçun değil. Vazgeç. Yaşayabildiği kadar yaşasın kız kardeşin."

"Saçma saçma konuşma! Onu ameliyat etmezsem ve ona yarın, birgün, hatta şu an bir şey olursa bile ben yine kendimi suçlayacağım. Onsuz yapamayız! Bak şu çocuğa hocam, bak!"

Bağırarak eliyle yere çökmüş Lee Know'u işaret etti. Yıkılmıştı sevdiğim adam.

"Görüyor musun onu? O çocuk Hwa Jin olmadan hiç yapamaz! Onunla güzel günler görecekler! Daha önlerinde çok güzel bir hayatları olacak. O giderse... Hayır hayır! Ona hiçbir şey olmayacak! Buna izin vermeyeceğim! Vermeyeceğim!"

Karşısındaki genç doktorun çağrı cihazından sesler gelmeye başlayınca bir cihaza baktı bir de Bangchan'a. Sonra dudakları titreyerek son sürat koştu.

Yalnız kalan Bangchan sesli ağlayışını sürdürdü. Danışma masasından çekildi. Dosyaları orada bıraktı. Kendisini Lee Know'un yanına bırakıp ona yerde sıkı sıkı sarıldı.

Lee Know'un omuzları sarsılıyordu. İç çekiyor, burun çekiyor, sessiz sessiz haykırıyordu. Normalde olsa çığlıklar atardı ama şu an atamıyordu ve sessiz olmaya çalıştığından daha garip sesler çıkıyordu.

Sesimi duymasın diye ellerimi ağzıma kapatmıştım. Ben de onunla aynı durumdaydım.

"Ona bir şey olmayacak Lee Know, güven bana. İzin vermeyeceğim... İzin vermeyeceğim... İzin vermeyeceğim..."

O da kollarını Bangchan'a doladı ve sesli sesli ağlamaya devam etti.

Onu böyle görmeye daha fazla dayanamadım.

Arkamdaki hemşirenin duyabileceği şekilde sessizce:

"Gidelim,"dedim.

Onun da ağladığını duyabiliyordum. Giderken... Son bir defa Lee Know'un bu can alıcı hâline baktım. Gözlerim onu göremese de kulaklarım sesini işitiyor ve içimi dağlamaya devam ediyordu.

...

"Hwa Jin-"

Sözünü keserek hızla araya girdim. Eğer şimdi konuşmazsam bir daha konuşamayacağımı biliyordum çünkü.

Ağlamaya devam ederken konuşmaya çalıştım. Sesim biraz tepkili ve yüksekti.

"Ya ölürsem Lee Know? -Ki öleceğim de. Sizi duydum. Seni gördüm. Kurtulmamım imkânsız olduğu söyleniyor. Peki neden hâlâ-... Neden hâlâ bunu yapıyorsun? Neden kendine bu kötülüğü yapıyorsun?! Bu yüzüğü taktığım zaman ne olacak? Yarın öleceğim belki. Kendini harab etmekten başka neye yarayacak bu? Eğer ben ölürsem gencecik yaşında harab olup gitmeni istemiyorum! İlklerini her daim ömrün boyunca beraber olacağın kişiye ver istiyorum! O yüzden ben... Ben... Çok özür dilerim. Kendimi ölüme hazırlamaya çalışırken yeterince zorlanıyorum zaten. Bir de teklifini kabul etmeye, sana bu kötülüğü yapmaya hazırlanamam. Yapamam, kaldıramam. Özür dilerim..."

Lee Know da ağlıyordu. Gözyaşları sessiz sessiz yanaklarından süzülüyordu. Söylediğim sözlerden sonra ağzı şaşkınlıkla aralandı. İtiraz etmek için hemen söze girdi. Kaşları hafif çatılmıştı.

"Neden bu kadar kolay vazgeçiyorsun Hwa Jin?! Sen benim tanıdığım en güçlü kızsın. Neden bunu da atlatabileceğine inanmıyorsun?"

"İnansam ne değişecek Lee Know?!"

"En azından şu an korkuların olmayacak ve yaşadığın her saniye mutlu olabileceksin!"

Daha çok ağladım. Bu ağlayışı bastırıp da konuşamadım. Elimi acıyan kalbimin üzerine götürdüm. Sonra... Sonra gerçekten çok güçlükle çıkardığım sesle:

"Ölmek istemiyorum." dedim. Âdeta yalvarıyordum. Lee Know bağırdı.

"Ölmeyeceksin!"

"Ailemi, arkadaşlarımı, seni bırakmak istemiyorum."

"Bırakmayacaksın!"

"Lee Know... Ben seni çok seviyorum. Çok bencilim ama... Ama ben... Sensiz yaşamayı istemediğim gibi, sensiz ölmek de istemiyorum. Öldüğüm takdirde sende açacağım yaralardan korkuyorum. Ömrün boyunca bir ölü gibi mutsuz, cansız yaşamanı istemiyorum."

