14. bölüm · Rehin [SKZ]
14🩸Yüzüm Olmaz!
"Geç şöyle! Yürü!"
Beni tutup yere çökmemi sağlayan askerin yüzüne iğrenerek baktım.
"Bırak be!" diye bağırıp omzumdaki elini indirdim.
Ben ve Lee Know da rehinelerin arasına getirilerek yere çöktürüldük.
Hemen yanımda Lee Know vardı. Onunla yan yana çöktürülmüştük ve diğer rehinelerin tam karşısında, ters taraflarındaydık.
Jisung ile Bangchan yan yanaydı ve benim biraz uzağımdalardı ama Hyunjin hemen önümdeydi. Şaşkınca bize bakıyordu hepsi de.
Hyunjin gözlerimin içine bakıp ismimi söyledi.
"Hwa Jin..."
Ben de onun gözlerine baktım. Yüzüne bakıp güven vermek istercesine tebessüm ettim.
Bu esnada içlerinden birisi Lee Know'a vurmak üzere elini kaldırdı.
Lee Know anında hızla söze girdi. Hızlı hızlı kelimelerini sıralamaya başladı. Ayrıca kendisine vurulmasın diye geriye doğru eğilmişti.
"Yüz olmaz! Yüzüm olmaz! Yüzüm hariç istediğiniz yere vurun ama yüz katiyen olmaz! O bana lâzım!"
Yine de onu dinleyen olmadı. Karşısındaki asker daha zevk alıyormuş gibi inadına inadına yüzüne sert bir yumruk geçirdi.
Ona her vurulduğunda içimde fırtınalar koptu. Yüzümü buruşturdum. Gözlerimi yumdum. Ellerimi yumruk hâline getirip sıkabildiğim kadar sıktım.
Lee Know gözlerini yumdu. Dişlerinin arasından âdeta tıslayarak yavaş yavaş gözlerini açtı.
"Sana- yüzüm- olmaz- demiştim!"
Ona yumruğu geçiren pislik kahkaha atmaya başladı. Gerçekten... Bundan zevk alıyordu.
Rehinelerin hemen sol tarafında, benim de sağ çaprazımda kalan bir oda vardı. Oraya sıklıkla girip çıkıyorlardı. O odaya mutlaka bir şekilde girmeliydim. Mutlaka.
Lee Know'un gözleri beni buldu. Üzerimdeki bakışlarını hissedince ben de ona döndüm. Yüzüne bakınca içim sızım sızım sızladı.
Bana göz kırptı.
"Beni bu dağılan suratla da sevmeye devam edeceksin değil mi?"
Gülümsedim. Onu sinir edebilmek için yüzüme memnuniyetsiz bir ifade takınıp düşünüyormuş gibi yaptım.
"Hmmm, epey dağılmış. Biraz düşünmem lâzım."
"Gıcık!"
Benim gülümsemem yüzümde yayılınca o da gözlerini devirdi ve gülümsedi. Gülümserken canı yandı.
"Ah! Acımış ya." dedi ama daha çok gülümsemeye devam etti.
Ayaktaki askerler ve rehin tutulan insanlar bize şaşkınlıkla bakakaldı. Rütbeli olan, Lee Know'a vuran komutan:
"Siz nasıl bir manyaksınız?" diye sordu.
Lee Know dudaklarını büzdü.
"Vallahi ben de bunu düşünüyorum biliyor musunuz? Bizdeki manyaklık seviyesi bambaşka. Daha önce görmediğim türden. Bizi bilim insanlarının ellerine vermeliler. Bambaşka bir tür keşfederler."
Başını sağına yatırdı. Bana şirin şirin baktı.
"İki deli bir araya gelmemeliydik, güzelim."
Daha sonra kaşlarını havaya kaldırıp indirdi.
"Ama iyi ki de geldik."
Bu sefer utanarak gözlerimi kaçırdım. Yüzümdeki gülümseyişi hafiflettim. Aklımdakiler için gözüm bir kere daha odaya gitti.