"Hwa Jin sus! Sus yeter!"

Daha yüksek sesle bağırdı. Ellerini kendisine çekti. Yanaklarından ve gözlerinden akmakta olan gözyaşlarını sildi. Burnunu da çekip kızarmış ve küçülmüş olan güzel gözleriyle gözlerimin içine bakmaya devam etti. Sağ elimi kalbimin üzerinden çekti. Yeniden kendi ellerinin arasına aldı.

"Ben birçok ilkimi çoktan sende, seninle beraber yaşadım zaten. İlk defa kalbim seni görünce ritmini değiştirdi. Bana ilk defa, sevginin ne demek olduğunu sen gösterdin. İlklerimi saymaya kalksam içinden çıkamam. Şimdi de istiyorum. İlkim ve sonum sadece sen ol istiyorum. Evlenme teklifi ettiğim ilk ve son kişi, ilk öpücüğümü verdiğim ve ilk öpücüğünü alan ilk ve son kişi. İlk ve son sevdiğim kişi. Sadece sen... Başka kimseyi istemiyorum."

"Daha fazla konuşmak istemiyorum Lee Know. İkimizin de istekleri o kadar farklı ki."

"Farklı mı? Sen de benim istediklerimi istemiyor musun?"

Sustum. Çünkü istiyordum. Ama bu durumda olmazdı. Beni anlayamıyordu.

"İstiyorsun, biliyorum. Sadece öleceğine öyle odaklamışsın ki kendini... Tüm isteklerini sırf benim için göz ardı ediyorsun. Hayır Hwa Jin. Buna izin vermeyeceğim."

Yatağın ucunda biraz daha ileri gelerek bana iyice yaklaştı. Ellerini bu sefer iki yanağıma birden koydu. Gözlerimin içine bakıp gülümsedi.

"Korkma, çünkü ben buradayım. Eğer senin korktuğun şey olursa bile içini rahat tut. Çünkü seninle geçirdiğim güzel anıları hatırlayıp, o anıların güzelliğiyle beraber yaşayacağım. Kendimi harab etmeyeceğim. Mesleğim olan polisliğe kavuşup her gün yeni canlar kurtaracağım. Seni asla unutmayacağım ve sana kavuşacağım günü dört gözle bekleyeceğim. Ama güçlü ol. Yalvarıyorum sana, ölmeyi düşünmek yerine yaşama sıkı sıkı tutunacağını düşün. Seninle geçirebileceğimiz günleri düşün. Daha seninle bir sürü güzel anı biriktireceğiz biz. Kötü anılarımız olursa eğer, mesela bugünkü gibi, sevgimizle hemen üstesinden geleceğimizi ve o kötü anıyı da güzel bir anıya dönüştüreceğimizi düşün. Benim de yarın başıma ne geleceği belli değil Hwa Jin. Belki benim hiçbir sebebim yokken senden önce gideceğim bu dünyadan. Hwa Jin yalvarıyorum... İkimiz de yaşadığımız her saniye mutlu olalım lütfen. Öleceksek bile mutlu ölelim güzelim. Lütfen..."

Buruk bir şekilde gülümseyip yalvarıyordu. Ben de ona aynı şekilde gülümseyip başımı aşağı yukarı salladım.

"Tamam. Tamam, öyle yapalım."

Elleri hâlâ yanaklarımdaydı. Gülümsemesi yüzüne iyice yayıldı.

Bana doğru eğildi. Güzel güzel gülümseyip gözlerimin içine bakarken fısıldadı.

"O zaman hazır ol prenses. Senden alacaklı olduğum öpücüğümüz geliyor."

O böyle söyleyip dibime kadar girince kalbimden başlayan yoğun bir duygu tüm vücudumu kapladı. O kadar heyecanlandım ki, oracıkta öleceğimi hissettim.

"Lee Know... Öleceğim galiba."diye fısıldadım.

Nefeslerimiz birbirimizin yüzüne çarpıyordu. Lee Know alnını alnıma yasladı ve burnunu burnuma sürterken sözlerime kıkırdadı.

"Şşşşttt!"dedikten sonra da dudaklarını dudaklarıma kapattı.

Tüm vücuduma yayılan o yoğun duygu bu sefer yayıldığı bölgelerde patlamalara yol açtı.

Ne yapmam gerektiğini ve nasıl karşılık vermem gerektiğini dahi bilmiyordum. Bu adam... Beni gerçekten öldürüyordu. Hayatımda daha önce hissetmediğim, karmakarışık, nasıl tarif edebileceğimi bilemediğim bu hissi bana tattıran ilk kişi Lee Know'du.

İlkim ve sonum...

Benim biricik Lee Know'um...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18