Sonra kimseyi şüphelendirmemek için gözlerimi odadan çekip zar zor dizleri üzerinde duran Bangchan'a baktım.
Bana endişeyle bakıyordu. Jisung'un omzuna başını bıraktı.
Jisung başta şaşırsa da sonra bedenini hafifçe geri çekip Bangchan'ın başını omzuna daha iyi oturttu. Daha rahat edebilmesini sağladı.
Hâlâ gözleri benim üzerimdeydi.
Jisung ise bize özür dilermişçesine bakıyordu. Ona da hafif bir tebessüm edip içini rahatlatmak istedim.
"Demek sizin gibi manyakların işiydi ha! Askerlerimizi öldüren sizdiniz. Merak ediyorum, diğerlerine ne yaptınız? Yaşıyorlar ama taş kesmişler âdeta."
Eğlenerek cevap verdim.
"Çok kıymetli bir doktorun hazırlamış olduğu, çok kıymetli bir ilaç. Ölmediler ama ömürleri boyunca felç kalacaklar."
Aslında Bangchan başka bir ilaçla bu durumu düzeltebileceğini söylemişti ama umut görürlerse mutlaka bu kişiyi bulmak isteyecek ve ona ilacı yaptıracaklardı.
Büyük ihtimalle karşımızda tek dizini kırmış ve sürekli konuşup duran kişi en rütbeli komutandı. Oldukça gençti. Hep o konuşuyordu.
Eğer onu sinir edersem... Belki olabilirdi.
"Baksana! Yeni liderleri sen misin?" diye sordum.
Alay edercesine gülümsedi.
"Hah, lider mi? Komutan. Komutanları benim."
Lee Know'a başımı çevirip sesli sesli güldüm.
"Duydun mu Lee Know? Komutan oymuş."
Lee Know da ne yaptığımı anlamış gibi gülerek bana karşılık verdi.
Komutanları olan pisliğin yüzü şimdiden düşüverdi.
Lee Know gülerken söze girdi.
"Benim güzelim, en tepedekileri hedef almaya bayılıyor da. Seni de bir önceki komutanınız gibi kolayca öldürebileceğini hayal edip gülüyor şu an, eminim. Kolay yemsin çünkü."
"Bunu bana siz mi söylüyorsunuz? Kolay yem olan sizlersiniz çocuklar. Elimdesiniz. İstediğim an... Sizi yerim."
Yine gülmeye devam ettim.
"Lee Know, bak bak! Bir de korkunç görünmeye çalışıyor."
Askerin dişlerini sıkmaya başladığını gördüm.
Sağ gözü seyirmeye başladı.
Teslim olduk ama tabii ki Lee Know ile bir plan dahilinde teslim olduk.
O planın en büyük aşaması da gözümüze kestirdiğimiz o odaya birimizin girebilmesi.
Bunu yapabilirdim.
O komutanları olacak pislik bir anda bana uzandı ve saçlarımı çekerek başımı geriye yatırdı. Sadece yüzümü buruşturdum.
İşte... Planladığım hedefime adım adım yaklaşıyordum.
Bu adam saçlarıma uzanıp çekmeye başlayınca Hyunjin de Bangchan da aynı anda ismimle bağırdı.
"Hwa Jin!"
"Hwa Jin!"
İkisinin de yüzü oldukça endişeliydi. Bana doğru gelmek için hareket edince ikisini de başlarındaki adamlar tutmaya başladı.
Lee Know ne yapmaya çalıştığımı biliyordu ama yine de sakin kalamıyordu. Gülümseyişi tamamen solmuştu. Öldürücü bir öfkeyle bakmaya başlamıştı.
Götürülmeme müsaade etmeliydi ama dayanamadı sanırım. Dişlerini sıktı. Bir anda aslan kesildi.
"Bırak onu pislik! Dokunma ona! Bana gel, ne yapacaksan bana yap! Yah! Gücün kızlara mı yetiyor lan?! Gelsene!"
Asker başımın geri eğilmesiyle boynuma doğru yöneldi. Kulağıma iyice yaklaştı.
"Kes sesini. Aksi takdirde... Ne yapabileceğimi tahmin edebiliyorsun değil mi?"
Anca gücünüz buna yetiyor zaten. Ne kadar da alçakça? Tiksiniyorum.
Onun sözlerinden sonra sinirini iyice bozmak için gülüşümü daha çok artırdım. Çekilen saçlarımın acısı umurumda bile değildi.
Komutanları olacak pislik âdeta dişlerinin arasından tıslayarak;
"Bunu- sen- istedin!" dedi ve koluma uzandı. Beni kolumdan sıkıca tutarak ayağa kaldırdı.
Amacıma ulaşmıştım. Pek de zorlamadım onu ancak ben ayağa kaldırılıp onun tarafından götürülünce Bangchan, Hyunjin ve Lee Know iyice deliye döndü.
İsmimle alışveriş merkezini inletiyorlardı. Benim için korkuyorlardı. Özellikle Lee Know...
Götürülüyordum ve benim başım arkama dönüktü. Sürekli tanıdığım simalara bakıp duruyordum.
Lee Know'a baktım. Onun bana hep yaptığı gibi gülümseyip göz kırptım.
Bana güvenmeliydi.
Başarısız olma ihtimalimi düşünemiyordum ama ne olursa olsun, asla başarısız olmamalıydım.
Olmayacaktım!
Komutan, istediğim odanın kapısını açtı ve beni boş odanın içine âdeta fırlattı.
İçeride bekleyen 2 silahlı askere bağırarak emir verdi.
"Dışarı çıkın! Kapının önünde bekleyin!"
Askerler odadan çıktılar. O pislik kapıyı kapattı.
Odada deyimi yerindeyse hiçbir şey yoktu. Bir televizyon, koltuk, ısıtıcı. Sanırım güvenlikler için ayrılan bir odaydı. Duvarda güvenliklere ait bazı belgeler çerçeveliydi.
Düştüğüm yerde hızlı bir şekilde dizlerimin üzerine oturdum.
Arkadan ellerim bağlıydı.
Parmaklarımdan yardım alarak siyah botumun içine koyduğum küçük çakıyı çıkardım.
Hemen katlı olan küçük ve ince çakıyı açarak ellerimdeki ipi kesmeye başladım.
O pislik sırıtarak yavaş yavaş üzerime doğru gelmeye başladı.
Henüz ellerimi çözemediğim için ben de yerde geri geri gidiyordum.
"Ne oldu? Düştü yüzün. İş ciddiyete binince korktun mu? Az önce... Susmuş olsaydın belki de kurtulabilirdin ama şimdi imkânsız."
Sırtım duvarla buluştu.
O pislik de bana oldukça yaklaştı.
Dizlerini kırıp üzerime doğru eğildi.
Neyse ki ipleri tamamen kesmeyi başardım. Çakıyı sol elimde sabit bir şekilde tuttum.
Ona hiçbir şey belli ettirmeden bekledim. Hazırlıklıydım.
Sırıtan iğrenç yüzüyle yüzüme bakarken sağ elini kaldırıp yüzüme attı.
Tam zamanı olduğunu düşünerek yine oldukça hızlı bir şekilde sağ elimle onun sağ kolunu tutup çevirdim.
Hızla ayağa kalkıp onun arkasına geçtim ve sesini çıkarmasına müsaade etmeden başını tuttum. Büyük bir güç ve hızla başını çevirdim.
Boynundaki o kırılma sesi kulaklarıma dolunca titrek nefesimle rahat bir nefes verdim.
Ellerimi çektim. Bedeni yere yığıldı.
Gülümsedim.
Şimdi sıra 2.planda.
Artık kurtuluyoruz.
Çıkacağız bu lânet yerden.
...
